1. BİYOGRAFİ

  2. Hasan Turabi kimdir?
Hasan Turabi kimdir?
A+A-

Hasan Turabî, 1 Şubat 1932 (24 Ramazan 1351 h.) tarihinde Sudan’ın doğu bölgesinde Eritre sınırına yakın bir yerde bulunan Kasala şehrinde doğmuştur. Aslen Sinnar Devleti döneminde Cezire bölgesinde Bediriyye Kabilesine mensup atalarının yaşadığı Vud Turabî köyündendir.

İlk eğitimi

Küçük yaşta annesini kaybeden Hasan Turabî, döneminin ünlü kadılarından biri olan babasının görevleri sebebiyle Sudan’ın çeşitli bölgelerine sık sık seyahatlerde bulunmuştur. Farklı bölgelerde hayatını idame ettirmesi sebebiyle bilinen geleneksel yaşam tarzından uzak olarak büyümüştür. Babasının bu görevi, Turabî’ye hayatının ilk dönemlerinde farklı tecrübeler edinme fırsatı doğurmuştur.

İlk tahsilinin bir bölümünü Sudan’ın batısında bulunan Um Ravabe okulunda, diğer bölümünü ise doğudaki Rusayris’te tamamlamak zorunda kalmıştır. Orta tahsilini ise Sudan’ın orta bölgesinde yer alan Rufaa şehrinde ve ardından Hantub Lisesinde tamamlamıştır.

Hasan Turabî, yüksek öğretim için hukuk alanını tercih etmiştir. Fakülteye başlar başlamaz o dönemde üniversite ortamında oldukça etkili olan ve Müslüman Kardeşler Teşkilatının fikirlerine yakın duran “İslami Hareket” in saflarına katılmıştır.

Turabî, o dönemden itibaren Kur’an üzerinde incelemeler yapmaya, fıkıh usulü hakkında çalışmalar yapmaya, Hz. Peygamber’in hayatını yeniden okumaya, İslam düşüncesini yeniden düşünüp değerlendirmeye başlamıştır. Devam etmekte olduğu hukuk eğitimi ona fazla bir yük veya sıkıntı getirmiyordu ve Turabî, bu eğitimini toplumun karşı karşıya bulunduğu mevcut meydan okumaları etkisizleştirmek için yürüttüğü usul çalışmalarını destekleyici bir unsur olarak kullanıyordu.

Lisans eğitimi ve akademi hayatı

Turabî, İngiliz hukukunu ve Şeriatı kapsayan hukuk eğitimini aldığı Hartum Hukuk Fakültesinden 1955 yılında mezun oldu. Eğitimini tamamladığında yüksek öğrenim görmek için burs başvurusunda bulunmuş ve Londra Üniversitesi’nde burslu okumaya hak kazanmıştır. İki yıl süren İngiltere’deki bu eğitiminde hukuk alanında yüksek lisansını tamamlamıştır. İngiltere yılları Hasan Turabî’nin Batı uygarlığı, düşüncesi, toplumu, kültürü, kurumları, öğretim üyeleriyle ilk direk teması olmuştur. Bu temas, ona yabancı dilleri, toplumları ve tarihi öğrenme merakı kazandırmıştır. Turabî bu merakı sayesinde Batı medeniyetini detaylı bir şekilde öğrenmiştir.

Turabî bu yıllarda İngiltere’de okumakta olan Sudanlı Müslüman öğrencilere de liderlik yapmış; Doğu ve Batı kültür faaliyetlerine katılmıştır. Turabî, İngiltere’den döndükten sonra Hartum Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır. Bu dönemde hukuk Fakültesinde dersler Arapça’ya çevrilmeye başlamıştır. Turabî, öte yandan da “İslami Hareket” içerisindeki faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir.

