Analiz | Ukrayna'nın NATO'ya katılmasına neden müsaade edilmemeli?

"ABD ve NATO'nun Ukrayna meselesine daha derin şekilde müdahale etmesi gerektiğini savunan güruh şu ana kadar Amerika'nın bu husustaki stratejik çıkarlarının tam olarak neler olduğunu açık bir şekilde ortaya koyamamıştır."

Ukrayna'nın NATO'ya katılımı konusu, özellikle Rusya'nın 2022 yılında başlayan işgal hamlesinin ardından daha çok tartışılmaya başlandı.

Ukrayna'nın Rus etkisinden kurtulmak için NATO'ya girmesini savunanlar bulunsa da bazı kesimler ise bunun beklenen neticeleri doğurmayacağı görüşünde.

Justin Logan ve Joshua Shifrinson tarafından kaleme alınan Foreign Affairs'te yayınlanan analizde, Ukrayna'nın NATO'ya katılımının olumsuz sonuçlarını ele aldı. Analiz Mepa News okurları için Türkçeleştirildi.


Ukrayna'daki savaş hala devam etmesine rağmen aralarında Ukrayna Başkanı Zelensky ve ABD'nin eski NATO elçisi Ivo Daalder'ın da bulunduğu bazı devlet adamları ile dünyanın önde gelen siyasi isimleri, savaşın bitmesinin ardından NATO'nun Ukrayna'ya resmi olarak Fransa Başkanı Macron'un deyimiyle "üyeliğe giden bir yol" önermesi için baskı yapmaktadır. Bu girişimler sadece gösterişten ibaret değildir. Foreign Affairs için bir yazı kaleme alan eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zagorodnyuk'un "ittifak bizi davet etmeli ve bağrına basmalıdır" ifadesiyle özetlenebilecek olan Ukrayna tarafının isteklerinin, gelecek hafta Vilnius'ta toplanacak olan NATO zirvesindeki en önemli tartışma başlığı olması beklenmektedir. Bu meselenin ele alınma şekli ABD, Avrupa ve diğer birçokları için beraberinde ciddi sonuçlar getirecektir.

Kazanılacak veya kaybedilecek şeyler göz önüne alındığında Ukrayna meselesi büyük öneme sahiptir. NATO üyelerinin en açık sorumluluklarından bir tanesi de ittifakın her mensubu için savaşmayı ve ölmeyi taahhüt etmektir. İttifak mensupları işte tam bu sebepten ötürü Soğuk Savaşın ardından başlayan dönemde, saldırıya maruz kalma olasılığı bulunan devletleri NATO'ya davet ederek genişleme hususunda çok dikkatli davranmıştır. NATO mensubu liderler Ukrayna'yı kabul etmeleri halinde nükleer savaş da dahil olmak üzere Rusya ile çatışma yaşanması olasılığının son derece gerçek olduğunun en başından beri farkındadır. Böylesi bir çatışmanın ihtimali ve doğuracağı sonuçlar, ABD ve diğer NATO mensubu devletlerin Ukrayna'daki savaşa tüm güçleriyle müdahil olmaktan imtina etmesinin ardındaki en büyük faktördür. Ukrayna hususundaki insanların duruşu ise ikiye ayrılmaktadır: Neredeyse hiç kimse NATO'nun şu an itibariyle Ukrayna için Rusya ile doğrudan bir çatışmaya girmesi gerektiğini düşünmemekte ancak bazıları bunun yerine Ukrayna'ya nihayetinde ittifak üyeliğine varacak ve gelecekte Kiev yönetimi safında savaşılmasının önünü açacak bir yol haritası sözü verilmesi taraftarıdır.

