Bir doktorun gözünden Batı Şeria'da sağlık sisteminin çöküşü
İsrail’deki mali sıkıntı nedeniyle hastanelerde malzeme sıkıntısı yaşanması sonucu kanser hastaları geri çevriliyor ve ameliyatlar erteleniyor.
Hazim Faisal Abusondos | Middle East Eye | Tercüme: Mepa News
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Dura Hastanesi'nde acil servis ve onkoloji servisinde görev yapan bir doktorum.
Son dört yıldır sağlık sistemimizin yavaş yavaş nasıl çöktüğüne tanıklık ediyorum. Ancak son iki yılda durum dramatik biçimde kötüleşti ve artık felaket boyutuna ulaştı.
Hastanelerimiz yalnızca zorlanmıyor. Kapasitelerinin çok ötesine itilmiş durumda ve eczanelerimizin rafları boş.
Gün be gün, ilaç ilaç, ameliyat ameliyat; binlerce hastanın hayatını bağlı olduğu sistem gözlerimizin önünde çöküyor.
Bu doğal bir kriz değil. Bu durum, Filistin'deki ekonomik çöküşün ve İsrail tarafından tahsil edilen Filistin vergi gelirlerinin alıkonulmasının doğrudan sonucudur. Filistin Yönetimi gelirlerinin yüzde 60'tan fazlasını oluşturan bu fonlar aylardır dondurulmuş durumda.
Bu gelirler olmadan Filistin Sağlık Bakanlığı tedarikçilere ödeme yapamıyor. Ödeme yapılamadığında ilaçlar, cerrahi malzemeler ve temel tıbbi ekipmanlar hastanelerimize ulaşmıyor. Sonuç olarak sağlık sistemi yavaş ama bilinçli şekilde boğuluyor.
Mali çöküş, doktorların ve sağlık çalışanlarının da yaşamlarını sürdürememesine neden oldu. Vergi gelirleri alıkonulduğu için Filistin Yönetimi maaşları ödeyemiyor. Maaşlar ya gecikiyor ya da tamamen kesiliyor.
Birçoğumuz artık işe gidip gelmenin maliyetini bile karşılayamıyoruz. Bazılarımız çocuklarının en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldi. Sistemle birlikte sağlık çalışanı da çöküyor.
Boşalan raflar
Onkoloji servisimizin umut ve şifa merkezi olması gerekirken, artık belirsizliğin ve çoğu zaman bekleyişin ya da geri çevrilmenin yaşandığı bir yere dönüştü.
Rutin tedavileri için gelen kanser hastaları, ihtiyaç duydukları ilaçlar bulunmadığı için evlerine gönderiliyor.
İlaç eksikliğinden etkilenen çok sayıda hasta gördüm. Tedaviye olumlu yanıt veren hastaların, kemoterapi seansları ertelendiği için durumlarının kötüleştiğine şahit oldum. Bunun nedeni ilacın dünyada bulunmaması değil; bizim eczanemize ulaşamamasıydı.
Tedavi planları aksıyor. Umudun yerini bekleyiş alıyor. Kanser hastası için beklemek, hastalığın ilerlemesi anlamına geliyor.
Hematoloji ve onkoloji kliniklerimizde, ilaçların düzenli olarak temin edilememesi nedeniyle tedavileri kesintiye uğrayan hastalarla giderek daha fazla karşılaşıyoruz.
Daha önce kontrol altında tutulabilen bir kan hastalığı bulunan bir kadın hastanın tedavisi, ilaç eksikliği ve finansman sorunları nedeniyle defalarca kesintiye uğradı. Zamanla durumu ciddi şekilde kötüleşti ve sonunda akut lösemiye dönüştü. Kontrol altında tutulabilecek bir hastalık, tedavi kesintileri nedeniyle hayatı tehdit eden bir tabloya dönüştü.
Bir başka vakada ise nadir görülen bir kanser türüne sahip genç bir hasta, kemoterapiye iyi yanıt vermişti. Hastalığın yeniden ortaya çıkması üzerine hedefe yönelik bir tedaviye ihtiyaç duyuyordu. İlaç mevcuttu. Tıbbi gereklilik açıktı. Ancak yüksek maliyeti ve sistem içindeki sınırlı erişim nedeniyle tedavi sağlanamadı.
Ulaşılabilir bir alternatif de yoktu. Genç hasta, ilerleyen hastalığıyla baş başa bırakılarak eve gönderildi. Tedavi bekleyen genç bir insanı kaderiyle baş başa bıraktık.
Kanser hastaları için zaman soyut bir kavram değildir. Hastalığın tedavi edilebilir kalıp kalmayacağını belirleyen temel faktörlerden biridir. Her gecikme önemlidir.
Sorun yalnızca onkoloji servisinde yaşanmıyor. Antibiyotikler, acil müdahale ilaçları ve ağrı tedavisinde kullanılan ilaçlar da giderek daha zor bulunuyor.
Doktorlar, hastalarına sunmaları gereken standartların altında koşullarda çalışmak zorunda kalıyor.
İptal edilen ameliyatlar
Sağlık sisteminin genelinde ameliyatlar erteleniyor çünkü gerekli malzemeler bulunamıyor.
Cerrahlar hazır. Hastalar ameliyat bekliyor. Ancak operasyonların güvenli şekilde yapılabilmesi için gereken ekipmanlar yok.
Fıtık hastası bir kişi aylarca ameliyat sırası bekledi. Operasyon tıbbi nedenlerle değil, sistemin çöküşü nedeniyle defalarca ertelendi. Vergi gelirlerinin alıkonulması Filistin Yönetimi'nin maaş ödeyememesine yol açtı ve ameliyathanelerin çalışma günleri azaltıldı.
