1. YAZARLAR

  2. Shivshankar Menon

  3. Demokrasiler gerçekten Rusya'ya karşı birleşti mi?
Shivshankar Menon

Shivshankar Menon

Eski Hindistan Dışişleri BakanıYazarın Tüm Yazıları >

Demokrasiler gerçekten Rusya'ya karşı birleşti mi?

A+A-

Özgür Dünya Fantezisi

Demokrasiler Gerçekten de Rusya’ya Karşı Birleşti Mi?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından birçok Batılı devlet bu duruma tepki göstererek ardı ardına gelen ekonomik yaptırımlar yürürlüğe aldı. Almanya örneğinde olduğu gibiyse bazı devletler de yıllardır Amerika’nın yardımlarından istifade ederken bir anda kendi askeri harcamalarını arttırmaya karar verdi. Bazı uzmanlar, bu gelişmeler ışığında Ukrayna’da yaşanan savaşın getirdiği yıkıma bakacak “iyi bir taraf” buldu. Michael Beckly ve Hal Brands’in geçtiğimiz ay yayımlanan yazılarında, işgale yönelik uluslararası tepkinin yankılarının halihazırdaki krizi aşan etkileri olacağı savunuldu ve Rus Başkan Vladimir Putin’in yaptıklarına verilen organize cevabın “dünyadaki demokrasileri Rusya ve Çin’e karşı birleştirecek bir küresel müttefikliğe evrilerek özgür dünyanın geleceğini en az bir nesil garanti altına alabileceği” iddia edildi.

Bu görüşe göre Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş belki de otokrasi ile demokrasi arasındaki küresel mücadelenin tepe noktası olabilir ve Putin’in tüm normları ihlal etmesiyle adeta bir tokat yiyen demokrasiler, liberal dünya nizamının fiziki güç ile yeniden sağlanması amacıyla bir araya gelip günü kurtaracaklardır.

Bu bakış açısı hayal ürünüdür. Bu savaşın, Rusya, Rusya’nın komşuları ve Avrupa’nın geri kalanı için son derece geniş sonuçlar yaratacak sismik bir hadise olduğunda şüphe yoktur. Fakat, Ukrayna’daki savaşın küresel nizamı yeniden şekillendireceğini veya demokrasileri birleştirerek Çin ve Rusya’ya karşı harekete geçireceğini beklemek naiflik olur. Ortadaki vaziyete bakacak olursak, aralarında Hindistan’ın da bulunduğu dünyanın en geniş ölçekli demokrasilerden bazıları henüz ABD liderliğindeki Rusya karşıtı ekonomik harekata katılmak bir yana işgali açıkça kınayan bir açıklama dahi yapmadı.

“Özgür dünyayı” birleştirmek şöyle dursun, bu savaş demokrasi cephesi içindeki temel çatlakları bir kez daha göz önüne serdi. Her ne olursa olsun, küresel nizamın geleceğine Avrupa’daki savaşlarla değil Asya’da devam etmekte olan güç mücadelesin neticesine göre karar verilecektir ki Ukrayna’daki savaşın bu husustaki ağırlığı son derece sınırlıdır.

Büyük sanrılar

Her ne kadar birçok devlet Rusya’yı “ayıp ettine” boğsa da herkesin savaşı kınamadığı görüldü. Ukrayna’daki duruma karşı gösterilen tepkilerin farklı farklı olması, Rusya destekli otokrasilere karşı cephe alan ABD ortağı demokrasilerin tek bir cephe olduğu tezini yalanlamaktadır. En önemlileri arasında Hindistan ve Güney Afrika’nın da yer aldığı birçok geniş ölçekli demokrasi, 2 Mart tarihinde gerçekleştirilen ve Rusya’nın Ukrayna’dan derhal çekilmesini talep eden BM Genel Kurulu kararı oylamasında çekimser oy kullandı. Brezilya ve Meksika dahil Latin Amerika’daki birçok büyük demokrasi yaptırımlara iştirak etmeyi reddetti. Asyalı ve Afrikalı devletlerin yarısına yakını da oylamada ya çekimser kaldı ya da hayır dedi. Tüm Asya kıtasından sadece üç ülke (Japonya, Singapur ve Güney Kore), Rusya’ya karşı yaptırım harekâtında ABD ve AB ile aynı safta yer aldı.

