Gadi Eisenkot, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu koltuğundan edebilecek mi?
"Haftalar süren başa baş tablonun ardından, Channel 13 anketine göre Eisenkot'un Yashar Partisi çarşamba günü ilk kez Binyamin Netanyahu'nun Likud'unu geride bıraktı."
Amelia Hankins | New Arab | Tercüme: Mepa News
Gadi Eisenkot'un 30 Haziran'da seçim kampanyasını başlatan konuşması, İsrail'de yaklaşan seçimler için çıtayı yükseltti.
Eski genelkurmay başkanı ve siyasette yeni bir isim olan Eisenkot, Haşmonayim Krallığı ile daha eski ve tarihsel olarak belirsiz Davud Hanedanı'na atıfla, "Burada, İsrail topraklarında iki kez egemen bir Yahudi krallığı vardı. İkisi de varlığının 8'inci on yılında çöktü ve dağıldı. Bir kez daha kader belirleyici bir noktadayız." dedi.
Eisenkot'a göre yaklaşan dağılmanın önüne geçmek için İsraillilerin onun başbakanlığı altında birleşmesi gerekiyor. Görünen o ki bu eylem çağrısı karşılık buluyor.
Seçmenler, daha önce öne çıkan isimlerden biri olan, büyük teknoloji çevreleriyle bağlantılı ve yerleşim yanlısı Naftali Bennett kampından Eisenkot'a yöneliyor ve bu sayı giderek artıyor.
Haftalar süren başa baş tablonun ardından, Channel 13 anketine göre Eisenkot'un Yashar Partisi çarşamba günü ilk kez Binyamin Netanyahu'nun Likud'unu geride bıraktı.
Netanyahu'ya karşı referandum
2018'de Gazze'deki Büyük Dönüş Yürüyüşü sırasında keskin nişancılara Filistinlileri vurma emri vermesi ve "Dahiye Doktrini" olarak bilinen, sivil alanların ayrım gözetmeksizin yıkımına dayanan ordu stratejisinin mimarı olması gibi unsurları içeren özgeçmişi sebebiyle birçok İsrailli, merkezci Eisenkot'un askeri geçmişine ilgi duyuyor.
Ancak Eisenkot'un platformu, muhalefetin geri kalanı gibi, neredeyse tamamen onun İsrail'in mevcut ve en uzun süre görev yapan başbakanı Binyamin Netanyahu olmaması temel ilkesi üzerine kurulu. En azından biçim olarak.
Filistinli hukukçu ve analist Diana Buttu, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "Bu seçim esasen Netanyahu'ya karşı bir referandum." dedi. "Tüm partilerin ana hedefi onu devirmek." Buttu, kampanya ilerledikçe Eisenkot'un platformunun geri kalanını mümkün olduğunca belirsiz tutacağını öngörüyor.
International Crisis Group'un kıdemli Filistin-İsrail analisti Amjad Iraqi'ye göre bu belirsizlik taktiksel.
Iraqi, "Bu, ordu generalleri siyasete girdiğinde yaşanır. Kendilerini 'Ben iç ideolojik siyasetin pisliğine bulaşmam, sadece devleti düşünmek için buradayım' diye sunmaya çalışırlar." diyor.
Eisenkot da temmuz başında Herzliya Konferansı'nda, "Hedef Netanyahu'ya ve bu kötü koalisyona karşı kazanmaktır." diyerek benzer bir çizgi ortaya koydu.
Yashar Partisi'nin kampanya ekibinin, patronlarının kelimelerle arası iyi değilse ya da belirgin bir siyasi pozisyonu yoksa endişelenmesine gerek yok.
İsrailli yorumcular genel olarak, Eisenkot'u Netanyahu'dan ayıran herhangi bir özellik ya da eylemin onu anketlerde daha da yukarı taşıyacağı konusunda hemfikir. Bu doğrultuda Eisenkot'un sade, süssüz ve doğrudan karakteri, Netanyahu'nun neredeyse 19 yıldır karşılaştığı en ciddi rekabetlerden birini ortaya çıkarıyor gibi görünüyor.
Yasal olarak 27 Ekim'e kadar yapılması gereken seçimler hakkında Buttu, "Çok oy alacak çünkü yeni, taze ve sempati unsuru var. Ayrıca iktidarda askeri bir isim olması fikrini seviyorlar." diyor. "Ama adayların hepsi aynı. Hepsi Filistinlileri ezmek istiyor."
