Peiman Salehi | New Arab | Tercüme: Mepa News
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadını da kaybetmesinden bir gün sonra, 4 Kasım'da, "Kaybetmemizin nedeni savaş" diye yazdı.
Başkan Donald Trump ise daha az kesin konuştu ve savaşın "bunda payı olduğunu" söyledi. Açıklamalarındaki vurgu farklıydı, ancak çatışmanın ülke içinde siyasi bir bedeli olduğu konusunda ayrışmıyorlardı.
Tahran açısından önemli olan mesele bu. İran'ın Cumhuriyetçilerin yenilgisini stratejik bir kazanım olarak görmesi için Demokratların kendisine daha iyi davranacağına inanması gerekmiyor. Bunlar ayrı meseleler.
Biri, Kongre'nin kontrolünü devralan partinin niyetleriyle ilgili. Diğeri ise İran'ın, Amerikan topraklarından binlerce kilometre ötede yürütülen bir savaşın ABD içinde siyasi bir bedel doğurmasını sağlayıp sağlayamayacağıyla ilgili.
İlk meselede Tahran'ın iyimser olmak için pek az nedeni var. Biden yönetimi döneminde yaptırımlar yürürlükte kaldı, Washington nükleer anlaşmaya dönmedi ve Gazze yıkıma uğrarken ABD'nin İsrail'e desteği sürdü.
Demokratların kontrolündeki bir ABD Kongresi, bu ilişkinin değişeceğinin güvencesini vermiyor.
İkinci meselede ise bulgular, sonucu tek başına belirlememiş olsa da İran'ın önemli bir rol oynadığına işaret ediyor. İran, Amerikalıların nasıl oy verdiğini belirlemeden de kendi konumunu güçlendirmiş olabilir.
Ekonominin savaştan daha önemli olduğunu gösteren anketler Vance'in söyledikleriyle çelişmiyor. Çünkü seçmenler dış politikanın etkisini sonuçları üzerinden hissediyor. Pahalı akaryakıta tepki olarak oy veren biri, savaşın başlıca kaygısı olduğunu söylemeden enflasyonu belirleyici mesele olarak göstermiş olabilir.
Associated Press'in seçmen anketine göre yaklaşık her on seçmenden dokuzu, yaşam maliyetlerini Kongre seçimlerinde verdikleri oy açısından belirleyici veya önemli bir etken olarak gördü. Bu seçmenlerin yaklaşık onda altısı, Demokratların Temsilciler Meclisi adaylarını destekledi. AP'nin ekonomi haberleri hem gümrük tarifelerine hem de savaş sırasında enerji maliyetlerinin artmasına işaret etti.
Bu bulgular, savaş ile ekonomik sıkıntıların yol açtığı öfke arasında bir bağ olduğu görüşünü destekliyor. Cumhuriyetçilerin yenilgisinde başka nedenlerin de rol oynamış olması mümkün.
Hürmüz Boğazı tam bu noktada merkezi bir önem kazanıyor. Dünyanın en önemli ticaret yollarından birindeki aksama nedeniyle askeri kararlar, ABD'de daha yüksek enerji fiyatlarına, taşımacılık maliyetlerine ve hanelerin ödediği faturalara dönüştü.
Ekonomik etkiler Amerikan çiftliklerine de ulaştı. Almanya'da çalışan ve seçim kampanyası dönemini ABD'de geçiren uluslararası ilişkiler araştırmacısı Ahmed Alinez, tarımın ağırlıkta olduğu ve Demokratların sandalye kazandığı iki eyalete, Teksas ve Kansas'a dikkat çekiyor.
Alinez, savaşın başlamasından bu yana MAP ve DAP gibi gübrelerin fiyatının yüzde 50 ila 70 arttığını söyledi.
The New Arab'a konuşan Alinez, "Teksas'a gidip geçen yıl aldığınız gübrenin aynısını alır ve yüzde 70 daha fazla öderseniz senatörlerinizin politikalarını takip etmezsiniz. Sıradan insanlar dış politikayı o kadar önemsemez. Günlük gelirlerine bakarlar. Hükümet gelirlerine zarar verdiğinde ona karşı çıkarlar." dedi.
