ABD'nin Baltık politikası Rus işgaline kapı açıyor

ABD'nin Baltık politikası Rus işgaline kapı açıyor

Baltık ülkeleri ve Rusya’nın askeri güçleri arasında yapılan kıyaslama, Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi sonrası artan endişeleri doruğa çıkarıyor.
Mepa Haber Merkezi

Enes Cüneyt | Mepa News | İstanbul

2014 yılında Rusya, Batı’nın endişeleri ve tehdide varan söylemlerine rağmen Kırım’ı ve Ukrayna’nın doğusunu önce işgal, ardından da kurulan “Halk Cumhuriyetlerinde” yapılan referandumlar sonucu ilhak etmişti. Bölgede zaman zaman şiddetlenen çatışmalar, Rusya’nın Suriye’deki savaşa ağırlık verme tercihi ve Ukrayna ile imzalanan ateşkes sonrası nisbeten durgun bir sürece girmişti. Rusya’nın bu hamlesi her ne kadar Batı dünyasında ve ABD’de tepki çekse de, siyasi ve askeri karşılıklar yetersiz kalmıştı. Uluslararası kamuoyunun Ukrayna’ya ‘sırt çevirmiş’ gözüktüğü bir düzlemde Ukrayna’nın doğusu ve Kırım de facto olsa da ‘Rusya toprağı’ olarak kabul ediliyor.

Sovyet yayılmacılığı geri mi dönüyor?

Rusya’nın bu hamlesi, Soğuk Savaş’ın en çok hissedildiği bölgelerin belki de birincisi olan Doğu Avrupa’da “Sovyet yayılmacılığı geri mi dönüyor” sorusunu akıllara getirdi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Avrupa’da SSCB’den ayrılan devletler hızla Amerika-NATO etki eksenine girmişti. Öyle ki bir zamanlar “Sovyetler Birliği’nin NATO’su” olarak tanımlanan Varşova Paktı’nın ismini aldığı şehir olan Polonya’nın başkenti Varşova, günümüzde NATO zirvelerine ev sahipliği yapmakta. 2. Dünya Savaşı’nın ardından ABD etkisine giren Almanya da, SSCB’nin dağılmasının ardından tamamıyla ABD etkisi altında kalmıştı. Bu devletlerin yanısıra Finlandiya, Letonya, Estonya, Litvanya, Danimarka ve İsveç gibi ülkeler de SSCB sonrası ABD etkisinde bulunmakta.

Baltık ülkeleri Amerika'ya bağımlı

Bu ülkelerde ABD etkisinin boyutlarını anlayabilmek için askeri dengelere göz atmak yeterli. Bilindiği gibi Doğu Avrupa’da ve bilhassa Baltık bölgesindeki devletleri ‘Amerika’ya bağımlı halde tutma politikası’ ABD’nin Sovyet-sonrası dünyadaki birkaç önemli politikasından biri konumunda. Günümüzde de Rusya’nın etkisine tek başına karşı koyabilecek durumda olmayan bu devletleri ‘Rusya’dan muhafaza etme’ amacıyla bölgede ciddi miktarda ABD askeri kuvveti konuşlanmış durumda. ABD ise bu devletleri bir yandan ‘Rusya’ya karşı korurken’ bir yandan da onları kendisine bağımlı halde tutarak adeta bir tampon bölge oluşturuyor ve bu devletlerde Rus eksenine kayma ihtimalini önlüyor.

"Tehlikeli komşu Rusya'ya karşı silahlanma artıyor"

