İsrail'de seçimleri kazanmak neden ülkeyi yönetmeye yetmiyor?

"Seçim zaferi bir sonuç, iktidar ise kurulabilen ve varlığını sürdürebilen bir koalisyon demek."

Amin Khalafallah | Al Jazeera | Tercüme: Mepa News

İsrail seçimleri, seçmenin bir parti listesi seçmesiyle başlıyor, ancak başbakanlığı ikinci gelen kişiye, hatta küçük bir partinin liderine verebilecek müzakerelerle sona eriyor. Sandık ile iktidar koltukları arasındaki beş hukuki ve siyasi aşama, oyların geleceğini belirliyor ve İsrail'i kimin yöneteceğini bilmek için kazananın açıklanmasının neden yeterli olmadığını ortaya koyuyor.

Parti listesinin seçilmesi

İsrailliler, coğrafi seçim çevrelerinden milletvekili seçilen sistemlerden farklı olarak, nispi temsil esasına göre Knesset'in 120 üyesini belirlemek için ülke çapındaki tek bir seçim çevresinde oy kullanıyor. Oy pusulasında bir başbakan adayının adı değil, bir parti listesinin adı ve rumuzu yer alıyor. Dolayısıyla Likud'a oy vermek, Binyamin Netanyahu'yu doğrudan başbakan seçmek anlamına gelmiyor.

Merkez Seçim Komitesi, seçim sistemine ilişkin resmi rehberinde listelerin kapalı olduğunu açıklıyor: Parti, adaylarının sırasını oylamadan önce belirliyor ve kazanılan sandalye sayısına göre listenin ilk sıralarındaki isimler parlamentoya giriyor. Bir liste 10 sandalye kazanırsa ilk 10 adayı seçilmiş oluyor, seçmen onların sırasını değiştiremiyor ya da herhangi birini listeden çıkaramıyor. Bir sandalye boşaldığında, listedeki bir sonraki aday onun yerini alıyor.

Ancak listelerin hazırlanma biçimi değişiyor. Bazı partilerde üyeler arasında ön seçim yapılırken bazılarında sıralamayı liderlik ya da parti içi kurumlar kararlaştırıyor. Böylece halkın oy verme süreci parti içindeki güç dengeleriyle iç içe geçiyor ve adayın listedeki sırası, bazen kişisel olarak halk nezdindeki karşılığından daha önemli hale geliyor.

Başbakanın doğrudan seçilmesinin kaldırılması ve 2003 seçimlerinden itibaren parlamenter sisteme dönülmesinden bu yana, hükümet başkanını seçmek için ayrı bir oy pusulası kullanılmıyor. Bunun yerine seçmen, partilerin Knesset'teki ağırlığını belirliyor, ardından yürütmenin başkanını belirlemek için başka bir süreç başlıyor.

Bu nedenle, bir adayın listedeki sırası gerilerdeyse kişisel popülaritesi parlamentoya girmesini garanti etmiyor, liste başkanının popülaritesi de kendisine kişisel bir yönetme yetkisi vermiyor. Ayrıca bir adayın seçimlerden sonra çekilmesi ya da siyasi saf değiştirmesi, seçmenlerin oyunu alan grubun bütünlüğünü etkileyebilir. Bu da koalisyon müzakereleri sırasında parti disiplininin önemini açıklıyor.

Seçim barajının aşılması

Sandıkların kapanması ve geçerli oyların sayılmasının ardından, sandalye dağılımına katılabilecek listeler belirleniyor. Yasa, bir listenin kayıtlı seçmen sayısının değil, toplam geçerli oyların yüzde 3,25'ini almasını şart koşuyor. Geçerli oylar 5 milyona ulaşırsa baraj 162 bin 500 oy oluyor.