ABD'nin önceki savaşları da son derece maliyetliydi, ancak o dönemde siyasi tartışma askeri harcamalar, vergiler ve kamu borcu etrafında dönüyordu. Şimdi farklı olan, enerji taşımacılığı açısından kritik bir geçitteki aksamanın günlük hayata ne kadar hızlı yansıdığı. Amerikalıların benzin istasyonunda ya da bir ton gübreye ne kadar ödediklerini fark etmek için müzakereleri veya askeri brifingleri takip etmelerine gerek yok.
Fiziksel yıkımla başa çıkma bakımından İran dezavantajlı. ABD'nin İran altyapısına yönelik bir saldırısının yol açtığı hasarı Tahran, yaptırımlar ve mali sıkıntılar altında gidermek zorunda. İran'ın bölgedeki Amerikan üslerine saldırıları askeri maliyetler doğuruyor, ancak ABD içinde aynı yükü oluşturmuyor.
Hürmüz Boğazı'nı kapatmak Tahran'a farklı türde bir silah veriyor. Füzeler İran'ın savunmasına hizmet ediyor, ancak deniz trafiğini kontrol etmek çatışmanın bedelini İran'ın dışına taşıyor. İran'ın her bir kararının ardındaki niyet ne olursa olsun sonuç, Washington'ın savaşı Amerikan seçmeninin siyasi gündeminden uzak tutma gücünün zayıflaması oldu.
Barack Obama, oylamadan önce bu baskı gücünün farkındaydı. Ekimde seçim kampanyası sırasında, savaşın, Hürmüz'den geçen gemi trafiğini tehdit etme kabiliyeti sayesinde İran'ın ekonomik nüfuzunu artırdığını savundu. Hedefi Trump'tı, ancak Tahran'a dair söylediği şuydu: Askeri baskı, İran'ın başka yerlerde bedel ödetme kapasitesini ortadan kaldırmamıştı.
Yumuşama değil, sertleşme
İran yönetimi açısından sonuç, mevcut tutumu pekiştiriyor. Dini lider Mücteba Hamaney, 4 Kasım'daki mesajında Washington'da parti değişikliğinin Amerikan düşmanlığına son vereceği ya da tavizlerin ABD'yi bu tutumundan vazgeçmeye ikna edeceği fikrini reddetti. Mesaj, Demokratların kazanımlarını İran'ın taleplerini yumuşatması için bir gerekçe olarak görmeye dayanak sunmadı.
Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, Hürmüz'ün yeniden açılmasını daha önce ABD'nin İran'ın yedi şartı konusunda adım atmasına bağlamıştı. Rızai, 3 Kasım'da Washington'ın yanıtını ikna edici bulmadığını söyledi ve eksiksiz, açık bir yanıt verilmesini, ardından da uygulamaya geçilmesini istedi. Vurgu, görüşmelerin ardından taviz verileceğine dair yeni bir sözden ziyade şartların yerine getirilmesi üzerindeydi.
Bu tutum, daha önce İslamabad'da varılan mutabakat üzerindeki anlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Rızai, Hürmüz'ün nasıl yönetileceği ve geçiş ücretlerini kimin tahsil edeceği konularının çözüme kavuşmadığına dikkat çekti. Bu açıdan bakıldığında, uygulama meselesini çözmeden görüşmelere dönmek, İran'ın üzerinde anlaşmaya varıldığına inandığı hususlar yerine getirilmeden elindeki kozdan vazgeçmesi anlamına gelecektir.
Ancak Tahran'da ikinci bir görüş de var. Eski diplomat Kourosh Ahmadi, Katar'ın girişimi aracılığıyla her iki tarafın da tutumunda değişiklik yapması çağrısında bulundu ve karşı tarafın teslim olmasını hedeflememek gerektiği uyarısında bulundu. Seçimin temel denklemi değiştirdiğine inanmıyor.
