1. ANALİZ

  2. İran'ın Dağlık Karabağ ikilemi
İran'ın Dağlık Karabağ ikilemi

İran'ın Dağlık Karabağ ikilemi

İran, Dağlık Karabağ'da Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden çatışmalarda şimdiye dek hassas bir denge siyaseti izledi.

Mepa News | Analiz
A+A-

İran, Dağlık Karabağ'da Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden çatışmalarda şimdiye dek hassas bir denge siyaseti izledi.

Bu kapsamda gerek sahadaki adımlar, gerekse masadaki açıklamalarda İran, dengeyi korumaya çalıştı.

Analist Giorgio Cafiero, The New Arab'da yayınlanan yazısında İran'ın Karabağ siyasetini değerlendirdi. 

Cafiero'nun değerlendirmesi Mepa News okurları için Türkçeleştirildi.

*

Dağlık Karabağ olarak adlandırılan bölgenin hakimiyeti Ermeniler ve Azeriler arasında uzun yıllardır hassasiyetini koruyan bir meseleydi.

Sovyetler Birliği'nin 80’li ve 90’lı yıllarda çökmesiyle birlikte bu iki millet arasındaki çatışmalar bir anda kontrolden çıktı ve bu süreçte, resmi olarak Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içindeki Karabağ Ermenistan tarafından işgal edildi.

Bağımsızlıklarını henüz yeni ilan etmiş olan iki ülke arasında 1991-1994 yılları arasında kara ile çevrili ve dağlık alanda yaşanan savaş 20.000-30.000 cana mal oldu.

Rusya’nın arabuluculuk yaptığı Bişkek Protokolü ile savaş 94 yılında çoğunlukla “donuk” bir vaziyete dönüştü. Ancak çatışmalar, 2016 yılındaki 4 Gün Savaşı'nda olduğu gibi bazen yeniden alevleniyordu.

Ancak, Dağlık Karabağ ve hatta etrafındaki bölgeler 27 Eylül’de başlayan olaylar neticesinde bugüne kadarki en ağır çatışmalara sahne olmaya başladı. İki haftadır devam eden savaşta kullanılan intihar SİHA’ları, balistik füzeler ve gelişigüzel roket atışları şimdiden yüzlerce kişinin ölmesine neden oldu.

Georgetown Üniversitesi bünyesindeki Müslüman-Hristiyan Anlayış Merkezi isimli düşünce kuruluşunda görev yapan Shireen Hunter’ın da açıkladığı gibi “Kafkaslardaki son hareketlenmeden çıkartılması gereken ders, anlaşmazlıkların zamanla derinleşmesine izin verilmemesi gerektiğidir zira hiçbir çatışma sonsuza kadar “donuk” halde durmaz.”

Moskova’nın çabaları ile 9 Ekim tarihinde ilan edilen ateşkesin, yürürlüğe girdikten sadece birkaç saat sonra her iki tarafın diğerini anlaşmayı bozmakla suçlamasının ardından sona ermesi savaşın daha da kızışacağına dair sinyaller vermekte.

Uzmanlar şimdiden Karabağ bölgesinde yaşanması muhtemel bir etnik temizlik girişimine karşı uyarılar yapmaya ve devam eden savaşın daha fazla süper gücü bölgeye çekebileceğini, Türkiye ile Rusya arasındaki sürtüşmenin hala sıcaklığını koruduğunu söylemeye başladı.

İran’ın meseledeki rolü

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan ile sınırı olan İran, devam etmekte olan çatışmalar neticesinde en fazla kazanacak veya kaybedecek olan oyuncular arasındadır. Tahran savaşın sonucuna göre (ve savaşta İran’ın takınacağı tavra bağlı olarak) ulusal güvenlik ve jeopolitik çıkarlarını yeniden ele almak zorunda kalacaktır. Hatta savaş daha şimdiden sınırdaki İran köylerine sıçradığı için Tahran yönetiminin bu krizi görmezden gelmek gibi bir seçeneği bulunmamaktadır.

İran hükümeti tarafından çatışmaların başladığı tarihten itibaren yapılan açıklamalar ve atılan adımlar Tahran’ın son derece dikkatli ve stratejik olarak iki tarafa da oynayan bir tavır içinde olduğunu göstermektedir. 91-94 arasındaki savaşta İran duruma müdahale etmeyip izlemekle yetinmiş ve bu taktikle büyük ölçüde çıkarlarını korumayı başarmıştı. Bu yüzden, 94 Mayıs’ı ile 27 Eylül 2020 arasında devam eden statükonun geri gelmesi – en azından belirli bir seviyede dahi olsa muhafaza edilmesi İran’ın işine en çok gelecek senaryo olur.

