Foreign Policy analizi: Çin için öncelik İran rejimi değil ekonomik çıkarlar
Foreign Policy’de yayımlanan analize göre Çin’in Orta Doğu politikasının temelinde İran rejiminin korunması değil, enerji ve ekonomik çıkarlarının güvence altına alınması bulunuyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından Washington’da bazı çevreler bu savaşın Çin açısından ne anlama geldiğini tartışıyor.
Foreign Policy'de Aaron Glasserman imzasıyla yayımlanan analize göre ABD’de giderek yaygınlaşan bir söylem, Çin’i İran, Rusya ve Kuzey Kore ile birlikte ABD’ye karşı hareket eden bir “otoriter eksen”in parçası olarak tanımlıyor.
Ancak analiz, bu yaklaşımın Çin’in Orta Doğu’daki gerçek çıkarlarını yanlış yorumladığını savunuyor.
Analize göre Pekin için öncelik İran’daki mevcut rejimin ayakta kalması değil, savaş sonrasında oluşacak bölgesel güvenlik düzeninde kendi ekonomik ve enerji çıkarlarının korunması.
Çin-İran ilişkisi pragmatik
Çin ile İran uzun yıllardır karşılıklı çıkar temelinde bir ortaklık sürdürüyor.
Çin, ABD yaptırımlarının yarattığı boşluk sayesinde İran petrolünü indirimli fiyatlarla satın alıyor ve İran’ın en büyük ticaret ortaklarından biri konumunda bulunuyor. Pekin ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İran’a diplomatik destek verirken sınırlı güvenlik iş birliği de sağladı.
Ancak analize göre bu ortaklığın stratejik önemi abartılıyor.
İran Çin’e büyük ölçüde ihtiyaç duyarken Çin’in İran’a bağımlılığı sınırlı kalıyor. 2025 verilerine göre İran petrolü Çin’in deniz yoluyla ithal ettiği petrolün yalnızca yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturuyor. Çin dış politikasının temel ilkelerinden biri de tek bir tedarikçiye bağımlılıktan kaçınmak.
Çin’in bölgedeki önceliği enerji ve ticaret
Analize göre Çin’in Orta Doğu’daki çıkarları İran’ın çok ötesine uzanıyor. Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 55 ila 60’ı Orta Doğu’dan geliyor. Bu petrolün büyük bölümü Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Irak’tan sağlanıyor ve sevkiyatların büyük kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor.
Bölge aynı zamanda Çin’in Avrupa ile ticareti açısından da kritik önem taşıyor.
Kızıldeniz’deki güvenlik krizinden önce Çin’in Avrupa ile ticaretinin yaklaşık yüzde 60’ı Bab el Mendeb Boğazı üzerinden geçiyordu.
Pekin ayrıca bölgedeki limanlar, demiryolları ve dijital altyapıya önemli yatırımlar yaptı ve Körfez ülkelerinden daha fazla yatırım çekmek istiyor. Bu nedenle Çin’in önceliği İran’daki mevcut rejimi korumak değil, bölgedeki ekonomik çıkarlarının devamını sağlamak olarak görülüyor.
Çin askeri müdahaleden kaçınıyor
Analize göre Çin son yıllarda Orta Doğu’daki krizlere yaklaşımında üç temel strateji izliyor. Bunlardan ilki askeri müdahaleden kaçınmak. Pekin kriz durumlarında genellikle vatandaşlarını tahliye etmeyi ve ticari çıkarlarını korumayı tercih ediyor.
İkinci olarak Çin diplomatik fırsatları değerlendirmeye çalışıyor ve kendisini ABD’ye alternatif bir arabulucu olarak konumlandırıyor.
Üçüncü olarak ise Çin ideolojik farklılıklara bakmaksızın bölgedeki tüm hükümetlerle ilişkiler sürdürmeye çalışıyor.
Rejim değişikliği Çin için kırmızı çizgi değil
Analize göre Çin, İran’da rejim değişikliği gerçekleşmesi durumunda dahi yeni yönetimle ilişkilerini yeniden kurmaya çalışabilir. Benzer bir yaklaşım daha önce Suriye ve Mısır’da yaşanan yönetim değişikliklerinde de görülmüştü.
Pekin, Esed'in devrilmesinin ardından yeni yönetimle ilişkileri sürdürmeye çalışırken Mısır’da da farklı hükümetlerle hızla diplomatik ilişkilerini yeniden kurmuştu.
Pekin’i asıl endişelendiren senaryo
Analize göre Çin’i gerçekten alarma geçirebilecek senaryo İran’da rejim değişikliği değil. Pekin için asıl risk, ABD’nin bu savaşın ardından Çin’i Orta Doğu’dan ekonomik ve stratejik olarak dışlamaya çalışması.
Böyle bir durumda Çin’in askeri müdahale yerine ekonomik araçlarla karşılık vermesi daha olası görülüyor. Bu araçlar arasında nadir toprak elementleri ihracatında kısıtlamalar veya ABD’nin bağımlı olduğu bazı tedarik zincirlerinde baskı uygulanması yer alabilir.
Son olarak analiz, Çin’in bölgedeki temel ekonomik çıkarları korunabildiği sürece İran savaşına doğrudan müdahil olmasının düşük ihtimal olduğunu vurguluyor.
Kaynak: Mepa News