Bu oranın altında kalan liste, kazanabileceği bütün sandalyeleri kaybediyor ve seçmenlerinin oyları sandalye dağılımının dışında bırakılıyor. Geçersiz pusulalar ise zaten baştan hesaba katılmıyor. Bu nedenle bir partinin Knesset'teki sandalye payı, toplam geçerli oylar içindeki payına kıyasla yükselebiliyor, çünkü sandalyeler yalnızca barajı geçenler arasında dağıtılıyor.

Kasım 2022 seçimleri bunun en belirgin örneğini sundu. Haaretz, 3 Kasım'daki sonuç haberinde, Meretz ve Ulusal Demokratik Birlik'in on binlerce oy almalarına rağmen Knesset dışında kaldığını bildirdi.

Barajı geçemeyen listeler yaklaşık 417 bin, yani geçerli oyların yaklaşık yüzde 8,8'ini aldı. Netanyahu'nun ittifakı ise diğer listelerin toplam 56 sandalyesine karşılık 64 sandalye kazandı.

Siyaset ve Haredi meseleleri alanında uzman gazeteci Shahar Ilan, 15 Ekim'de Calcalist gazetesinde yayımlanan analizinde, başa baş giden seçimlerde sonucun yalnızca kamplar arasındaki oy geçişleriyle değil, katılım oranıyla ya da bir listenin baraj altında kalmasıyla da belirlenebileceğini açıklıyor.

Bu nedenle, özellikle küçük listeleri birleştirme çağrıları, oyları siyasi kampın içinde tutma mücadelesine dönüşüyor. Bölünmenin bedeli, bir partinin sandalyelerini kaybetmesini aşarak karşı ittifakın iktidar için gereken eşiğe ulaşıp ulaşamayacağını belirleyebiliyor.

Karşılaştırma açısından Globes, Nisan 2019 seçimlerine ilişkin değerlendirmesinde "Yeni Sağ" ittifakının, o dönemde Knesset'e giriş barajının yalnızca 1454 oy gerisinde kalarak parlamento dışında kaldığını belirtti. Bunun anlamı, bazı sandıklardaki onlarca oyun en az dört sandalyenin geleceğini belirleyebileceği ve dolayısıyla bütün bir kampın hükümet kurmaya yetecek çoğunluğa ulaşma şansını değiştirebileceği.

Kalan sandalyelerin dağıtılması

Üçüncü aşama, barajı geçen listelerin aldığı geçerli oyların toplanmasıyla başlıyor. Ardından bu toplam, başlangıçta bir sandalyeye karşılık gelen oy sayısını belirlemek üzere 120'ye bölünüyor. Her listenin oyları bu sayıya bölünüyor ve liste, çıkan sonucun tam sayı kısmı kadar sandalye alıyor. Hesaplamadaki kesirler nedeniyle ise bazı sandalyeler dağıtılmadan kalıyor.

Bu noktada, adını Knesset üyeleri Yohanan Bader ve Avraham Ofer'den alan ve 1973'te kabul edilen "Bader-Ofer" yöntemi uygulanıyor. Artık oy anlaşması kapsamında ve gazeteciler Uria Bar-Meir ile Uri Rosen'in Globes'ta 18 Ekim'de yayımlanan açıklamasına göre, kalan sandalyeler sırayla en yüksek ortalamaya sahip listeye veriliyor. Bu ortalama, listenin oylarının mevcut sandalye sayısına bir eklenerek elde edilen sayıya bölünmesiyle hesaplanıyor. Bu formül, önceki "en büyük kalanlar" yöntemine kıyasla büyük listelere nispi bir avantaj sağlıyor.

İki liste, seçimlerden önce artık oy anlaşması imzalayabiliyor. Böylece ek sandalyeler için yarışırken oyları birleştiriliyor, ardından her birinin payı kendi aralarında belirleniyor. Anlaşma, hükümet koalisyonu anlamına gelmediği gibi barajı geçemeyen bir ortağı da kurtarmıyor, böyle bir durumda anlaşma geçerliliğini yitiriyor.