Ukrayna'nın NATO'ya katılmasına müsaade edilmemelidir ve bu durum ABD Başkanı Joe Biden tarafından ivedilikle açık bir şekilde ifade edilmelidir. Kiev'in Rusların saldırganlığı karşısında gösterdiği direniş hiç şüphesiz kahramancadır fakat devletler bu tür meselelerde kendi çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapar. ABD açısından değerlendirildiğinde Ukrayna'nın ittifaka kabul edilmesinin sağlayacağı fayda, bunun riskleri ile karşılaştırıldığında devede kulak kalır. Ukrayna'nın NATO'ya dahil edilmesi halinde Rusya ile savaşmak ile bir ittifak üyesini yalnız bırakarak tüm NATO mensubu devletlerin ittifakın verdiği güvenlik garantisini sorgulamasına yol açmak arasında bir seçim yapılması gerekecektir. Vilnius zirvesi ve gelecekteki diğer ittifak toplantılarına iştirak edecek olan NATO liderleri bu gerçekleri olduğu gibi kabul etmeli ve Ukrayna'nın yüzüne kapıyı kapatmalıdır.

Haddinden fazla yakın

ABD Başkanı George W. Bush, 2008 yılında Romanya'da gerçekleştirilen NATO zirvesinde Gürcistan ve Ukrayna'nın ittifaka dahil edilmesi yönünde görüş bildirmiş ve herkesi şaşkına döndürmüştü. O dönemde Bush hükümetinde görevli bir Amerikalı yetkilinin verdiği bilgilere göre görev süresi o yıl dolacak olan Bush, bu hamle ile adının hatırlanması için ardında "sağlam bir miras" bırakmak istiyordu. Aralarında Almanya ve Fransa'nın da bulunduğu birçok Avrupalı devlet, Gürcistan ve Ukrayna'nın ittifaka kabul edilmesi halinde Rus tarafından gelecek kaçınılmaz tepkiden çekindikleri ve bu durumun NATO açısından doğuracağı risklerden ürktükleri için Bush'un bu girişimi karşısında ayak sürüdü. Bu durum neticesinde zuhur eden diplomatik çıkmaz, NATO'nun bu iki devletin gelecek bir tarihte ittifak üyesi olacağını resmi olarak ilan etmesiyle aşıldı fakat bu söz verilirken herhangi bir yol haritası ortaya konulmadı. NATO tarafından verilen bu söz dahi Rus Başkan Putin tarafından güçlü bir dille kınandı. Putin, o günlerde Bükreş'te yaptığı bir konuşmada şu ifadeleri kullandı:

"Sınırlarımızda güçlü bir askeri bloğun göründüğünü gözlemliyoruz. Bu söz konusu blok mensubu devletler, Washington Anlaşmasının 5. maddesi gereği ülkemizin güvenliğine doğrudan bir tehdit teşkil etmektedir. Ukrayna ve Gürcistan ile alakalı NATO tarafından verilen sözün Rusya'ya karşı yapılmış bir hamle olmadığı şeklindeki açıklamalar bizim açımızdan yeterli değildir. Milli güvenlik, vaatler üzerinden değerlendirilebilecek bir mesele değildir."

Putin'in bu açıklamasından sadece dört ay sonra Rus ordusu Gürcistan topraklarına girdi ve bugün hala o gün kontrol altına alınan bölgelerden çekilmedi. Geçtiğimiz yılın şubat ayında başlayan tam teşekküllü savaştan seneler önce 2014 yılında ise Kırım'ı ilhak etti. Rus devletinin davranış tarzı haydutça, hukuk dışı ve tehlikelidir. Modern Rusya'nın bu şekilde hareket etmesi her ne kadar endişeye mahal verse de bu saldırganlık bir bakıma meselenin özünü yansıtmaktadır: NATO geçmişte resmi olarak hem Ukrayna hem de Gürcistan'a bazı sözler vermiş olabilir fakat ittifakın Moskova'nın kendi milli güvenliği açısından merkezi rol oynayan bölgelere nüfuz etmek için yeni hamleler yapması Rusya ile ucu savaşa çıkacak şekilde yakınlaşmasından ibaret bir iştir.