Fakat, Karabağ ve çevresindeki çatışmaların şiddetinin giderek kontrolden çıkması halinde İran, sınırlarında her geçen gün daha da karmaşıklaşan bir ikilem ile karşı karşıya kalacaktır. ABD hükümetinin “maksimum baskı” politikası ve küresel seviyede devam eden salgın nedeniyle İran’ın hatırı sayılır ölçüde zayıfladığı göze alındığında, Karabağ’da çatışmaların derinleşmesi halinde Tahran yönetimi normalde içinden kolayca çıkabileceği türden bir krizden fazlası ile mücadele etmek zorunda kalacaktır.

İran devlet başkanı Hasan Ruhani, çatışmaların başladığı ilk günden itibaren her iki tarafa da silah bırakma çağrıları yaparak, Bakü ve Erivan arasında arabuluculuk yapmak için hazır ve istekli olduğunu tekrar tekrar zikretti.

28 Eylül günü mesele hakkında bir açıklama yapan İran Dışişleri Bakanı şu ifadeleri kullandı: “Bölgenin daha fazla şiddeti kaldıracak gücü kalmamıştır... İran’ın, on yıllardır devam eden bu meselenin sürdürülebilir bir çözüme ulaşması için askeri güç kullanılmasını mantıklı görmediği için iki ülke arasında görüşmelerin tesis edilmesi merkezli politikası değişmeyecektir... Tahran yönetimi İran sınırlarının ihlal ve topraklarının taciz edilmesini kesinlikle hoş görmeyecektir.”

Ayrılıkçı unsurlar ve jeopolitik

Karabağ meselesini Tahran yönetimi için son derece zorlu bir kriz haline getiren faktörlerin etkisi, ülkenin iç siyaset eğilimleri nedeniyle kat kat fazla hissedilmektedir. İran yönetimi içinde mesele hakkında çok farklı görüşler aynı anda taraftar bulmaktadır. Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil ve Zencan gibi büyük Türk ve Azeri nüfusunun yaşadığı İran bölgelerinde Bakü’nün Ermeni “işgali” altındaki Karabağ’ı “özgürleştirme” mücadelesi büyük destek görmektedir.

Hatta, İranlı lider Ayetullah Ali Humeyni’nin bu bölgelerdeki temsilcileri gelen baskıların ardından Azerbaycan’ı desteklediklerini açıkladılar. Humeyni’nin danışmanlarından Ali Ekber Velayeti de, Karabağ hakkındaki dört ayrı BMGK kararından alıntılar yaparak Ermeni “işgalinin” sonlandırılmasına dair desteğini ilan etti.

Tahran, yukarıda açıklandığı üzere Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yaptığı açıklamalar üzerinden sadece sözlü olarak da olsa desteklemesine rağmen aynı zamanda Ermenileri de desteklemektedir. Bunun ardındaki en büyük neden, Türkiye (ve İsrail) destekli Azerbaycan’ın tam sınır bölgesinde bulunan Ermeni kontrolündeki toprakları “özgürleştirmesi” halinde İran’ın güvenlik ve jeopolitik hususlarında zarara uğrayacak olmasıdır.

İlk olarak, Azerbaycan’ın Karabağ’ın kontrolünü sağlaması halinde, İran’ın kuzeybatısında yaşayan ayrılık yanlısı Azeriler bu gelişme ile büyük moral kazanacaktır. Hali hazırda İran’da yaşayan Azerilerin sayısı Azerbaycan nüfusundan fazladır (Azeriler tüm İran nüfusunun %25’ini oluşturmaktadır).

İran’da bir azınlık olarak hayatlarını devam ettiren bu büyük grup yıllardır Bakü’ye gıpta ile bakmakta ve İran’ın hükmünden kurtulma hayalleri kurmaktadır. İran devleti, ülkenin kuzeybatısındaki Erdebil, Tebriz, Urmiye ve Zencan gibi şehirlerdeki protestocuları ve ayrılık yanlılarını, hareketlenmeler olduğunda şiddetle bastırmaktadır.

İran’ın tehdit algıları büyük oranda bölgesel değişkenlere göre şekil alır. Karabağ’da Azerilerin bir “zafer” elde etmesi, Tahran yönetiminin kendisini İsrail’e karşı daha saldırıya açık hissetmesine neden olacaktır. Bu bakış açısının sebebi, on yıllardır devam eden Azeri-Yahudi iş birliğidir. Tel Aviv yönetimi bu bağlantı sayesinde, Azerbaycan’ın İran ile olan sınırını kullanarak istihbarat faaliyetleri yürütme fırsatını yakaladı.

