5 soruda İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da neler oluyor?

5 soruda İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da neler oluyor?

İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'yı fiilen ilhak etmeyi amaçlıyor.

İsrail uzmanı Dr. Hüseyin ed-Dik, Batı Şeria'nın 2022'den bu yana ve mevcut İsrail işgal hükümeti döneminde yeni bir Nekbe'ye maruz kaldığını söyledi. Ed-Dik, bu gelişmelerin 7 Ekim 2023'ten sonra daha da yoğunlaştığını belirtti.

Ed-Dik, Arabi21'e verdiği özel röportajda bu dönemin başlıca özelliklerinin yerleşim faaliyetleri, topraklara el konulması, yerleşimcilerin Filistinli vatandaşlara, evlerine ve mülklerine yönelik saldırıları ile İsrail'in idari ve medeni hukukunun Batı Şeria'da uygulanması olduğunu söyledi.

İsrail hukukunun Batı Şeria'nın bazı bölümlerinde uygulanmasının fiilen bu bölgelerin İsrail'e ilhak edilmesi anlamına geldiğini belirten ed-Dik, bu uygulamaların uluslararası hukuk, uluslararası insancıl hukuk ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin ağır ihlalleri olduğunu ifade etti. Söz konusu sözleşmenin işgal altındaki topraklarda yaşayanların bireysel veya toplu olarak sürülmesini ve işgalci devlet vatandaşlarının işgal altındaki bölgelere yerleştirilmesini yasakladığını hatırlattı.

Ed-Dik, işgal altındaki sivillerin korunmasından işgalci gücün sorumlu olduğunu ancak gerçekte Filistinli sivillere yönelik saldırıların devam ettiğini, İsrail ordusunun da Filistinlilere, topraklarına ve mülklerine saldıran yerleşimcilere hukuki ve güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Bu uygulamaların 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaştıkça yoğunlaştığına dikkat çeken ed-Dik, sağcı partilerin ve mevcut İsrail hükümetinin bu gelişmeleri İsrail kamuoyunu etkilemek ve popülerliklerini artırmak için Filistin toprağı, kanı ve mülkleri pahasına kullanmaya çalıştığını belirtti.

İsrail Batı Şeria'dan ne istiyor?

İsrail'in amacının yalnızca toprağı kontrol etmekle mi sınırlı olduğu yoksa Batı Şeria'daki demografik ve coğrafi gerçekliği de değiştirmeye mi uzandığı sorusuna ed-Dik, İsrail'in her ikisini de değiştirmeye çalıştığı yanıtını verdi.

Ülkedeki mücadelenin toprak için verilen bir mücadele olduğunu söyleyen ed-Dik, bunun her noktada üzerinde yürütüldüğünü ifade etti.

İsrail'in 1948'de tarihi Filistin topraklarının yaklaşık yüzde 77'sini kontrol altına aldığını, geriye yaklaşık yüzde 22'sinin kaldığını belirten ed-Dik, bugün yaşananların "sessiz ilhak" ve Filistin toprakları üzerinde aşamalı kontrol olduğunu söyledi.

Ed-Dik, İsrail işgal yönetiminin 2025'te Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 62'sini oluşturan "C" bölgelerinde İsrail medeni hukukunu uygulama kararı aldığını ve bunun bu bölgeleri fiilen İsrail hukuku ve egemenliği altına soktuğunu belirtti.

İsrail'in bununla yetinmediğini, "B" ve "A" bölgelerinde de saldırıları, yerleşim faaliyetlerini, yıkım ve tahribatı sürdürdüğünü belirten ed-Dik, bunun 1993'te imzalanan Oslo Anlaşması'nda öngörülen yükümlülüklerden kaçınmak anlamına geldiğini söyledi.

Ed-Dik, toprağın kontrolünü ve "denizden nehre Büyük İsrail" vizyonunu gerçekleştirmeyi amaçlayan genişlemeci yerleşim projesinin bu günlük uygulamalar aracılığıyla sahada hayata geçirildiğini ifade etti.

Bu uygulamaların yalnızca Filistinli vatandaşları, toprakları ve Filistin kurumlarını hedef almadığını, uluslararası, hizmet ve insani yardım kuruluşlarına da uzandığını söyledi.

41'den fazla uluslararası insani yardım kuruluşunun lisanslarını yenileyerek işgal altındaki Filistin topraklarında çalışmalarına izin verilmediğini belirten ed-Dik, Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı UNRWA'ya yönelik, çalışmalarının engellenmesi, mülklerine el konulması ve saldırıya uğraması gibi İsrail uygulamalarına da dikkat çekti.

Batı Şeria'daki gerilim ile İsrail seçimleri arasındaki ilişkiye değinen ed-Dik, İsrail sağının iktidarda kalabilmek için her şeyi kullanmaya çalıştığını söyledi.

İsrail kamuoyunun bir ölçüde muhalefet kampına yöneldiğini ancak muhalefetin de Filistin meselesi açısından daha az zararlı olmadığını belirtti. Muhalefetin, iç meselelerde milliyetçi ve dini sağdan ayrılan merkez sağ ve liberal sağ partilerden oluştuğunu vurguladı.

Hükümet ile muhalefet arasındaki anlaşmazlığın askerlik, dini meseleler, dindarların orduda hizmeti ve kuvvetler ayrılığı gibi iç konularda yoğunlaştığını belirten ed-Dik, Filistin-İsrail ilişkileri söz konusu olduğunda hükümet ile muhalefet arasında Filistinlilere yönelik izlenen politika konusunda büyük ölçüde mutabakat bulunduğunu ifade etti.

İsrail uluslararası izolasyondan korkuyor mu?

İsrail hükümetinin uluslararası izolasyondan endişe edip etmediği sorusuna ed-Dik, ABD'nin sağladığı koruma sürdüğü müddetçe İsrail'in uluslararası izolasyonu, uluslararası hukuku, Avrupa Birliği'ni, BM sistemini veya Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararlarını önemsemediğini söyledi.

Uluslararası Adalet Divanı'nın işgalin sona erdirilmesine ilişkin kararlar verdiğini, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı hakkında yakalama kararları çıkardığını belirten ed-Dik, bu kararların sonuçlarının ne olduğunu sorguladı ve uygulanmadıklarını söyledi.

Ed-Dik, kendi değerlendirmesine göre uluslararası hukuk ve uluslararası meşruiyetin güç dengeleri tarafından yönetildiğini, uluslararası sistem ve BM kurumlarının da çoğu zaman büyük güçlerin ve Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin çıkarlarını yansıttığını belirtti.

İki devletli çözüm neredeyse imkansız hale mi geldi?

Batı Şeria'daki tırmanış ve tehcirin iki devletli çözüm fikrini sona erdirip erdirmediği sorusuna ed-Dik, iki devletli çözümün teorik ve siyasi olarak hala varlığını koruduğunu ancak sahada ve gerçeklik açısından "neredeyse imkansız" hale geldiğini söyledi.

İsrail'in "izole kantonlar" oluşturmaya yöneldiğini belirten ed-Dik, gerçek anlamda bir Filistin yönetiminin, Filistin devletinin veya Filistin hükümetinin siyasi tezahürlerinin bulunmadığını, bunun yerine sivil ve idari hizmet sunan bölgeler veya bir tür özerklik modeli oluşturulduğunu söyledi.

Bağımsız bir Filistin varlığının ve Filistin devletinin kurulmasının İsrail toplumunun çoğunluğunun gündeminden çıktığını belirten ed-Dik, Knesset'te Filistin devletinin kurulmasını engellemeye yönelik bir karar ve yasa tasarısı bulunduğunu söyledi.

Knesset'teki 120 milletvekilinden 99'unun Filistin devletinin kurulmasını engelleyen bir tutumu desteklediğini belirten ed-Dik, bunun hükümet ve muhalefetin büyük çoğunluğunun iki devletli çözüme gitmeyi reddettiğini gösterdiğini söyledi.

