Yeni Siyonist-Haçlı projesi ve İslam aleminin durumu

Muhammed Eyüp

Küresel Haçlı-Yahudi sistemi, İslam alemine yönelik saldırılarını uzun bir zamandır sürdürüyor. Kökleri geçmiş yüzyıllara uzanan bu saldırılar, özellikle 19'uncu yüzyılın ardından geniş kapsamlı bir hal aldı. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte İslam topraklarının tamamı küfür güçleri arasında taksim edildi, ardından üzerlerinde küfür rejimleri kuruldu. Böylece İslam aleminin askeri işgali büyük ölçüde tamamlandı ve küresel Haçlı-Yahudi sistemi topraklarımıza egemen oldu.

Bu Haçlı-Siyonist proje ardından topraklarımıza kendisini siyasi, ahlaki, dini, eğitimsel, kültürel, sosyal, iktisadi ve benzeri her alanda dayattı. İslam aleminin, temelini İslamiyet'in tertemiz akide ve ilkeler bütününden alan, kendisine özgü anlayış ve yaşayış biçimleri parçalandı. Müslümanlar kendileri gibi değil kafirler gibi çalışmaya, düşünmeye, inanmaya ve yaşamaya başladılar. Siyasi sistemlerimizi kafirlerin istediği gibi kurduk. Kanunlarımızı küfür kanunlarına göre tanzim ettik. Zamanımızı kafirler gibi taksim ettik, mesai usullerimizi kafirlerin usulleriyle değiştirdik. Eğitim anlayışımızı ve okullarımızı kafirlere göre dizayn ettik. Kafirler gibi giyinmeye, onlar gibi yiyip içmeye başladık.

Akıl ve ibret sahibi bir kişi için bu yaşananların, tarihin başından bu yana, Allah azze ve celle'ye iman etmiş mümin toplulukların başına gelen en büyük musibetlerden biri olduğu açık. Birçok Müslüman düşünür, bugün yaşadıklarımızı geçmişte Haçlı ve Moğol istilalarında yaşananlarla kıyaslıyor. Bu gerçekten de üzerine tefekkür edilmesi gereken bir kıyas.

Tarihçi İbnu'l Esir, meşhur eseri "El Kamil fi't Tarih"te Moğol istilasından şu sözlerle bahsediyor:

"Anlatacağım olaylar o kadar korkunç ki, yıllar boyunca bunları ima etmekten bile kaçındım. İslamiyet'in ve Müslümanların üzerine ölümün çöktüğünü söylemek kolay değil. Ah! Annem keşke beni doğurmamış olsaydı veya keşke bütün bu felaketlere tanık olmadan önce ölseydim. Eğer size bir gün, Allah'ın Adem'i yarattığı günden beri dünyanın böylesine bir afet görmediği söylenirse, buna tereddütsüz inanın, çünkü kesin gerçek böyledir. Tarihin en ünlü dramlarının arasında, genelde İsrailoğullarının Nebukadnezar tarafından katli ve Kudüs'ün yakılması zikredilir. Fakat bu, yakınlarda meydana gelenin yanında hiçtir. Hayır, zamanın sonuna kadar herhalde bu çapta bir felaket bir daha görülmeyecektir."

Şayet İbnu'l Esir günümüzde yaşananları görmüş olsaydı, "zamanın sonuna kadar Moğol istilası gibi bir felaket görülmeyeceği" tahlilinin ne kadar hafif kaldığını itiraf ederdi. Zira bugünkü halimiz maalesef Moğol istilası dönemini aratır bir hal.

İslam alemine yönelik Haçlı-Siyonist işgalinin kalıcı hale gelmesindeki en büyük etkenlerden birisi de şüphesiz, coğrafyamızın kalbinde Siyonist işgalci devletin tesis edilmesiydi. İlk olarak 1700'lerde başlayan Siyonist hamleler zamanla Filistin'e yönelik bir Yahudi göçüne, ayrıca bölgede işgalin temellerini atacak olan kurumların tesis edilmesine dönüştü. 1800'lerle birlikte hızlanan bu sürecin ardından İngilizler, işgal ettikleri Filistin'de Yahudilere bir devlet kurma sözü verdiler. Bu sözün verildiği 1917 yılıyla beraber Yahudi devletçiğinin kurulma süreci hızlandı. Nihayetinde 1948 yılında bu devlet tesis edildi ve küresel küfür sisteminin temelindeki yerini aldı. Artık, 1700'lerden itibaren oluşmakta olan küresel küfür sistemi içerisindeki Yahudi-Siyonist kesimlerin de doğrudan bir devleti vardı. Elbette bunlar, İsrail'in dışında ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya gibi birçok farklı devlet içerisinde de Siyonist şebekeler kurarak bu devletleri kendilerine bağlamışlardı.

