İsrail'in alıkoyduğu Suriyeli sivillerin aileleri çocuklarını bekliyor
"Saddam Hasan Ahmed, Nisan 2024'te İsrail ordusu tarafından babasının Kuneytra'daki tarım arazisinden zorla götürüldüğünde yalnızca 16 yaşındaydı."
Anagha Subhash Nair | New Lines Magazine | Tercüme: Mepa News
Suriye'nin güneyindeki Kuneytra bölgesinde, yaşadığı Cubata el Haşab köyünde ekip biçtiği araziye yaklaşırken Hasan Saadeddin Muhammed sarı bir traktörden aceleyle iniyor. Saddam'ın babası anlamına gelen Ebu Saddam adıyla tanınıyor. Biri ona her seslendiğinde, kendi toprağında yabancı güçler tarafından elinden alınan ilk çocuğunu hatırlıyor.
Saddam Hasan Ahmed, Nisan 2024'te İsrail ordusu tarafından babasının Kuneytra'daki tarım arazisinden zorla götürüldüğünde yalnızca 16 yaşındaydı. Ebu Saddam o zamandan beri oğlunu görmedi.
Ebu Saddam, Saddam'ın götürüldüğü yeri tam olarak göstermek için kayalık bir tepeye tırmanıyor, uzakta boş bir arazi parçası görüyorum. O sabah genç çocuk tarlada çalışırken Ebu Saddam, İsrail ordusunun arazisine girdiği haberini almıştı. Bölgeye yaklaştı ve askerlerin geçmeyeceğinden emin olduğu Alfa Hattı'nın yakınında durdu. Saddam'ı götürdüler ve iki gün sonra arazisini yerle bir ettiler:
"Oğlumu neden götürdüklerini sordum, Saddam'ın İsrail'e ait bir arazide çalıştığını söylediler. Onlara arazinin İsrail'in değil, benim olduğunu söyledim ve Saddam'ın araziyi işlemek için sahip olduğu BM izninden söz ettim. İznin hiçbir anlam ifade etmediğini söylediler."
İsrail'in Suriye'nin Golan Tepeleri'nin bir bölümünü işgal etmesiyle birlikte, Suriye ile İsrail uzun süredir düşmanca ilişkiler sürdürüyor. İki ülke, 1974'te Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü'nün (UNDOF) denetlediği bir tampon bölge kurulmasını öngören kuvvetlerin ayrılması anlaşmasına vardı. Anlaşma, İsrail güçlerinin büyük ölçüde geçemeyeceği bir Alfa Hattı ve Suriyelilerin geçemeyeceği bir Bravo Hattı belirledi. Esed rejiminin düşüşüne kadar zaman zaman ihlaller yaşansa da bu koşullara genel olarak uyuldu.
Saddam, Cenevre Sözleşmesi uyarınca savaş suçu sayılan, devlet sınırlarının ötesine zorla nakledilmenin ardından İsrail'de tutulmaya devam eden 40 Suriyeliden biri. Onun vakası, kaçırılmasının 2024'ün başlarında, Esed rejiminin aynı yıl aralık ayında düşmesinden önce gerçekleşmiş olması bakımından farklı. İsrail o tarihten beri yeni hükümete karşı genel olarak saldırgan bir tutum benimsedi, tampon bölgeye girdi ve Suriye topraklarını işgal etti. Şimdi Kuneytra ve Dera'da düzenli baskınlar yapıyor, seyyar kontrol noktaları kuruyor ve Suriye vatandaşlarını kaçırarak İsrail topraklarına götürüyor.
İsrail güçleri, 21 Ekim'de Suriye'nin güneyinde düzenli ihlallerin yaşandığı yerlerden biri olan Dera'daki Cemle köyüne girdi. Yerel halkın anlattığına göre Muaz Bair bölgeden geçerken İsrail askerleri kontrol noktası kuruyordu. Down sendromlu olan ve işitme güçlüğü çektiği söylenen genç adam alıkonuldu ve vuruldu, cenazesi UNDOF'a teslim edildi.
