Gazze'de yeni doğan bebekler yaşam mücadelesi veriyor

Gazze'de yeni doğan bebekler yaşam mücadelesi veriyor

"Hamile kadınların koridorlarda yerde uyuduğu zamanlar oldu. Çocuk servislerinde ve diğer bölümlerde de durum aynı."

Mohamed Solaimane | New Arab | Tercüme: Mepa News

Mustafa el Laham, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Tıp Kompleksi'nin yenidoğan ünitesinde, başka bir bebekle aynı kuvözü paylaşan yeni doğmuş oğlu Hasan'ı endişeyle izliyor. Nefes almakta zorlandığı için doktorlar Hasan'ı kuvözde tutuyor.

42 yaşındaki baba, hemşire Hasan'ı hayatta tutan cihazları kontrol ederken onu takip ediyor ve ilaçların işe yaradığına dair herhangi bir belirti görmeye çalışıyor.

Ancak onu en fazla endişelendiren şey, çevrelerindeki aşırı kalabalık servis ve oğlunun hemen yanında yatan, tanımadığı başka bir bebek.

Mustafa, Hasan için ayrı bir kuvöz bulmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Kendisine boş kuvöz olmadığı söylendi. Üstelik diğerlerine kıyasla şanslıydı: Oğlunun yanındaki kuvözde iki değil üç bebek bulunuyordu.

Mustafa, Hasan'ın yanındaki bebeklerden enfeksiyon kapmasından korkuyor. Bunun daha önce kendi ailesinde yaşandığını söylüyor. Bir akrabasının yeni doğan bebeğinin sağlık durumu, hastaneye getirilmesine neden olan hastalıktan değil, aynı kuvözü paylaştığı başka bir bebekten bulaşan enfeksiyon nedeniyle kötüleşmişti.

En büyüğü 16, en küçüğü 5 yaşında beş çocuğu daha bulunan Mustafa, İsrail'in soykırımının üç yıl önce başlamasından ve İsrail güçlerinin Han Yunus'un güneyindeki evini yıkmasından bu yana işsiz.

Ailesinin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Özellikle de Hasan'ı sezaryenle dünyaya getirmek zorunda kalan eşinin ihtiyaçlarını karşılamak zor.

Hasan'ın kanındaki asit seviyesi tehlikeli derecede yüksek ve bu durum hayatını tehdit ediyor. Doktorlar Mustafa'ya, oğlunun ihtiyaç duyduğu testlerin ve ilaçların Gazze'de bulunmadığını söyledi. Bunlar işgal altındaki Batı Şeria'da ve komşu ülkelerde mevcut ancak İsrail'in uyguladığı prosedürler nedeniyle Gazze dışına tıbbi tahliyeler günde yalnızca birkaç kişiyle sınırlı.

Mustafa, The New Arab'a, "Oğlumun hayatta kalmasının tek garantisi ilacın burada bulunması, ki bu mümkün değil, ya da acilen Gazze dışında tedaviye sevk edilmesi, bu da mümkün değil. Bu, bebeğim için ölüm cezası anlamına geliyor." dedi

Mustafa sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eşim hamile kaldığından beri hem onun hem de bebeğin hayatından endişe ediyorum. Gazze'deki herkes, çökmüş ve asgari düzeyde bakım bile sunamayan bir sağlık sistemiyle karşı karşıya olduğumuzu biliyor. Çünkü İsrail işgali, sistemin ihtiyaç duyduğu malzemelerin girişini engelliyor."

"En kötünün de kötüsü"

Aşırı kalabalık yenidoğan ünitesi, sağlık çalışanlarının bir türlü sona ermediğini söylediği krizlerin bir yansıması.

Ünitenin sorumlu hemşiresi Şirin Nevfel, çalışanların ihtiyaç duydukları malzemelerin çoğunu temin etmekte zorlandıklarını söylüyor. Bazı ilaçları ve laboratuvar testlerini sınırlı kullanmak, zaman zaman da daha az etkili alternatiflere başvurmak zorunda kalıyorlar.