Asya’daki devletler tabi ki de söz konusu savaş nedeniyle tedirgin oldu. “Putin’in kumarı” başladığında bölgedeki tüm borsalarda ciddi miktarda düşüş gözlemlendi. Ancak, bölgedeki başkentler yaşananları, çağ kapatıp çağ açan küresel bir felaket olarak değil Avrupa’daki güvenlik nizamı hususunda Avrupalılar arasında yaşanan bir savaş olarak tanımladı. Evet, savaş gerçekten de Avrupa’daki güvenlik hesaplamalarını temelli olarak değiştirdi. Batı Avrupalı devletler apar topar savunma kapasitelerini güçlendirmeye başladı, uzun yıllar sonra Almanya ilk defa bir “yeniden silahlanma” süreci başlattığını duyurdu, NATO hiç olmadığı kadar kenetlendi ve çürümeye yüz tutan ittifak adeta yeniden dirildi. ABD ve AB’nin Rusya’ya karşı uygulamaya aldığı ekonomik yaptırımların şiddetinin daha önce görülmemiş seviyelerde olması Batı dünyasının kendini içinde bulduğu bu yeni birliktelik havasının en büyük göstergesiydi.

Fakat meseleye Asyalıların gözünden bakıldığında Ukrayna’daki savaş, gelecekte yaşanacak değişimlerin bir alametinden çok, zaten olup bitmiş değişimlerin altını çizen bir hadise olarak görüldü. Avrupa topraklarında Avrupalıların taraf olduğu bir savaş yaşanıyor olması dahi başlı başına küresel jeopolitik durumun Soğuk Savaş’tan bu yana ne kadar değiştiğinin bir ispatıdır. O günlerde, süper güçler arasındaki mücadelenin ana fay hattı Avrupa’da olmasına rağmen kıtada devletler arası bir savaş yaşanmadı, sınırlar olduğu gibi kaldı zira en ufak bir değişiklik nükleer güce sahip iki dev arasında bir savaşı tetikleyebilirdi. Soğuk Savaş bittikten sonra ise Avrupa’da savaş yaşanması, “insanların akıllarından bile geçmeyecek” bir olasılık olmaktan çıktı.

Bugün her ne kadar bazı çevreler geçmişteki kıyametvari senaryolar üzerinden panik yapmaya devam etse de Avrupa’da bir savaş yaşanması halinde tüm tarafların birbirini yok edeceği anlayışı da büyük ölçüde dağıldı. Gelinen noktada Avrupa, jeopolitik açıdan ana sahne olan Asya’nın yanında sadece bir yan şov olarak kalmıştır.

Dünya ekonomisinin çekim merkezi bugün Atlantik’ten Ural’ın doğusuna kaymıştır. Dünya nizamını etkileyebilecek nitelikteki jeopolitik mücadeleler ve güvenlik sorunlarının çoğunluğu Asya’daki deniz ticareti bölgelerinde yaşanmakta olup dünya Çin’in yükselişini de içine alan yeni bir denklem arayışı içindedir. Asya’daki karmaşık siyasi dinamiklerle karşılaştırıldığında Ukrayna’daki savaş benzeri hadiseler ehemmiyetini yitirmektedir. Batılı siyasetçiler, Avrupa’da açılan yeni cepheler hususundaki hamlelerinin yaklaşmakta olan çok daha geniş çaplı bir mücadelenin çerçevesini çizeceğini düşünmemelidir.