Eisenkot'un oğlu, İsrail ordusunun Gazze'deki soykırım savaşının ikinci ayında öldürüldü. Bu durum, İsraillilerin gözünde "ülkesini her şeyin üstünde tutan gerçek bir vatansever" imajını güçlendirdi.
Buna karşılık Netanyahu, hakkındaki tüm yolsuzluk suçlamalarıyla birlikte, 2024'te İran'a karşı savaşı başlattıktan sonra en küçük oğlunun düğününü ikinci kez ertelemek zorunda kaldıklarında ailesinin ödediği "kişisel bedelden" yakındı.
Netanyahu'nun en büyük oğlu son 3 yılın büyük bölümünü Miami'de geçirirken, Eisenkot çocuklarının Amerikan pasaportu almasını uzun süre yasaklamıştı.
66 yaşındaki Eisenkot'un izleri işgal altındaki Filistin'in büyük bölümünde görülebilir. Faslı Yahudi göçmenlerin çocuğu olarak kuzeydeki Taberiye kentinde doğdu. Eğer seçilirse ilk Mizrahi başbakan olacak. Güneydeki liman kenti Eilat'ta, babasının ikinci eşiyle birlikte işçi sınıfından bir ailede 7 kardeşiyle büyüdü.
Tel Aviv'de tarih, Hayfa'da siyaset bilimi okudu. 2000'lerin başındaki İkinci İntifada sırasında ordunun Batı Şeria tümeninin komutanıydı. Burada, Filistinli savaşçıları ve onlarla birlikte binlerce sivili öldürmek ve işgale karşı direnişi kontrol altında tutmak için kısa ama rutin saldırılara dayanan "çimleri biçme" askeri stratejisini savundu.
Bundan önce ise 18 yaşında askere alındı ve kademeli olarak Golani Tugayı içerisinde yükseldi. İsrail ordusu içindeki bu birlik tarihsel olarak çiftçilerden ve yeni göçmenlerden oluşuyordu. Eisenkot'un 2026 platformunun bir bölümü de İsrail toplumunun bu çevresel kesimine yönelik hizmetleri artırmayı içeriyor.
1982'de Lübnan'da savaştı, 1990'ları bir piyade yedek tugayıyla geçirdi ve 1997'de komutanı olarak Golani Tugayı'na geri döndü. İkinci İntifada'yı bastıran Batı Şeria operasyonlarını yönettikten sonra 2005'te İsrail ordusunun operasyonlar başkanlığına terfi etti. Meşhur "Dahiye Doktrini"ni ise 2006 Lübnan Savaşı sırasında formüle etti.
Netanyahu yeniden aday: İsrail'de seçim tarihi belli oldu
Eisenkot, yakın tarihli bir Yedioth Ahronoth haberinde, "Bu gerçekten de Operasyonlar Direktörlüğü Başkanı olarak hazırladığım bir plandı." dedi. "246 binayı yok ettik. Hepsinde Hizbullah teröristleri bulunuyordu. Her füze bir hedefe gitti." O savaş sırasında 1200'den fazla Lübnanlı sivil öldürüldü ve en az 1 milyon kişi yerinden edildi.
Eisenkot, doktrinden ilk kez 2008'de aynı gazeteye söz etmiş ve Lübnan'a yönelik gelecekteki saldırılarda İsrail ordusunun "İsrail'e ateş açılan her köye karşı orantısız güç kullanacağını ve büyük zarar ile yıkıma yol açacağını" söylemişti.
"Bizim açımızdan bunlar askeri üslerdir." demişti. "Bu bir öneri değil. Bu, halihazırda onaylanmış bir plandır." Eisenkot 2019'da ordudan emekli oldu, ancak son iki savaşta Güney Lübnan köylerinde yol açılan yıkım, doktrininin uygulanmaya devam ettiğini açıkça gösteriyor.