Filistin Yönetimi ve seçimler ne durumda?

Röportajda ayrıca Filistin Yönetiminin durumu ve sahadaki gelişmeleri etkileme ve Filistinlileri koruma kapasitesinin, daha büyük bir halk intifadası ihtimali karşısında etkisiz hale gelecek kadar gerileyip gerilemediği ele alındı.

Ed-Dik, 2009'dan bu yana birbirini izleyen İsrail hükümetlerinin Filistin Yönetimini aşamalı olarak zayıflatma stratejisi izlediğini ve kendi değerlendirmesine göre Filistin'in mali ve vergi gelirlerini alıkoyarak bunda başarılı olduğunu söyledi.

Filistin seçimlerinin yapılmamasının da yönetimi zayıflattığını belirten ed-Dik, seçimlerin bugün Filistin sokağının temel taleplerinden biri haline geldiğini ancak siyasi açıdan artık yalnızca Filistinlilerin vereceği bir karar olmadığını ifade etti.

İsrail'in Kudüs ve Kudüs vilayeti üzerinde kontrol sahibi olduğunu belirten ed-Dik, Kudüs olmadan seçim yapılamayacağını söyledi. Ayrıca İsrail'in Gazze Şeridi'nin yüzde 70'ini işgal ettiğini ve Gazze olmadan seçim düzenlemenin mümkün olmadığını ifade etti.

Batı Şeria'nın yüzde 62'sini oluşturan "C" bölgelerinde İsrail idari ve medeni hukukunun uygulanmasına da değinen ed-Dik, bu bölgelerde seçim yapılmasının artık yalnızca Filistin'in anayasal şartlarına değil, İsrail'in kontrolündeki siyasi faktörlere de bağlı hale geldiğini söyledi.

28 Kasım'da seçim yapılması için bir başkanlık kararnamesi bulunduğunu ve Seçim Komisyonu'nun normal şekilde çalıştığını belirten ed-Dik, ancak kendi ifadesine göre Filistin Yönetiminin kontrolü dışında kalan ve İsrail, muhtemelen ABD ve "Uluslararası Barış Konseyi" tarafından yönlendirilen siyasi süreçler bulunduğunu söyledi.

Batı Şeria'da bir halk ayaklanması yaşanır mı?

Görüşmenin sonunda ed-Dik, İsrail Merkez Komutanlığı ve İsrail güvenlik kurumlarından siyasi yönetime, Batı Şeria'da "büyük bir patlama" yaşanabileceği yönünde uyarılar geldiğini söyledi.

Bu uyarıların resmi bir İsrail kurumundan ve güvenlik ile askeri düzeydeki yetkililerden geldiğini belirten ed-Dik, yerleşimci saldırılarının devam etmesinin durumu çeşitli ihtimallere açık hale getirebileceği uyarısında bulundu.

Ed-Dik, 27 Ekim'deki İsrail seçimlerine kadar olan dönemin kendi değerlendirmesine göre Filistinliler açısından zor bir süreç olacağını söyledi.

Batı Şeria'daki mevcut durumun devam etmesi halinde geleceğin nasıl şekilleneceği sorusuna ed-Dik, İsrail'in toprakları kontrol ederek, Batı Şeria'yı izole ederek ve burayla Gazze Şeridi arasındaki bağlantıyı tamamen kopararak Batı Şeria'da "izolasyon" projesini sahada kurup uyguladığını ifade etti.

Bunun Netanyahu hükümetinin stratejik bir kararı olduğunu belirten ed-Dik, İsrail hükümetinin Filistinlilerin ulusal ve milli hedeflerini ve kendi geleceğini tayin hakkını ifade edecek bağımsız bir Filistin siyasi oluşumunun ortaya çıkmasını engellemek için çalıştığını ifade etti.

Kaynak: Mepa News, Arabi21

wp.png

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.