Mukteda es-Sadr

Mukteda es-Sadr

Sadr Hareketi'nin mevcut lideri.

1970 -

Mukteda es-Sadr (d.1973) ünlü Şii mercii Muhammed Sadık es-Sadr'ın oğlu ve Sadr Hareketi'nin mevcut lideridir. Dini veya siyasi herhangi bir yetkiye ya da mevkiye sahip olmamasına rağmen babasının ağırlığı ve hatırası nedeniyle Irak siyasetinde ağırlıklı bir yeri olduğu söylenebilir.

Doğumu ve Ailesi

12 Ağustos 1973'te Necef'te ünlü Sadr ailesine mensup geleceğin ünlü ve tartışmalı Şii mercii Muhammed Sadık es-Sadr'ın üçüncü oğlu olarak dünyaya geldi. İlk evliliğini babasının isteğiyle iki abisi gibi o da Bakır es-Sadr'ın kızlarından biriyle 1994’te yaptı, daha sonra bu eşini boşadığı, başka evlilikler de yaptığı bilinmektedir. 

Eğitimi ve Babasının Ölümüne Değin Hayatı

Başarısız olduğu ve bir kaç kez sınıfta kaldığı bir ilkokul hayatının ardından Mukteda Sadr babasının isteğiyle Havza'da eğitimine başlamakla beraber tüm derslerinde başarısız olarak herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bunda çevresinde 'Molla Atari' olarak anılmasına sebep olan atari oyunlarına olan bağımlılığının etkisinin büyük olduğu belirtilmektedir.

Mukteda es-Sadr ve babası Muhammed Sadık es-Sadr (1980’li yıllar)

Babası onu ölümüne yakın yıllarda bazı idari işlerle görevlendirse de asıl ilgisini iki büyük oğlu Mustafa ve Muammal’e gösterdi, onları yerine halef olarak hazırladı. Hasta olan oğlu Murteza ve atari oyunları bağımlısı, başarısız görülen Mukteda devamlı ikinci planda kaldı. 

Fakat Sadık es-Sadr'ın iki büyük oğlunun babalarıyla beraber katledilmeleri Mukteda'nın önünü hiç beklenilmeyen şekilde açtı ve 1999'dan itibaren Irak Şiilerinin, özellikle de yoksul kesimlerinin büyük kısmının babasına olan sevgisinden doğan manevi hatıra onu Sadr Hareketi'nin lideri konumuna getirdi.

1999-2003 Döneminde Mukteda

Sadık es-Sadr'ın ölümünün ardından oğlu olmasının avantajını kullanarak babasının müesseselerinin başına geçen Mukteda es-Sadr, Saddam rejimince yakalanan babasının katil zanlılarının sorgusuna katıldığı gibi cinayeti aydınlattığı için Saddam'a hitaben bir teşekkür mektubu kaleme aldı. Bu mektup dönemin Irak gazetelerinde yayımlandı:

Mukteda es-Sadr'ın babasının takipçilerinden oluşan hareketin liderliğine soyunması; Havza'da herhangi bir ilerleme kaydedemesi, tecrübesizliği ve yaşının genç olması sebebiyle Sadr Hareketi'nin tümü tarafından kabul görmedi. Sadık es-Sadr'ın başta Muhammed Yakubi ve Mahmud Serhi olmak üzere bazı talebeleri, baba Sadr'ın yerine kendilerini bıraktığı ve taklit merciliği iddialarına ek olarak Mukteda'yı cehalet ve tecrübesizlikle suçlayarak Sadr Hareketi'ni bölüp kendi hareketlerini kurdular. 

Baba Sadr'ın ardından rejim tarafından nisbeten daha sıkı kontrole alınan Sadr Hareketi, önceki aktif dönemine kıyasla daha sessiz, içine kapanık bir şekilde çalışmalarına devam etti. Bu pasifleşmede Sadık es-Sadr'ın aksine bu dönemde Mukteda'nın daha az çalışmada bulunması ve hareketsizliği başat etkendi.