Haklı amaçlar, yanlış yöntemler

ABD ve NATO'nun Ukrayna meselesine daha derin şekilde müdahale etmesi gerektiğini savunan güruh şu ana kadar Amerika'nın bu husustaki stratejik çıkarlarının tam olarak neler olduğunu açık bir şekilde ortaya koyamamıştır. Başkan Biden'a göre tarihteki misaller göstermiştir ki "diktatörler saldırganlaştıklarında bir bedel ödetilmezse daha fazla kaosa yol açıp daha da saldırgan hale gelirler." Bu açıklamadaki sorun Rusya'nın saldırganlığının kefareti olarak zaten çok ağır bir bedel ödemiş olmasıdır. Cepheyi terk etmeyip Rus güçlerini geri çekilmeye zorlayan Ukrayna ordusu, kendisini meşru bir devlet olarak dahi tanımayan Putin'i rezil etti. ABD verilerine göre 100 bin savaşçı kaybeden Rusların, ordusunu Putin bu savaşı başlatmadan önceki gücüne getirmesi için on yıllarca yıl çalışması gerekmektedir. Paralı asker şirketi sahibi Yevgeny Prigozhin'in geçtiğimiz günlerde başlattığı isyan ispat etmiştir ki bu savaş, Putin'in içerideki iktidarının istikrarı için de bir tehlikedir.

Ukrayna'nın NATO'ya dahil edilmesinin ABD açısından ne tür bir çıkara hizmet edeceği, siyasi söylem noktasında ortaya konulan arapsaçına dönmüş argümanlardan da anlaşılacağı üzere bir yıl öncesine nazaran daha da belirsiz bir başlıktır. Öne sürülen görüşlerden bir tanesi, Avrupa'nın istikrarı ve güvenliği için Kiev'in ittifaka katılmasının elzem olduğudur. Bu mantığa göre Putin Ukrayna'da durdurulmazsa hedeflerini genişleterek NATO mensubu devletlere saldıracaktır. Daha çok Ukrayna odaklı olan ikinci bir görüş ise Kiev'in Rus planlarının bir parçası olmaktan kurtarılmasının tek yolunun Ukrayna'yı resmi olarak ittifaka dahil etmek olduğudur. Bir diğer görüş ise NATO'nun bir numaralı düşmanı olan Rusya'ya karşı savaşıp Moskova'nın zayıflamasına neden olan Ukrayna'nın NATO üyeliğini "bileğinin hakkıyla kazandığıdır." Bu görüşü paylaşanlara göre NATO ile Ukrayna arasındaki iş birliğinin derinleştirilmesi hem Kiev'in bu savaşta göstermiş olduğu kahramanlığın ödülü olur hem de Rusların yeni bir saldırı dalgası başlatmasını engeller.

Bu argümanlar makul noktalara temas etmesine rağmen haksızdır. Öncelikle şunu belirtmek lazım ki Ukrayna'nın Rusların kavgacı tutumuna karşı sergilediği direniş asil bir duruştur fakat asalet ve hatta etkin bir nefsi müdafaa ortaya konulması tek başına ucu açık bir güvenlik garantisinden doğacak devasa risklerin altına girilmesini meşru kılmaz. Göz ardı edilmemesi gereken en önemli nokta ise bugünün şartlarında oynanan "oyunun" kurallarına göre Ukrayna'nın NATO'ya dahil edilmesi için gerekli ve yeterli bir vaziyet söz konusu olmadığıdır.

