Eski İsrail askeri istihbarat başkanı: İsrail, Arap devletlerini "aşiretler topluluğu" olarak görüyor
Eski İsrail Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı Tamir Hayman, 7 Ekim sonrası güvenlik politikasının Arap devletlerinin istikrarsızlığını İsrail'in çıkarlarıyla ilişkilendiren yazılı olmayan bir anlayışla şekillendiğini belirtti.
İsrail'in eski Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı Tümgeneral (E.) Tamir Hayman, 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından İsrail'in güvenlik politikasının yazılı olmayan yeni bir anlayış doğrultusunda şekillendiğini belirtti.
Hayman'a göre bu anlayış, Arap devletlerini ortak bir ulusal kimlik ve tarihi vizyondan yoksun yapılar olarak görüyor, bu ülkelerin istikrarsızlaştırılmasını İsrail'in çıkarlarına uygun bir yaklaşım olarak değerlendiriyor.
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) tarafından yayınlanan analizinde Hayman, mevcut güvenlik politikasından çıkarılabilecek 10 ilkeyi sıraladı.
2018-2021 yıllarında İsrail ordusunun Askeri İstihbarat Dairesi Başkanlığını yürüten ve halen INSS'nin direktörlüğünü yapan Hayman, yeni anlayışın resmen tanımlanmadığını, kamuoyuna açıklanmadığını ve savunma teşkilatı içinde bağlayıcı bir politika olarak belirlenmediğini ifade etti.
İsrail'in yeni güvenlik stratejisi: Geçici barış, kalıcı savaş
Buna rağmen söz konusu ilkelerin İsrail'in karar alma süreçlerini fiilen yönlendirdiğini belirten Hayman, analizindeki çerçeveyi mevcut politikaların “öznel, teorik ve kasıtlı olarak abartılmış bir yorumu” şeklinde nitelendirdi.
Çalışmasının amacının, İsrail'in güvenlik yaklaşımı üzerine kamuoyunda ve uzmanlar arasında tartışma başlatmak olduğunu kaydetti.
Hayman, 7 Ekim sonrasında yaşanan değişimin İsrail'in ulusal kimliğinde de bir dönüşüme işaret ettiğini savunarak temel soruyu “Biz kimiz?” şeklinde ortaya koydu.
Arap devletlerinin zayıflığı İsrail'in çıkarına görülüyor
Hayman'ın sıraladığı ilkelerden biri, Arap devletlerinin gerçek anlamda ulus devletler olmadığı, ortak tarih ve ulusal vizyondan yoksun aşiret ve etnik topluluklardan oluştuğu varsayımına dayanıyor.
Bu yaklaşımın, Arap devletlerinin zayıflamasını İsrail açısından yönetilebilir bir süreç olarak gördüğünü belirten Hayman, güçlü ulus devletlerle mücadele etmek yerine zayıf ve istikrarsız devletlerle karşı karşıya kalmanın İsrail için daha avantajlı kabul edildiğini yazdı.
Hayman, bu bakış açısının Arap devletlerinin istikrarını bozmayı yalnızca doğal bir süreç olarak değerlendirmekle kalmadığını, İsrail'in bu süreci teşvik etmesi gerektiği düşüncesini de içerdiğini ifade etti.
Bu anlayışı, İsrail'in Arap nüfusuyla karşı karşıya geldiği bölgelerde yerleşimler ve ileri karakollar kurma politikasıyla ilişkilendiren Hayman, Batı Şeria'daki yerleşimlerin yanı sıra Suriye, Lübnan ve Gazze Şeridi'ndeki güvenlik bölgelerine de işaret etti.
Söz konusu yerleşim ve ileri karakolların, Hayman'ın ifadesiyle, “yapay” olarak nitelendirilen Arap devletlerinin istikrarsızlaşmasına daha fazla katkıda bulunduğunu belirtti.
Barış, stratejik hedef değil geçici araç olarak görülüyor
Hayman'ın analizinde öne çıkan bir diğer ilke, Arap aktörlerle yapılan anlaşmaların kalıcı değil, geçici ve aldatıcı olduğu varsayımı.
Bu anlayışa göre barış anlaşmaları, sürekli yeniden değerlendirilmesi gereken teknik ve geçici düzenlemelerden ibaret. Barışın kendi başına güvenlik üreten temel bir değer olarak görülmediğini belirten Hayman, bunun diğer siyasi hedeflere ulaşmak için kullanılan bir araç olarak ele alındığını yazdı.
Hayman, İsrail'de barış arayışının giderek “konseptzia” kavramıyla ilişkilendirildiğini belirtti. İbranice bir terim olan konseptzia, 7 Ekim saldırılarının önceden öngörülememesine yol açtığı düşünülen yerleşik stratejik varsayımları tanımlamak için kullanılıyor.
Bu bakış açısında barış arayışı, söz konusu hatalı varsayımların tekrarlanması olarak değerlendiriliyor. Hayman'a göre barış, siyasi açıdan da sağın “güvenlik kampı” ile solun “barış kampı” arasında bir karşıtlık unsuru hâline getiriliyor ve “saf bir yaklaşım” olarak görülüyor.
Analizde, İsrail'in güvenlik anlayışının savaşı ulusal güvenlik için temel bir unsur olarak ele aldığı da belirtiliyor. Hayman, 1923'te Ze'ev Jabotinsky tarafından kurulan revizyonist Siyonist gençlik hareketi Betar'ın marşındaki “Sessizlik kirliliktir” ifadesine atıfta bulunarak, bu yaklaşımda savaşın kaçınılmaz kabul edildiğini yazdı.
