Suad Abdel Aziz, Oscar Rickett | Middle East Eye | Tercüme: Mepa News
Üç hafta önce Sudanlı Hala, Tavila'daki mülteci kampından ayrılarak Faşir kentine döndü.
Yanına bir çanta aldı ve bir yıl önce Kuzey Darfur'un başkentini ele geçiren, Hala gibi binlerce sivile karşı tecavüz, cinayet ve yağma eylemleri gerçekleştiren paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) işlettiği küçük bir araca bindi.
Tavila'nın yaklaşık 60 kilometre doğusundaki Faşir'e vardığında her şeyin değiştiğini fark etti. Evler yağmalanmış ya da yıkılmıştı. Sokaklar farklı görünüyordu.
Araçtan iner inmez HDK savaşçıları yanına geldi. Hala, Middle East Eye ile paylaşılan bir röportajda kampanya grubu Avaaz'a, "Bana nereye gittiğimi sordular" dedi:
"Doğum belgem ve kimliğim dahil bazı belgeleri almam gerektiği için ailemizin evine gittiğimi söyledim. Kaç gün kalmayı planladığımı ve evimizin tam olarak nerede olduğunu sordular. Onlara yalan söyleyip söylemediğimi kontrol etmek istiyorlardı."
Güvenlik nedeniyle farklı bir isim kullanan Hala, evin yerini tarif etmek zorunda kaldı. Savaşçılara, ev dağınık olduğu ve çok sayıda belgeyi bulması gerektiği için bir günden fazla zamana ihtiyacı olacağını söyledi. Evde elektrik olmaması da işi zorlaştırıyordu.
Hala, "Kabul ettiler ve bana Faşir'e giriş izni verdiler. Üzerinde adımın, imzalarının ve tarihin bulunduğu bir kağıt parçasıydı" dedi. "Onlarla uğraşmak çok zor, kolayca evinize girebilir ve onlarla gitmeyi reddederseniz size tecavüz etmekle tehdit edebilirler. Reddederseniz size tecavüz edebilir, sizi dövebilirler. Onlarla tartışırsanız kendinizi hapiste bulabilirsiniz" diye konuştu.
Hala, MEE'ye, "Kadınlar için Faşir'e gitmek son derece tehlikeli. Oraya gidenlerin çoğu babalar ve yaşlılar, çünkü Faşir'de gençlerin hayatı tehlikede. Yaşlılar bile HDK savaşçılarıyla sık sık sorun yaşıyor" dedi.
Kente döndükten sonraki gün tehdit edildi. Hala, "Bazı HDK savaşçıları beni sokakta gördü ve küfürlü, aşağılayıcı ifadeler kullanarak benimle konuşmaya başladı. Ama sokakta başka siviller de vardı, bu yüzden bana fiziksel saldırıda bulunmadılar ve sonunda eve dönmeme izin verdiler" dedi:
"En tuhafı, size saldırıp ardından Faşir'in size ait olduğunu, buranın sizin eviniz olduğunu ve istediğiniz zaman geri dönebileceğinizi söyleyebilmeleri. Ama Faşir'de hiç güvenlik yok. Kadınlar cinsel şiddete maruz kalıyor ve HDK'nin taleplerini reddeden herkes işkence görebiliyor ya da dövülebiliyor. Tavila'ya döndüm ve durum düzelse, hayat değişse bile bir daha asla Faşir'e dönmeyeceğim."
Endüstriyel ölçekte katliam
HDK, 500 günü aşkın kuşatmanın ardından 26 Ekim 2025'te Faşir'e son taarruzunu başlattı.
Ardından yaşananlar, Nisan 2023'te HDK ile Sudan Silahlı Kuvvetleri arasında başlayan ve dünyanın en büyük insani krizine yol açan Sudan savaşındaki en büyük tekil katliam oldu.
Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarı'ndaki araştırmacılar, öldürmelerin hızının ve endüstriyel ölçeğinin ancak Ruanda soykırımının bütünüyle karşılaştırılabileceğini söyledi.
Müdahil olduğunu reddetmeyi sürdüren Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği HDK savaşçıları, sivilleri katlederken kendilerini videoya kaydetti. Hayatta kalanlar, HDK savaşçılarının genç kadınlara ve kız çocuklarına tecavüz ettiğini, sivilleri infaz ettiğini, hayatta kalanları kanlarını almak için derme çatma kliniklere götürdüğünü, sıradan insanlara ve ailelerine baskı yaptığını anlattı.
Faşir'den Mohamed Hassan, MEE'ye telefonla, "Sokaklardan birinde onlarca aileyi evlerinden dışarı çıkardılar" dedi.