Amerikan İşgalinden İran'a Sığınmaya Mukteda (2003-2007)

ABD'nin Irak'ı işgalinin ilk günlerinde dünya kamuoyu Mukteda es-Sadr'ın adını bir cinayetle duydu. 1991'den beri Londra'da yaşayan, ABD ve İngiltere yönetimleriyle yakın ilişkileri bilinen, merci el-Hoyi'nin oğullarından Abdulmecid el-Hoyi, Necef'e ABD askerleriyle birlikte girmesinden birkaç gün sonra 10 Nisan 2003'te Sadr Hareketi'nin mensuplar tarafından linç edilerek öldürüldü. Hoyi ve Sadr ailelerinin arasındaki düşmanlığa varan rekabete ek olarak Abdulmecid el-Hoyi 90'lı yıllarda Sadık es-Sadr'ın aleyhine propoganda yapan isimlerin başına geliyordu. Irak Şiilerince cinayetin Mukteda'nın emriyle işlendiği iddiasına kesin gözüyle bakıldı.

Mukteda es-Sadr’ın 2003 tarihli bir röportajı

Aynı zamanda işgalle birlikte yaşanan kaos ve otorite boşluğunda Sadrcılar, Sadık es-Sadr'ın baş düşmanlarından Ayetullah Ali Sistani'nin evini kuşatarak ondan İran'a gitmesini istediler. Eve girip Sistani'yi linç etme girişimleri ise diğer Neceflilerin müdahil olmasıyla başarısız oldu. Tüm bu saldırılar Şii çevrelerde Sadr Hareketi'ne zaten en başından beri olan muhalefeti daha da artırdı.

Mukteda'nın bu dönem tepki çeken bir diğer hareketi de işgalle birlikte yaşanan karmaşanın yol açtığı yağmalama olaylarının humusunun (Şii fıkıh terimi, bir gelirin beşte biri) Sadr Hareketi'ne teslim edilmesi şartıyla caiz olduğuna dair fetva vermesi oldu. 

İşgalin ardından daha aktif çalışmalara girişen oğul Sadr, bir taraftan babasından devraldığı Irak ve Arap milliyetçisi söylemleri tekrarlarken, diğer taraftan da babasının ilişki ağını canlandırarak Bağdat'ın varoşlarındaki Şiilerden kırsal kesimlerdeki aşiretlere kadar Sadr Hareketi'ni 1998-99 dönemindeki gücüne ulaştırmada başarılı oldu.

2003 yazında beklenen Mehdi'ye asker olmalarının amaçlandığını bildirdiği Mehdi Ordusu'nun kurulduğunu ilan etti. 2003'te ABD'nin Paul Bremer önderliğinde kurduğu geçici Irak Hükümetini tanımadığını ilan etmekle birlikte ABD'ye karşı savaşa girişmeyeceğini, Mehdi Ordusu'nun şimdilik halka sosyal hizmetlerle yükümlü olduğunu açıkladı.

Mayıs 2003'te 24 yıldır sürgünde olduğu İran'dan Irak'a dönen, Sadık es-Sadr'ın baş düşmanlarından ve 1999'daki faili meçhul suikastının şüphelilerinden, Meclis-ul Ala (Hâkim Hareketi) lideri Muhammed Bakır el-Hâkim’in öldürüldüğü 29 Ağustos 2003'teki bombalı saldırının arkasında da Mukteda es-Sadr'ın olduğu iddia edilmiştir. 

Mart 2004'te Bremer hükümetince Sadr Hareketi'nin Havza isimli gazetesinin kapatılması ve Abdulmecid el-Hoyi cinayetinin soruşturulması üzerine Mukteda es-Sadr'ın tutuklanma ihtimali üzerine Sadr Hareketi ABD güçlerine karşı silahlı direniş kararı aldı. Güney Irak ve Bağdat'ta Nisan 2004'te şiddetli çatışmalar olduysa da olaylar bir süre sonra yatıştı.

