İsrail'in Suriye stratejisi nasıl şekilleniyor?

İsrail'in Suriye stratejisi nasıl şekilleniyor?

"İsrail bugün güney Suriye’de askeri tampon bölge oluşturma ve Şam yönetiminin bölgeye nüfuzunu sınırlama ve amacıyla çok katmanlı bir politika izliyor."

Halid Abdurrahman | Mepa News

Suriye’de Beşar Esed'in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail, uzun yıllardır uyguladığı “uzaktan caydırıcılık sağlama” politikasından daha doğrudan bir saha hakimiyeti stratejisine yöneldi. Özellikle ülkenin güneyindeki Kuneytra, Dera ve Süveyda ekseninde şekillenen bu yeni yaklaşım, yalnızca sınır güvenliğiyle açıklanamayacak kadar geniş hedefler içeriyor.

İsrail bugün güney Suriye’de askeri tampon bölge oluşturma ve Şam yönetiminin bölgeye nüfuzunu sınırlama ve amacıyla çok katmanlı bir politika izliyor.

Tampon bölgeden fiili işgale

İsrail, Esed rejiminin devrilmesinden hemen sonra 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması kapsamında oluşturulan BM denetimindeki tampon bölgeye girerek yeni askeri mevziler kurdu. Ardından bu hatla yetinmeyip Kuneytra ve Dera kırsalında daha derin noktalara ilerledi. Çeşitli saha araştırmaları ve uydu görüntüleri, İsrail'in bölgede birden fazla kalıcı üs inşa ettiğini ve düzenli kara operasyonları yürüttüğünü ortaya koyuyor.

Bu durum İsrail'in geçmişte uyguladığı “sınırın ötesindeki tehditleri hava saldırılarıyla engelleme” yaklaşımından farklı olarak, doğrudan arazi kontrolüne dayalı yeni bir güvenlik konseptine geçtiğini gösteriyor. İsrail açısından artık savunma hattı yalnızca işgal altındaki Golan Tepeleri değil, onun doğusunda oluşturulan yeni güvenlik kuşağıdır.

Stratejik derinlik arayışı

İsrail güvenlik çevrelerinde son yıllarda öne çıkan kavramlardan biri “stratejik derinlik”tir. 7 Ekim 2023 sonrası dönemde İsrail, sınırlarında kendisine düşman olarak gördüğü unsurların konuşlanmasını önlemek için Gazze, Lübnan ve Suriye'de ileri savunma bölgeleri oluşturma eğilimine girdi. Güney Suriye’deki askeri varlık da bu yaklaşımın bir parçası olarak görülüyor.

Bu çerçevede İsrail, Şam'ın güneyine kadar uzanan bölgelerde ağır silahların bulunmamasını ve Suriye ordusunun belirli hatların güneyine inmemesini talep ediyor. Netanyahu'nun daha önce Kuneytra, Dera ve Süveyda'nın tamamen silahsızlandırılması yönündeki açıklamaları da bu hedefi ortaya koyuyor.

İsrail, bugün kendisine yönelik yalnızca mevcut tehditleri değil, gelecekte ortaya çıkabilecek potansiyel tehditleri de engelleme politikası izliyor. Askeri üslerin kurulması, düzenli devriyeler ve sık hava saldırıları bu önleyici güvenlik doktrininin parçaları olarak değerlendiriliyor.

Yerel aktörler üzerinden nüfuz arayışı

İsrail’in güney Suriye stratejisinde yalnızca askeri güç değil, yerel toplumsal dinamikler de önemli yer tutuyor. Özellikle Süveyda’daki Dürzi toplumu ve bazı yerel silahlı gruplarla temaslar uzun süredir gündemde bulunuyor. Geçmişte İsrail’in sınır hattındaki bazı Suriyeli yerel unsurlarla iş birliği yaptığı biliniyor. Son dönemde de benzer bir nüfuz ağı oluşturma çabalarının sürdüğüne dair değerlendirmeler yapılıyor. Bu yaklaşımın amacı, İsrail ile Suriye arasında doğrudan çatışma olmaksızın sınır hattında kendisine karşı olmayan yerel güçlerin varlığını teşvik etmek olarak özetlenebilir.

Golan'ın güvenliği ve yeni statü arayışı

İsrail’in güney Suriye politikası, işgal altındaki Golan Tepeleri ile doğrudan bağlantılı. İsrail, Golan'ın güvenliğinin ancak çevresindeki bölgelerin kontrol altında tutulmasıyla sağlanabileceğini düşünüyor. Bu nedenle Kuneytra kırsalındaki yeni askeri varlık, yalnızca geçici bir güvenlik tedbiri olarak değil, Golan'ın uzun vadeli savunma mimarisinin bir parçası olarak görülüyor. Bazı araştırmacılar, İsrail'in bölgede resmi ilhak yerine zaman içinde kalıcılaşan fiili kontrol modeli uyguladığını savunuyor.

Şam yönetimi ve bölgesel sonuçlar

İsrail'in bu stratejisi, yeni Suriye yönetimi açısından egemenlik meselesine dönüşmüş durumda. