"ABD-Türkiye ilişkileri kırılma noktasına gelebilir"

"ABD-Türkiye ilişkileri kırılma noktasına gelebilir"

ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey, ABD ve Türkiye arasında yaşanan vize krizini 'endişe verici bir durum' diye nitelendirdi.
Mepa Haber Merkezi

ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey, ABD ve Türkiye arasında yaşanan vize krizini 'endişe verici bir durum' diye nitelendirdi ve "Bu tür misillemelerle ilişkilerin kırılma noktasına gelebileceği" uyarısında bulundu.

Centre for Turkey Studies (CEFTUS)/ Türkiye Araştırmalar Merkezi’nin organize ettiği halka açık bir programda konuşan ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey, Batının Türkiye’de önemli stratejik çıkarlarının olduğunu ve Türkiye’nin de aslında İran ve Rusya’dan dolayı bölgede statüsko güç olduğunu ve bu yüzden batıyla ilişkilerini koruması gerektiğini söyleyen Jeffrey, son dönemde Avrasya politikalarının etkisi ve Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Türkiye’yi kendi istediği şekilde biçimlendirmeye çalışması ile Türkiye’nin batıdan uzaklaştığının gözlemlediğini" söyledi.

 Suriye konusunda ABD ve Türkiye ilişkilerinin kötüleştiğini belirten James Jeffrey, ABD’nin İŞİD’i yok etmek konusunda neredeyse takıntılı olduğunu ve bu yüzden PYD’ye destek verdiğini belirtti.

Ortadoğu Günlüğü'nden Zahide Tuba Kor, James Jeffrey'in The Cipher Brief'e verdiği mülakatı tercüme etti:

Sizce vize sınırlamalarını yürürlüğe koymak ne derece önemli bir gelişme?

Çok ama çok önemli; zira vize işlemlerini askıya almanın, sadece hükümetler değil, iki ülke arasında her türden rutin iş üzerinde muazzam bir etkisi olacaktır. Nitekim askerî programlarınızı, silah satışlarınızı, ticari faaliyetlerinizi, eğitimi, kültürü vs. ihtiva etmekte. Bunun her şey üzerinde muazzam bir yıkıcı etkisi olacaktır. Kanaatimce Amerikan yönetimi, eğer ki Türk otoritelerin, bu Türk konsolosluk çalışanını tutuklamasında cezalandırıcı bir yön olduğunu düşünmeseydi böyle bir adımı atmazdı.

İşin Amerikan kısmını bir kenara bırakırsak, problem, özellikle darbe teşebbüsü sonrası Fethullah Gülen’le bağlantılı ağları soruşturma sürecinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimi altında Türkiye’nin benimsediği yaklaşımın genişçe bir ağı avlamaya dönük olması. Böyle davranışlara Erdoğan öncesinde, 1980’ler ve 1990’lar Türkiye’sinden aşinayım. Yani suçsuz olduğunuz ispatlanana kadar temelde suçlusunuzdur – veya en azından hapse atılabilirsiniz. Bu, suçsuzluk karinesinin tam tersi. Birileri çıkıp da suçsuzluğunuzu ispatlayana kadar gözaltına alınıp sınırsız süre hapiste tutulabilirsiniz.

Bugün Gülen örgütüne yapılan, Michael Flynn ve Stanley McChrystal’ın Irak’ta el-Kaide’ye yaptıklarının tıpatıp aynısı. Gizli kapaklı bir örgütünüz varsa –ki Gülenciler bir gizli örgüttür– kimin kimle konuştuğunu ve kimin kimi tanıdığını çözmeniz lazım. Aslen birçoğu masum olup bunun içine çekilmiş devasa sayıda insanla karşı kaşıya kalacaksınız.
Dolayısıyla konsolosluk çalışanı, tamamen masum da olabilir, veya görevi polislerle görüşmek olduğundan ve polis teşkilatına da Gülenciler iyice sızdığından bu kişi masum olsa bile tahkikat açıp soruşturmak da gerekebilir. Ancak sorun şu ki Türkiye’de ifadeniz alınıp ve sorgulanıp evinize yollanmaz, doğruca hapse atılırsınız.

Kim bilir, bu kişi belki gerçekten de suçludur. Son olarak, bu kişinin hedef alınma nedeni, Türklerin iki davada Amerikalılara bir mesaj yollamak istemesi de olabilir: Fethullah Gülen’in iadesi davası ve Rıza Zarrab davası. Zarrab, yarı kamu bankası niteliğindeki Halkbank aracılığıyla Amerikan yaptırımlarının altını oyma sürecine karışmış İran asıllı bir Türk olup her nedense aptalca bir şekilde ABD’ye çıkageldi ve tutuklandı. Erdoğan özellikle bu konuda ısrarcı; zira Halkbank’la ve anlaşılan bu adamla çokça ilişkileri var. Aslında Erdoğan, takas edilebileceğini açık açık söyledi, mesela Türkiye’de hâlihazırda gözaltındaki Amerikalı rahip karşılığında Gülen’in ve belki de Zarrab’ın takası…

Problem şu ki ABD, –istese dahi– ne Zarrab ne de Gülen davasına müdahale edebilir durumda; zira bunlar yargı denetimi/kontrolü ve hukuki işlem gerektiren davalar. Yürütme erki yargıyı kontrol edemez.