Ünitede 20 yıldır çalışan Şirin, mevcut durumu şimdiye kadar gördüğü en kötü tablo olarak nitelendiriyor:

"Son altı ay en kötünün de kötüsüydü. İşimizin belkemiğini oluşturan pek çok şeyi kaybettik ve bu durum prematüre bebeklerin hayatını tehdit ediyor. Şu anda krizin zirvesindeyiz."

Ünitede 20 kuvöz bulunmasına rağmen 55 ila 60 bebeğe bakılıyor, doluluk oranı yüzde 200 ila 300 arasında.

Şirin'e göre daha önce birkaç saat veya bir-iki gün kuvözde kalan bebekler, artık bir aydan uzun süre kalıyor. Bunun nedeni hem bebeklerin hem de doğum öncesinde annelerinin sağlık durumlarının çok daha kötü olması:

"Normalde bebekler birkaç saat, bazen iki gün kuvözde kalır ve belirtileri hafif olduğu için sağlıklı biçimde taburcu edilirdi. Şimdi ise her gün yeni doğan bebeklerin öldüğünü kaydediyoruz. Çoğu 26'ncı haftada, hatta daha erken doğmuş prematüre bebekler. Bu tamamen benzeri görülmemiş bir durum.

Asıl hastalıkları nedeniyle değil, aynı kuvözde yanlarında bulunan bebeklerden kaptıkları enfeksiyonlar nedeniyle ölen bebekler kaydettik. Bu bir felaket ama başka seçeneğimiz yok. Kuvöz sayımız sınırlı ve gereken standardın çok altında. Bazıları da bozuk, elimizde ne varsa kullanarak onları tamir ediyoruz."

Temel malzemeler de tükendi. Yeni doğanlar için kullanılan küçük oksijen tüpleri bulunmadığından sağlık çalışanları daha büyüklerini kullanıyor. Şirin'e göre prematüre bebeklere ilaç vermek için kullanılan 20 ml, 10 ml ve 3 ml'lik enjektörler tamamen tükendi, 5 ml'lik enjektörler de son derece sınırlı.

Üç bebeğe bir antibiyotik

Kompleksin çocuk, yenidoğan, yoğun bakım ve doğum ünitelerinin bulunduğu el-Tahrir binasının müdürü Dr. Ahmed el Farra, buradaki koşulların aşırı kalabalıktan ilaç, tıbbi malzeme ve laboratuvar materyali eksikliğine kadar kabul görmüş bütün uluslararası sağlık standartlarını ihlal ettiğini söylüyor.

Doğum servisi 59 yatak için inşa edilmişti ve savaştan önce kapasitesinin yarısına dahi nadiren ulaşıyordu. Sağlık çalışanları o tarihten bu yana servise 10 yatak daha sıkıştırdı; altı yatağın daha eklenmesi planlanıyor. Yataklar diğer yatakların arasına yerleştiriliyor ve bunun beraberinde getirdiği bütün riskler göze alınıyor:

"Hamile kadınların koridorlarda yerde uyuduğu zamanlar oldu. Çocuk servislerinde ve diğer bölümlerde de durum aynı.

Aşırı kalabalık, salgınların yayılması ve hastalıkların bulaşması anlamına geliyor. Aynı zamanda sağlık çalışanları ve zaten son derece kıt olan malzemeler üzerinde de muazzam bir yük oluşturuyor."

Eksikliklerin hemen her alana yayıldığını söylüyor: Enjektörler, iğneler, alkol, dezenfektanlar, flasterler, gazlı bezler, fetal monitör kağıtları, hayat kurtarmak için kritik önemdeki kan gazı testleri, laboratuvar testlerinin çoğu, diyabetli çocuklar ve hamile kadınlar için insülin, kronik hastalıklarda kullanılan ilaçların çoğu ve damar içi parasetamol dahil intravenöz sıvılar.

Vankomisin gibi antibiyotikler o kadar kıt ki tek bir flakon yoğun bakım, yenidoğan ünitesi ve çocuk servisi olmak üzere üç bölüm arasında paylaştırılıyor. Bu uygulama hastalar açısından çeşitli riskleri beraberinde getiriyor.

