Ebu Zuhur saldırısı ABD-İsrail ayrışmasını ortaya koydu

Ebu Zuhur saldırısı ABD-İsrail ayrışmasını ortaya koydu

İsrail Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını tehdit olarak görürken, Washington Ankara'yı önemli bir müttefik olarak değerlendiriyor ve İsrail-Türkiye çatışmasını önlemeye çalışıyor.

İsrail'in geçtiğimiz salı günü İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne düzenlediği saldırı, Suriye'deki yeni bir İsrail saldırısından öte, Washington ile Tel Aviv'in yeni Suriye'ye yönelik yaklaşımlarındaki farklılıkları da ortaya koydu.

İsrail, güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirdiği yeni askeri oluşumların önüne geçmeye çalıştığını ifade ederken, özellikle Türkiye'nin Suriye'deki varlığının genişlemesini yakından takip ediyor. ABD ise bölgedeki rakipleri ve müttefikleri arasında doğrudan çatışma çıkmasını önlemeye ve mevcut dengeleri korumaya odaklanıyor.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın İsrail ile Türkiye arasında çatışmayı önlemek amacıyla bir mekanizma oluşturulması yönündeki açıklamaları da Washington'un yaklaşımını ortaya koyuyor. Barrack, Ebu Zuhur'a yönelik İsrail saldırısını "gereksiz bir tırmanış" olarak nitelendirmişti.

Washington ve Tel Aviv'in çıkar tanımları farklılaşıyor

Suriye uzmanı ve Omran Stratejik Araştırmalar Merkezi kıdemli araştırmacısı Sasha Alou'ya göre, Washington ile Tel Aviv arasındaki Suriye konusundaki ayrışma, İran'ın bölgedeki etkisinin gerilemesinin ardından ABD'nin çıkar tanımındaki daha geniş dönüşümün yansımalarından biri.

Alou, ABD'nin artık Orta Doğu politikalarını yalnızca İsrail'in güvenliği ve İran'ın sınırlandırılması ekseninde yürütmediğini belirtti.

ABD'nin İsrail, Türkiye, Körfez ülkeleri, Irak, Ürdün ve Mısır'ın yanı sıra Suriye ve Lübnan'ı da kapsayan daha geniş bir müttefik ve ortaklar ağı üzerinden bölgeye yaklaştığını ifade eden Alou, bu nedenle söz konusu aktörlerin çıkarları ve güvenlik kaygıları arasında denge kurulmasının Washington'un bölgesel çıkar tanımının bir parçası haline geldiğini söyledi.

Alou, bunun Washington'u, İsrail'in yaklaşımı ABD'nin daha geniş çıkarlarıyla çatıştığında Tel Aviv'in tutumunu tek başına benimsemekten daha az istekli hale getirdiğini belirtti.

Ancak Alou, Washington ile İsrail arasındaki farklılığın ABD'nin Tel Aviv'le ittifakından vazgeçtiği anlamına gelmediğini, bunun daha çok iki ülkenin çıkar ve önceliklerinin her konuda örtüşmediğini gösterdiğini ifade etti.

Suriye'nin geleceğine ilişkin farklı yaklaşımlar

ABD'nin Suriye'nin istikrarını ve merkezi otoritesinin güçlendirilmesini daha geniş bölgesel istikrarın bir parçası olarak gördüğü belirtiliyor.

Bu yaklaşımın Türkiye, Körfez ülkeleri, Ürdün ve Irak'ın çıkarları, İsrail'in güvenliği, enerji ve bölgesel bağlantı projeleri, İran'ın nüfuzunun ve silahlı örgütlerin yeniden güç kazanmasının önlenmesi gibi başlıkları kapsadığı ifade ediliyor.

İsrail'in ise güvenlik risklerine daha çok askeri baskı ve Suriye'nin askeri kapasitesini zayıflatma yoluyla karşılık verdiği, hareket serbestisini güvence altına alacak ve tehdit olarak gördüğü bölgesel güçlerin ortaya çıkmasını sınırlandıracak güvenlik düzenlemeleri aradığı değerlendiriliyor.

Alou'ya göre iki ülke arasındaki farklılık, yaptırımlar konusunda da görülüyor. İsrail yaptırımların Suriye üzerindeki baskıyı sürdürmek için bir araç olarak kalmasını isterken, Washington yaptırımları Suriye'nin istikrarını destekleme ve bölgedeki müttefiklerinin çıkarlarını gözetme yaklaşımı kapsamında kaldırdı.

Rusya'nın Suriye'deki varlığı da iki ülkenin farklı hesaplarının görüldüğü başlıklardan biri. İsrail sınırlı Rus varlığını, nüfuz alanlarının çeşitlenmesi ve Türkiye'nin etkisinin dengelenmesi açısından olumlu görürken, Washington ve Batılı müttefikleri Rusya'nın Suriye'de etkili bir rol üstlenmesine mesafeli yaklaşıyor.

