İran baskısı Suudi Arabistan'ı yeni savunma ittifaklarına yöneltti
İran ile yaşanan savaşın ardından artan güvenlik baskısı, Suudi Arabistan'ı yeni savunma ortaklıkları kurmaya yöneltti.
The Soufan Center | Tercüme: Mepa News
İran'ın Körfez'deki Arap monarşilerine askeri baskı uygulaması, Tahran'ın savaş stratejisinin temel unsurlarından biri haline geldi.
İran, kendi topraklarından Suudi Arabistan'daki hedeflere füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlerken, özellikle ABD güçlerinin konuşlandığı Prens Sultan Hava Üssü gibi tesisleri hedef aldı. Ancak Tahran, Suudi Arabistan'ın fiili lideri Muhammed bin Selman'ın gerilimi düşürme politikasını tamamen boşa çıkarmayacak ölçüde kontrollü bir saldırı stratejisi izledi.
Sünni dünyanın önde gelen gücü Suudi Arabistan ile Şii dünyanın lideri olarak görülen İran, Mart 2023'te yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkileri yeniden tesis eden tarihi bir anlaşma imzalamış ve o tarihten bu yana rekabet alanlarını yönetmeye çalışmıştı. Tahran da Riyad'ın önceliğinin askeri tırmanış yerine Washington'u müzakere masasında İran'la uzlaşmaya teşvik etmek olduğunu hesapladı ve bu değerlendirmesinde büyük ölçüde haklı çıktı.
Stratejik açıdan bakıldığında ise İran, Suudi Arabistan üzerindeki baskının ana yükünü bölgedeki devlet dışı müttefiklerine bıraktı. Tahran destekli gruplar, krallığı kuzey ve güney sınırlarından eş zamanlı baskı altına almaya çalışıyor.
Kuzeyde, İran'ın Irak'taki müttefiki olan milis gruplar Suudi enerji altyapısını hedef alan saldırılar düzenleyerek geçici üretim kesintilerine ve çeşitli hasarlara yol açtı.
Geçtiğimiz hafta Suudi ve ABD istihbaratı, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile Yemen'deki Husilerle koordinasyon halinde hareket eden ve "Irak'taki İslami Direniş" çatısı altında toplanan İran destekli Iraklı milislerin Suudi Arabistan'a yönelik "yakın zamanda" gerçekleşmesi beklenen çok sayıda saldırı hazırlığında olduğunu tespit etti.
Suudi yetkililere göre saldırıların enerji altyapısı başta olmak üzere sivil ve ekonomik hedefleri kapsaması bekleniyor.
Husiler yeniden cephede
Suudi Arabistan'ın güneyinde ise Husiler, son bir ay içerisinde Riyad ve onun Yemen'deki müttefiki Başkanlık Liderlik Konseyi (PLC) ile dört yılı aşkın süredir devam eden kırılgan ateşkesi fiilen sona erdirerek saldırılarını yeniden başlattı.
Husiler, İran'ın çağrısına uyarak küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği Babu'l Mendeb Boğazı'nda Suudi deniz trafiğini engellemeye yöneldi. Bu adım hem ABD Başkanı Donald Trump üzerindeki baskıyı hem de küresel ekonomi üzerindeki riskleri artırdı.
Husiler ayrıca, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının ardından Suudi Arabistan'ın petrol ihracatının büyük bölümünü yönlendirdiği Yenbu Limanı'nı da hedef aldı.
Perşembe günü Husiler, Yemen'in Marib ve Hadramut vilayetlerinde düzenledikleri saldırılarda en az 30 Yemen askerinin öldüğünü, 50 askerin de yaralandığını duyurdu.
Aynı gün Yemen sınırındaki Necran bölgesine düzenlenen saldırılarda dört yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere 10'dan fazla Suudi sivil yaralandı.
Husiler saldırılarının İran savaşıyla doğrudan bağlantılı olmadığını, Suudi Arabistan'ın kendi kontrol ettikleri havaalanları ve limanlara uyguladığı ablukayı kırmayı amaçladığını savunuyor.
Bununla birlikte ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşı başladıktan sonra ateşkesin sürdürülmesinin zaten zor olduğu değerlendiriliyor.
Tahran gibi Husiler de asimetrik savaş yöntemlerine güvenerek, uzun sürecek bir çatışmada Suudi Arabistan'ın kendilerinden daha fazla kaybedeceğini hesaplıyor.
Muhammed bin Selman'ın önündeki zor tercih
İran'ın izlediği strateji, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ı zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor.
Riyad ya askeri tırmanışı tercih ederek İran'a ve müttefiklerine doğrudan karşılık verecek ya da şimdiye kadar izlediği gerilimi düşürme ve diplomatik angajman politikasını sürdürecek.
Her iki seçeneğin de ciddi riskler taşıdığı belirtiliyor.
Diplomatik tavizler, gelecekte de Suudi Arabistan için tehdit oluşturmaya devam edecek güçlü devlet ve devlet dışı aktörlerin varlığını sürdürmesine yol açabilir.
Askeri tırmanış ise krallığı uzun sürecek, kazanılması zor bir savaşa sürükleyebilir; enerji altyapısına daha fazla zarar verebilir ve Muhammed bin Selman'ın "Vizyon 2030" ekonomik dönüşüm programı için ihtiyaç duyduğu yabancı yatırımları caydırabilir.