Netanyahu'nun yerine geçmek, statükoyu korumak
Eisenkot'un güvenlik stratejileri, platformunun en net bölümünü oluşturuyor. Genel olarak topyekun savaşlardan kaçınılması gerektiğine inanıyor. Bunun yerine ordunun, 2015 tarihli "Gideon" ordu strateji belgesinde ortaya koyduğu ve İsrail'in Gazze ile Lübnan'daki bitmeyen saldırılarıyla gösterdiği şekilde, rutin "savaşlar arası harekatlar" yürütmesi gerektiğini düşünüyor. İsrail, ateşkesten bu yana Gazze'de 1000'den fazla kişiyi, Kasım 2024-Mart 2026 ateşkesi sırasında ise Lübnan'da 400'den fazla kişiyi öldürdü.
Savaşlar, eğer yaşanacaksa, ideal olarak güçlü, stratejik ve hızlı olmalı. Eisenkot'un Haziran 2024'te savaş kabinesinden çekilmesine ve Knesset'ten istifa etmesine yol açan da Netanyahu'nun bu yaklaşımdan görünürde uzaklaşması oldu.
Iraqi, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "Eisenkot bu çok cepheli savaşların İsrail toplumuna ne yaptığını görüyor." diyor. Iraqi, Eisenkot'un seçilmesi halinde Gazze, Güney Lübnan ve Batı Şeria'yı kontrol etmeyi içeren mevcut "statükoyu" mümkün olduğunca korumaya çalışacağını, dramatik kararlar almaktan ya da "tüyleri diken diken etmekten" kaçınacağını tahmin ediyor.
Eisenkot, görünürde İsrail birliğini riske attığını düşündüğü için Gazze'deki İsrail yerleşimlerine kararlılıkla karşı çıktı. Ancak İsrail'in yurt dışındaki itibarı konusunda da kaygı dile getirdi. Son dönemde Filistinlilere yönelik yaygın pogromların merkezlerinden biri haline gelen Batı Şeria yerleşimlerine gelince, yalnızca "İsrail'in çıkarlarıyla uyumlu" olanları desteklediğini söylüyor.
Iraqi'ye göre Eisenkot'un sorunu işgal ya da sürgünle değil. Sorun, İsrailli yerleşimcilerin saldırılarındaki düzensizlik, bunların orduyla koordine edilmemesi, yerleşimcilerin "kontrolden çıkmış" olması ve yalnızca "dizginlenmeleri" gerektiğini düşünmesi.
Iraqi, "Bu eski generallere özgüdür." diye açıklıyor. "Sadece kontrolün kendilerinde olması gerekir."
Buttu'ya göre bu güvenlik geçmişi, Eisenkot'un Filistin toprağını muhtemelen tamamen stratejik gördüğü ve orada yaşayan insanları hiç görmediği anlamına da geliyor.
Bu yaklaşım, Filistinlilerin varlığını yalnızca onları sürme görevlerinin bir parçası olarak kabul eden yerleşimci gruplardan ve siyasi hamilerinden marjinal olarak farklı olsa da nihai sonuç aynı. Buttu, "İki durumda da ırkçı." diyor. "Biri 'Bu insanlardan aktif olarak kurtulmak istiyorum' diyor, diğeri ise 'İsrail korunduğu sürece bu insanlara zarar verip vermem umurumda değil' diyor."
Peki iktidara gelirse tüm bunlar nasıl sonuçlanır? Buttu, "Bunun büyük bölümü koalisyona bağlı. İsrail'de her zaman böyledir." diyor. İsrail siyaseti nispi temsile dayanıyor. Bu da her hükümetin ittifaklar yoluyla kurulduğu anlamına geliyor.
Iraqi, "Netanyahu sonrası istikrarlı bir koalisyon fikri... Bunun olmasını gerçekten bekleyemeyiz. Uzayacak ve çok tartışma olacak." diyor.
Ancak Iraqi'ye göre bu tartışma, Filistin ve Lübnan üzerindeki kontrolün genişletilip genişletilmeyeceği üzerine değil, bunun nasıl ve ne ölçüde yapılacağı üzerine olacak.
Şu anda Filistinliler ve Filistinli siyasi partiler İsrail'in seçim kampanyalarında büyük ölçüde yok. Ancak dengeleri değiştirme rolleri onları sürece dahil edebilir.
Bu sırada Buttu'nun ifadesiyle "psikopatik kendine dönüklük", İsraillilerin çoğunlukla ne pahasına olursa olsun hakimiyet ve güvenlikle ilgilendiği anlamına geliyor. Bu nedenle "onlara daha sert, daha hızlı ve daha sık vurmak" dışında yeni çözümler üretmeyecekler.