Kaçırılanlar arasında 16 yaşındaki ikizler Mahmud ve Muhammed Mutasım Mıreyvad da var. Anneleri Raşa Hasan Zeytun, Han Arnabe'deki bir oturma odasında üç yaşındaki çocuğu Kasım'la oturuyor. Raşa, ikizlerin babasının 2011'de Esed rejimi tarafından zorla kaybedilmesinden birkaç yıl sonra şimdiki eşiyle evlendi.
Gözleri keder ve öfkeyle dolu halde, "İç savaş boyunca burada kaldık ve şimdi oğullarımı IŞİD ya da Hizbullah üyesi olmakla mı suçluyorlar? 16 yaşındaki bir çocuk ne yapabilir ki?" diyor.
Arkasında Mahmud ve Muhammed'in fotoğraflarının bulunduğu bir afiş var, ikisini birbirinden ayırt etmek neredeyse imkansız. Fotoğrafları, "Birleşmiş Milletler'in rolü nerede kaldı?" sözleri çevreliyor.
Küçük oğlu Mazin'in o haftanın başlarında memleketleri Cubata el Haşab köyünde motosiklet kazası geçirdiğini ve dedesinin evinde dinlendiğini anlatıyor. Gece saat üçte, omzunu sertçe sarsan bir İsrail askeri tarafından uyandırılmış. Asker, annelerinin aile evinde bulunan Mahmud ve Muhammed Mutasım Mıreyvad'ı soruyormuş.
İsrail askeri, çocuğa ve dedesine, "Kardeşlerini buraya getirmezseniz ikinizi de götürürüz" demiş. Dedesi kardeşleri aramayı kabul etmiş. Mahmud ve Muhammed teslim olmuş.
Raşa'ya aktarılanlara göre ikizlerin başları kapatılmış, elleri kelepçelenmiş, bir araca tıkılarak götürülmüşler. "Başlangıçta iki saatliğine götürüldüler. O iki saat, bir yıl bir aya dönüştü" diyor. "Bir yıl bir ay oldu ve çocuklarımın nerede olduğuna dair hiçbir şey bilmiyorum."
Çocuklar götürüldüğünden beri Raşa, serbest bırakılmaları için yorulmadan mücadele ediyor. Kuneytra Medya Müdürlüğü'ne göre son aylarda 15 rehine serbest bırakıldı. Sonunda, İsrail topraklarından Suriye topraklarına geri bırakılan bir Suriyeli aracılığıyla onlardan bir mesaj aldı: "Oğulların, Devlet Başkanı Ahmed Şara'dan kendilerini serbest bıraktırmasını istemeni söyledi."
Gözyaşlarına boğularak, "Denedim canlarım, saraya kadar gittim ama içeri girmeme izin vermediler" diye ağlıyor. Kasım başörtüsünü çekiştiriyor ve elini tutuyor. Şiddetli hıçkırıklar arasında, "Çalmadığım kapı, gitmediğim yer kalmadı" diyor.
Raşa, başka ailelerle birlikte Şam'daki Dışişleri Bakanlığı'na birçok kez gittiğini, sık sık bastırdığı afişi taşıdığını ancak ne içeri girmesine izin verildiğini ne de bir temsilcinin kendisiyle konuştuğunu söylüyor.
İsrail işgal güçleri Suriye'nin güneyindeki kazı ve tahkimat çalışmalarına devam ediyor
Güvenini, Golan Tepeleri'nden Alman-Suriyeli avukat Ahmed Musa'ya bağlamış. Musa, ailelerin vakalarını gündeme taşımak için Uluslararası Kızılhaç ve BM Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu dahil uluslararası kuruluşlarla çalıştığını, ancak şu anda mevcut seçeneklerin sınırlı olduğunu açıklıyor:
"Şu anda Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) nezdinde harekete geçemiyoruz, çünkü ne Suriye ne de İsrail Roma Statüsü'nün imzacısı. Dava, İsrail'le uyum içinde kullanılan ABD vetosu nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'nden UCM'ye sevk edilemiyor."
Ebu Saddam ise Filistin'deki avukat Halid Mıhacne'yle iletişime geçti. Esed rejimi döneminde İsrail'deki ya da işgal altındaki topraklardaki herhangi biriyle iletişim kurmak ağır bir suçtu, ancak Ebu Saddam oğlu için bu riski aldı. Mıhacne, Saddam'a suçlama yöneltilmediği yanıtını verdi, bu da onu savunmayı ya da çıkarmayı çok daha zorlaştırıyordu.