Orduyla birlikte savaşan müttefik milis gücünü kastederek, "Erkekleri kadınlardan ve çocuklardan ayırdılar. Kadınları kırbaçladılar, onlara hakaret ettiler ve erkeklere rastgele ateş açtılar. Ordu ya da Ortak Güçler askeri olduğunuza karar verirlerse sizi hemen öldürüyorlar" diye konuştu
Tavila'ya kaçan ve hala orada yaşayan Sudanlı anne Hanin, nasıl kurtulduğunu anlattı:
"Faşir'den yalnızca kızımı kollarıma alarak ayrıldım. Tavila'ya ulaştığımda kızımla benim sonunda güvende olacağımızı düşündüm. O güven duygusunun gelmesini hala bekliyorum.
Korkunç şeylerden sağ çıktım. Başıma gelen bazı şeyler hakkında konuşmakta zorlanıyorum. Ben bir anneyim ve kızımı korumaya çalıştım. Çocuğunuzun şiddete maruz kaldığını görmek ve bunu durduramadığınızı bilmek insana ne yapar, anlatamam. Hayatta kaldık ama hayatta kalmak, artık acı çekmediğimiz anlamına gelmiyor."
Yardım çalışanı Anna, "Şu anda Faşir'de HDK hapishaneleri var" dedi:
"Eski binaları gözaltı merkezleri olarak kullanıyorlar ve tutulanların koşulları bizimkinden çok daha kötü, çünkü onlara yemek verilmiyor, hastalandıklarında tıbbi bakım sağlanmıyor."
Herkes nereye gitti?
HDK'nin kenti ele geçirmesinden altı hafta önce, Kuzey Darfur'un başkentinden yaklaşık 107 bin kişi kaçmıştı. Saldırı başladığında yaklaşık 260 bin kişi hala kentin içindeydi. Sınır Tanımayan Doktorlar, Sudan'ın üzerinde hala asılı duran soruyu sordu: Diğer herkes nereye gitti?
Gerçek ölü sayısı hiçbir zaman öğrenilemeyebilir. İzleme grupları, uydu görüntülerini kullanarak ilk 72 saatte en az 6 bin kişinin öldüğünü tespit etti. Ancak HDK, Faşir'i iletişim karartması altında dış dünyaya kapalı tutuyor ve insan hakları araştırmacılarının kente girmesine izin verilmiyor.
Bir yıl sonra cesetler ortaya çıkmaya devam ediyor ve sayı hala artıyor. Kuzey Kordofan'ın Bara kasabasında bu hafta 200 toplu mezar bulundu. Gönüllüler bu mezarlardan 600'den fazla ceset çıkardı. Bunların çoğu, tanıkların HDK'nin Faşir'i ele geçirdiği aynı ekim taarruzunda öldürdüğünü söylediği sivillere aitti.
O tarihten bu yana geçen bir yılda tespitler peş peşe geldi. Şubat ayında BM'nin Sudan için Bağımsız Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu, HDK'nin Faşir'de soykırım eylemleri işlediğini ve grubun davranışlarından çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım kastı olduğunu belirledi.
ABD hükümeti ve Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezi ile Uluslararası Af Örgütü dahil bir dizi insan hakları kuruluşu, HDK'nin Darfur'da soykırım işlediği sonucuna vardı.
Uluslararası Af Örgütü, temmuz ayında Faşir'de işlenen vahşeti "insanlığın vicdanında bir leke" olarak nitelendirdi.
Duvarlarla çevrili
Katliam, soykırım sürecinin son aşamasıydı.
HDK, Mayıs 2024'ten Ekim 2025'e kadar Faşir'i kuşattı ve sivilleri içeride hapseden fiziksel engeller oluşturmak için kentin etrafına toprak setler inşa etti. Kenti neredeyse her gün bombaladı, gıda ve ilaç girişini kesti. Dünya Gıda Programı, Faşir'e uzanan ticaret yollarının kapatıldığını ve içeride hapsolan sakinlerin hayvan yemi ve yiyecek artıklarıyla hayatta kaldığını bildirdi.
Faşir'deki bir hastanede yaklaşık iki yıl boyunca yaşayıp çalışan bir doktor, kuşatmayı MEE'ye anlattı:
"Zamanla hastane bütün dünyamız haline geldi. Orada uyuyor, bulabildiğimiz yiyecekleri yiyor, günlerimizin ve gecelerimizin büyük bölümünü hastalara bakarak geçiriyorduk. Aylar boyunca çoğumuz ailelerimizi neredeyse hiç görmedik.
Kuşatma sıkılaştıkça hastaneyi işler halde tutmak giderek zorlaştı. Tıbbi malzemeler kente ulaşmaz oldu, temel ilaçlar tükendi ve ekipmanımız yavaş yavaş bozuldu. Elektriğe ve temiz suya güvenilir erişimimizi kaybettik. Kendimize yetecek kadar yiyecek bulmak bile günlük bir mücadeleye dönüştü."