Halbuki Mukteda es-Sadr 2003 yılı boyunca yaptığı açıklamalarda ABD ile savaşmak istemediğini defalarca belirtmiştir. Örneğin o sene el-Cezire röportajında ABD işgalini güdeceği siyasette umursamadığını ve önemsemediğini, ABD ile savaşmak gibi bir planı olmadığını açıkça beyan etmiştir:

Ağustos 2004'te Necef'te ABD askerleri ve Mehdi Ordusu milisleri arasında çıkan çatışmalar sonucunda yenilen milisler ve Sadr, Necef'teki Hazreti Ali Türbesi'ne sığındı. ABD güçleriyle yapılan antlaşmayla silahlarını teslim eden milisler Necef'i terk etti. Sadr'ın, Necef'te savaşa girişmesi Şii kamuoyunca eleştirilirken ABD ile antlaşması da ABD karşıtı direniş yanlısı Iraklıların tepkisini çekti.

2005 yılındaki ABD işgali altındaki seçimlere katılan Sadr Hareketi, bir taraftan da hızla büyüyen Mehdi Ordusu'yla yer yer ABD askerleriyle fakat çoğunlukla rakibi Sünni ve Şii silahlı gruplarla çatışmalara girişti. Özellikle 2006'dan itibaren Irak'ın Sünni nüfusuna karşı giriştiği katliamlar ve Irak direnişine yaptığı saldırılar, Sünni kamuoyunda Sadr'ın İran'a mesafeli duruşu nedeniyle ona oluşan nisbi sempatiyi yok etti.

İran'a Sığınma ve Sonrası

Irak'ta çatışmaların şiddetini artırması ve ABD güçlerinin Sadr Hareketi'ne yönelik operasyonlarını artırması, Irak Savaşı'nda yerini almasına rağmen yer altına çekilmeksizin evinde yaşayan Mukteda es-Sadr'ı Şubat 2007'de, Sadr Hareketi'yle en başından beri arası hiç de iyi olmayan İran'a geçmeye zorladı. Daha sonraları bu geçişin Sadr’ın Kum’da dini eğitim alması nedeniyle gerçekleştiği açıklansa da Şii kamuoyunca bu iddia inandırıcı bulunmadı.

2006'dan itibaren Mehdi Ordusu'na silah yardımında bulunduğu iddia edilen İran, böylece Sadr Hareketi üzerindeki etkisini artırmış oldu. Bu tarihten sonra Mukteda es-Sadr'ın söylemlerinde değişiklikler görüldüğü gibi daha önceleri sade bir hayat sürerken bu tarihten sonra lüks bir hayat sürmesi kamuoyuna yansıdı. Sadr Hareketi içindeki bazı isimler bu değişikliği kınayarak Mukteda es-Sadr'a babasının fakir olarak yaşadığını hatırlatarak hareketten ayrıldı. 

Ağustos 2007'de Kerbela'da İran'la iyi ilişkilere sahip Bedir Tugayları ve Mehdi Ordusu arasında kanlı çarpışmaların yaşanması üzerine Mukteda es-Sadr, İran'dan Mehdi Ordusu’nun faaliyetlerini askıya almasını istedi. İran'ın da baskısıyla Mehdi Ordusu 6 aylığına faaliyetlerini dondurma kararı aldı. Bu karar Sadr Hareketi içinde Mukteda karşıtı muhalefeti daha da artırdı.

Şubat 2008'de önceki kararın 6 aylığına daha uzatılması Mehdi Ordusu'na bağlı bazı milislerin isyanına ve silahlı eylemlere kendi kararlarıyla tekrar başlamalarına sebep oldu. Mart 2008'de Nuri el-Maliki hükümetinin kararıyla Bağdat rejimi Basra'da Mehdi Ordusu'na karşı temizlik harekâtına girişti. Kısa sürede çatışmalar şiddetlenerek tüm Güney Irak ve Bağdat'a yayıldı. Mayıs 2008'deki ateşkes kararının şartları ve elinde tuttuğu tüm bölgelerden çekilmesi Mehdi Ordusu'nun mağlubiyeti olarak yorumlandı.

