Kim İsrail ile normalleşir ki?

Kaan Çeben

Yüce Allah’ın c.c. adı ile başlarım. Hamd yalnızca O’na mahsustur. Salat ve Selam, Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed’in (sav), ailesinin ve sahabesinin -Allah hepsinden razı olsun- üzerine olsun.

Bundan sonra;

Arap lugatında normalleşme için kullanılan terim تطبيع-tatbî' anormal olan ya da güçlü bir nefretle karşılanan bir şeyi, kabul edilebilir veya 'normal' hale getirmeyi ifade eder. Bu ifade, insanların 'anormal' olanı 'normal' olarak kabul etmesini sağlamak, özenle düzenlenmiş psikolojik operasyon kampanyaları ve kitleyi sürekli ve incelikli bir şekilde şartlandırma ve aldatma çabalarını gerektirir.

Arap dünyasındaki son gelişmeler bağlamında tatbî', yani 'normalleşme', dış ve iç düşmanların Müslüman zihniyetini yeniden şekillendirmek ve onlarca yıldır sistematik bir soykırım yürüten, topraklarını ve kaynaklarını çalan bir işgalciye karşı temel algıları kökten değiştirme çabalarının bir eş anlamlısı haline gelmiştir. İnsan doğası, böyle bir saldırgana karşı fıtrî bir hüküm olarak kendiliğinden bir savunma tepkisi verilmesini gerektirir.

Ne yazık ki, Müslüman dünyasında, tek kaygısı Müslümanların psikolojisini bu temel savunma ve direnme içgüdüsünden arındırmak olan bir beşinci kol bulunmaktadır. Bu kol, İslam dünyasına yönelik işgalleri “normalmiş” gibi sunma fikrini yaymaya çalışmaktadır. Bunun altında yatan güdüleri anlamak, Müslüman kitlelere, suçlu, yatıştırılamaz, affetmez ve özünde sinsi bir düşmana karşı bir hoşgörü ve iyilikseverlik duygusu aşılamayı amaçlayan sistematik bir kampanyanın iplerini çözmek için iyi bir başlangıç noktasıdır.

İşin özü ise, “normalleşme” süreçlerinin, Müslümanların inanç sistemini ve kültürünü yeniden şekillendirmek için kullanılan Siyonist-Haçlı bir araç olduğunu kavrayabilmektir. Bu sürecin son derece etkili bir biçimde işlendiği de itiraf edilmelidir. Ayrıca, İslam dünyasında masum ve zararsızmış gibi pazarlanan bu kavramın, dinî, toplumsal ve ekonomik geleceğimiz açısından oluşturduğu tehdidin doğru şekilde anlaşılması da şarttır.

Eğer bu normalleşme süreci denetlenmeden ve sorgulanmadan devam ederse, gelecek nesiller için çok ciddi sonuçlar doğuracaktır.

“Normalleşme” teriminin bizzat kendisi, Müslüman kitlelerin aleyhine habis bir Siyonist gündemi hayata geçirmeyi amaçlayan Yahudi menşeli bir üretimdir. Bu gündemin en “masum” görünen boyutu, İsrail’in sıradan bir devlet ve Müslümanların zararsız bir “Yahudi komşusu” olarak tanınması; Müslüman dünyanın kalbinde, “Arap kuzenlerinden” hiçbir düşmanlık görmeden barış ve uyum içinde yaşama hakkına sahip olduğunun kabul edilmesidir.

Bu Siyonist programın daha habis yönü ise, İslam dini esaslarına karşı yürütülen bir savaştır. Bu savaş, İslam’ın temel esaslarını Müslümanların zihninden söküp atmayı ve Siyonist-Haçlı vizyonuyla uyumlu, “ötekiyle” birlikte barış içinde yaşama fikirlerini İslam’ın çekirdek inançlarının yerine koymayı hedefler. El-velâ ve’l-berâ gibi İslami ilkeler ile Allah yolunda mücadelenin farziyeti, bu ideolojik savaşın başlıca hedefleridir.

Düşman, Müslüman dünyadaki kitlelerin kalplerinde ve zihinlerinde bu temel İslami doktrinlerin etkisini zayıflatmanın ve bu derinlemesine yerleşmiş kavramların yerine, seküler Yahudi-Batı fikirlerini ikame etmenin, “normalleşme” projesinin uygulanmasını kolaylaştırdığını bütünüyle kavramış durumdadır.