"Savaştan önce, nadiren de olsa bir ilaç bulunmadığında çocuğu birkaç saat içinde doğrudan Batı Şeria'daki veya İsrail'deki hastanelere sevk ederdik. Şimdi bu mümkün değil. Bugün çocuklarımızı ilaç olmadığı ve Gazze dışına tahliye edilemedikleri için kaybediyoruz."

Ahmed'e göre koşullar, ateşkes öncesindeki savaş döneminde bile daha iyiydi ve ateşkesin yürürlüğe girmesinden sonra daha da kötüleşti:

"Yoğun bakımdaki bir hasta için santral venöz kateterimiz olmadığı için bir ölüm vakası kaydettik. Ancak kısa süre önce, ziyaretçi bir sağlık heyeti aracılığıyla bir miktar temin edebildik."

Dr. Ahmed, İsrail'in Gazze'nin sağlık sistemini bilinçli olarak yok etmeye çalıştığı görüşünde:

"Üç yıldır sağlık sistemi İsrail tarafından bilinçli biçimde hedef alınıyor, amaç sistemi personelinden, teşhis ve tedavi kapasitesinden mahrum bırakmak. Amaç Gazze halkına hayatta kalmanın temel dayanaklarından birinin ortadan kalktığı mesajını vermek ve böylece açıkça yerinden etme olan siyasi bir hedefe ulaşmak."

Hastanenin cerrahi binasındaki yoğun bakım ünitesinde görev yapan anestezi ve yoğun bakım uzmanı Dr. Halid Şibeyr ise hastaların hastaneye yatırılmalarına neden olan hastalık nedeniyle değil, eksik ekipmanın veya sağlık çalışanlarının kullanmak zorunda kaldığı alternatiflerin yol açtığı komplikasyonlar nedeniyle öldüğünü anlatıyor.

Dr. Halid daha önce Gazze Avrupa Hastanesinin yoğun bakım ünitesinin başındaydı. Hastane, baskına uğradıktan ve Gazze'de İsrail kontrolündeki bölgenin sınırı olan "Sarı Hattın" gerisinde kaldıktan sonra hizmet dışı kaldı.

Halid, Nasır'daki yoğun bakım ünitesinin Batı Şeria'daki veya komşu ülkelerdeki benzer ünitelerin sahip olduğu personel ve ekipmanın yaklaşık yüzde 30'una sahip olduğunu tahmin ediyor.

Ateşkesten bu yana geçen bir yılda yaşanan tek iyileşmenin hasta sayısındaki azalma olduğunu söylüyor. İlaç, malzeme ve ekipman miktarı ise ciddi biçimde azaldı. Önceden serviste hemen verilen bazı ilaçlar için artık sağlık raporu hazırlanması ve doğrudan Sağlık Bakanlığının onay vermesi gerekiyor.

Ünitedeki cihazlar, İsrail güçlerinin gelişmiş ekipmanları tahrip etmesinin ardından depolardan çıkarılan eski modellerden oluşuyor. Tamamı bataryayla çalışıyor ve bütün ünite tek bir ana bataryaya bağlı. Herhangi bir arıza hastaların hayatını tehlikeye atabilir:

"Malzemeler genellikle bulunmuyor, bazen de çok sınırlı miktarda mevcut oluyor. Trakeostomi açıklıklarında hastanın hava yolunu açık tutmak için kullanılan bir parça hala bulunmuyor. Manuel bir ürometre bozulmak üzere ve yerine yenisi yok. Kan gazı testi yapılamıyor, bazen çok sınırlı ve kesintili biçimde yapılabiliyor. Bunların tamamı yoğun bakımın belkemiği.

Hastaları bunlardan mahrum bırakmak ya da işlevini tam olarak yerine getirmeyen alternatifler kullanmak, iyileşme sürecini günlerden haftalara uzatıyor. Hastaların durumu ciddi biçimde kötüleşiyor ve kullanılan bu alternatifler yüzünden yeni hastalıklar ortaya çıkıyor."

