Bugün burada, ümmetin adeta iki öksüz ve yetimi konumunda zulüm, baskı ve soykırımla yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalan, kurtarılmak için tüm islam alemini desteğini bekleyen iki kanayan yaramızı konuşmak için toplandık.
Bunlardan birincisi hepimizin yakından bildiği ve yüreğimizi yakan Filistin, diğeri ise çoğumuzun yeterince haberinin olmadığı, yaşadığı zulmü anlatmanın dahi zor olduğu Doğu Türkistan coğrafyasıdır.
İslam ümmeti ve Müslümanlar için Filistin neyse Doğu Türkistan da o olmalıdır. Her iki coğrafyaya da İslam dünyasının ayrılmaz iki parçası ve iki kanayan yarası olarak bakılmalıdır. Bu mazlum coğrafyaları birbirinden ayrı düşünmek; birine destek verirken diğerini kendi haline bırakmak, İslam inancıyla asla bağdaşmaz.
Filistin ve Doğu Türkistan’ın ortak acısını, direnişini ve bizlere yüklediği sorumluluğu anlatmaya çalışacağım.
77 Yıllık Dinmeyen İşgal ve Direniş
Filistin, 1948 yılında siyonist İsrail tarafından işgal edildi. Aynı zamanda Doğu Türkistan da 1949 yılında komünist Çin rejimi tarafından işgal altına alındı. Bu iki mazlum coğrafya, tam 77 yıldır aralıksız bir şekilde işgale karşı direniyor. Özgürlüklerine kavuşmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyor; zulme, baskıya ve işgalci güçlere asla boyun eğmeden varlık mücadelesi sürdürüyor.
Sessiz Soykırım: ve Doğu Türkistan’daki Medya Ambargosu:
Gazze’de veya Filistin’de bir olay yaşandığında, dünya medyası ve canlı yayınlar sayesinde gelişmelerden anında haberdar olabiliyoruz. Ancak Doğu Türkistan’da her şey son derece sinsi ve kapalı kapılar ardında yürütülüyor. Çin komünist rejimi büyük bir soykırım uyguluyor; fakat ne yazık ki dünya toplumlarının bundan haberi olamıyor.
Çünkü Doğu Türkistan’da basın ve medya özgürlüğü yoktur. Müslüman halk, uğradığı zulmü dünyaya anlatamadığı gibi, kendi aralarında konuşmaları dahi yasaklanmıştır. Yaşananları komşusuna söylemek bile suç sayılmakta; insanlar "devlet sırrını ifşa etmek" bahanesi ile hapse atılmaktadır.
Bölgedeki tüm yayın organları Çin Komünist Partisi’nin propagandasını yapmakla yükümlüdür. Basın mensupları özgür değildir; internet, sosyal medya ve tüm yazışmalar 7/24 sıkı bir denetim ve dijital tarama altındadır. Çin politikalarını eleştiren en ufak bir ifade, kişilerin anında tutuklanmasına ve zindanlara atılmasına sebep olmaktadır.
Bu sansür nedeniyle oradan sağlıklı bilgi almak son derece zordur. Ancak şu bir gerçektir ki; Çin, 2016 yılından bu yana 3 milyondan fazla Müslüman Uygur Türk’ünü toplama kamplarına ve hapishanelere kapatmış durumdadır. İnsanlar yıllardır akrabalarından haber alamamakta, telefonla dahi görüşememektedir.
Aksa Tufanı ve Gazze’nin İman Dolu Direnişi
Diğer yanda Filistin halkı da özgürlüğü için tarihi bir mücadele veriyor. Aksa Tufanı’ndan bu yana, dünyanın büyük güçlerini arkasına alan İsrail’in barbarca saldırılarına karşı kısıtlı imkânlarıyla direnmeye devam ediyorlar.
Savaş malzemeleri son derece sınırlı olmasına rağmen boyun eğmediler, yurtlarını terk etmediler. Kaçmak yerine canlarını feda ederek şehit olmayı seçtiler. Bu duruş, tüm Müslümanlar için imanın ve izzetin sembolü olmuştur. Paramparça olmuş İslam dünyasına örnek teşkil etmiş ve ümmeti yeniden birleşmeye çağırmıştır.
Bizler bu süreçte çok net iki şey öğrendik:
- Tüm dünya Müslümanlarının vakit kaybetmeden birlik olmaya ihtiyacı vardır.
- Zalimler ne kadar güçlü ve gelişmiş silahlara sahip olursa olsun, Müslümanların imanlı direnişini ve azmini asla kıramazlar. Yeter ki Müslümanlar kenetlensin, sabır ve dirayet göstersin.
Zalimlerin Ortak Metodu: Toprak Gaspı ve Nüfus Sürgünü
Zalimlerin zulmetme metodu tarihin her döneminde aynıdır:
İsrail, Filistin topraklarını gasp edip Müslümanları sürgün ederek yerlerine siyonist yerleşimcileri yerleştiriyor.
Çin rejimi de aynı yöntemle Doğu Türkistan topraklarına el koyarak milyonlarca Çinli göçmeni bölgeye yerleştiriyor. Çin haritasının iç bölgelerinden insanları Doğu Türkistan’a çekmek için bedava evler vaat ediyorlar, şirket kuranlara vergi muafiyeti sağlıyor ve bölgenin demografik yapısını değiştirmeye çalışıyor.
Fakat Gazzeli kardeşlerimiz sürgün edilmek yerine, öz topraklarını korumak adına şehadeti kucakladılar. Bu tutum bize şunu gösterdi: Müslümanlar ne pahasına olursa olsun vatanına ve değerlerine sahip çıktığında, düşman ne kadar güçlü görünürse görünsün galip gelemez.
İsrail, Gazze’de askeri ve ahlaki olarak mağlup olmuştur. Müslümanların direnişi İsrail’in yenilmezlik efsanesini yerle bir etmiştir. İsrail artık eski gücünde değildir.
Umut ve Dua
Bizler inanıyoruz ki; Filistin halkı da, Doğu Türkistan'lılarda birgün mutlaka özgürlüğüne kavuşacaktır.
Cenab-ı Allah bizlere; Özgür Mescid-i Aksa’da ve Kudüs’te, Doğu Türkistan’ın kalbi Kaşgar’daki İdgah Camii’nde omuz omuza namaz kılmayı nasip eylesin.
Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.