“İsrail ile 'barış'” konusuna gelecek olursak;

İsrail ile bir savaş durumu mu vardır ki olası ve müstakbel bir barıştan söz edebilelim? Zira teknik olarak İsrail ile Arap komşuları arasında bir 'savaş' durumu zaten yoktur ki. Hatta uzun yıllardır devam eden fiili bir barış hali mevcuttur. Arap devletlerinin İsrail ile askeri bir çatışmaya girmesi fikri ise artık tarih kitaplarında kalmıştır. O halde, tam bir düşmanlık yokluğu bağlamında gerçekleşen bu yeni 'barış anlaşmaları' ve 'ateşkeslerin' amacı nedir?

Basitçe söylemek gerekirse, amaç, halkın algısında, tüm inançlı Müslümanların günde beş vakit namazda "mağdûbi aleyhim" (kendilerine gazap edilmiş olanlar) olarak andığı varlıklarla dostluğu meşrulaştırmaktır. Mesele, yalnızca insanlığın değil, bizzat Allah'ın düşmanları olan bu kişileri kucaklamak, kabul etmek ve onlarla dost olmaktır. Mesele, İsrail adındaki gayrimeşru yapıyla ilişki kurarak ve onunla kültürel, siyasi ve güvenlik bağları tesis ederek ona meşruiyet kazandırmaktır. Bu gerçekleştiğinde ise, Yahudilerle olan ilişkimizi tanımlayan Kur'ani ve nebevi öğretiler basitçe unutulup gidecektir.

Şunu unutmamalıyız ki İsrail söz konusu olduğunda, Endülüs döneminde Müslüman toplumlar içinde görece barışçıl biçimde birlikte yaşamış Yahudilerle değil; bizzat birçok Yahudi tarafından da reddedilen, kanserli ve saldırgan bir Aşkenaz mutasyonuyla, yani Siyonistlerle karşı karşıyayız.

Siyonist yapı ile ilişkilerin normalleştirilmesinin, Arap Yarımadası’nı İslam öncesi geçmişine döndürme yönünde atılan ilk adım olduğuna dair şüphe yoktur. Bu süreçte putperestlik ve paganizm yeniden norm hâline getirilecek; Peygamber’in (s.a.v.) emriyle bu topraklardan çıkarılmış olan Yahudiler, yeniden Hicaz’a yerleştirilip güçlendirilecektir.

Bu yazıda, Yahudi ve Arap Siyonistlerin, “normalleşme” gündemlerini ilerletmek için kullandıkları bazı araçlara ışık tutmaya çalışacağım. Bunu, düşmanın taktik ve stratejileri hakkında farkındalık oluşturmanın, uygun karşı hamleler geliştirmemize ve çabalarımızı doğru yöne odaklamamıza yardımcı olabileceği umuduyla yapıyorum. Muvaffakiyet ancak âlemlerin rabbi olan yüce Allah’tandır.

Müslümanların zihinsel dünyasını yeniden çerçevelemenin etkili yollarından biri, geçmişle tam bir kopuş oluşturmaktır. Böylece Müslüman dünya kitlesel bir hafıza kaybına sürüklenir ve İslam’ın doğuşundan bu yana Yahudilerle olan ilişkilerinin çetrefilli ve zorlu tarihini unutur.

Bu hedefe ulaşmak için aşağıdaki taktik unsurlar kullanılmaktadır:

1. Kamuoyunda “normalleşme” sürecini sıradan ve kabul edilebilir göstermeye çalışan geniş bir destekçi-alkışçı grubunun oluşturulması. Bu gruplar büyük ölçüde Arap dünyasında, özellikle de İsrail’i çevreleyen yeşil hilal bölgesinde yoğunlaşmıştır.

Batı tarafından iş başına getirilmiş yöneticiler ve onların taşeronları, bu sürecin pazarlanmasında önemli rol oynar. Normalleşme fikrini yaymanın yanı sıra, toplum içinde İslam’ın ruhani, toplumsal ve siyasal rolünü sınırlamak için mümkün olan her türlü engeli de üretirler.

Sosyal medyada ve televizyon ekranlarında tatlı bir zehir saçmakla meşgul olan hainlerin önemli bir kısmı, devlet destekli güçlü mâli kaynaklardan faydalanmaktadırlar. Bu kişiler, medya ve sivil toplum kuruluşları perdesinin arkasından çalışır; çoğu zaman insan hakları, özellikle de kadın hakları gibi toplumsal gerekçeleri kullanırlar.

Toplumun en ücra köşelerine kadar, hatta camilerin içine varıncaya dek, İslam’a karşı eşgüdümlü faaliyetler yürütürler. İslami şeriatı, çağın meydan okumalarıyla baş edemeyen eskimiş bir sistem olarak sunar; bunun yerine liberal, seküler, hatta ateist değerleri alternatif olarak teşvik ederler.

Onların dünya görüşünde, çağdaş dönemde İslam’a verilebilecek tek rol; toplumsal-siyasal ve ruhani boyutlarından arındırılmış, anlamsız ritüeller bütünü olmaktan ibarettir.

