1. ANALİZ

  2. Batı dünyası artık demokrasiye inanmıyor
Batı dünyası artık demokrasiye inanmıyor

Batı dünyası artık demokrasiye inanmıyor

Batı dünyasında, bir demokraside yaşamanın gerekli olduğuna dair inanış, on yıllık periyotlar geçtikçe hızlı ve istikrarlı bir düşüş yaşıyor.

A+A-

ABD'nin ilk anayasasının düzenleyicilerinden Dr. James McHenry'nin notlarına göre; Amerika'nın ilk devlet adamlarından olan McHenry, kıtanın yeni yönetiminin doğası hakkında araştırmalar yaptığında, Benjamin Franklin bilindik cevaplarından biriyle hazırdı. Şöyle sordu: "Peki, Doktor, şu an elimizde ne var; bir Cumhuriyet yahut bir Monarşi?" McHenry "Cumhuriyet" diye yanıtladı, "eğer onu muhafaza edebilirseniz." Franklin'in varsayımındaki hata, sonradan gelecek olan Amerikan nesillerinin deneme eğiliminde olacağıydı.

Demokrasiye inanış zayıflıyor

Cumhuriyetçi/Demokrat ikili tahakkümünün çok uzunca süredir devam etmesinden sık sık yakınan birçok kurulu düzen karşıtı şu anda oldukça mutlu vaziyette. Bizler, daha önce ne bir kamu görevinde bulunmuş ne de bir askeri komisyonda görev yapmış olan ve kendisi için bir parti etiketi yahut ideoloji önemsiz bulunan ilk Amerika Devlet Başkanı'nın yükselişine şahitlik ediyoruz. Birçokları için bu gecikmiş bir düzelmeyi gösteriyor ve rahatı yerinde olan yönetim sınıfına çıkıştan önce son bir uyarı niteliğinde. Devrimci duyarlılık tamamıyla sağlıklı değil ve Amerika'nın sağlamlığı, sınanmış cumhuriyetçi demokrasisi ona inananlar varken güçlü. Görünüşe göre bu inanış giderek azalıyor.

New York Times muhabiri Amanda Taub, Journal of Democracy'nin gelecek çalışmasının bulgularını gözden geçirerek bir kamu hizmeti gerçekleştirdi. Harvard Üniversitesi öğretim görevlisi Yascha Mounk ve Melbourne Üniversitesi'nden Profesör Roberto Stefan Foa tarafından yapılan bu rahatsız edici çalışma, Batılı Liberal Demokratik modele duyulan saygının, bu modelden başlıca menfaat sağlayan kişiler arasında çöktüğünü belirtiyor.

Batı dünyasında ve İngilizce konuşulan dünyada, bir demokraside yaşamanın gerekli olduğuna dair inanış, on yıllık periyotlar geçtikçe hızlı ve istikrarlı bir düşüş yaşıyor. Soğuk Savaş'a dair neredeyse hiçbir canlı anısı olmayan 1980 yılı sonrası doğmuş "milenyum çocuklarında" ise bu düşüş özellikle çok fazla. Bu sosyal toplumun liberal olmayan modellerinin gelecek nesillerde yeni destekçiler bulması demek olmasa bile bu nesillerin cumhuriyetçi normlara sevdalı oldukları da söylenemez.

'Milenyum çocukları' askeri yönetime sempati duyuyor

Amanda Taub, yine Journal of Democracy'de bu yılın başlarında yayınlanan bir çalışmayı inceledi ve "daha yaşlı Amerikalılardan %43'ünün, eğer hükümet işini yapmayı beceremez yahut işini yapmada başarısız olursa askerin yönetimi ele almasının gayrimeşru olacağına inandığı fakat bu oranın 'milenyum çocuklarında' sadece %19 olduğu" sonucuna ulaştı. Araştırmacılar nesiller arasında büyük bir bölünmeyi ve 1980'ler ile 1990'lardaki gençlerin siyasi radikalizmi benimsemeye daha az eğilimli olduğunu keşfetti. Günümüzde ise bunun tam olarak zıttı gerçek. Bunlar, yakın gelecek için kötüye işaret eden şaşırtıcı rakamlar.

Gelecek nesli, depolitize olmak ve tarih ile yurttaşlık bilgisinden habersiz olmakla suçlamak ve alay etmek kolay. Fakat bu neslin, bu gibi küçültücü değerleri nasıl edindiğini değerlendirmek oldukça zor. Cumhuriyetçi erdemin gelecek nesillere tebliğ edildiği kültürel aktarım süreci çökmüş durumda ve artık işlemiyor. Sivil özerkliği muhafaza etmek üzere oluşturulmuş, çalışmada belirtildiği üzere "kamu mallarını sunacak, yetkilileri hesap verilebilir tutacak ve etkili bir hükümeti sağlayacak" kuruluşlara da artık güvenilmiyor. Bu koşullar uzun süredir gelişmekte ve bunun birçok sebebi var.

Demokrasi organlarına güven hiç olmadığı kadar düşük

1973 yılından bu yana Gallup anket firması, birçok kamu kuruluşuna ve özel kuruluşa yönelik düşüncelerin nabzını tutuyor ve daha önce Amerika'nın öz yönetim organlarına yönelik onay vermeyen, olumsuz ortak görüş hiç bu kadar yaygın olmamıştı. Kongre, ulusal yasama ve teorik olarak halk iradesine en duyarlı olan organ son sıralarda yer alıyor. Halk ceza adalet sisteminden, yüksek mahkemeden ve Başkanlıktan da hayal kırıklığına uğramış durumda. Gerçek şu ki halkın güvenini kazanabilen federal kuruluşlar yalnızca polis ve askeriye. Bu, bir cumhuriyetçinin için bulunması tehlikeli bir konum.

ABD'de sivil-asker ilişkileri bozulabilir

Bu dakikaya kadarki bütün bu söylemler akademik olmakla kalmıyor. 240 yıllık cumhuriyet hükümeti geleneği olan bir ülke için, nesillerce Amerikalının uğruna savaşıp öldüğü sivil kuruluşların bir alkış sesiyle kenara atılabileceği neredeyse düşünülemez. Kanıt aksini gösteriyor. Sivil ve askeri liderlik arasında yaşanacak ve kongrenin müdahil olmayı reddettiği bir kriz artık öngörmenin zor olmadığı bir senaryo. Böylesi bir çatışmanın ekstra anayasal önlemlerle ya aşılabileceği düşünülemez değil. Ya bir Amerikan referandumu gelişmeye olumsuz bir yanıt verecektir.

Uzlaşma ve taviz, isyana teşvik demek

Özgürlük ve öz yönetim "olması gereken" durum değil. Liberal demokrasi karmaşık ve kirli. Taviz ve uzlaşma üzerinde büyür. Toplumun, oyunun sıfır toplamlı olduğuna ikna olduğu popülist bir çağda, uzlaşma ve taviz isyana teşvik ile eşdeğer. Amerikan mutlakiyetçilerinden oluşan nesil; ABD kurucularının canlarını, servetlerini ve kutsal onurlarını verdikleri kemikleşmiş hükümete olan aşkını kaybetmiş olabilir. Fakat diledikleri şeyle ilgili dikkatli olmalılar. Amerika'dan sonra gelen şeyden hoşlanmayacaklardır.

Noah Rothman'ın Commentary Magazine'de kaleme aldığı bu makale Mepa News okurları için tercüme edildi. 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.