Güvenlik anlaşması konusunda da benzer bir ayrışma bulunuyor. İsrail, böyle bir anlaşmayı sahada askeri güç kullanarak oluşturduğu yeni durumu kalıcı hale getirmenin aracı olarak görürken, Washington anlaşmayı gerilimi azaltma ve mevcut sorunları yönetme çerçevesinde değerlendiriyor.

Bu yaklaşımın, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan İsrail güçlerini Suriye'den yeniden çekmesini istemesiyle de güçlendiği belirtiliyor.

Türkiye konusunda en belirgin ayrışma

Washington ile Tel Aviv arasındaki farklılığın en belirgin başlıklarından birini ise Türkiye'nin Suriye'deki rolü oluşturuyor.

Türkiye'nin yeni Suriye'de önemli bir aktör haline gelmesi, İsrail tarafından Esed sonrası Suriye'ye ilişkin güvenlik hesapları açısından tehdit olarak değerlendiriliyor.

Siyasi analist ve araştırmacı Mahmud Alluş, Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin, özellikle askeri alandaki yakınlaşmanın, İsrail'in iki ülkeye yönelik gerilimi artırmasının temel nedenlerinden biri olduğunu belirtti.

Alluş'a göre Türkiye'nin Suriye'deki varlığı, İsrail'in yeni Suriye'ye ilişkin planlarını önemli ölçüde değiştirdi ve Tel Aviv Ankara'nın rolünü kendi çıkarları açısından bir tehdit olarak değerlendirmeye başladı.

Suriye uzmanı Abdülvehhab Asi ise İsrail'in Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığına ilişkin "kırmızı çizgilerini" değiştirmeye başladığını söyledi.

Asi, İsrail'in daha önce özellikle Suriye'nin güneyi ve merkezindeki Türk varlığına odaklandığını, ancak kırmızı çizgilerin artık ülkenin kuzeyini de kapsayacak şekilde genişlediğini belirtti.

Asi'ye göre İsrail bu kırmızı çizgileri, Şam ile yürütülebilecek güvenlik anlaşması görüşmelerinin yanı sıra Türkiye ile yapılacak müzakerelerde de bir pazarlık unsuru haline getirmeye çalışıyor.

ABD açısından ise Türkiye, yalnızca Suriye'de faaliyet gösteren bölgesel bir güç değil, aynı zamanda NATO üyesi ve önemli bir müttefik. Bu nedenle Washington'ın Suriye politikasını yalnızca İsrail'in Türkiye'ye ilişkin güvenlik kaygıları üzerinden şekillendirmesi daha geniş ABD çıkarlarıyla örtüşmüyor.

Ebu Zuhur saldırısı ayrışmanın testi oldu

Bu çerçevede Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne yönelik İsrail saldırısı, Washington ile Tel Aviv arasındaki yaklaşım farklılığının somut bir örneği olarak değerlendiriliyor.

İsrail, hava üssünde olası Türk askeri varlığını tehdit olarak değerlendirerek önleyici bir müdahalede bulunurken, ABD saldırıya daha temkinli yaklaştı ve operasyonu "gereksiz bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

İsrail Kanal 15 televizyonunun ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'a dayandırdığı haberine göre Barrack, Ebu Zuhur Hava Üssü'nün İsrail tarafından bombalanmasının İsrail ile Türkiye arasında "doğrudan askeri çatışmaya" yol açabileceği uyarısında bulundu.

Barrack'ın açıklamalarının yalnızca belirli bir saldırıya yönelik tutumu değil, Washington'un Suriye'deki riskleri yönetme biçimi ile İsrail'in yaklaşımı arasındaki farkı da ortaya koyduğu değerlendiriliyor.

Sasha Alou, Ebu Zuhur saldırısının Washington ile İsrail arasındaki ayrışmayı tek bir olay üzerinden görünür hale getirdiğini belirtti.

Alou'ya göre İsrail, hava üssündeki olası Türk askeri varlığını doğrudan bir tehdit olarak değerlendirirken, Washington müttefikleri arasındaki gerilimi düşürmeye çalışıyor.

Alou, saldırının öneminin hava üssünün kendisini aşarak "yeni Suriye'deki güvenlik ortamının kurallarını kimin belirleyeceği" sorusuna uzandığını ifade etti.

İsrail'in sahada oluşturduğu fiili durumu daha sonra güvenlik kurallarına dönüştürmeye çalıştığı, Washington'un ise İsrail, Türkiye ve Suriye arasındaki dengeleri gözeterek bu kaygıları yönetmeye çalıştığı belirtildi.

Buna göre Ebu Zuhur saldırısı, Washington ile Tel Aviv arasında yeni bir ayrışma yaratmaktan ziyade, iki ülkenin Suriye'deki öncelikleri ve bu önceliklere ulaşma yöntemleri arasındaki mevcut farklılığı daha görünür hale getirdi.

ABD için İsrail'in güvenliği temel bir çıkar olmaya devam etse de Washington'un, Tel Aviv'e Suriye'nin güvenlik ortamını tek başına şekillendirecek sınırsız bir alan açmaya hazır olmadığı değerlendiriliyor.

Kaynak: Mepa News, Al Jazeera

mobil.png

HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.