"Makbul din" dayatması ve kriminalize edilen kavramlar

Halid Abdurrahman

Son günlerde, özellikle Ankara'da gerçekleşmesi beklenen NATO zirvesi gerekçe gösterilerek yapılan uygulamalar birçok farklı kesimin dikkatini çekmiştir.

Özellikle sosyal medyada da birçok farklı kesimden insan, alınan önlemlere ve normal şartlarda vatandaşlar için yapılmamasına rağmen NATO zirvesi için yapılan işlere vurgu yaptı.

Bu süreçte bir de sosyal medya hesaplarını erişime engelleme ve özellikle gözaltı dalgasına tanıklık ettik.

Gözaltı operasyonlarının ardından özellikle resmi ajanslarda kullanılan dil, yalnızca belirli kişileri veya grupları hedef almıyor, aynı zamanda belirli kavramları da zan altında bırakıyordu. "Allah'ın hükümlerinin uygulanmadığını söylemek", "devletin İslami esaslara göre yönetilmediğini ifade etmek", "tebliğ", "davet", "zekât", "infak" gibi kavramlar adeta başlı başına şüphe unsuruymuş gibi sunuldu. İslam'a dair bu kavramların güvenlik söyleminin parçası haline getirilmesi, üzerinde durulması gereken esas meseledir.

Bu durumun temelinde maalesef siyasi otoritenin "meşru" kabul ettiği bir dini söylemin dışındaki herhangi bir söylemin dillendirilmesini adeta yasaklayan bir tutum yatıyor. Gelinen noktada, yaşananların lanse edildiği gibi "marjinal kesimleri hedef alan operasyonlar" olmaktan çok, adeta belirli İslami söylem ve faaliyetleri suç ilan etme girişimini andırdığı dikkat çekiyor. Zira, "Allah'ın hükümlerinin uygulanmadığının" ifade edilmesi, ülkemizdeki İslami eğilime sahip her tür vakıf-dernek çevresinin ortak özelliği. Mesele beklenmedik bir hızla "sarı öküz" hikayesine dönüşme potansiyeli taşıyor.

"Meşru" kabul edilen bir söylem dairesi inşa edilmiş durumda. Dini, siyasi, iktisadi, hukuki her alanda bu söylem dairesinin içerisinde konuşulması bekleniyor. İnsanlara, "makbul" kabul edilen söylemlerin dışında kalma fırsatı tanınmıyor. Konusu suç teşkil etmese dahi belirli söylemleri dile getirmek suçmuş gibi gösteriliyor. Bu durum insanları bir "otosansür" alışkanlığı içerisine sokuyor. İzin verilen konularda, izin verilen ölçülerde konuşmak veya tamamen susmayı seçmek gibi bir ikilem içerisine giriliyor.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor. Fikri aidiyeti ne olursa olsun, herhangi bir suçla ilgisi olmayan insanları "çeşitli örgütlere üye olma" suçlamasıyla gözaltına almanın, kriminalize etmenin, yayınlarına yasak getirmenin kabul edilebilir hiçbir yanı yok. Bu uygulamalar bugün "marjinal" olarak gösterilen çevreleri hedef alırken yarın şüphesiz bu duruma sessiz kalan diğer çevrelere kadar uzanacaktır.


Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.