Siyonist işgal devletinin kurulmasının ardından Haçlı-Siyonist istila hız kazandı. Özellikle 1960'ların sonlarından itibaren İsrail ve ABD arasındaki ilişkiler zaman içerisinde güçlendi. ABD'nin İslam alemine yönelik artan müdahalelerinde temelde hep bu ilişki vardı.

Küresel küfür sistemi, İslam beldelerine yönelik işgaline her zaman karşısına dikilen büyük bir düşman buldu: İslami uyanış... Osmanlı Devleti'nin Haçlı-Siyonist saldırıları sebebiyle yıkılmaya yüz tuttuğu süreçte birçok farklı coğrafyada bir kurtuluş ümidi olarak ortaya çıkan İslami uyanış ekolleri, bu istilaya cesaretle göğüs gerdi. Mısır'dan Hindistan'a, Endonezya'dan Bosna'ya kadar İslami uyanış, bu istilaya karşı gerek askeri gerek fikri cephede mücadele etti. Küresel küfür sistemi, İslami uyanışı ifsad etmek veya yok etmek için büyük çaba harcadı. İfsad edebildiklerini ifsad ederek kukla küfür rejimlerine entegre etti, edemediklerini ise katletti veya zindanlara doldurdu.

1900'lü yılların başlarından bu yana küresel küfür sistemi ile İslami uyanış arasındaki savaş böylece devam etti. İslami uyanış içerisindeki önderler ve neferler, İslam beldelerini küfrün elinden almak ve nihayetinde Siyonist işgal devletini yok etmek için canla başla çalıştılar. Haçlı-Siyonist sistem, İslami cemaatlerin bu çalışmalarını durdurmak için elinden geleni yaptı. Kimi zaman kendilerine bağlı kukla rejimleri devreye soktular. Bu rejimler yetersiz kaldığında doğrudan askeri işgali denediler. Velhasıl, söz konusu savaş günümüze kadar devam etti. İslami uyanış, Haçlı-Siyonist sisteme karşı birçok coğrafyada küçük ya da büyük birçok zafer elde etti. Afganistan, Irak, Suriye, Çeçenistan, Bosna, Filistin, Yemen, Somali, Mali, Mısır, Libya gibi birçok coğrafyada İslami uyanış, küresel küfür sistemine kök söktürmeyi başardı. Bazı yerlerde geçici, bazı yerlerde ise kalıcı zaferler elde edildi. Bugün elhamdulillah birçok coğrafyada İslami uyanış, tevhid sancaklarını özgürleştirilmiş İslam toprakları üzerinde dalgalandırmayı sürdürüyor.

Yeni Siyonist-Haçlı projesi

ABD ve İsrail'in İran'daki savaşına dair bazı detayları geçtiğimiz ayki yazımızda kaleme almaya çalışmıştık.

İran'ın ve İran'daki rejimin durumdan bağımsız olarak, bu savaşın İslam alemine yönelik Siyonist-Haçlı projeden bağımsız değerlendirilmesi de mümkün değil. Bu, İran'dan da öte İslam aleminin genelini ilgilendiren bir konu. Daha geniş ve kapsamlı neticeleri olacak bir mesele.