Genel hukuk alanında doktora yapmak üzere 1959 yılında Sorbon Üniversitesi Hukuk Fakültesine kayıt yaptırmıştır. “Fransız Hukuku ile Anglo Sakson Hukuku Arasında Karşılaştırmalı Olarak Örfi Hükümler” konulu teziyle doktorasını tamamlamıştır. Turabî, Fransa yıllarında yeni bir dil öğrenmiş ve yeni bir kültürle tanışmıştır. Burada yaşadığı dönemde başta kuzey ve batı Afrika ülkeleri olmak üzere İslami çevreyle ilişkileri daha da artmıştır. Turabî, o dönemde Fransa’nın egemenlik alanında yaşanan Cezayir devrimi, sömürge ülkelerin bağımsızlık talepleri gibi büyük siyasi ve fikri çalkantılara şahit olmuştur. Öbür yandan Fransa bu yıllarda siyaset ve ilim adamlarının toplandığı bir merkez haline gelmişti. Paris, bu eşsiz tecrübenin kazanılabileceği en uygun şehir olmuştu. Turabî, bu ortamdan en güzel şekilde yararlanarak kendisini yetiştirmeye çalışmıştır.

1964 yılında Fransa’dan döner dönmez son İngiliz dekanın da ayrılmasıyla boşalmış bulunan Hartum Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığına atanmıştır. Ancak akademik hayatı uzun sürmemiştir. Siyasi ortam; onu, 1958 yılının Kasım ayında darbeyle yönetimi ele geçiren askeri cuntaya karşı başlayan Ekim Halk Ayaklanmasını tetikleyen önderler arasına sokmuştur. Turabî, Sudan’dan ayrılmak isteyen Güney bölgesinin yarattığı “Güney Sorunu” için öne sürdüğü çözüm önerileri ve özgürlükçü bir anayasa ikame edilmesi yönünde yaptığı güçlü çağrılarıyla bu ilk halk ayaklanmasının sözcüsü durumuna yükselmiştir.

Generalleri yönetim alanından uzaklaştıran bu ayaklanma Turabî’yi ise iştigal etmekte olduğu akademik alandan alarak siyaset dünyasına dahil etmiştir. Hasan Turabî, dış dünyayla sürekli bir ilişki içerisinde bulunmuş, dünyanın 5 kıtasını kapsayan seyahatlerle dünyayı tanımaya çalışmıştır. Amerika’dan Çin’e kadar gittiği yerlerde ilim, siyaset ve ekonomi merkezlerini ziyaret ederek incelemelerde bulunmuş, bilgisini artırmaya çalışmıştır.

1993 yılında Kanada'da bir suikast girişiminde ağır yaralanmış ancak bir süre sonra iyileşmiştir.

Siyasi hayatı

Hasan Turabî Fransa’da doktora eğitimini tamamlayıp Hartum’a döndükten sonra Müslüman Kardeşler’e yakınlığıyla bilinen İslami Hareket’in siyasi kanadı olan “İslami Sözleşme Cephesi”ne üye olmuştur. İslami Sözleşme Cephesi, kısa bir süre içerisinde Sudan siyaset hayatında etkili bir konuma yükselmiştir. Hasan Turabî, 1964 yılında bu Cephe’nin genel sekreterliğine getirilmiştir. O dönemde “Ümmet Partisi”ni destekleyen Sufi meşrepli “elEnsar” hareketi ile “el-İttihadi Partisi”ni destekleyen “el-Hatmiye” hareketlerinin meydanları paylaştığı siyasal ortamda en etkili aktör olmuştur.

Turabî önderliğindeki bu hareket, Ca’fer Numeyrî’nin 1969 yılında gerçekleştirdiği askeri darbeye kadar faaliyetlerini sürdürmüştür. Numeyrî darbeden sonra İslami Sözleşme Cephesinin liderlerini tutuklamıştır. Turabî, sekiz yıl süren bu dönem içerisinde 3 defa hapse atılmış ve yaklaşık 6 yıl içerde kalmıştır. İslami Sözleşme Cephesinin 1977 yılında Numeyrî ile bir uzlaşmaya gitmesi üzerine Turabî serbest kalmış ve Libya’ya sürgüne gönderilmiştir.