Jeneratörler geceleri yalnızca iki saat çalıştırılabiliyordu. Hayati tehlike taşıyan acil vakaların ameliyatları, cep telefonlarının fenerleriyle yapılıyordu. Antibiyotikler tükenmişti. Cerrahi gazlı bez bulunamıyordu.
Doktor şöyle konuştu:
"Verdiğimiz her tavizin hastalarımız için risk taşıdığını bilerek sürekli doğaçlama çözümler üretmek zorundaydık. Hamile kadınlar tehlikeli yollardan geçerek, çoğu zaman kritik durumda geliyordu. Çalışır halde tutmakta zorlandığımız cihazlara bağımlı prematüre bebekleri tedavi ediyorduk.
Yetersiz beslenen çocuklar, bombardımanda yaralanan siviller ve kronik hastalığı olan insanlar da ihtiyaç duydukları düzenli tedaviye erişimlerini kaybediyordu.
Her şeyi daha da kötüleştiren, hastalarımızla aynı koşulları yaşıyor olmamızdı. Bazı meslektaşlarımız ciddi biçimde yetersiz beslendi. Bazıları hasta ya da yaralı olmalarına rağmen çalışmaya devam etti. Tükenmiştik ama hala tedavi bekleyen insanlar vardı.
Bir doktor için en acı deneyimlerden biri, bir hastanın tam olarak hangi tedaviye ihtiyacı olduğunu bildiği halde bunu sağlayacak hiçbir imkanı olmadığı için durumunun kötüleşmesini izlemektir. Faşir'de bu çok sık yaşandı."
Üstünü örtme
HDK, ablukayı kırmaya çalışan herkesi cezalandırdı. Toprak seti aşarak yiyecek getiren gençler ve tüccarlar, bu sevkiyatlar sırasında HDK'nin düzenlediği ölümcül saldırıları İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne anlattı.
Hayatta kalanlar, yanlarında erzakla yakalanan insanların infaz edildiğini söyledi. O dönemde Kısma Ali Omar adlı genç bir kadın, ayakları bağlı halde kollarından bir ağaca asıldı ve bütün dünya görsün diye videoya kaydedildi.
Kent geçen yıl 26 Ekim'de düştüğünde HDK önce sivillerin sığındığı yerlere gitti. Hastaların ve sağlık çalışanlarının, çoğu kadın ve çocuklardan oluşan yerinden edilmiş ailelerle birlikte sığındığı Suudi Doğum Hastanesi'nde 500'e yakın kişi öldürüldü.
BM araştırmacıları daha sonra Faşir Üniversitesi'nde ve Suudi Hastanesi'nde, kentten çıkış yollarında ve halkı içeride hapsetmek için inşa edilen toprak setlerde toplu öldürmeleri belgeledi.
Uluslararası Af Örgütü, bir HDK komutanının esir alınmış sivilleri infaz ettiği videoları doğruladı. Başka görüntülerde, toprak set boyunca uzanan bir hendekte onlarca ölü sivil görülüyordu. HDK, bir toplu mezarın sınırına dönüşen bu duvarları inşa etmek için aylar harcamıştı.
Ardından üstünü örtme çabası geldi.
Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, 26 Ekim ile 28 Kasım 2025 arasında insan kalıntılarıyla uyumlu 150 nesne kümesi tespit etti. Bunlardan 20'sinde yanma belirtileri vardı. Elli yedisi dört hafta içinde tamamen ortadan kayboldu. Suudi Hastanesi'nde uydular, kasım boyunca tekrar tekrar yakılan, cesetlerle dolu olduğu düşünülen bir çukuru görüntüledi.
Toprak setin yanındaki, cesetlerden oluştuğu düşünülen bir yığın daha sonra kaldırıldı. HDK, kanıtları silmeye çalıştı. Grubun lideri, daha çok Hemedti adıyla bilinen Muhammed Hamdan Dagalo, askerlerinin Faşir'in ele geçirilmesi sırasında işlediği ve kendisinin ihlal olarak adlandırdığı eylemler hakkında soruşturma başlattığını açıkladı.
İşgal altında yaşam
Faşir bugün harabeler ve tutsaklar kenti.
Bir BM ekibi aralık ayında nihayet sıkı gözetim altında kente girdiğinde, şehri suç mahalli olarak nitelendirdi ve geride çok az kişinin kaldığını gördü. Taramadan geçirilen her altı kişiden birinde ağır akut yetersiz beslenme vardı.