Gazeteci Shahar Ilan, Calcalist'te bu anlaşmaların hesapların ötesinde siyasi anlamlar taşıyabileceğini belirtti. Çünkü ortak bulmak bazen partiler arasındaki yakınlığı yansıtırken, ortak bulunamaması aynı kampın içindeki anlaşmazlıkları açığa çıkarıyor.

27 Ekim seçimleri öncesinde, Kanal 12 muhabirleri Dvir Givre ve Yuna Leibzon, 13 Ekim'de güncellenen haberlerinde, Likud ile Dini Siyonizm, Gadi Eisenkot'un partisi ile Demokratlar ve Naftali Bennett'in partisi ile Yisrael Beiteinu arasındaki artık oy anlaşmalarını belgeledi. Şas ile Birleşik Tevrat Yahudiliği ve iki Arap listesi olan Ortak Liste ile Birleşik Arap Listesi arasındaki anlaşmalar da bunlar arasında yer aldı.

Bu mutabakatlar, 60 sandalyeye sahip bir kampla 61'e ulaşan bir başka kamp arasındaki farkın, yalnızca en büyük partinin öne geçmesine değil, matematiksel formüllere ve önceden yapılan anlaşmalara da bağlı olabileceği anlamına geliyor. Ancak anlaşmanın imzalanması tek başına ek sandalyeyi garanti etmiyor.

Daha açık ifade etmek gerekirse, oy pusulalarının kendisi bir partiden diğerine aktarılmıyor ve geriye kalan bütün kesirler otomatik olarak yeni bir sandalyeye dönüşmüyor. Çünkü anlaşma, oy ortalamasına göre matematiksel olarak ortak rekabete imkan tanıyor, ardından iki tarafın hak kazandığı sandalyeler aralarında yeniden dağıtılıyor. Nihai sonuca göre bundan büyük parti de küçük parti de yararlanabiliyor.

Hükümeti kurma görevinin verilmesi

Resmi sonuçların açıklanmasının ardından cumhurbaşkanı, parlamento gruplarının temsilcileriyle istişareler yapıyor. Ardından, sonuçların yayımlanmasından itibaren yedi gün içinde, görevi kabul eden bir Knesset üyesini hükümeti kurmakla görevlendiriyor. Yasa onu en büyük listenin başkanını ya da en çok önerilen adayı seçmeye zorlamıyor, ancak destek toplama ihtimali değerlendirmesinde belirleyici bir etken oluyor.

Cumhurbaşkanına bir adayın önerilmesi, hükümetin göreve getirilmesi için verilmiş bir oy değil. Bir grup, bir adayı önerip ardından onun bazı koşullarını reddedebilir. Bu nedenle istişareler bağlayıcı bir anlaşmayı değil, ilk aşamada bir göstergeyi temsil ediyor.

2009'da yaşananlar bu farkı açıkça gösteriyor. Tzipi Livni'nin liderliğindeki "Kadima" 28, Likud ise 27 sandalye kazandı. Gazeteci Attila Somfalvi'nin Yedioth Ahronoth'ta 15 Şubat'ta yayımlanan haberine göre Livni o dönemde, "28 sandalye 27'den fazladır" dedi. Ancak gazeteci Pinhas Wolf'un Walla'da 19 Şubat'ta yayımlanan haberine göre Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Livni'yi öneren 28 milletvekiline karşılık 65 milletvekili kendisini önerdiği için Netanyahu'yu görevlendirdi.

İlk görevlendirilen adaya 28 gün veriliyor, cumhurbaşkanı bu süreyi toplam 14 gün daha uzatabiliyor. Aday başarısız olursa ya da hükümeti reddedilirse cumhurbaşkanı, ikinci bir üyeyi uzatma olmaksızın 28 günlüğüne görevlendirebiliyor. Her iki yolun da tıkanmasının ardından 61 milletvekili, 21 günlük süre içinde üçüncü bir adaya 14 günlüğüne görev verilmesini isteyebiliyor. Süreçler hükümet kurulamadan tüketilirse yeni seçim yapılıyor.