Gerek Birinci Dünya Savaşı gerek İkinci Dünya Savaşı gerekse Soğuk Savaş döneminde ABD'nin Avrupa'daki hedefleri son yüz yıldır her zaman tek bir gücün egemen olmasının engellenmesi etrafında şekillendirilmiş ve Amerika bu uğurda büyük bedeller ödemiştir. Rusya yarın sabah bir şekilde Kiev'i mağlup etmeyi başarsa dahi Avrupa'yı kontrol edebilecek bir gücü yoktur. Rusya tek bir mermi sıkmadan tüm Ukrayna'yı ilhak etseydi gayrisafi yurtiçi hasılası sadece %10 artarak ancak İtalya seviyesine çıkardı. Evet, bu senaryo gerçekleşseydi Rus devleti Karadeniz'de yeni bir deniz üssü kazanırdı fakat yine de NATO mensubu Avrupalı devletlerden güçlü bir hale gelemezdi. Robert Kagan'ın da özetlediği üzere "Putin'in Ukrayna'yı topraklarına katmasının Amerikan güvenliğine kısa ve hatta uzun vadede herhangi bir etkisinin olması imkansızdır."

Şükürler olsun ki Rusya'nın Ukrayna'yı ilhak etmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Kremlin tarafından başlatılan savaşta rezil oldular ve kanıtladıkları tek şey Rusya Federasyonu'nun ordusunun Sovyet ordusunun soluk bir gölgesinden ibaret kaldığı oldu. Rus devletinin Fransa veya Almanya bir kenara Polonya'ya karşı dahi ciddi bir tehdit olabileceğini düşünmek kafasızlıktır. Bu gerçeğe ABD'nin sahip olduğu nükleer cephanelik ve iki devlet arasındaki kocaman Atlantik Okyanusunu da kattığınızda Washington'un Ukrayna'yı NATO'ya davet ederek elde edeceği kazanımların son derece kısıtlı olduğunu siz de görebilirsiniz.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba'nın dediği gibi Ukrayna, "NATO'nun tüm doğu cenahını müdafaa edip Rusya ile savaşırken öğrendiği dersleri ittifak mensupları ile paylaşıyor" olsa dahi ABD'nin zaten sahip olduğu bu şeylerden yararlanmaya devam etmesi için Kiev'in ittifaka katılmasının neden gerekli olduğu bir muammadır. Ukraynalıların topyekun Rusya'ya baş eğmesi gibi bir durum haricinde (ki Kiev yönetimi bunu kabul etmeyeceğini savaş meydanında kanıtlamıştır) Ukrayna devletinin topraklarının konumu gereği bu bölge NATO sınırları içinde olup olmamasından bağımsız olarak her halükârda Rus devletine karşı bir tampon görevi görecektir. Geçtiğimiz yılın şubat ayından bu yana yaşananlar göstermiştir ki Ukrayna'nın Rus saldırganlığına karşı ABD ve müttefiklerine etkin bir biçimde yardım etmesi için NATO mensubu olmasına gerek yoktur.

Tutulmayan sözler

Ukrayna'nın NATO'ya kabul edilmesi, özellikle de ittifakın kuruluş metninin 5. maddesi gereği her üyeye verilen güvenlik garantisi nedeniyle beraberinde sıkıntılar getirir. Mevzubahis bu maddeye göre NATO üyesi bir devlete yönelik saldırı tüm ittifak mensuplarına yapılmış kabul edilir ve müttefik devletler "gerekli gördükleri" tüm desteği sağlamak ile resmi olarak yükümlüdür. Gerçekte olan ise ittifak mensubu devletlerin, üyeliklerini ve 5. madde garantilerini her zaman ABD'nin müttefiklerinin safında savaşma garantisi olarak gördüğüdür. Eski başkanlardan Barack Obama'nın 2013 yılında Estonya'ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yaptığı şu konuşma bu durumun bir yansımasıdır:

"5. madde son derece açıktır: Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır. Eğer böyle bir an gelir ve kendinize 'kim yardıma gelecek?' diye sorarsanız cevabı şudur: NATO ittifakı ve bunun bir parçası olan Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri."

Biden da geçtiğimiz aylarda 5. maddenin tam olarak ne manaya geldiğine dair bir soruya cevaben şu cevabı vermişti:

"NATO topraklarının her karışını müdafaa etmek üzere edilmiş kutsal bir yemindir."