Sadr Hareketi’nin Bağdat rejimiyle savaştığı kritik bir dönemde Mukteda es-Sadr’ın el-Cezire’yle röportajı (Mart 2008)

2008 sonrasında daha çok İran’da ikamet eden Mukteda es-Sadr, hareketin siyasi ve askeri faaliyetlerinin tasfiyesi ve devamına dair birbirine zıt görülen pek çok açıklamada bulundu. Bu da hareketin bölünmeye devam etmesine, önceki ayrılıklarda Mukteda’ya en sadık isimlerin dahi kopmalarına sebep oldu.

Mayıs 2008'den itibaren her ne kadar Sadr Hareketi'nin geniş tabanı nedeniyle Mukteda es-Sadr Irak siyasetinde önemli bir isim olmaya devam ediyorsa da gittikçe gücü ve öneminin azaldığı gözlenmektedir.

Karakteri 

Babasının sağlığında ve sonrasında her ne kadar Şii din adamlarına özgü kıyafetleri giyse de Havza eğitiminde herhangi bir başarı gösterememesi Mukteda es-Sadr'ı Şii kamuoyu önünde zora sokan etkenlerin başında gelmektedir. Babasının toplumu mercilerin, diğer bir deyişle Ayetullah el-Uzmaların yönlendirmesi gerektiğini beyan eden çok açık yazı ve ses kayıtları oğul Sadr’ın harekete liderlik etmesinin dini meşruiyetini yapı içerisinde en baştan itibaren sorgulatmıştır.

Söylemleri, konuşma tarzı, argo kelimeler kullanması ve bozuk Arapçası pek çok kez alaya alındığı gibi geniş kitleli Sadr Hareketi'ni yönetme tarzı da çok eleştirilmiş, babasının ölümünden itibaren Hareket pek çok kez bölünmüş, Hareket'ten toplu kopuşlar bugüne değin sürmüştür.

Zamanla Mukteda es-Sadr, babasından yönetmeye hiçbir açıdan muktedir olmadığı bir hareketi devralan müflis bir mirasyedi olarak görülmüştür. 2011 sonrasında Irak'ta görünürlüğü nispeten artsa da yaptığı açıklamaları artık çelişkili bulan Irak kamuoyu hatta Sadr Hareketi sempatizanları üzerindeki etkisi çok tartışılır hale gelmiştir.

Babasından devraldığı, Sadr Hareketi'nin kimliğine damgasını vuran İran'a ve özellikle de Necef'teki Fars mollalara karşı mücadele politikasını sürdürmekte zorlanmış ve 2007 sonrasında bu söylemleri terke mecbur kalmıştır.

Bu değişim, Sadr Hareketi'nden ayrılan bazı muhaliflerinin Mukteda es-Sadr'ı konformizm ve hatta babasına ihanetle suçlamasına sebep olmuştur. Örneğin Muhammed Sadık es-Sadr'ın medya ve dış ilişkiler sorumlusu, 1998'de Sadık es-Sadr adına İran'ın Kum şehrinde ofis açmakla görevlendirilip açtığı ofis kısa sürede İran devletince kapatılan ve kendisi de İran'da hapsedilip işkence gören İsmail el-Vaili 2010'dan itibaren yaptığı açıklamalarda Mukteda es-Sadr'ı lüks bir hayat uğruna babasının yoluna ihanet etmekle babasının katilleri İran ve Sistani önderliğindeki Necef'teki Fars lobisiyle uzlaştığını tekrarlamaktadır.

Vaili’nin sosyal medya hesabından yayımlanan, Mukteda es-Sadr’ı hicveden bir şiir

Sadr Hareketi, kendisi için tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen Irak’ın tartışmasız şekilde en geniş tabanlı Şii hareketi olmayı sürdürüyor ve fakir Şiilerin sosyo-ekonomik reaksiyonerliğinden güç almayı sürdürüyor. Bu da her ne olursa olsun hayatta kaldığı sürece Mukteda es-Sadr’ı Irak’ın en önemli figürlerinden biri kılmaya devam ediyor.

Kaynak: Mepa News