Ancak son yıllarda ABD’nin dünyanın dört bir tarafında asker bulundurmasına karşı Amerikan halkının tepkisi, askeri harcamaların Amerikan ekonomisine ciddi bir yük olması, Amerika ve kıta Avrupası arasında “telefon dinlemeleri” ile başlayan ve gittikçe artan gerginlik gibi sebepler Baltık bölgesindeki ABD varlığını tartışmaya açık hale getirdi. Baltık bölgelerinde son birkaç yıl içerisinde silahlanmaya ve askeri eğitime verilen önem had safhaya çıktı. Rusya’yı “tehlikeli bir komşu” olarak niteleyen Baltık devletleri “NATO’nun bölgede Rusya’yı önleyecek güce sahip olmadığını” belirtiyor. Ukrayna’nın işgal edilmesini önleyemeyen NATO’nun bölgelerdeki olası işgale karşı alacağı tavrın ne olacağını kestirememek endişeleri artırıyor. Baltık devletlerinin yanısıra halkları da ‘askeri direniş taktikleri, silah kullanma ve hayatta kalma kursları’ gibi faaliyetlere yöneliyor. Savunma Bakanlıkları da orduların donanımını modernize etmek, askeri eğitimleri artırmak gibi hamlelerin yanında halkı bilinçlendirmek için broşürler yayınlıyor. NATO ve ABD’ye güven eksikliğinin böylesi hamleleri yapmaya ittiği Baltık devletleri endişelerinde haksız sayılmaz. Zira NATO’nun bölgedeki birkaç bin askerine karşılık Moskova’nın batı sınırlarında göreve hazır 330 bin askeri bulunuyor. Bölgede son zamanlarda NATO’nun gerçekleştirdiği en kapsamlı tatbikata katılan asker sayısı 31 bin iken Rusya’nın takbikatlarına katılan personel sayısı 80-90 bin bandında. Rusya’nın Ukrayna işgali sırasında kullandığı “Rusça konuşan toplulukları muhafaza etme” argümanını Baltık devletlerinden Estonya, Letonya ve Litvanya için de kullanmış olması endişeleri doruğa çıkarıyor. Etnik Ruslar Estonya’da yüzde 27, Letonya’da yüzde 24, Lityanya’da yüzde 6 oranında. Bunlar arasından bilhassa Litvanya’da askeri gelişim ve hazırlık hamleleri üst seviyede. Bunun sebebi belki de Litvanya’da Sovyet işgali sırasında ve sonrasında yaşananlar. Ülkenin başkenti Vilnius’ta, Sovyet döneminde işkencelerle anılan KGB merkezi bugün Soykırım Kurbanları Müzesi olarak kullanılıyor. Baltık ülkelerinde Sovyet işgalinin anıları hala taze. Rusya’ya “bölgede bir hibrit savaş yürütme” suçlamaları yapılıyor. Rusya, NATO’nun füze kalkanına karşı Baltık ülkelerinin hemen arasında bulunan toprağı Kaliningrad’a hava savunma füzeleri ve nükleer başlık taşıyabilen İskender füzeleri yerleştirmişti. Rusya Kaliningrad’da ayrıca yeni motorize askeri birlikler teşkil ediyor.

Bölge ülkeleri ile Rusya arasındaki güç dengesizliğini aktaran infografik...



ABD’de başkanlık koltuğuna Donald Trump’ın gelmesi ise Baltık ülkelerindeki endişeyi doruğa taşıdı. Trump başkanlık yarışı sırasında, seçildikten sonra ve koltuğa oturduğu andan itibaren alışıldık bir ABD Başkanının aksine Rusya ile çatışmacı bir tavır izlemedi. Bunun aksine Rusya ile uzlaşmacı, gerginlikten kaçan ve işbirliğini ön plana çıkaran Trump “her ne olursa olsun özgür dünya ve NATO topraklarının müdafii Amerika” imajından oldukça farklı bir tablo çizecek görünüyor. Seçim sürecinde “önce Amerika” sloganını kullanan yeni ABD Başkanının, anavatanın çıkarına olmayacak hamlelerden kaçmak ve gerginliği tırmandırmamak gibi bir yol haritasına sahip olduğu düşünülüyor. Bu şartlar altında, gittikçe gerginleşen ve adım adım savaşa yaklaştığı düşünülen Baltık Denizi çevresi ve Ukrayna’da Rusya’nın etkisini genişleteceği yorumu yapılabilir. Zira, ABD’nin 20. yüzyılın ortasından bu yana süregelen politikası sebebiyle askeri gücü yok denecek kadar az olan Baltık ülkelerinin, ani bir politika değişikliği sonucu ABD’nin etkin ve caydırıcı askeri, siyasi desteğinden yoksun olması halinde kendilerini savunabilecek güçlerinin olduğu söylenemez. Avrupa’nın doğusunda yükselen tansiyonun neler getireceği zamanla görülecek.

Kaynak: Mepa News