Karabağ’daki çatışmalara taraf olan İran karşıtı tek ülke İsrail değildir. Ankara yönetimi Libya’da yaptığı gibi Suriyeli muhalifleri Bakü yönetimine yardım etmesi için bölgeye sevk etti. İran bu hamleyi Türkiye’nin yangına körükle gitmesi olarak yorumlamaktadır. Ruhani, 7 Ekim’de yaptığı açıklamada konu ile alakalı şunları söylemişti: “bazı devletlerin türlü bahanelerle Suriye ve diğer yerlerdeki teröristleri bizim sınırlarımızın yakınlarına getirmesi bizim açımızdan kabul edilemezdir.”

İran’ın Ermenistan yanlısı tutumunun anlaşılması açısından Rus faktörü anahtar bir rol oynamaktadır. Trump hükümetinin “maksimum baskı” politikasının devam etmesi nedeniyle ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan İran bunun için her geçen gün biraz daha Rusya’ya bağımlı hale gelmektedir.

Moskova-Tahran arasındaki ilişkilerin daha önce hiç bu kadar iyi olduğu görülmemişti. Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Alexander Fomin geçtiğimiz ay yaptığı bir konuşmada daha önce Rus devlet erkanı tarafından daha önce hep “ortak” olarak nitelendirilen İran için Rusya’nın “müttefiki” olduğunu söyleyerek ilişkilerin son derece iyi olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Geçtiğimiz günlerde Tahran yönetimi Rusya’nın Müşterek Geniş Kapsamlı Hareket Planı (JCPOA) programını savunucu açıklamaları nedeniyle Kremlin’e överken, Rusya da İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın isteklerini yerine getirmesi hasebiyle duyduğu memmuniyeti dile getirdi. Tahran’ın Karabağ’da Moskova’nın olduğu tarafta yer alması İran’ın Rusya ile olan ikili ilişkilerini daha da geliştirmesi için yeni bir fırsattır.

Tahran’ın narin dengesi

Ancak, çatışmaların Rusya ile Türkiye arasındaki tansiyonu yükseltme tehlikesi arttığı için İran’ın dikkatli davranması gerekmektedir. Tahran için Moskova ile olan ilişkiler ne kadar önemli olsa da İranlı liderlerin açık ve ülkeyi sinirlendirecek bir şekilde Türkiye’nin zıddına gitmekten kaçındıkları bilinmektedir.

İran, Türkiye ile bir çatışma yaşanması ihtimalinin dahi altında kalkamayacağını gayet iyi bilmektedir. Böyle bir durumda ABD’nin Türkiye’nin safında meseleye müdahale edeceği de açıktır. İlaveten, İran, ABD’nin “maksimum baskı” politikasının etkilerini azaltmak için Türkiye ile olan komşuluk ilişkilerine ihtiyaç duymaktadır.

Türkiye ile açık düşmanlık yapmadan Rusya ile mükemmel ilişkiler tesis etme gayesi içinde olan İran, Karabağ meselesi özelinde büyük bir ikilem içerisindedir. Libya’daki askeri başarıları sayesinde Rusya destekli Hafter’i durdurmayı başarmasının ardından kendine güveni artan Türkiye şimdi de uzun yıllardır Rusya’nın “arka bahçesi” olarak adlandırılan Transkafkasya’da gövde gösterisi yapmaktadır.

Azerbaycan’ın 94’te deneyip elde edemediği zaferi bu kez Türkiye’nin yardımı ile elde ediyor olması Moskova gibi Tahran’ın da tedirgin olmasına yol açmaktadır. Eğer Azerbaycan tam bir zafer kazanırsa, son 26 yıldır İran’ın bölgedeki çıkarlarına hizmet etmekte olan Bakü ile Erivan arasındaki gergin barış ortamı da sona erecek ve İran büyük bir darbe yemiş olacak.

Karabağ meselesinin diplomatik yollardan çözülememesi halinde Tahran yönetimi hem kendi sınırları içinde hem de genel olarak Kafkasya’da artan istikrarsızlık ile baş başa kalacaktır. Salgının ağır darbe vurduğu ve ABD’nin etkili yaptırımları karşısında hayatta kalabilmek için mücadele eden İran için kuzeyindeki iki komşusu arasında hasıl olan savaşın zamanlaması daha kötü olamazdı.

Kaynak: Mepa News

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.