Mıhacne, Mayıs 2025 tarihli bir Facebook videosunda, "Haberlerde İsrail'in baskınlarını görüyordum ama Suriyeli tutuklular olduğunu düşünmemiştim" diyor. Mıhacne, Saddam'ı cezaevinde ziyaret edemese de Ebu Saddam, İsrailli hukuki yardım kuruluşu HaMoked'den bir avukatın Saddam'ı bir kez ziyaret edebildiğini söylüyor. Ne Mıhacne ne de HaMoked, New Lines'ın mesajlarına yanıt verdi.
Raşa, serbest bırakılan bazı rehinelerin, ailelerinin yeniden saldırıya uğramasından korktukları için diğer rehinelerin ailelerine bilgi aktarmakta isteksiz davrandığını söylüyor. Benzer şekilde aileler de bana, İsrail'in hala cezaevinde olan yakınlarına kötü muamele yapabileceğinden korktukları için özgürce konuşamadıklarını anlattı.
Halid Hımade onlardan biriydi. Fotoğrafının çekilmesini reddetti. Oğlu Ali Hımade ve damadı Nail Mişal, hala İsrail cezaevlerinde bulunanlar arasında. Kuneytra'nın Ciba köyündeki evleri, Aralık 2024'te bir sabah saat dörtte İsrail güçleri tarafından kuşatıldı. Askerler hoparlörden konuşarak aile üyelerinin evlerinden çıkmasını istedi.
"Bize tek tek isimlerimizi sordular. Özellikle Ali için gelmişlerdi" diyor. İtiraz etmeye çalıştığında asker, "Çeneni kapa" diye terslemiş. "Aynı anda damadımı da Sumdaniye'den [Kuneytra'daki başka bir köy] götürdüler."
Nedenini hiç bilmiyor, ancak suçlamalar genellikle başta Hizbullah ya da IŞİD olmak üzere "dış gruplarla" bağlantılı olmayı içeriyor.
Nail'in eşi, onun götürülmesinden aylar sonra bir erkek bebek dünyaya getirdi. Çocuk babasını hiç görmedi. Serbest bırakılan bir Suriyeli, aileye bir ara Ali ve Nail'i gördüğünü ve iyi olduklarını söyledi.
Halid, "Gideli çok uzun zaman oldu, kolay değil" diyor. "İsrail güçleri ilk girdiğinde insanları götürmeye başlayacaklarını beklemiyorduk. Herkesi götürebilirler ve bu çok kaygı verici."
Hamid'in annesi Sena, oğlu İsrail cezaevlerinde bir yıl dört ay geçirdikten sonra kendisine geri verilmesinin üzerinden günler geçmiş olmasına rağmen hala aynı kaygıyı taşıyor. Güvenlik kaygıları nedeniyle her ikisinin de adı değiştirildi. Hamid, birçok röportajda bana eşlik eden Enformasyon Bakanlığı görevlisinin elini sıkıca sıkarken gözleri hayatla parlıyor. Görevli, rolünün sansür uygulamak değil, Kuneytra'nın coğrafyasını tanımayan gazetecilerin güvenliğini sağlamak olduğunu açıklıyor. Gazetecilerin İsrail güçleri tarafından alıkonulduğu vakaları anlatıyor.
Hamid'in yürüyüşünde hafif bir çalım, Sena'nın yüzünde memnun bir gülümseme var. "Çıkalı 17 gün oldu" diyor.
Hamid'in bileklerinde, İsrail askerlerinin kullandığı plastik bağların ve kelepçelerin izleri hala duruyor. Esaret altında geçirdiği sürede bir tesisten diğerine nakledildi: Necef Çölü'nde sistematik işkenceyle kötü şöhret kazanmış Sde Teiman'dan Ramallah'taki Ofer Cezaevi'ne, ardından sekiz aydan uzun süre kalacağı Sde Teiman'a ve son olarak Megiddo Cezaevi'ne:
"Benim için muamelenin en kötü olduğu yer Sde Teiman'dı. Hareket edemiyor ya da yanınızdakilerle konuşamıyorsunuz, bazen de askerler üzerimize köpekleri salıyordu. Pencerelerde ya da içeride ses bombaları kullanıyorlardı. Sık sık ansızın içeri girip sizi yüzüstü yatmaya ya da oturup kollarınızı kaldırmaya zorluyorlardı."
