BAE Suriye'de uzun vadeli bir oyun oynuyor

Andreas Krieg

BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid’in Beşar Esed ile görüşmek üzere Şam’a gerçekleştirdiği ikinci ziyaretinden bir gün sonra  yani 6 Ocak 2023’te, Amerikalı Senatör Jim Risch yayınladığı bir sosyal medya mesajında BAE’yi Suriye’deki Esed rejimi ile ilişkilerini geliştirmemesi hususunda ikaz etti.

Halihazırda yürürlükte olan Sezar Suriye Sivilleri Koruma Yasası (Sezar Yaptırımları), Washington yönetiminin ortaklarını ve müttefiklerini Esed ile ilişkilerini normalleştirme hususunda engellemek için elinde bulunan en güçlü araçlardan bir tanesidir. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi bünyesinde görev yapan bir senatör olarak Risch’in de bunu bildiğinden emin olabilirsiniz.

ABD, son dönemde olduğu gibi Suriye’de pasif bir izleyici olmak yerine Arap ortakları üzerinde sahip olduğu kozları kullanmayı seçmesi halinde bölgede hala etkili olabilir.

Abu Dabi yönetiminin gözünde Suriye, bir ‘ağ kurma’ istasyonu olup BAE, Şam ile sahip olduğu ilişkileri bir pazarlık kozu olarak kullanıp bölgesel bir güç olarak kendi pozisyonunu güçlendirmeyi hedeflemektedir.

Bu iki devrim karşıtı otoriter oyuncunun geçmişe göre birbirini daha az sevdiği aşikar fakat şunu vurgulamakta fayda var ki Esed’in şahsı BAE’lilerin devrim sonrası Suriye’de en geniş nüfuza sahip arabulucu Arap devleti olma hedefi doğrultusunda kullandığı bir araçtan ibarettir.

BAE’nin ağ merkezli devlet politikası, doğrudan veya dolaylı olarak Abu Dabi’deki karar alma mekanizmasına bağlı olan gizli ve karmaşık ağların geliştirilmesi ve büyütülmesi üzerine kuruludur. Bu ağlar BAE’nin bölgesel nüfuz hususunda anahtar bir merkez olması için hayati önem taşımaktadır.

Suriye’deki vaziyetin, küresel çapta dışlanan Esed rejiminin lehine ilerlemesi üzerine BAE’nin karşısına ilginç bir fırsat çıktı.

Suudi Arabistan ve Katar gibi diğer Körfez devletlerinin devrimcilere silah tedarik etmede başı çekmesine rağmen Rusya ve İran’ın desteğiyle de olsa koltuğunda kalmayı başaran Esed’in başını çektiği hükümetin ne derece dayanıklı olduğu bir kez daha ispatlandı.

Stratejik boşluk

BAE’nin bölgedeki rakibi İran’ın Arapların yaşadığı Şam diyarını ele geçirmeye devam ettiği süreçte ortadaki stratejik vakumdan faydalanan Abu Dabi yönetimi Esed rejimine dost eli uzattı. Buna ilaveten BAE, tıpkı kendi lideri Muhammed bin Zayid El Nahyan gibi İslamcılık akımına karşı yürütülen devrim karşıtı haçlı seferinin en ön safında yer alan Esed’in şahsında kendisine ideolojik bir müttefik de buldu.

Bu çerçeveden bakıldığında BAE’nin 2018’de Şam’da bulunan büyükelçiliğini tekrar açmış olması pek de şaşırtıcı bir gelişme değildi. Elçiliğin açılmasından kısa süre sonra başta finans ve ticaret başlıklarında olmak üzere BAE’nin eskiden kurduğu neredeyse bütün ağlar tekrar aktif hale getirildi.

Şam rejimine çalışan vekil unsurlar karanlık yollardan elde ettiklerini paralarını korumak için BAE ile sahip oldukları yakın ilişkileri uzun yıllardır zaten idame ettirmekteydi. Söz konusu bu şahısların birçoğu 2019 yılının ocak ayında Abu Dabi’de gerçekleştirilen BAE-Suriye Yatırım Forumu etkinliğinde boy gösterdi.

Dubai’nin bir finans merkezi olma özelliği sayesinde küresel pazarlara tekrar erişim sağlayan Suriyeli iş adamları ve şirketlerin faaliyetleri neticesinde iki devlet arasındaki ticaret hacmi de arttı. Samir Foz’un sahibi olduğu BAE merkezli ASM Uluslararası Ticaret isimli şirket vakasında olduğu gibi bu şirketlerden bazıları, yaptırımlardan sıyrılmaya çalıştıkları gerekçesiyle ABD Hazine Bakanlığının kara listesine alındı.

Abu Dabi yönetimi Esed rejimi ile geçmişte kurduğu ilişkilerini stratejik seviyede de yeniden harekete geçirerek Suriye istihbaratı subaylarına BAE sınırları içinde eğitim kursları açtı. Hatta bazı sızan bilgilere göre BAE lideri MBZ, 2020 yılında Türkiye’yi Suriye’de askeri bir çatışma ile oyalaması için Esed rejimine 3 milyar dolar teklif etti fakat bu plan Rusya'nın eliyle engellendi.