Turabî, Libya’da 3 yıl kaldıktan sonra Numeyrî’nin İslami hareketlerle yaptığı uzlaşma çağrısına olumlu yaklaşarak işbirliği yapmış ve onun liderliğindeki hareket Sudan’ın yönetiminde yeniden söz sahibi olmaya başlamıştır. Turabî, yapılan uzlaşma üzerine 1979 yılında ülkenin başsavcısı olarak atanmıştır.

Cafer Numeyrî, Turabî’nin de telkinleri sonucunda 1983 yılında sosyalist sistemi terk ederek İslam şeriatını uygulamaya koymuştur. Ancak başta ülkenin güney bölgesinde yaşamakta olan Afrika asıllı ve büyük çoğunluğu animist olan yerliler olmak üzere Müslüman olmayan nüfusun buna itiraz etmesi sonucunda ülkede büyük bir kargaşa yaşanmaya başlamış ve çatışmalı bir döneme girilmiştir. Ardından yaşanan kuraklıkla birlikte had safhaya ulaşan yoksulluğun da etkisiyle ortam hazır hale gelmiş ve 1985 yılında Numeyrî yönetimi askeri bir darbeyle devrilmiştir. 1982 yılında başsavcılık görevinden ayrılan Hasan Turabî, Cafer Numeyrî’nin 1985 yılında iktidardan düşürülmesinden sonra “Mili İslami Cephe” partisini kurarak siyasi faaliyetlerine devam etmiştir. Ancak 1986 yılında yapılan parlamento seçimlerinde başarılı olamamıştır.

Aynı hareket içerisinde yer alan Ömer el-Beşir tarafından 1989 yılında gerçekleştirilen darbenin mimarının Hasan Turabî olduğu genel kabul gören bir husus olmuştur. Turabî, bu darbedeki katkısından dolayı “Politika mühendisi” olarak anılmıştır. Hasan Turabî, mimarlığını yaptığı Milli Selamet Devriminin ardından elde ettiği nüfuzla uluslararası düzeyde İslami projeler üzerinde çalışmaya başlamıştır. İslam Konferansı teşkilatının işlevsiz kaldığını, Müslümanların sorunlarını çözme konusunda bir irade ortaya koyamadığını düşünen Turab’i, bu teşkilata alternatif olarak 1991 yılında 45 ülkeden üyelerin katılımıyla kurduğu Halkçı Arap ve İslam Kongresi çatısı altında çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur.

Turabî, kurduğu bu teşkilata Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Hamas, İslami Cihad, Cezayir İslami Cihad’ı ve Hizbullah gibi farklı ideolojik zeminler üzerine bina edilen ve Batılı ülkeler tarafından radikal ve terörist olarak değerlendirilen İslami grupları da dâhil etmiştir. Turabî, Amerika’nın 1991 yılında Kuveyt’i bahane ederek Irak’ı işgal etmesine şiddetle karşı çıkmış ve bu yüzden Batılı ülkelerin yanı sıra başta Suudi Arabistan olmak üzere pek çok İslam ülkesiyle de arası bozulmuştur. Sudan hükümetiyle Suudi Arabistan’ın Kuveyt savaşında ihtilafa düşmesi üzerine Amerika işgaline karşı çıkan El Kaide lideri Usame bin Ladin Sudan’a sığınarak faaliyetlerini buradan sürdürmeye başlamıştır. Sudan böylece o dönemde Amerika karşıtı cephenin merkezi konumuna gelmiştir.

Ancak Turabî’nin desteğine haiz olan bu tavır Sudan’ı uluslararası alanda büyük bir yalnızlığa itmiş ve ambargolara maruz bırakmıştır. Nitekim bu baskı ve ambargolara direnemeyen Sudan hükümeti, 1991-1996 yılları arasında ülkede faaliyetlerini sürdüren Bin Ladin'i Sudan'dan çıkarmıştır. Bin Ladin buradan Afganistan’a geçse de Sudan yıllarca bu tutumundan dolayı eleştirilere maruz kalmaktan kurtulamamıştır.