The New Arab'a konuşan Ahmadi, İran'ın Boğaz üzerinde mutlak kontrol kurmasına izin vermenin ABD için uluslararası alanda mutlak bir yenilgi, Trump için de "mutlak yenilgi" anlamına geleceğini söyledi ve "Trump bunu asla kabul etmez" dedi. Tek çıkış yolunun diyalog olduğu sonucuna vardı: "ABD ile müzakere dışında kesinlikle bir seçenek görmüyorum."
Ara seçimlerin sonuçları bu görüş ayrılığını keskinleştiriyor. Diplomasiye bir an önce başvurulmasını savunanlar, Trump'ın artık bir çıkış yoluna ihtiyacı olduğunu söylüyor. Önce uygulamaya geçilmesinde ısrar edenler ise Trump'ın yenilgisinin, İran'ın en güçlü pazarlık kozunu neden elinde tutması gerektiğini gösterdiğini savunuyor.
Riskli iki ay
Her iki değerlendirme de Tahran'ı aynı soruyla baş başa bırakıyor: Eli zayıflayan bir ABD başkanı anlaşma mı arayacak, yoksa güç kullanarak konumunu yeniden sağlamlaştırmaya mı çalışacak?
Yeni Kongre'nin 3 Ocak'ta yemin etmesinden önceki haftalar yakından izlenmeyi hak ediyor. Trump, Kongre'deki muhalefet sertleşmeden önce kısa ve yoğun bir harekatla Hürmüz'ün yeniden açılması veya İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye zorlanması gibi sonuçlar elde edebileceğini düşünebilir.
Ancak kısa sürmesi amaçlanan bir harekatın gerçekten kısa sürmesi, kısmen İran'ın buna izin verip vermemesine ve İsrail'e bağlı. İsrail'in yeni bir saldırı dalgasını genişletmek için kendi nedenleri var ve sınırlı bir Amerikan harekatını daha uzun süreli bir harekata dönüştürebilir.
Tahran, gelecekteki olası bombardımana dayanmaya devam ederek ve ablukayı sürdürerek Washington'ın savaşı hızla bitirmesini engellemeye çalışabilir. Bu, açıklanmış bir karar değil, olası bir stratejik karşılık. Böyle bir karşılığın amacı, ABD'nin kısa ve yoğun bir askeri hamleyle savaşın siyasi koşullarını belirlemesini önlemek olurdu.
Demokratların kontrolündeki bir Kongre savaşı kendiliğinden sona erdirmez. Finansman, denetim ve kamuoyu baskısı Trump'ı sınırlayabilir, ancak bunun için Kongre'nin bu araçları kullanmayı seçmesi gerekiyor. Tahran, bir başkanın ülke içinde yaşadığı sıkıntıları Amerikan askeri gücünün ortadan kalktığı şeklinde yorumlamamalı.
Yeni bir taarruz olmazsa bile seçim sonucu İran'a müzakere masasında daha fazla güven verebilir. İran'ın elindeki kozu koruması Trump'a gözle görülür bedeller ödetti. Bu kozdan vazgeçmek somut kazanımlar gerektirir. Trump'ın siyasi zayıflığı nedeniyle sözlerini yerine getirmeye zorlanabileceğini varsaymak yeterli olmaz.
İran'ın zafer iddiası, sınırları doğru çizildiğinde en güçlü halini alıyor. İran kendisine dost bir Kongre seçtirmedi ve Cumhuriyetçilerin yenilgisinin tek başına kendi eseri olduğunu ileri süremez. Ancak uzaktaki bir savaşın, onu başlatan başkan için ülke içinde bir yüke dönüşmesine katkıda bulundu.
Tahran açısından bu, daha güvenle pazarlık yapmak ve varılacak herhangi bir anlaşmanın ABD'nin yalnızca söylemini değil, eylemlerini de değiştirmesinde ısrar etmek için bir neden.