Abu Dabi ile Esed arasında stratejik seviyede cereyan eden tüm bu gizli faaliyetler, Trump yönetiminin 2020 yılında Sezar Yaptırımlarını yürürlüğe almasının ardından sona erdi.

BAE bu gelişme sonrası ilk günlerde biraz mızmızlansa da bir süre sonra yaptırımların insani yardım istisnaları hususunda belirli bir gri bölge yaratmasından istifade ederek Suriye’deki faaliyetlerine bu kanal üzerinden devam etti. BAE Kızılayı Halep ve Şam’da sahra hastaneleri inşa etti. 2021 yılında Covid diplomasisi üzerinden Esed rejimine aşı ve salgın yardımı sağlandı. Her ne kadar yaptırımlar bu hususta herhangi bir sıkıntı çıkarmasa da BAE bu yaptıkları sayesinde Esed rejiminin gözünde kredi kazandı.

Şam’a açılan kapı

Bu dönemden sonra ise BAE, Esed rejimi ile ilişkileri amellerden ziyade söylemler üzerinden yürütmeye başladı. BAE’nin “Suriye’nin en seçkin küresel ticaret ortağı” haline gelmeye başladığı hakkında kopan yaygaranın amacı, Şam’a açılan kapının yolunun Abu Dabi’den geçtiğine dair uluslararası seviyede bir algı yaratmaktır.

Esed’in geçtiğimiz yılın mart ayında Abu Dabi’de boy boy fotoğraf çektirmesi de yine aynı amaç doğrultusunda yapıldı (Şam ile yeniden ilişkileri tesis etmek isteyenler önce BAE’ye gelmeli mesajı verildi). Böylesine bir yakınlığıa rağmen Suriye’nin güneyinde BAE’li şirketlerden müteşekkil bir konsorsiyum tarafından inşa edilmesi planlanan 300 megawattlık güneş enerjisi üretim merkezi, Amerikan yaptırımları nedeniyle planlama safhasından öte gidemedi ve bu yaptırımlar devam ettiği sürece de gidemeyecektir.

Bu durum aslında konu özellikle ABD’nin müttefik ve ortakları olduğunda Washington yönetiminin Suriye sathında bugün hala hatırı sayılır derecede güce sahip olduğunu gösteren bir örnek vakadır. Bir yaptırım silahı olarak doların sahip olduğu prestij ve dayanıklılık sayesinde ABD, BAE’nin gayriresmi ve gizli ağları dahil olmak üzere Esed rejimi ile kurulan tüm ilişkilerin sınırlarını belirleme kudretine sahiptir. 

ABD Hazine Bakanlığı geçmişte birçok kez bazıları BAE bağlantılı olan şirket ve şahıslara yönelik Suriye’ye uygulanan yaptırımları ihlal ettiği şüpheleri nedeniyle harekete geçip cezalar kesti. Buna ilaveten Abu Dabi yönetiminin benzer şekilde ihlaller yaptığı gündeme gelirse Amerikalıların onlara da bir bedel ödeteceğine dair kimsenin kuşkusu bulunmamaktadır.

ABD’nin çıkış stratejisi

ABD’nin şu anki en büyük sıkıntısı Suriye hususunda sınırları açıkça tanımlanış bir politikaya sahip olmamasıdır. Amerikalı bazı devlet kurumları, ülkelerinin “Esad’a hayır” politikası ile Esed’in koltuğunda oturmaya devam edeceğine işaret eden sahadaki gerçekler arasında büyüyen uçurumun en azından bir süredir farkındadır.

Biden hükümetinin oluru alınarak Ürdün’de üretilen enerjinin Suriye üzerinden Lübnan’a nakledilmesi projesi sayesinde Esed rejiminin on milyon dolarlarca gelir sağlayacağı proje, Washington’un Esed hususundaki duruşunu yumuşatmaya başladığını ve Suriye’de bir çıkış stratejisi arayışında olduğunu göstermektedir.

Tüm bu işaretler ABD’nin Suriye hususunda bir yön değişikliğine gitmesinin yakın olduğu hissini uyandırmaktadır. Böyle bir gelişme olması halinde de BAE’nin tesis ettiği ağlar Abu Dabi yönetimini Suriye’deki savaş sonrası yeniden inşa sürecinin tam ortasına konuşlandıracak planların uygulanması için hazır beklemektedir.

Eğer ABD, BAE’deki ortaklarını Esed rejimi ile ilişkilerini idame ettirmekten caydırmak istiyorsa yürürlükte olan yaptırımların söz konusu müttefiklerin canını biraz yakmasına müsaade etmelidir. Tabi bundan daha önemli olan nokta ise Washington’un, yarım milyondan fazla insanın ölümünden sorumlu bir rejimi bölgenin bir parçası olarak kabul edip etmeyeceğine dair nihai bir karar vermesi gerektiğidir.

BAE şimdilik bir yandan ABD’nin (her geçen gün biraz daha zayıflayan) Suriye politikası çerçevesinde Batı ile birlikte hareket ediyor görünmesine rağmen diğer taraftan da Esed’i tekrar uluslararası kamuoyunun bir parçası haline getirmek amacıyla yasalardaki açıkları değerlendirmekte ve yeni fırsatlar kollamaktadır.


Andreas Krieg tarafından kaleme alınan ve Middle East Eye'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için tercüme edilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.