Ayrıca İran ve müttefikleriyle doğrudan çatışma, bölgesel ölçekte daha geniş bir Sünni-Şii gerilimine dönüşme riski de taşıyor.
Yeni ittifak arayışı
Muhammed bin Selman'ın son dönemde attığı adımlar, İran'a karşı caydırıcılığı benzer düşüncedeki ülkelerle ittifak kurarak sağlamaya çalıştığını gösteriyor.
Geçtiğimiz cuma günü Veliaht Prens, İslamiyetin en kutsal şehri Mekke'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile bir araya geldi.
Suudilerin resmi açıklamasına göre üç ülke, "Mekke Karşılıklı Savunma Anlaşması"nı imzaladı.
Anlaşma, taraflardan birine yapılacak silahlı saldırının üçüne yapılmış sayılmasını öngörüyor ve savunma alanındaki iş birliğinin geliştirilmesini hedefliyor.
Pazar günü yayınlanan haberlerde Mısır'ın da bu oluşuma katılabileceği öne sürüldü.
Bir hafta önce ise Türkiye, Mısır, Pakistan, Nijerya ve birçok Arap ile Afrika ülkesinin de aralarında bulunduğu 14 ülke, Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz güvenliğine yönelik girişimine destek vermişti.
Ancak uzmanlar, ne Türkiye'nin ne de Pakistan'ın İran veya İran destekli gruplara karşı Suudi Arabistan adına doğrudan askeri müdahaleye istekli olacağını düşünüyor.
İsrail'le açık iş birliğine mesafeli
Muhammed bin Selman, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid'in izlediği açık İsrail iş birliği modelini benimsemeye de sıcak bakmıyor.
BAE, İran'a karşı askeri alanda en kararlı bölgesel ortak olarak İsrail'le yakın iş birliği yürütüyor.
Bununla birlikte Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu güvenlik tehditlerinin artması, Riyad'ın özellikle füze ve İHA savunması gibi alanlarda İsrail istihbaratı ve güvenlik kurumlarıyla perde arkasındaki iş birliğini genişletmesine yol açabilir.
Bu durumun, Suudi Arabistan'ın Filistin devletine yönelik yol haritası talebi karşılanmasa bile gündeme gelebileceği değerlendiriliyor.
Diplomasiye güç desteği
Muhammed bin Selman gerilimin düşürülmesini savunsa da gerektiğinde diplomasiyi askeri güçle desteklemeye hazır olduğunu da gösterdi.
Temmuz ayı sonunda Suudi savaş uçakları, ABD güçleriyle birlikte Irak'ın Basra kenti yakınlarında İran yanlısı milislerin karargahına ortak hava saldırısı düzenledi.
Saldırı, milislerin bir ay içerisinde 30'dan fazla Suudi hedefini insansız hava araçlarıyla vurmasının ardından gerçekleştirildi.
Operasyonun ardından Suudi Arabistan Genel İstihbarat Başkanı Halid el Humeydan Bağdat'a giderek Irak Başbakanı Ali Zeydi ile bölgesel güvenlik alanında iş birliğini görüştü.
Bu diplomatik girişimin ardından Irak'taki İslami Direniş koalisyonu, ABD-Suudi saldırılarına vereceği silahlı karşılığı ertelediğini açıkladı.
Ancak Yemen cephesinde aynı iyimser tablo bulunmuyor.
Husilerin Suudi Arabistan ve Yemen hükümetiyle yaşadığı sorunların yalnızca İran savaşıyla sınırlı olmadığı, bu nedenle savaşın sona ermesinin tek başına krizi çözmeye yetmeyeceği değerlendiriliyor.
Husiler başkent Sana'nın yanı sıra Yemen'in kuzey ve orta kesimlerinin büyük bölümünü kontrol etmeye devam ediyor.
Irak veya Lübnan'ın aksine Yemen'de Husileri silahsızlandırabilecek merkezi bir devlet otoritesi de bulunmuyor.
Suudi Arabistan'ın uyguladığı abluka ise İran'dan gruba silah akışını tamamen durdurabilmiş değil.
Riyad'ın seçenekleri daralıyor
Husiler, Mekke Karşılıklı Savunma Anlaşması'nın imzalanmasının hemen ardından devlet enerji şirketi Aramco'ya ait yeni bir tesisi hedef alarak Riyad üzerindeki baskıyı sürdürdü.
Grubun, Suudi Arabistan'ın kara harekatını yeniden başlatması ihtimaline karşı hazırlık yaptığı da belirtiliyor.
Öte yandan Riyad'ın askeri tırmanışı tercih etmesi halinde Washington'un, 2015-2022 Yemen savaşı sırasında uyguladığı mühimmat ve operasyon kısıtlamalarını bu kez getirmesi beklenmiyor.
Ancak İran savaşı nedeniyle ABD'nin mühimmat stoklarının ciddi ölçüde azaldığına dair çok sayıda rapor bulunuyor.
Bu nedenle Trump yönetiminin, henüz istediği şartlarda sona erdiremediği İran savaşını daha da genişletecek yeni bir cephe açmaktan kaçınacağı değerlendiriliyor.
Kaynak: Mepa News