İçeride "kurallar" olduğunu, mahkumların bunlara uymaması halinde askerlerin onları dövdüğünü, sık sık zorbalık yapmak için bahaneler uydurduğunu anlatıyor.
Hamid'i temsil eden bir avukat yoktu. Megiddo Cezaevi'ndeyken bir hakim kendisiyle görüntülü görüşerek, henüz hakkında suçlama yöneltilmediği için davasının süresiz ertelendiğini söyledi. "Onların sisteminde 'süresiz' bir dönem ne kadar sürüyor? Altı ay. O altı ay dolduğunda kişi serbest bırakılmamışsa süreyi yeniden uzatıyorlar."
"İdari gözaltı" olarak bilinen uygulama, İsrail işgali altında yaşayan Filistinliler için yaygın bir uygulama.
Hamid, serbest bırakılmasının hangi koşullarda gerçekleştiğini tam olarak bilmiyor. O gün başka bir gözaltı tesisine nakledildiğini düşünmüş. Sonunda İsrail askerleri onu işgal altındaki Golan Tepeleri'nin sınırı yakınlarında bir araçtan indirerek gidebileceğini söylemiş. Eve döndüğünde, İsrail'de tutulan diğer Suriyelilerin ailelerinden gelen sorulara boğulmuş:
"Lübnan'dan bile sorular geldi. İnsanlar bana ulaşıp falancayı görüp görmediğimi soruyordu, bazılarını görmüştüm, bazılarını görmemiştim."
Hamid'in kabusu bitti, ancak Ebu Saddam hala kendi kabusunu yaşıyor.
"İster barış anlaşması ister normalleşme olsun, kan dökülmesine yol açmayan her türlü çözümden yanayız. Ama bize savaş dayatılırsa karşı koyarız."
Rejim düştüğünde Ebu Saddam sevindi, oğlu döndüğünde doğrudan Esed'in ölüm makinesinin pençesine düşmeyeceğini biliyordu.
Gözleri yaşlı ve kızarmış halde içtenlikle, "Onun için üzülüyorum. Geri dönmesini istiyorum ama ne zaman çıkarsa çıksın güvenilir ellerde olacağını biliyorum. Tarlalarımda bana çok yardım ederdi, saygılı, arkadaşlarına karşı nazik ve yumuşak huylu bir çocuktu." diyor
Bana Saddam'ın daha küçükken kameraya baktığı bir fotoğrafını gösteriyor.
"Bu, İsrail'in yerle bir ettiği zeytinliğin yakınında, onu götürdükleri yerin yakınında çekildi."
Çocuk bir yılı aşkın süredir görülmedi. Ebu Saddam, son aldığı bilginin, oğlunun Ofer Cezaevi'nde görüldüğüne ilişkin üçüncü elden aktarılan bir haber olduğunu söylüyor.
Zeytinlik artık, İsrail'in Suriye'nin güneyinde hendekler kazarak ve meyve bahçelerini yerle bir ederek askeri varlığını genişletmeyi amaçlayan projesi Sufa Hattı'nın güzergahında kalıyor.
Ebu Saddam, "Eskiden yalnızca Alfa ve Bravo hatları vardı, şimdi Sufa Hattı da var" diyor.
Enformasyon Bakanlığı görevlisi bana, Suriyeliler İsrail cezaevlerinden eve döndüğünde Ebu Saddam'ın her seferinde ağladığını söyledi. Benim gibi gazetecilerle özgürce konuşan az sayıdaki aile üyesinden biri, toplum içinde rehinelerin ailelerinin temsilcisi olarak görülüyor. Attığı her adımın Saddam'ı geri getirmeye bir adım daha yaklaştırdığına içtenlikle inanıyor ve bunu umuyor:
"Başkalarının döndüğünü gördüğünde Saddam'ın eve gelişini hayal ediyor."