2. Bu bağlamda kullanılan en etkili araçlardan biri, askerî ve siyasî otoritelerin aktif desteğiyle, Müslüman toplumların Batılılaştırılmasına yönelik muhalefetin susturulmasıdır. Bu madde dahilinde bağımsız bir konuma sahip, güçlü ilmî birikimi bulunan Müslüman âlimler çoğu zaman birincil hedef hâline getirilir.

Onları susturmak için akıl yürütmeye ya da tartışmaya ihtiyaç duyulmaz; klasik diktatöryel yöntemler yeterlidir: zorla kaybetmeler, işkence, idam cezaları...

Bu taktikler elbette İslam dünyası için yeni değildir. Yeni olan, bunların vahyin doğduğu topraklarda, yani Arap Yarımadası’nda, açık ve acımasız biçimde uygulanmasıdır. Bu acı gerçek konusunda şüphe besleyen ancak bir ahmak olabilir: Peygamberimizin (s.a.v.) Yarımadası, bugün fiilen Siyonist-Haçlı egemenliği altında kalmıştır.

İslam’a ve İslam’la uzaktan yakından bağlantılı her şeye karşı yürütülen açık savaş sayesinde, İslam Yarımadası, İslam öncesi cahiliye günlerine geri döndürülmüştür. Bu durum, İslam’ın temel inançlarına ve İslami kimliğin bizzat kendisine karşı açık bir savaş yürüten aktif bir beşinci kol sayesinde gerçekleşmiştir.

Amaç, Müslümanları kimliklerinden soyundurmak ve Müslüman zihinleri, Siyonist-Haçlı işgalcinin gündemiyle uyumlu olacak şekilde yeniden biçimlendirmektir.

3. Hayâsızlık, ahlâksızlık, eşcinsellik ve ateizmi yaymaya yönelik çılgın bir kampanya.

Bu program, “arkaik” toplumsal ve dinî kısıtlamalardan “özgürleşme” söylemi altında; rasyonalizmin ve seküler aklî düşüncenin benimsenmesi kisvesiyle yürütülmektedir. Sosyal medya platformları, televizyon kanalları ve genel olarak internet, pagan fikirlerin yayılması için araç olarak kullanılmakta; böylece Müslüman toplumlarda hayâ, edep ve onura dair her türlü görünüm sökülüp atılmakta ve dinin toplumsal etkisi azaltılmaktadır.

Bu kampanyanın bir parçası olarak kültürel festivaller, müzik konserleri, gece kulüpleri ve turizm, ateistleri ve sapkınları kamuoyunun önüne çıkarmada faydalı araçlar olarak kullanılmaktadır. Hayâsızlık ve ahlâkî gevşekliğin ateizme giden kapı olduğu bir sır değildir. Ahlâksızlık ve ateizm, eleştirel düşünmeden —bırakın direnen bir bireyi— haksızlıklar karşısında tamamen aciz, boşlukta debelenen bir varlık üretmeye yardımcı olur. Siyonistlerin ve Batılı güçlerin Müslüman toplumlarda görmek istedikleri de işte tam olarak budur.

Ne yazık ki bazı Arap devletlerinde tüm devlet mekanizması —büyük mâli bütçelere sahip özel kuruluşlarla el ele— Müslüman toplumda ahlâksızlığın yayılmasına adanmıştır. Bu temaları işleyen filmler, diziler ve çizgi filmler sıradan hâle gelmiştir. Ahlaksız sosyal medya uygulamaları ve benzeri sosyal medya platformları, savunmasız gençleri hedef almak ve ateizm dinine mühtedi kazanmak için aktif biçimde kullanılmaktadır.

Hikâye burada bitmez. Ateizmi ve hazcı değerleri benimseyenler, ailelerine ve yaşadıkları topluma karşı isyana teşvik edilmekte; Batı’daki sahte bir özgürlük hayatına kaçmaya özendirilmektedir. Bu kişiler medyada ikon hâline getirilir ve Müslüman dünyada liberal-ateist gündemi köpürtmek için sözcü olarak kullanılır.

4. Kur’an metinlerinin ve Peygamber’in (s.a.v.) sözlerinin yorum ilkelerine yönelik çok yönlü bir saldırının varlığı…

Bu saldırının amacı, İslam’ın ilk neslinin yorumlarını ve İslam anlayışlarını gayrimeşru göstermektir. Müslümanların ilk üç neslinin İslam’ı anlama biçiminde ve şeriatı yorumlayışlarında sözde “kusurlar” bulmaya yönelik sistematik bir girişim yürütülmektedir. Bu, onların günümüzde giderek önem kazandığı iddia edilen hadis ilmine erişimlerinin bulunmadığı bahanesiyle yapılmaktadır.