Ukrayna'nın NATO'ya katılmak istemesinin ardındaki en önemli faktör gelecekteki Rus saldırganlığına karşı işte bu tür bir korumaya sahip olmaktır. 

Ukrayna'ya bu tür garantiler vermenin altında yatan sıkıntı bir tane değildir. İlk olarak, 5. madde garantisinin Ukrayna'ya verilmesi halinde ABD kendisini Rusya ile doğrudan bir çatışma içinde bulabilir. NATO'ya yakın geçmişte katılan devletlerin aksine Ukrayna'nın Rusya ile olan toprak anlaşmazlıkları hala devam etmekte olup bu durumun değişmesi pek mümkün değildir.  Gerek Rus gerek de Ukraynalıların savaş ortamı hasebiyle yükselen milli duyguları nedeniyle diplomasinin manevra alanın daraldığı bir dönemde Kiev ile Moskova'nın bazı bölgeler üzerinde tek taraflı hak iddia etmesi haliyle sorunlara yol açacaktır. Halihazırdaki savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya varılsa dahi bu şartlar altında iki devlet arasındaki ilişkilerin tekrar bir anda rayından çıkmasının ne kadar kolay olduğu aşikardır. Ukrayna'nın NATO mensubu olması halinde ABD üzerinde çatışma sahasına asker göndermesi ve hatta Kiev'i rahatlatmak için nükleer silah kullanması için baskı oluşturulacaktır. Amerikalı devlet adamları Rusya'nın gelecekte tekrar saldırganlık yapmasını engellemek için Kiev'e sonu NATO üyeliğine gidecek bir yol açmayı ummaktadır fakat bu hamle beraberinde Biden'ın "Üçüncü Dünya Savaşı" diye nitelendirdiği senaryoda ABD'nin de yer alması riskini getirmektedir.

5. madde garantilerinin Ukrayna'ya verilmesi, ittifak metnine duyulan mutlak güveni de sarsabilir. Biden hükümeti son 16 aydır yaptığı açıklamalar ve attığı adımlar ile Ukrayna uğruna Rusya ile doğrudan çatışmaya girmenin buna değecek bir hamle olduğuna inanmadığını tekrar tekrar ispatladı. Eski ABD Başkanı Donald Trump da dahil olmak üzere önde gelen pek çok Cumhuriyetçi siyasetçi de Ukrayna uğruna Amerikalıların can vermesine karşı olduklarını her fırsatta dile getirdiler. Putin başta olmak üzere tüm Rus devlet adamları ise bedeli ne olursa olsun Ukrayna toprakları için çarpışmayı buna değecek bir iş olarak değerlendirmektedir.

Bu şartlar altında Amerika Ukrayna lehine savaşma garantisi verse dahi bu vaadini yerine getirip getirmeyeceği kesin değildir. Bu durumun farkında olsan Rusya, eli kötü olsa da risk alıp oynamaya karar verdiğinde yeni krizlerin patlak vermesi işten bile olmaz. NATO anlaşması gereği savaşa müdahale etmeye davet edilmesine rağmen ABD'nin verdiği sözleri tutmayarak Ukrayna'yı yalnız bırakması gayet olası bir senaryodur. Ve eğer ABD, saldırıya uğramasına rağmen Ukrayna'ya yardım etmeyi reddederse Baltık gibi ittifakın görece daha riskli bölgelerindeki devletler doğal olarak Amerikan askeri gücü formundaki ittifakın güvenlik garantisini sorgulamaya başlayacaktır ki bu da tüm NATO sathında gerçek bir güven krizine yol açar.