Yapılması zor bir tercih

Yine de Ukrayna’daki savaşın Asya’daki devletler üzerinde genel olarak ekonomik alanda özelde ise enerji temini, değerli ve stratejik metaller, gübre ve tahıl hususlarında ikinci dereceden hatırı sayılır etkileri olacağı göz ardı edilmemelidir. Doğal gaz ve petrol fiyatlarındaki dalgalanma nedeniyle küresel ekonominin yavaşlaması, tüm dünyadaki ham petrol ithalatının %60’ına ev sahipliği yapan Asyalı devletleri son derece zorlayacaktır. Büyük miktarlarda enerji gerektiren gübre imalatının maliyetlerindeki artış, dünya üzerindeki buğday ticaretinin %25’ine tekabül eden Ukrayna ve Rusya’nın pazardan çekilmesi nedeniyle hissedilecek acının şiddetini bir kat daha arttıracaktır.

Çin, yiyecek, enerji ve diğer bazı kalemleri temin ettiği ve kendi ürünlerini sattığı Rusya ile en büyük ticari hacme sahip Asya ekonomisidir. İlaveten, Ukrayna, Rusya ve Fransa’dan sonra Çin’in silah ithal ettiği en büyük üçüncü pazardır. Çin şu ana kadar yaptığı açıklamalarla Rusya’yı Ukrayna’ya tercih ettiğini açıkça dile getirmeye devam etti ancak Çinlilerin Rusya ile olan ilişkisi, Çin’in Batı’ya olan ekonomik bağımlılığının ne yerini alabilir ne de bir rakibi olabilir. Pekin yönetimi, manevra alanı bulamadığı noktalarda, ikinci dereceden kendini etkileyecek yaptırımlardan kurtulmak için ABD ve AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına onay verebilir.

Asya’nın geri kalanı ise Çin’e nazaran Rusya ile ticaret hususunda daha avantajlı durumdadır zira Güney, Güneydoğu ve Doğu Asya’daki Rus yatırımları ya sıfır ya da çok küçüktür. Buna rağmen tüm bölge ülkeleri mutlaka belirli seviyede bir türbülans tecrübe edecektir. Mesela, tüm Güney Asya ülkeleri petrolünü dışardan temin etmekte olup kendi iç ekonomilerinin salgın nedeniyle zuhur eden enflasyon ve şok etkenleri ile boğuştuğu bir dönemde petrol fiyatlarındaki artışa karşı savunmasızdır. İlaveten, Güney Asya’daki ülkelerin çoğunda önümüzdeki iki sene içinde seçimler yapılacağı için şu anda iktidarda olan liderler uzun vadede ekonomik açıdan daha hayırlı sonuçlar doğuracak adımlar yerine temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarında yaşanmakta olan istikrarsız vaziyeti idare etmek adına devlet yardımları, serbest piyasaya müdahale ve dış borç artırma gibi halkı kısa vadede memnun edecek politikalar izleyecektir.

Her ne olursa olsun, ABD izlemekte olduğu İndo-Pasifik stratejisini arka plana atmadığı sürece Ukrayna’da yaşanan savaş Asya’daki temel jeopolitik dinamikleri değiştirmeyecektir. ABD müttefikleri dahil çoğu Asyalı devlet ekonomik açıdan Çin’e bağımlı olmasına rağmen güvenlik hususunda ABD’ye bel bağlamaktadır. Hindistan bunun bir örneğidir. Çin-Hindistan sınırı boyunca yaşanan olaylar, artan askeri varlıklar ve soğuk devam eden siyasi ilişkilere rağmen iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yıldır rekor seviyelere ulaştı. Fakat diğer yanda da ABD ile Hindistan arasında güvenlik ve istihbarat ilişkileri gittikçe güçlendi. 2002 yılında Hindistan’ın dışarıdan satın aldığı silahların %88’i Rusya’dan gelirken bu oran 2022 yılında %35’e kadar geriledi. Hindistan’ın envanterinde halihazırda büyük miktarlarda Rus menşeili teçhizat bulunmasına rağmen ülke yönetiminin silah ithalatında çeşitlilik yaratma hususunda attığı adımlar açık olup bu yolda devam edileceğine dair sinyaller mevcuttur.

Hindistan örneğinde olduğu gibi devletlerin çok sayıda bağlantılara ve ortaklıklara sahip olması Asya’daki norm olup bu durum Çin ve Rusya’daki otokrasilere karşı Batılıların geniş çaplı bir cephe açmasını karmaşık hale getirmektedir. Ukrayna’daki savaşın aleyhine konuşmaktan çekinmesi nedeniyle Hindistan uluslararası toplum tarafından çok fazla eleştiriye maruz kaldı. ABD’li yetkililerin, Hindistan yönetimini, Kremlin’in yürürlüğe konulan yaptırımların etrafından dolaşmasına yardım edecek Rus tekliflerini kabul etmemeleri hususunda ikaz ettiği de bilinmektedir. 

Bu savaş, Hindistan’ın önüne katı ve yapmak istemediği bir seçim getirdi ancak Hintliler şu ana kadar bir karar vermemek için ellerinden gelen her şeyi yaptı. Bir yanda Hindistan’ın modernizasyonu hususunda kaybedilmesi göze alınamayacak ABD, diğer yanda ise hem jeopolitik hem de askeri nedenlerden ötürü önemli bir ortak olmaya devam eden Rusya bulunmaktadır. Rusya, BrahMos füzeleri örneğinde olduğu gibi hassas savunma teknolojileri konusunda Hindistan ile birlikte çalışmaya ve üretmeye hazırdır ve halihazırda Hindistan ile nükleer denizaltıları hususunda ortaklık yürütmektedir.

Buna ilaveten Kuzey Amerika ve Avrupa da Rusya’nın bir hamle yapma imkânı olmayan gelişmiş teknolojiler, pazarlar, finans ve eğitim sistemleri gibi hususlarda Hindistan’a yardım etmektedir. Başta, Avustralya, Japonya, ABD ve Hindistan’dan müteşekkil QUAD oluşumu olmak üzere Hindistan’ın deniz ticareti güvenliği hususundaki en hayati ortağı Amerika’dır. Ancak, Hindistan’ın Avrasya kıtasındaki milli menfaatleri, özellikle artık ABD’nin Afganistan’da askeri bir varlığı olmadığı göz önüne alındığında ülkeyi Rusya ve İran ile birlikte çalışmaya mecbur bırakmaktadır. Bu nedenle, Ukrayna savaşı hususunda Hindistanlı diplomatların faaliyetleri meselenin masada çözülmesi için bir formül bulma üzerine odaklandı ve buna ek olarak Başbakan Narendra Modi yaptığı açıklamalarda Putin ile Zelensky’nin doğrudan birbirleriyle konuşarak krize hızlı bir şekilde son vermeleri için girişimlerde bulunduğunu söyledi.

Hindistan, devam eden işgal konusunda yaptığı açıklamalarda Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine vurgu yaparak bu meseleden dolayı mutlu olmadığını üstü örtülü de olsa ifade etti. Geçmişte yaşanan tecrübelere dayanarak Hintli yetkililerin Rus mevkidaşlarına kapalı kapılar ardında vaziyetten hoşnut olmadıklarını açıkça söyleyeceği varsayılabilir.

Hindistan halkı işgal hususunda farklı fikirlere sahip olmasına rağmen çok sayıdaki halk figürü savaşa karşı cephe alma hususunda hükümetlerinden daha güçlü bir tavır sergilemektedir. Fakat yine de New Delhi yönetiminin Moskova’ya karşı resmi olarak daha sert bir tavır göstermesini beklemek gerçekçi değildir zira Hindistan halkı gibi sömürge olmaktan yeni kurtulmuş bir toplum içindeki Batı karşıtlığı hatırı sayılır bir baskı faktörü olmaya devam etmektedir.

Batılı siyasetçiler her ne kadar Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi karşısında şaşırmış gibi davransa da henüz yakın geçmişe baktıklarında bu tür bir hamlenin gerek Avrupa gerekse dünyanın diğer bölgelerindeki devlet tutumunun normal bir parçası olduğunu hatırlayacaklardır. Mesela, Asya kıtası büyük güçlerin eliyle egemenlik haklarının ve toprak bütünlüğünün ihlal edildiği çok sayıda vaka tecrübe etmiştir.

Uzayıp giden, hala her gün insanların ölümüne neden olan dış müdahaleler ve işgaller, devam etmekte olan vekil savaşları ve “donuk” çatışmalar göstermektedir ki her ne kadar büyük güçler egemenlik ve toprak bütünlüğü diye sürekli konuşsalar da bu hakların kendileri tarafından ihlal edilmesinde bir sorun görmemektedir. Yakın dönemde bu tür ihlallere bulaşmamış ve yıkımlara yol açmamış tek bir güçlü devlet bulunmamaktadır. Bu durum Rusya’nın Ukrayna’da yaptıklarını tabi ki haklı çıkarmasa da uzmanlar ve siyasetçileri yaşanmakta olan savaşı nasıl tanımladıkları ve Asyalı ve Afrikalı devletlerden talep ettiklerinin ne manaya geldiği hususunda düşündürmelidir.

Kuma çizilen çizgi?

Ukrayna’daki savaş ne kadar devam ederse etsin, Batı Rusya’yı ne kadar yalnızlaştırırsa yalnızlaştırsın, savaşın ikinci derece etkileri piyasalara ne kadar zarar verirse versin bu süreçte Asya’daki güç dengesinin değişmesi pek olası değildir. Tabi şunu belirmekte fayda var ki Rus devletinin nihai bir çöküşe uğraması beraberinde ciddi sonuçlar meydana getirir ancak bu senaryonun gerçekleşmesi en azından şimdilik pek olası görünmemektedir. Ukrayna’daki savaş, bir tarafta ABD ve Çin diğer tarafta da çok sayıdaki orta düzeyli ve bölgesel Asyalı güçler arasındaki askeri güç hususundaki uçurumu kapatmayacaktır. Bölgesel güçler ne olursa olsun Çin ve dünyadaki tek süper güç arasında dans etmek zorundadır. İlaveten, her ne kadar yeniden hayat bulmuş enerjik bir Batılı ittifakı belirli bir ivme kazanmış olsa da bu ittifakın Avrupa sathında Rusya’yı engellemekle meşgul olması, Asya’daki güvenlik ikilemleri hususunda etkin ve fark yaratacak derecede bir rol oymasını engellemektedir.

Ukrayna’daki savaş, küresel nizamı sağlamlaştıracağı analizlerinin aksine bu ağ içinde daha geniş ölçekli ayrışmalara neden olacağa benzemektedir. Avrupalı devletlerin kendi savunmaları hususunda büyük oranda ABD’ye bel bağlamak yerine kendi içlerinde harekete geçmeleri Avrupa’da stratejik açıdan bir “bağımsızlık” inşa edilmesi dürtülerini daha da güçlendirmiştir. Bu savaş aynı zamanda, Asya’nın kendi farklılık hissini ve bununla birlikte özellikle de bölge ülkelerine son 40 yıldır büyük faydalar sağlayan istikrar ve ticarete odaklanma politikalarının önemini de bir kez daha vurgulamıştır. Rus işgalinin doğuracağı sonuçlar, son on yıldır kendini küreselleşme sürecinden çeken ve bir de üstüne salgın nedeniyle darbe yiyen ekonomileri zorlayacaktır. Salgınla birlikte zuhur eden “kendi kendine yetme” politikaları, Avrupa’daki savaşın beraberinde getirdiği gerek ekonomik gerekse siyasi etkiler nedeniyle Asyalı ülkelerde daha da popülerleşecektir.

Günün sonunda Rus işgalinin “özgür dünyanın müttefikleri” ile düşmanları arasında kuma çizilmiş bir çizgi yaratmayacaktır. Bizleri köşede küresel çapta bir manişeistik mücadele beklememektedir. Mariupol ve Kharkiv’in enkazlarının altından bu derece büyük bir savaş çıkmasını uman gözlemciler hayal kırıklığına uğrayacaktır.


Shivshankar Menon tarafından kaleme alınan ve Foreign Affairs'te yayınlanan bu makale Mepa News okurları için tercüme edilmiştir.

Makalede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1306 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.