Hayman'a göre önleyici savaş, başlangıçta önemli kazanımlar sağlayabileceği düşüncesiyle tercih ediliyor, savaşın yoğunluğu koşullara göre değişse de sürekli bir çatışma hali ulusal güvenlik açısından bir avantaj olarak değerlendiriliyor.
ABD ile bağların koparılması savunuluyor
Hayman'ın belirlediği ilkeler arasında ABD'nin gerileyen bir güç olduğu ve er ya da geç İsrail'i terk edeceği varsayımı da bulunuyor.
Bu yaklaşım, Washington ile ilişkilerin kesilmesini İsrail'in bağımsızlığı ve Yahudi ulusal kimliğinin dayanıklılığı açısından gerekli görüyor. Hayman, bu düşüncenin İsrail'in geleneksel güvenlik anlayışından önemli bir kopuş anlamına geldiğine işaret etti.
Yeni anlayışın bir başka temel unsuru ise devletin Yahudi kimliğinin demokratik sistemin önüne geçirilmesi. Hayman, bu yaklaşımın demokratik değerlerin aşınması pahasına dahi Yahudi kimliğine öncelik verilmesini öngördüğünü belirtti.
Analizde, İsrail'in geleneksel güvenlik anlayışıyla yeni yaklaşım arasındaki farkın yalnızca askeri stratejiyle sınırlı olmadığı, devletin nasıl bir siyasi ve toplumsal yapıya sahip olması gerektiği sorusunu da gündeme getirdiği vurgulandı.
Filistin devletine karşı çıkış ve yerleşimlerin genişletilmesi
Hayman, yeni güvenlik anlayışının Filistin ulusal hareketini “sömürgecilik sonrası suçluluk duygusuna dayanan, Batı kaynaklı ve sahici olmayan bir anlatı” olarak değerlendirdiğini yazdı.
Bu bakış açısının, İsrail ile bağımsız bir Filistin siyasi yapısı arasında herhangi bir ayrışmaya ve Filistin devletinin kurulmasına ilkesel olarak karşı çıktığını belirtti.
Hayman'a göre söz konusu yaklaşım, güvenliğin Yeşil Hat'ın hem içinde hem de ötesinde yerleşimlerin genişletilmesiyle sağlanabileceğini savunuyor. İsrail'in 1967 öncesindeki sınırlarını ifade eden Yeşil Hat'ın bu anlayışta “yapay” bir sınır olarak görüldüğünü kaydeden Hayman, bölgede kalacak Arap nüfusa ise ikamet hakları ve yerel yönetim imkanları tanınmasının öngörüldüğünü belirtti.
Bu çerçevede yerleşimler yalnızca sivil yerleşim alanları olarak değil, güvenlik sisteminin bir parçası olarak ele alınıyor. Hayman, sivillerin çatışma bölgelerinde ileri hatlara yerleştirilmesinin, devletin sivilleri koruma sorumluluğu açısından ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.
Hayman'dan İsrail'in ulusal kimliğine ilişkin sorular
Hayman, 7 Ekim saldırılarının İsrail'in güvenlik anlayışında bazı değişiklikleri zorunlu kıldığını kabul etmekle birlikte, yeni yaklaşımın geleneksel güvenlik ilkeleriyle derin bir çelişki oluşturabileceğini savundu.
Analizinde barış anlaşmalarının temelden güvensiz ve geçici kabul edilmesinin İsrail'in uzun vadeli güvenliğine etkisini sorgulayan Hayman, bu yaklaşımın kendi kendini doğrulayan bir kehanete dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Hayman ayrıca, barışın stratejik bir kazanım olarak görülmemesinin İsrail'in uluslararası konumuna, ekonomisine ve toplumsal yapısına etkilerinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Ülkeden göçün ve nitelikli insan gücünün yurt dışına yönelmesinin, ekonomiyi tehdit edecek boyutlara ulaşabileceği ihtimalini de gündeme getirdi.
İsrail'in yaklaşık beşte birini oluşturan Filistinli vatandaşlarının medeni haklarının kısıtlanmasının, devletin “Yahudi ve demokratik” kimliğiyle nasıl bağdaştırılabileceğini de sorguladı.
Sivillerin çatışma bölgelerinde ön saflara yerleştirilmesini eleştiren Hayman, devletin normal şartlarda askerleri sivillerin önüne koyarak sivilleri korumayı amaçladığını belirtti. Sivillerin bir güvenlik kalkanı gibi kullanılmasının ise onları devletin ve ordunun korumaya çalışması gereken risklerle doğrudan karşı karşıya bıraktığını ifade etti.
Hayman, yeni güvenlik anlayışının resmi olarak açıklanmamış olmasının etkisini artırdığına dikkat çekti. Ona göre bu yaklaşım, ilan edilmiş bir hükümet politikasından ziyade uygulamalar üzerinden şekillendiği için İsrail'in karar alma süreçlerini önemli ölçüde etkiliyor.
Analizinin sonunda Hayman, temel meselenin bu değişimin yeni güvenlik koşullarına verilmiş gerekli bir yanıt mı, yoksa devletin kimliğinde denetimsiz ve köklü bir dönüşüm mü olduğunun belirlenmesi olduğunu vurguladı. Bu soruya yanıt verilebilmesi için İsrail'in güvenlik anlayışının açık biçimde ortaya konulması ve kamuoyu önünde tartışılması gerektiğini kaydetti.
Kaynak: Mepa News, Middle East Eye