The New Arab'ın ulaştığı verilere göre Nasır Tıp Kompleksi şu anda İsrail'in saldırısından öncekinin yaklaşık iki katı kadar hastaya bakıyor.

Eylül ayında acil servise 45 bin 999 hasta başvurdu. Savaş başlamadan önce, Eylül 2023'te bu sayı 23 bin 830'du. Poliklinik başvuruları ise 20 bin 158'e ulaşarak üç yıl önceki sayının iki katından fazlasına çıktı.

Doğumla ilgili olmayan ameliyatların sayısı aynı dönemde 627'den 988'e, laboratuvar testleri 78 bin 598'den 121 bin 946'ya, röntgen çekimleri ise 10 bin 719'dan 62 bin 225'e yükseldi.

Hastane ışıkları açık tutmakta da zorlanıyor. Geçen ay jeneratörleri çalıştırmak için gereken motor yağında ciddi kıtlık yaşandı. Sorun hala çözülemedi ve yönetim zaman zaman zorunlu görülmeyen bazı birimlerin elektriğini kesmek zorunda kalıyor.

Çöküşün eşiğindeki sistem

Gazze genelinde tablo benzer.

Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Merkezi Müdürü Dr. Zahir el Vahidi'ye göre Gazze'deki 38 hastaneden 22'si kısmi kapasiteyle yeniden hizmete açıldı. Bunlardan beşi devlete ait ve ayrıca sekiz sahra hastanesi destek sağlıyor. Gazze'deki 157 birinci basamak sağlık merkezinin 98'i faaliyette.

Bakanlığa göre temel ilaçların yüzde 45'i stoklarda bulunmuyor. Acil servis ve yoğun bakım ilaçları ile kanser kemoterapisinde bu oran yüzde 48'in üzerine çıkıyor; bazı ürünlerde eksiklik çok daha yüksek.

Tıbbi malzeme açığı yüzde 56 seviyesinde. Eksiklik özellikle açık kalp ameliyatları, kalp kateterizasyonu, ortopedi ve sodyum bikarbonat dahil böbrek diyalizi malzemelerinde ağır biçimde hissediliyor.

Vahidi'ye göre savaş başladığından bu yana Gazze'ye hiçbir tıbbi veya teşhis cihazı girmedi. Bölgede bulunan 17 bilgisayarlı tomografi cihazından yalnızca beşi, iki milyondan fazla insana hizmet vermek üzere sınırlı kapasiteyle çalışıyor. Gazze'deki dokuz MR cihazının ise hiçbiri faal değil.

Dr. Zahir, yaklaşık 5 bin 600 çocuk, 2 bin 800 kanser hastası ve hayat kurtarıcı tedaviye ihtiyaç duyan yaklaşık 200 kişi dahil olmak üzere 21 binden fazla hastanın Gazze dışına tıbbi tahliyeye ihtiyaç duyduğunu söyledi:

"Refah Sınır Kapısı'nın Mayıs 2024'te kapanmasından bu yana, gerekli tedavinin Gazze'de bulunmaması ve hastaların yurt dışına çıkışına izin verilmemesi nedeniyle 2 bin 27 ölüm kaydettik. Ayrıca bin 500 kanser hastası hayatını kaybetti."

Bakanlığa göre 2025 yılında 165'i beş yaşın altındaki çocuk olmak üzere yaklaşık 475 kişi yetersiz beslenme ve kıtlık nedeniyle hayatını kaybetti. Şu anda beş yaşın altındaki yaklaşık 23 bin çocuk yetersiz beslenmeden muzdarip.

Hamile kadınlar yetersiz beslenme, kansızlık ve yüksek riskli gebeliklerle karşı karşıya. Doğumların yüzde 30'u prematüre gerçekleşiyor.

Yenidoğan ünitesinde Mustafa ise oğlunun başka bir bebekle paylaştığı kuvözün yanında beklemeye devam ediyor. "Oğlumun tek şansı" diyor, "burada bulunmayan bir ilaç ya da açık olmayan bir çıkış yolu."

twt-x.png

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.