Ukrayna'nın NATO'ya katılması gerektiğini savunan güruhun argümanlarından bir diğeri ise Kiev'e halihazırda verilen silah, askeri eğitim ve diplomatik yardımların ittifakın 5. maddesi gereği "gerekli gördüğü her türlü yardımın" gönderilmesi sorumluluğunu yerine zaten yerine getirdiği bu nedenle de Ukrayna'ya asker gönderilmesi veya böyle bir söz verilmesine gerek olmadığıdır. Buradaki sıkıntı şudur; ABD ve diğer müttefikler 5. maddeyi ittifakın herhangi bir mensubunu korumak için savaşa girmek şeklinde değil de "yardım göndermek" olarak yorumladığı anda NATO "kim daha ayrıcalıklı" kulübüne döner. Fransa ve Almanya, talep etmeleri halinde Washington'un kendilerini korumak için müdahale edeceğinden emin olmaya devam ederken diğer üyelerden bazıları kendini aynı seviyede güvende hissetmeyecektir. Bu durum ittifak içinde "acaba kime ne tür yardım verilecek" kavgasına neden olacaktır. 5. maddenin bu şekilde uygulanmak üzere Ukrayna'ya teklif edilmesine Kiev'in zaten ihtiyacı yoktur zira NATO mensuplarına tanınan birçok ayrıcalık Ukraynalıların emrindedir. Bu nedenle Kiev açısından bakıldığında 5. maddenin siyasi faydası ve askeri caydırıcılığının ABD ve diğer müttefiklerin direkt müdahalesi olmaksızın hiçbir manası yoktur.

Parasını kim verecek?

Tabi bir de Ukrayna'nın savunmanın maliyeti meselesi vardır. NATO, ittifakın halihazırdaki garantilerini yerine getirebilmek için gerekli operasyon konseptlerini ve konvansiyonel kuvvetleri sağlama hususunda zor bir dönemden geçmektedir. Ukrayna'daki savaş bir kez daha göstermiştir ki düzenli modern ordular arasındaki yüksek yoğunluklu çatışmalar tüm tarafların çok büyük miktarlarda kaynağı bu mecraya aktarması zorunluluğu doğurmaktadır. Ukrayna'nın NATO'ya davet edilmesi bu açıdan değerlendirildiğinde bu hamlenin ittifakın garantileri ile kapasitesi arasındaki uçurumu daha da genişleteceği aşikardır.

Teknik olarak bu uçurum bir şekilde kapanır zira NATO devletleri Rusya'ya kıyasla daha zengin, teknolojik olarak daha gelişmiş ve daha büyük nüfuslara sahiptir. Doğru bir yeniden silahlanma programı ve süreci ile çok daha pozitif bir görünüm elde edilebilir. Fakat, NATO mensubu Avrupalı devletlerin bu konuda atması gereken adımlar çok daha fazladır zira kendileri Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından konvansiyonel askeri güçlerini diri tutmaları için gerekli harcamaları yapmadılar. Aslına bakılırsa Ukrayna bu noktada bir istisna sayılır fakat Ukrayna'nın göstermiş olduğu mükemmel performansın ardındaki en büyük faktör hem Zelensky hem diğer Ukraynalı devlet adamları hem de uzmanlar tarafından kabul edildiği üzere ABD ve diğer müttefiklerin Ukrayna'ya gönderdiği askeri yardımların miktarı ve çeşitliliğidir. Bu nedenle, Ukrayna'nın ittifaka davet edilmesi halinde Kiev kontrolündeki toprakları savunmak için gerekli kaynağı bulma sorumluluğu büyük oranda ABD'nin omzuna yüklenecektir.

Washington'un halihazırda hem Asya hem de kendi sınırları içinden kaynaklanan ciddi kaynak sorunu nedeniyle Ukrayna'nın ittifaka alınması beraberinde ABD'nin köşeye sıkışması riskini getirecektir. Kiev'in NATO'ya dahil edilmesi halinde Washington yönetimi, gündemindeki diğer öncelikleri için ayırdığı kaynakların bir kısmını Ukrayna'ya aktarmak ile yüzlerce kilometre büyüyecek olan doğu cenahının savunmasız bırakılmasından doğacak risklerle yüzleşmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır. Mevzubahis bu önceliklerden bazıları Ukrayna meselesinden çok daha önemli başlıklardır. Sonuç olarak Ukrayna'nın NATO'ya katılması halinde ABD hangi yolu seçerse seçsin Amerikalıların zamanı, dikkati ve kaynaklarının dünyanın başka noktalarında olması gerektiği şu zamanda omuzlarına ekstra yük ve maliyet alacaktır.