Bekleme süresi içinde fıtık büyüdü. Dokular öldü. Rutin bir operasyon olması gereken işlem büyük bir acil ameliyata dönüştü ve hastanın bağırsaklarının bir kısmı alınmak zorunda kaldı.
Safra kesesi enfeksiyonu ve taşları bulunan hastalar dayanılmaz ağrılar içinde hastaneye geliyor. Ağlayarak ameliyat talep ediyorlar. Ancak operasyonlar tekrar tekrar erteleniyor. Çünkü ameliyat günleri azaltıldı ve doktorlar her zaman işe gelebilecek maddi imkâna sahip değil.
Hasta ağlıyor. Cerrah bekliyor. Sistem işlemiyor.
Kalp hastaları, travma vakaları ve diğer acil cerrahi müdahale gerektiren hastalar da birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek gecikmelerle karşı karşıya.
Her ertelenen ameliyat, takvimdeki bir değişiklikten çok daha büyük sonuçlar doğurabilecek riskler taşıyor.
Kapalı klinikler
Batı Şeria'nın kasaba ve köylerinde sağlık hizmetleri giderek daha fazla zorlanıyor.
Bir zamanlar yerel kliniklerden rutin sağlık hizmeti alan aileler artık daha az seçeneğe sahip.
Yüzlerce hasta aylar boyunca polikliniklere gidiyor ancak kapıları kilitli buluyor. Hastanelere yöneliyorlar fakat orada da ihtiyaç duydukları hizmetleri bulamıyorlar.
Klinikler hasta olmadığı için değil, onları açık tutacak mali kaynak bulunmadığı için kapatılıyor.
Bunlar istatistik değil. Bunlar başka gidecek yeri kalmamış anneler, babalar ve yaşlı insanlar.
Koruyucu mekanizmalar ortadan kalkarken en büyük yük yaşlıların, çocukların ve kronik hastaların omuzlarına biniyor.
Yıllar boyunca özel hastaneler kamu hastanelerinin yükünü hafifletmişti. Ancak mali kriz, sağlık sisteminin farklı bileşenleri arasındaki iş birliğini de zayıflattı.
Bu nedenle hastalar, uygun yatak ve kaynak bulunana kadar kalabalık acil servislerde beklemek zorunda kalıyor.
Yakın zamanda iki yaşındaki bir çocuk yüksekten düşerek beyin kanaması ve çoklu organ yaralanması geçirdi. Acil uzman cerrahi müdahale gerekiyordu.
Dört hastane arasında koordinasyon kuruldu. Ancak hiçbir hastane çocuğu kabul edemedi.
Filistin Yönetimi'nin ödeyemediği milyonlarca dolarlık borçların altında ezilen özel hastaneler artık bu yükü taşıyamıyordu.
Çocuk sonunda başka bir devlet hastanesine sevk edildi. Ancak bu hastanede de gerekli uzman ekipman bulunmuyordu.
Çocuğun durumu halen kritik.
İki yaşındaki bir çocuk yalnızca yaralanmalarına karşı değil, onu koruyamayan bir sistem karşısında da hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Bu tek bir hastanın hikayesi değil. Çöküşün eşiğindeki bir sağlık sisteminde bakım arayan birçok ailenin ortak gerçeğidir.
Görevimizin başındayız
Tüm bu zorluklara rağmen sağlık çalışanları her gün görevlerinin başına gidiyor.
Birçoğumuz maaşlarımız eksik ya da gecikmeli ödenmesine rağmen çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü hastalarımızın başka seçeneği yok.
Ben ve meslektaşlarım her gün hastaneye gidiyoruz. Ancak işe zaten kırılmış halde başlıyoruz.
Acil serviste duruyoruz. Ellerimiz sabit ama zihinlerimiz parçalanmış durumda.
Bir yanda tüm dikkatimizi vermemiz gereken hastalarımız, diğer yanda evde yiyecek götüremediğimiz çocuklarımız var.
Bazılarımız bu yükün altında ezildi.
Kendimize şu soruyu soruyoruz: Hastalarımızı mı dinleyelim, onları mı tedavi edelim; yoksa artık destekleyemediğimiz ailelerimizin yükünü mü taşıyalım?
Bu, sağlık çalışanının sessiz çöküşüdür.
Yine de tedavi etmeye, teselli vermeye ve hastalarımız adına konuşmaya devam ediyoruz.
Ancak fedakarlık tek başına ilaçların, ekipmanların, hastane yataklarının ve işleyen bir sağlık altyapısının yerini tutamaz.
Dünya çok uzun süredir bu tabloya sırtını dönmüş durumda.
Sağlık hizmetleri hiçbir zaman siyasi ve mali krizlerin kurbanı olmamalıdır.
Alıkonulan vergi gelirleri siyasi pazarlık konusu değildir. Onlar eczanelerimizin, ameliyathanelerimizin ve hastalarımızın yaşam kaynağıdır.
Bu gelirler kesildiğinde zarar gören siyaset değildir.
Beklemek zorunda kalan bir çocuktur.
Geri çevrilen bir kanser hastasıdır.
Çalışamayan bir cerrahtır.
Çocuklarını doyuramayan bir doktordur.
Her ilaç eksikliğinin arkasında tedavi bekleyen bir hasta vardır.
Her ertelenen ameliyatın arkasında korku ve belirsizlik içinde yaşayan bir aile vardır.
Her kapatılan kliniğin arkasında daha savunmasız hale gelen bir toplum vardır.
Doktorlar olarak görevimiz, sesi duyulmayanların sesi olmaktır.
Bakımını üstlendiğimiz hastalar gelecekteki müzakereleri veya uzak çözümleri bekleyemez.
Onların ihtiyaçları bugündür.
Onların acıları gerçektir.
Bu yazıda yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.