ABD siyasetine hâkim olan dini anlayış incelendiğinde, bu anlayışın temelinde "dünyaya nizam vermenin" yer aldığı kolaylıkla görülür. Amerikan siyasi anlayışı, "dünyaya nizam vermenin kendilerine yüklenen ilahi bir görev" hatta "bir kader" olduğuna inanır. Bu şüphesiz şeytanın kendi kulaklarına fısıldadığı bir vesvesedir. Bunlar "ilahi düzen" değil "şeytani diktatörlük" arayışındadır. Yine ABD için İsrail'e destek verilmesi, sapkın dini görüşlerinin hayata geçirilmesinde büyük önemdedir. Amerikan dini-siyasi düşüncesinde İsrail'in varlığı kıyamet savaşına ve İsa aleyhisselam'ın nüzulüne hizmet etmektedir. (Ayrıntılı bilgiler için Dr. Onur Yıldırım'ın "Amerika'da Dinin Siyaset Üzerindeki Etkisi" makalesi incelenebilir)

ABD ve İsrail'in saldırıları, bölgenin İsrail öncülüğündeki bir anlayışla yeniden dizayn edilmesine yönelik adımlardan biri. Mevcut Amerikan yönetimi daha önce de "İbrahim Anlaşmaları" adı altında bir Arap-İsrail barışının temellerini attı. Bu, Arap rejimleri ve İsrail arasında bir iktisadi ve siyasi ortaklık sistemi kurmanın ilk adımıydı.

Bu adımların nasıl bir düzlemde atıldığı unutulmamalı. İslam alemi, 1900'lerden beri kukla rejimlerden ve Haçlı-Siyonist işgalden kurtulmak için bağımsızlık mücadelesi içerisinde ve yoğun savaşlar veriyor. Bu savaşlar bölgeyi ve toplumları zihnen yıpratmış vaziyette. Özellikle küfür rejimleri, bu savaşlardan doğan yıpranmayı kendi lehlerine kullanıp İslami uyanış hareketleri aleyhinde propaganda yapıyor. Devam eden bağımsızlık savaşlarını kötüleyerek bunların İslam alemine zarar verdiğini iddia ediyor. Kurtuluşun küfür rejimlerinde, demokratik sistemlerde, küresel Haçlı sistemine uyumda olduğunu öne sürüyor. İşte bu sayede "ortak refah, iktisadi kalkınma ve barış" adı altında İsrail ile ortaklığın önü açılıyor. Bizi bekleyen süreç bu anlayışın tamamen hâkim kılınmak istendiği bir süreç ki özellikle İslam alemindeki rejimler, başta Arap rejimleri olmak üzere, bu düşünceyi yakinen benimsiyor. Sözde İslami söylemleri olan bazı siyasi kesimler de bu duruma ayak uyduruyor.

Tüm bunlar olurken İsrail sürekli olarak genişliyor ve Arz-ı Mevud denilen Siyonist projeyi gerçekleştirmek, Mescid-i Aksa'yı yıkmak ve bir şirk tapınağı inşa etmek için çalışmalarına devam ediyor. Bugün İsrail, Batı Şeria ile Gazze'yi neredeyse tamamen yutmuş durumda. Ayrıca Lübnan ve Suriye toprakları da her geçen gün daha fazla istila ediliyor. Mısır'ın İsrail ile sınır olan Sina Yarımadası zaten neredeyse 50 senedir askersizleştirilmiş durumda. Böylece Mısır, İslam aleminin geri kalanından koparıldı ve İsrail'e tehdit oluşturması önlendi. Ciddi bir askeri harekât yapabilecek zırhlı birlikler İsrail'e 200 kilometreden fazla yaklaşamıyor. Ürdün ise benzer şekilde İsrail'i korumaktan başka bir niyete sahip değil.

Geriye kalan yegâne seçenek, İslami uyanışın yeniden inisiyatifi ele alıp, askeri çabaları merkeze alan kolektif bir İslami, siyasi, fikri, fıkhi, sosyal ve iktisadi mücadele ortaya koyabilmesi. Bunun gerçekleşmesi için ise İslami uyanışın kadrolarını ve kitlelerini buna uygun şekilde eğitebilmesi, yaklaşan mücadeleyi kabul ederek gerçekçi bir hazırlık içerisine girmesi, İslam aleminin akıbetini küfür rejimlerinin insafına bırakmaması gerekiyor.

Allah azze ve celle akıbetimizi hayreylesin.


Muhammed Eyüp tarafından kaleme alınan bu değerlendirme Nebevi Hayat dergisinin 2026 yılı Mayıs ayı sayısında yayınlanmıştır. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.