Parlamentodan güvenoyu alınması

Görevlendirilen kişi, yalnızca görevlendirme yazısını almasıyla ya da bir koalisyon anlaşması açıklamasıyla başbakan olmuyor. Müzakerelerin tamamlanmasından sonra kabinenin yapısını, görev dağılımını ve programın genel hatlarını sunuyor, ardından Knesset'ten güvenoyu istiyor. Güvenoyunun alınmasıyla hükümetin görev süresi fiilen başlıyor.

Hukuki açıdan önemli fark şu: 61 sandalye, Knesset üyelerinin salt çoğunluğunu oluşturuyor, ancak bir hükümeti göreve getirmek için gereken olumlu oy sayısı her zaman bu değil. Olağan güven oylamasında, çekimser kalanlar ya da oylamaya katılmayanlar olsa bile, olumlu oyların olumsuz oylardan fazla olması yeterli.

Naftali Bennett ve Yair Lapid hükümeti, 13 Haziran 2021'de bunun örneğini oluşturdu. İsrail kamu yayın kuruluşu "Kan"ın haberine göre hükümet, Birleşik Arap Listesi'nden bir milletvekilinin çekimser kaldığı oylamada 59'a karşı 60 oy aldı. Daha büyük paradoks ise Bennett'in, partisi "Yamina" seçimde yalnızca yedi sandalye kazanmış olmasına rağmen başbakanlığa ulaşması, 30 sandalyeli Likud'un ise iktidar dışında kalmasıydı.

Burada üç durumu birbirinden ayırmak gerekiyor: Koalisyona girip bakanlıklarda görev alan ve kararlara katılan parti, dışında kalmasına rağmen bazı mutabakatlar karşılığında oylamalarda hükümete destek veren parti, çekimser kalarak karşı oyları azaltan, ancak mutlaka siyasi ortak haline gelmeyen üçüncü bir parti. Bu denklemler azınlık hükümeti kurmaya yetebilir, ancak istikrarını garanti etmez.

Sınırlı çoğunluğun kırılganlığı, Bennett hükümetinin kendisinde de görüldü. Hükümet, görev süresi 2022'de erken sona ermeden önce yasaları geçirmek konusunda sürekli güçlüklerle karşılaştı. Göreve başlama günündeki başarı, sonraki bütün oylamaların, özellikle Knesset'in görevine devam etmesiyle de bağlantılı olabilen bütçe oylamasının otomatik olarak aşılabileceği anlamına gelmiyor.

Hükümete İlişkin Temel Yasa'ya göre, hükümetin yapıcı güvensizlik oyuyla düşürülmesi için ise belirli bir alternatif hükümeti destekleyen 61 milletvekilinden oluşan salt çoğunluk gerekiyor. Dolayısıyla bir hükümet 61'den az destekçiyle kurulabiliyor, buna karşılık rakiplerinin yapıcı güvensizlik önergesini kabul ettirebilmek için 61 oya ihtiyacı var. Bütçe ve yasalarla ilgili güçlükler de bunlara ekleniyor.

Sonuç olarak İsrail seçimleri partilerin büyüklüğünü belirliyor, ancak iktidarı otomatik olarak birinci gelene vermiyor. Seçim barajı, boşa giden oylar ve artık oy anlaşmaları, sandalye dengesini yeniden şekillendiriyor.

Mücadele bundan sonra grupların önerilerine ve adayın ortakları bir araya getirme ya da güvenoyu için gereken çekimserliği ve dışarıdan desteği güvence altına alma kapasitesine taşınıyor. Bu nedenle en büyük parti iktidarı kaybedebilir, daha küçük bir parti ise hükümeti yönetebilir. Seçim zaferi bir sonuç, iktidar ise kurulabilen ve varlığını sürdürebilen bir koalisyon demek.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri