1. YAZARLAR

  2. Dr. Rachel Adams

  3. Dezenformasyondan çağından hiper-enformasyon çağına
Dr. Rachel Adams

Dr. Rachel Adams

Enformasyon Hukuku ve Siyaset Merkezi, Londra Üniversitesi.Yazarın Tüm Yazıları >

Dezenformasyondan çağından hiper-enformasyon çağına

A+A-

Critical Legal Thinking | 27.04.2018

Baudrillard yalan haber çağının gelişini öngörmüş müydü?

Jean Baudrillard (1929-2007), savaş sonrası Fransız filozofları arasında en sık alıntı yapılanı değil. Yine de Baudrillard’ın post-modern topluma dair radikal, nihilist, kahince felsefi eleştirisi ve özellikle de daha iyi bilinen ‘hiper gerçeklik’ konseptinden doğmuş olan ‘hiper-enformasyon toplumu’ fikri, günümüzün yalan haber iklimini anlamak için şaşırtıcı ölçüde uygun.

Bugün ‘yalan haber’ her yerde karşımıza çıkan bir kavram. Kendisi bir isim hatası olan son AB Yalan Haber ve Çevrimiçi Dezenformasyon Raporu, yalan haber kavramının ‘sadece uygunsuz olmayıp’ aynı zamanda ‘yanıltıcı da’ olduğunu not ediyor.1 AB raporu, Trumpizm’e herhangi bir gönderme yapmaksızın, yalan haberi, en sonunda ‘anayasal bütünlüğün’ bozulmasına ve ‘demokrasi açısından bir riske’ yol açacak şekilde, ‘güçlü aktörlerin bilginin dolaşımına müdahale edebildiği ve bağımsız haber medyasına saldırıp altını oyabildiği bir silah’ olarak tanımlıyor.2, 3 Raporu yazan ve derleyen AB Üst Düzey Uzman Grubu, ‘yalan haber’ kavramına alternatif olarak, ‘bilinçli şekilde kamusal bir zarara yol açmak veya kar elde etmek amacıyla tasarlanan, sunulan veya desteklenen her türden yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgiyi’ genel olarak içerecek şekilde ‘dezenformasyon’ kavramını kullanmayı öneriyor.4 Yalan haber fenomeninin, Google ve Facebook gibi dijital medya ve platformların büyümesi de dahil ‘bilginin üretildiği, dağıtıldığı ve insanların kamusal alanda bu bilgiyle temas kurduğu’ daha geniş bağlamda anlaşılması gereken bir sorun’ olduğunu da not ediyorlar.2 Başka şekilde ifade edersek, yalan haber enformasyon toplumunun bir türlü kanserli büyümesi şeklinde ortaya çıktı.

Jean Baudrillard, büyüyen enformasyon toplumunun sıkıntılarını 30 yıl önce görmeye başlamıştı. Kişisel bilgisayarların giderek her evin ihtiyacı haline geldiği, John de Mol’un Channel 4 için Big Brother programını hazırladığı ve Vanity Fair’in ‘haberlerin, kültürün ve hatta insan davranışının magazinleştiği’ bir ‘Tabloid On Yılı’ olarak tanımladığı bir dönemde yazan Baudrillard’ın öngörüleri, çarpıcı şekilde ileri görüşlü çıktı. En kritik katkılarından biri, ilk olarak Simülakrlar ve Simülasyon’da (1981) geliştirdiği ‘hiper gerçeklik’ fikri.6 Baudrillard ‘simulakr’ ve ‘simülasyon’ konseptlerini ortaya koymuş olarak hiper gerçeklik fikrine ulaşıyor. Kısaca, simulakr kayıp bir gerçekliğin göstergesi (‘sign’) veya hiç olmamış bir gerçeklik olarak anlaşılabilir, simülasyon ise, gerçekliğin, gösterge gerçekliğin kendisi haline gelecek şekilde gerçeklik göstergelerinin sürekli bir tekrarından ve yeniden yaratılmasından oluştuğu hiper gerçek durumudur.2 Aynı şekilde, hiper gerçeklik, gerçeğin yerini gerçekliğin yeniden üretimlerinin ve yeniden sunumlarının aldığı bir tarihsel durumun adı: gerçeklik, sunumlarından ayırt edilemez hale gelir; doğru olan yalan veya sahte olandan ayırt edilemez hale gelir ve anlam, bitimsiz iletişim ve ifşa, paylaşma ve tıklama tuzağı yörüngesinde düzeltilemez şekilde yiter.

Daha ilginci, Baudrillard hiper gerçekliğe düşüşü medya ve enformasyonculuk ile ilişkilendiriyor. 1985’te yayınlanan ‘The Masses: The implosion of the Social in the Media’ (Kitleler: Medyada Sosyalin Patlaması) makalesinde Baudrillard şöyle yazar:

Gelecekte gerçekliği medyadaki istatistiksel, simülatif projeksiyonundan asla ayırt edemeyeceğiz, gerçeklik hakkında bir muallaklık ve kesin belirsizlik durumu.8

Baudrillard, medyanın enformasyonculuğunun ürettiği şekliyle hiper gerçeği karakterize eden bu belirsizliği analiz etmeye şöyle devam ediyor:

“Enformasyon yokluğundan değil enformasyonun kendisinden ve hatta bir enformasyon fazlalığından kaynaklanır. Belirsizliği üreten şey enformasyonun kendisidir, dolayısıyla bu belirsizlik, her zaman çözülebilir olan geleneksel belirsizliğin aksine, düzeltilemezdir… Aşırı enforme olmuş kitleler, içe doğru büyüyen bir obezite geliştirir. Çünkü sahnesini (scene) yitiren her şey (obez beden gibi), tam da o sebeple müstehcen (ob-scene) hale gelir.

Kitlelerin sessizliği de bir anlamda müstehcendir. Çünkü aynı zamanda kitleler, yaptığı tek şey temsil edilebilir olanın yerini tıka basa doldurup kendisini sessiz bir denkte hükümsüz kılmak olmasına rağmen onları aydınlatma iddiasındaki bu faydasız hiper-enformasyondan meydana gelmiştir. Ve kitlelerin ve enformasyonun bu müstehcen döngüselliğine karşı yapabileceğimiz pek bir şey yok. İki fenomen birbirini tamamlıyor: kitlelerin hiçbir fikri yok ve enformasyon onları enforme etmiyor.2 (İtalikler orijinal metinden)

Burada özellikle yakıcı olan şey, Baudrillard’ın kapanış beyanı: ‘enformasyon enforme etmiyor.’ Ancak Baudrillard açısından daha kritik olan şey, enformasyonun kitlesel medyada ve başka yerlerde yaygınlaşmasının, yüz yüze iletişimin sembolik mübadelesini kesintiye uğratması ve bunun yerine, sürekli bir anlam simülasyonu üretmesi. Bu simülasyonda veya hiper gerçeklikte, anlam ve gerçeklik, Mark Poster’ın Baudrillard’ın hipotezini yorumlayışına göre, ‘hiçbir göndergeye (referent), hiçbir temele, hiçbir kaynağa sahip değildir. Temsil mantığının dışında işler.’10

Baudrillard’ın burada ‘bir şeyin önünde durma’ anlamındaki Latince ‘ob’ ve anlam-oluşturmanın yerine ‘scene’ (sahne) kelimelerinden meydana getirdiği müstehcene (ob-scene) yaptığı vurgu da önemli (özgün Fransızcasında obscènein): anlam hiper gerçeğin şiddetinde tümüyle dağılmıştır. Yukarıdaki tanımda, bu müstehcenlik ‘kitlelerin’ kendisinin bir özelliği haline gelir ve üretilen şey, enformasyonun kendisi hakikatin ve anlamın bir simülasyonu olduğundan, ‘kitlelerin hiçbir fikre sahip olmadığı ve enformasyonun da onları enforme etmediği’ umursamaz ve siyasetten uzaklaştırıcı bir belirsizliktir.11

Baudrillard’ın 1990’da yayınladığı Kötülüğün Şeffaflığı’ndan, göstergelerin ve simülasyonun sonsuz yeniden üretimi bitmek bilmez bir depolitizasyona işaret eder, bilhassa siyasa olan zaten gerçekleşmiş olduğundan: artık ‘orji sonrasındayız.’12 Ama, Budrillard’ın halihazırda ifade ettiği gibi, sormamız gereken soru: ‘orji bitti, şimdi ne yapacağız’13 Cevabı daha fzla simülasyon:

Hızlanarak aynı yönde gidiyormuş gibi yapmaya devam edebiliriz, oysa tüm özgürleşme hedeflerini çoktan ardımızda bıraktığımızdan ve dolayısıyla tüm sonuçların ilerisinde oluşumuz – peşinde koşmuş olduğumuz tüm göstergelerin, tüm biçimlerin, tüm arzuların elimizin altında oluşu – bir takıntı gibi aklımızdan bir türlü çıkmadığından, gerçekte bir hükümsüzlüğe doğru hızlanıyoruz. Simülasyon durumu bu; tüm senaryoları, ister gerçekten ister potansiyel olarak, tam da zaten gerçeklemiş oldukları için tekrarlamaya mecbur olduğumuz bir durum. Ütopyanın gerçekleşmiş olduğu ama paradoksal biçimde, sanki gerçekleşmemiş gibi yaşamaya devam etmeye mecbur olduğumuz durum. Ama gerçekleştiği ve dolayısıyla artık onu gerçekleştirme umudu besleyemeyeceğimiz için, yapabileceğimiz tek şey, onu bitmek bilmez simülasyon üzerinden ‘hiper gerçekleştirmektir.’14

Ancak bu noktada bir açmaza varıyoruz. Baudrillard bundan öte bir izah önermiyor: göstergelerin mübadelesi ebediyen devam ediyor ve onunla birlikte de bir direnişin veya yeniden politikleşmenin alevlenmesi ihtimali ortadan kayboluyor ya da dağılıyor. Dolayısıyla, Baudrillard eleştiriyi tüketiyor – Sylvère Lotringer ile Forget Foucault’daki (Foucault’yu Unutmak) mülakatlarında varılan bir nokta bu.15 Eleştiri yalnızca sınırlarına dayandırıldığından değil, kendi mantığı uyarınca tarih dışı, apolitik ve alternatifsiz olan yeni bir mübadele ve simülasyon şeması tarafından tüketilmiş – ele geçirilmiş – hale geldiği için de tükeniyor.

Öyleyse Baudrillard’ın öngörüleri yalan haber fenomenini anlamamıza ne kadar yardımcı olabilir? Bir taraftan, yalan haberin bir semptomu olduğu toplumsal durum hakkında genelleme yapabilmeye o kadar da yardımcı olmayabilir. Meseleyi değerlendiren siyasi mercilerin işaret ettiği üzere, sorunu ele alan girişimlerin ‘bağlama özgü ve bağlama duyarlı olması ve bir bağlamda işe yarayan cevaplar başkalarında yaramayabileceği için sürekli olarak değerlendirilmesi gerekiryor.’16 İfade özgürlüğünü, enformasyon özgürlüğünü ve medya bağımsızlığını korumak adına daha sınırlayıcı bir yorum getiren Damian Tambini, yalan haber konusunda düzenleme getirilebilecek tek meşru zemininin, ‘ulusal güvenliği tehlikeye atma niyetiyle bilerek yalan’ teşkil etmesi durumu olduğunu belirtti.17

Diğer taraftan, Baudrillard’ın iç karartıcı hiper gerçeklik tanımı, direnmek istediğimiz türden toplum için önemli bir uyarı vazifesi görebilir. Baudrillard’ın artık enformasyonun enforme etmediği ve hakikatin sahte simülasyonundan ayırt edilemediği hiper enforme topluma dair kehanetsi analizi, günümüzün yalan haber ve dezenformasyon ikliminde, belki de teknolojiye yönelik eleştirilerin yükseldiği gündeme ek olarak, hemen fark edilebiliyor. Ancak çağdaş toplum içinde hiper gerçek momentleri ve biçimleri görülebiliyor olsa da, bu kısmi hiper gerçeklik olaylarının bir bütün olarak toplumu karakterize etmesine izin vermemek önemli.

  1. Independent High Level Working Group on Fake News and Online Disinformation, A Multi-Dimensional Approach to Disinformation, (2018): http://www.tgcom24.mediaset.it/binary/documento/97.$plit/C_2_documento_1140_upfDocumento.pdf, s. 10.
  2. Age.
  3. Age, s. 12.
  4. Age, s. 11.
  5. Age.
  6. Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation (1981), Michigan: University of Michigan Press.
  7. Age.
  8. Jean Baudrillard, ‘The Masses: The Implosion of the Social in the Media’, Mark Poster, Jean Baudrillard: Selected Writings (1985) içinde, Stanford: Stanford University Press, s. 210.
  9. Age.
  10. Mark Poster, ‘Introduction,’ J Baudrillard Selected Writings (1988) içinde (ed M Poster), s. 7.
  11. Yukarıdaki 8. not.
  12. Jean Baudrillard, The Transparency of Evil: Essays on Extreme Phenomena (1990), London: Verso.
  13. Age, s. 3.
  14. Age, s. 4.
  15. Jean Baudrillard, Forget Foucault, (1997) Cambridge: MIT Press
  16. Yukarıdaki 1. not, s. 14.
  17. Damian Tambini, LSE Media Policy Brief 20, Fake News: Public Policy Responses (2017): http://eprints.lse.ac.uk/73015/1/LSE%20MPP%20Policy%20Brief%2020%20-%20Fake%20news_final.pdf, s. 14.

Tercüme: Dünyadan Çeviriler 

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 509 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.