Turabî’nin talebelerinin idaresindeki Sudan’ın tepki çeken icraatları bunlarla da sınırlı kalmamış, ülke adeta emperyalist güçlerle sorunlu olan ve kendi mücadelelerine destek olabileceğini düşündükleri tüm grupların karargâhı haline gelmiştir. Sol görüşlü Ebu Nidal örgütü ile Çakal Karlos namlı Ilich Ramirez Sanchez gibi ünlü kaçaklar da bu dönemde Sudan’da kendilerine yer bulmuşlardır.

Başta bu iç olaylardaki tutumu ve yaşanan bazı yolsuzluklar konusundaki tavrı olmak üzere Beşir hükümetiyle çeşitli konularda anlaşmazlığa düşen Turabî, daha fazla özgürlük, geniş istişare, yolsuzluklarla daha fazla mücadele, Valilerin merkezden atanmaması, başbakanın belirlenmesi vb. söylemleri sebebiyle Beşir yönetimiyle derin bir ayrılığa düşmüştür. Beşir, cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlamayı öngören bu söylemleri reddederek 1999 yılında parlamentoyu feshetmiş ve Turabî’yi, 1996 yılında parlamento dışından atanmış olduğu Meclis Başkanlığı görevinden almıştır.

1999 yılında Halkçı Kongre Partisini kurarak siyasi faaliyetlerini ayrı bir koldan yürütmeye karar veren Turabî, bundan sonraki dönemde Beşir hükümetinin en azılı muhaliflerinden biri olmuştur. 2001 yılında partisinin ayrılıkçı güney hareketi John Garang liderliğindeki Halkçı Kurtuluş Ordusuyla bir anlaşma yapması üzerine hapse atılmıştır. Ardından 2004 yılında partisinin darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla tekrar tutuklanmıştır. 2008 yılında Darfur bölgesinde hükümetle çatışmakta olan ayrılıkçı silahlı grup Adalet ve özgürlük Hareketi’ni desteklediği gerekçesiyle partisinin bazı üyeleriyle birlikte tekrar tutuklanmış ancak kısa bir süre sonra serbest bırakılmıştır.

Devlet başkanı Ömer el-Beşir ile Turabî arasındaki anlaşmazlık 2009 yılında zirve noktasına ulaşmıştır. Turabî, Darfur’da yaşanmakta olan çatışmaların bütün vebalini Beşir’e yükleyerek onu tek sorumlu ilan etmiştir. Turabî, bu bölgede yaşanmakta olan olaylar sebebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesinin Beşir hakkında verdiği tutuklama kararını destekleyerek Beşir’in teslim olmasını istemiştir. Bunun üzerine tutuklanarak hapse atılmış ancak bu tutukluluk hali de uzun sürmemiştir. Ardından 2011 yılında Güney bölgesinin ayrılmasıyla ilgili referandum sırasında, Arap baharı diye isimlendirilen süreçte yaptığı bazı açıklamalardan dolayı kısa süreli göz altılara tabi tutulmuştur.

Ömer el- Beşir’le uzun bir süredir muhalif kalan ve Darfur’daki ayrılıkçı Adalet ve Eşitlik Hareketini desteklediği iddia edilen Hasan Turabî, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in 2015 yılının başında bulunduğu “Milli Diyalog” çağrısına olumlu cevap vermiş ve bir araya gelen farklı grupların ülke sorunlarının çözümü konusunda büyük oranda anlaşmaya vardıkları basına yansımıştı.

Turabi 5 Mart 2016 tarihinde 84 yaşında Sudan'ın başkenti Hartum'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Kaynak: Sudan Devriminin Mimarı Dr. Hasan Turabî ve Mücadelesi, Doç. Dr. Enver Arpa

twtbanner-001.jpg

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
İlgili Haberler