Bu saldırı hattı, özellikle “İslami söylemin yenilenmesi çağrısı” ve “maksatlara öncelik vererek Kur’an metinlerini yeniden okuma” başlıkları altında açıkça görülmektedir. Metinlerin yeniden yorumlanmasını hedefleyen bu girişimler, özellikle Hristiyanlara ve Yahudilere karşı cihad ile ilgili Kur’an ayetlerini ve Peygamberî rivayetleri hedef almaktadır.

“Normalleşme âlimleri”nden bazıları son zamanlarda, Kur’an ve Sünnet metinlerinin, çağdaş dönemle bağdaşmayan İslam’ın tarihî mirasının bir parçası olarak ele alınması gerektiğini ilan etmişlerdir. Metinlerin yorumuna ilişkin yerleşik ilkelere yönelik bu habis saldırı, özellikle şer‘î ilimler hakkında az ya da hiç bilgisi olmayanlar için son derece tehlikelidir.

Bu beşinci kolun satılmışları, dinî görünümleri ve sözde ilmî nitelikleri ile kamuoyunu aldatmakla meşguldür; oysa gerçekte daha büyük bir Siyonist oyunun piyonlarıdır. Abdullah İbn Beyye, Muhammed bin Abdulkerim el-Îsâ ve Ahmed er-Raysûnî gibi isimler—yalnızca birkaçını anmak gerekirse—ne yazık ki koyun postuna bürünmüş kurtların örnekleri hâline gelmiştir.

Onların eğilimlerini ve gerçek aidiyetlerini anlamak isteyenler için, Filistin meselesindeki tutumları ve Mescid-i Aksâ çevresinde ve Gazze’de işlenen suçlar karşısındaki mutlak suskunlukları, bir turnusol kâğıdı işlevi görmelidir.

5. Müslüman toplumlar içinde istikrarsızlığı teşvik etmek, bu stratejilerin önemli basamaklarından birisidir.

Etnik ve mezhepsel çatışmaları kışkırtarak; azınlıklarla askerî ve siyasî ittifaklara girip savaş ateşini harlayarak; uç (marjinal) mezhepleri güçlendirerek, çoğunluğa karşı acımasız bir savaşa öncülük etmelerini sağlamak bunların tuttukları yollardan en önemlisidir. Suriye’deki Nusayrîler ve Dürzîler, buna örnek bir vaka olarak gösterilebilir. Bu topluluklar İslam’ın açık düşmanları tarafından istismar edilen, onlarla uyumlu bir araç olmakla kalmayıp, aynı zamanda İslam ümmetine bağlılık ve sadakat iddiasında bulunan fırsatçılar tarafından da kullanılan bir araç.

6. Kitleleri, bölgelerinin pagan geçmişiyle meşgul tutmak; İslam öncesi medeniyetleri öne çıkarmak. Bunun en belirgin örneklerinden biri, Arap medyasının Mısır’daki Firavunî medeniyete yönelik takıntılı ilgisidir. Böylece özelde Arapların, genelde ise tüm İslam ümmetinin, İslam’dan önce daha yüce ve izzetli birer topluluk olduklarını ispatlamaya çalışırlar.

7. İslami hareketler içinde yeni cepheler açmak ve tartışmaları körüklemek; böylece bu hareketlerin enerjilerini dağıtmak ve saptırmaktır. Bu görev genellikle İslami hareketlerin saflarına sızmış münafıklar tarafından üstlenilir. Bu kişiler çoğu zaman gazeteci, yazar ve hatta tecrübeli “İslamcılar” kılığına bürünürler. Oysa gerçekte Arap Siyonist rejimler tarafından desteklenen ve finanse edilen kuklalardan ibarettirler.

Bunlara seslerinin yüksek çıkmasını sağlamak için geniş medya görünürlüğü ve sosyal medyada platformlar sağlanır. Yetkin ilmî otoritelerin zorla susturulduğu bir ortamda ise, dinî ya da akademik bakımdan neredeyse hiçbir itibarı olmayan bu sözde uzmanlar, kamuoyunu şekillendirir hâle gelirler.

İşte 7 madde halinde sıraladığımız bu stratejiler, İsrail ile “normalleşme” sürecine katkıda bulunan çok kritik eşiklerdir. Müslümanlar fert fert bu maddeler üzerinde uzunca düşünmeli, kendi toplumlarında müşahede ettikleri vakıayı buna göre ölçüp biçmelidirler. Bu kıyasın ardından zikredilen bu maddelere yönelik karşıt stratejiler ortaya koymalı, kendilerini, ailelerini ve toplumlarını bu sinsi tuzaklardan korumak için çabalamalıdırlar.

Şüphesiz ki yüce Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.


Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yap
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.