Kaçanlar HDK'den kurtulamadı. Hayatta kalanlar, grubun Faşir'den kaçan erkekleri hala alıkoyduğunu ve 3 bin dolara kadar fidye istediğini söylüyor. Bir izleme grubu, yaklaşık 68 bin sivilin alıkonulduğunu belgeledi. Bir zamanlar küçük bir kasaba olan Tavila, bugün çoğu Faşir'den gelen yaklaşık 800 bin yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapıyor.
Hatice da onlardan biri. Onun yolculuğu, HDK'nin Darfur boyunca izlediği yolu yansıtıyor. MEE'ye, "Cubeyna'dan yaşlı bir kadınım" dedi. HDK'nin 2023 yazında ele geçirdiği sırada ölülerin sokaklarda bırakıldığı Batı Darfur kentinden söz ediyordu.
"Güvenlik arayışıyla Faşir'e kaçtım. Ama çatışma peşimden geldi ve beni yeniden yerinden edilmeye zorladı. Şimdi bir çiftlikte, hava koşullarına açık halde bir ağacın altında yaşıyorum. Burada çok az yiyecek var ve sığınacak bir yerim yok. Soğuk dayanılmaz. Hayatta kalmaya çalışıyorum."
Faşir'deki bir direniş komitesinden Muddessir Muhammed Dikurni, HDK milislerinin Güney ve Orta Darfur genelinde çiftlikleri yok ettiği uyarısında bulundu. "Çiftçileri de kasıtlı olarak hedef alıyorlar, çiftliklerine giderken ya da ürünlerini ve tarımsal mülklerini korumaya çalışırken onlara ateş açıp öldürüyorlar" dedi.
Açlık, köylüleri yardım arayışıyla Tavila'ya itiyor. Dikurni bunu, Darfur kırsalının son sakinlerini "sistematik yoksullaştırma ve aç bırakma politikasıyla" kamplara ya da sınırın ötesine sürme çabası, yani demografik mühendislik olarak adlandırıyor.
Bunun en sarsıcı görüntüsü, kendi hayvanları için yem kırıntılarını kurtarmak amacıyla "tarlalarda Cancavid'in develeriyle yarışan" çiftçiler.
Silah ağları
HDK, Faşir'den savaşı yeniden doğuya, Kordofan'a ve güneye, Etiyopya sınırına taşıdı.
Bu paramiliter güç kendi kendine silahlanmıyor. BM'nin gerçekleri araştırma misyonu, BAE'den faaliyet yürüten özel şirketlerin ve asker toplayan kişilerin, Çad ve Libya'nın güneydoğusunun yanı sıra Somali'deki Bosaso üzerinden malzeme sevk ettiğine inanmak için makul gerekçeler bulunduğunu belirledi.
MEE, bu tedarik ağı ve Etiyopya'daki ordu üslerinin HDK'ye yardım etmek için kullanılması hakkında kapsamlı haberler yayımladı.
BM misyonunun üyesi Mona Rishmawi, bu güzergahların "Faşir'deki vahşeti işlemek üzere silah, insansız hava araçlarıyla ilgili ekipman, lojistik yardım ve personel sağlamak" için kullanıldığını söyledi.
ABD, BAE'nin başlıca silah kaynağı olmaya devam ediyor.
Trump yönetimi, Mayıs 2025'te Kongre'nin bekletme kararına rağmen Abu Dabi'ye 1,4 milyar dolarlık Chinook helikopteri ve F-16 parçası satışını ilerletti. Bu yıl mart ayında, 8 milyar doları aşan yeni silah, insansız hava aracı ve füze satışını onayladı. Bunun yanında, Kongre'nin önüne gelmesi hiç gerekmeyen milyarlarca dolarlık başka satışlar da vardı.
Sudan'daki savaş alanlarında İngiliz silahları bulundu ve Birleşik Krallık hükümeti, BAE'den korktuğu için Faşir katliamını engelleyememekle suçlandı.
Bara'da gönüllüler hala kazıyor. Hatice hala bir çiftlikte ağacın altında uyuyor. BM, katilleri silahlandıran ağı açıkladı; Washington ise yaşananları soykırım olarak adlandırdı.
Hanin, MEE'ye, "Tavila'da her gün çevremdeki insanların güçten düştüğünü görüyorum" dedi:
"Daha birkaç gün önce gülüp konuşan insanlar, ayakta duramayacak kadar güçsüzleşiyor. Bazen uyanıyorum ve birinin yiyecek hiçbir şeyi olmadığı için öldüğünü öğreniyorum."
Hala ise şöyle dedi:
"Faşir tamamen değişti. Artık kendi evinizi ziyaret etmek istediğinizde bile HDK'den izin almanız gereken bir noktaya geldik. Bu bile tek başına geldiğimiz durumu gösteriyor. Yalnızca savaşın sona ermesini ve her şeyin düzelmesini umuyoruz."