Bununla birlikte ABD’nin Gülen’le ilgili yapabileceği çok daha fazla şey var. Dürüst olmak gerekirse, mesela çok daha hızlı ve ciddi bir soruşturma yapabilirdi. Onlar [Z.T.K. ABD’yi kastediyor], darbenin elebaşlarıyla Gülen arasındaki temaslara dair zaten bazı oldukça iyi kanıtlara ulaştılar ve yakın dönemde bunları Türklere de verdiler. Ben kendi bürokrasimizi biliyorum. Eğer ki biri çıkıp da “Bu davaya 100 savcı verin” ve “Amerikan Gelir İdaresi (IRS) ve diğer kurumların çoktan araştırmış olduğu Gülencilerin ABD’deki faaliyetlerine bir son vermek için haydi konunun üzerine gidelim” dese çok daha fazla şey başarılabilirdi. Sözkonusu meselenin çözüm yolu da bu.

Ancak bu aşamada ortalığın yatışması için Trump ile Erdoğan’ın görüşmesi gerekecek.
 
Sizce Trump Yönetiminin burada murat ettiği hedefler neler? Konsolosluk çalışanlarının tutuklanmasını kırmızı çizgi mi sayıyor?

Çok ileri gitmeyeceğim. En büyük endişem, Trump’ın bunu umursamayacak olması.

Tüm vizeleri derhal geri çekme kararı Dışişleri Bakanlığınca alındı. Bakanlık, alışılageldiği üzere bu tür meselelerde bir büyükelçinin, özellikle de önemli bir büyükelçinin ağzına bakacaktır. Ancak zannımca Trump bu konuyu pek de umursamayabilir.

Burada endişelenme nedeni, Türkler eğer ki konsolosluk çalışanlarımızı canı istediğinde tutuklamaya başlarsa Türkiye’de elçilik olarak işleyebilme kabiliyetimiz ciddi şekilde darbe alacaktır. Ancak Trump, sadece “Niçin umursamalıyım ki? Onlar da bataklığın bir parçası değil mi?” demekle yetinebilir [Z.T.K. Trump’ın seçim vaatlerinden biri “bataklığı kurutmak”tı; Jeffrey buna atıfta bulunuyor olabilir]. İşte bu adamla yaşadığımız problem tam da bu: Dünyadaki her liderin verili olarak kabul ettiklerine kıymet vermiyor.
Trump [konsolosluk görevlisiyle ilgili] “Eee, o bir Türk; bundan bana ne ki?” diyebilir. Korktuğum şey işte bu. Elçilik çalışanlarımızı tutuklayamazsınız demek çok da zor olmasa gerek. Onları sorgulayabilirsiniz, ama tutuklamak zorunda değilsiniz, nihayetinde kaçacak değiller. (…)
 
Konu Türkiye olduğunda Trump’ın istediği nedir? Neyi umursar?

Türkiye’yi terörle mücadelede muhtemel bir müttefik olarak görüyor ve şu an İran’ı çevrelemeye daha fazla odaklanıyor ki bunu Türkiyesiz yapamazsınız.
 
Krizin kökenlerine baktığınızda acaba bu, zaten var olan gerginliklerin bir kabarması mı?

ABD’yle Türkiye’yi birbiriyle bağdaşmaz iki ülke olarak görmüyorum. Mesela 1959’un ABD ile Küba’sı gibi değiller. Statüko ülkeleri olarak Türkiye’yle ABD’nin çıkarları temelde örtüşüyor. Ancak Erdoğan’ın –ister biz olalım isterse Almanya– iç siyasi mülahazalarla Batı’yı kışkırtmak gibi bir gerçekçi siyasi çıkarı var ve ayrıca aramızdaki –Suriyeli Kürtleri ne yapacaksınız, Suriye ve İran konusunda ne yapacaksınız gibi– bazı temel stratejik meseleler dışında, bir de neredeyse kısasa kısas niteliğine bürünen bütün bu adli nitelikli siyasi ihtilaflar var. Fethullah Gülen, bu kahrolası adam, ülkemizde olmamalıydı ve aynı şekilde Türkler Zarrab’ın ABD’ye gelmesine izin vermemeliydi. Şu an bunlar çözülmesi gereken son derece zor meseleler; zira hükümet, federal savcıların yaptıklarına gerçekten müdahale edemez; bu, hemen her zaman tutulan bir kural.
 
Şu an her şey gerçekten berbat bir hal almakta ve [Türklerin] Amerikan vatandaşı bir konsolosluk çalışanını tutuklama ihtimalleri de her zaman için var. Zira konsolosluk çalışanlarının dokunulmazlığı, sadece Amerikan hükümeti için yaptıkları resmî işleri kapsıyor. Mesela birini arabayla çarpıp ezdiğinizde bu dokunulmazlık kapsamına girmez. Uygulamada, konsolosluk dokunulmazlığı neredeyse her zaman diplomatik dokunulmazlık gibi muamele görür; zira hangisi nerede başlar nerede biter net bir sınır çizmek son derece güçtür. Ama yine de böyle bir ihtimal sözkonusu.