Son olarak, Ukrayna'nın NATO'ya kabul edilmesiyle birlikte doğacak maliyetin miktarı bir anda kontrolden çıkabilir zira Kiev'in ittifaka girmesinin Moskova açısından yaratacağı vaziyet Rusya'nın daha da agresifleşmesine neden olabilir. Rus devleti Ukrayna'nın gelecekte stratejik olarak hangi tarafta yer alacağı sorusunun cevabı için savaş meydanına inmekten imtina etmeyeceğini göstermiş fakat ABD ve diğerleri bunu yapmaktan aciz kalmıştır. Moskova bu durumun farkındadır. Bu nedenle, Ukrayna'ya sonu NATO'ya çıkan bir yol önerisi yapılması trajik bir hata olur zira Rusya, Ukrayna'nın NATO mensubu olması için gerekli şartların oluşmasını engellemek için halihazırdaki savaşa sonuna kadar devam etmek için bir bahane elde etmiş olur. Bir başka deyişle Kiev'in ittifaka davet edilmesi devam etmekte olan vahşeti uzatıp meselenin diplomatik bir şekilde sonuçlanması imkânsız hale getirir. Böyle bir durumda alternatif senaryolar da iç açıcı değildir. Mesela, Ukrayna'ya NATO'dan bir davet gelmesine rağmen şu anda devam eden savaş bir şekilde sona erdi ve Kiev'in üyelik süreci başladı diyelim. Bu durumda Rus devleti kendisini söz konusu bu süreç tamamlanmadan Ukrayna'ya tekrar müdahale etmek zorunda hissedebilir. NATO'nun emrivaki ile oldu bittiye getirerek (fait accompli) Ukrayna'yı bünyesine hızlı bir şekilde katmaması halinde Kiev'e ileri bir tarihte üyelik vaat eden bir teklif sunulması Rus saldırısı ihtimalini azaltmaz aksine arttırır. Bu nedenle, böyle bir adım atılması halinde hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin Ukrayna'yı savunmak için gereken bütçe büyütülmek zorunda kalınır.

Ukrayna'nın NATO'ya katılma arzusu makul bir durumdur. Kendinden daha güçlü bir komşu devlet tarafından itilip kakılan ve hatta işgale maruz kalan bir devletin üçüncü bir taraftan koruma talep etmesi kadar mantıklı bir şey olamaz. Ancak strateji demek seçim demektir ve burada taraf olması talep edilen ABD'nin önündeki seçenekler en azından bugün itibariyle iç açıcı değildir. Soğuk Savaşın ardından gelen ilk yıllarda ABD uluslararası güvenlik garantisi verirken bunu bugüne kıyasla çok daha düşük bir bedelle yapabilmekteydi. Fakat bu şartlar artık değişti. İçerideki ekonomik sorunlar, Asya'daki statüsüne karşı baş gösteren ciddi tehlike, Avrupa'nın ortasında savaşın tırmanma riski ve kendisine duyulan güven duygusunun zedelenmesi ihtimali ile karşı karşıya olan ABD açısından değerlendirildiğinde, Ukrayna'nın NATO'ya katılmasına müsaade etmemek Washington'un çıkarlarını gözetmesinden ibaret bir hamle olur. ABD, karşılığında az bir fayda sağlayacağı ve ardında büyük tehlikeler barından şüpheli bir söz vermek yerine hiç vakit kaybetmeden NATO kapısını Ukrayna'ya kapatmak zorunda olduğunu kabul etmelidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

İlgili Haberler

Zelenskiy: Savaş devam ettiği sürece NATO’ya üye olamayacağımızı biliyoruz

Analiz Haberleri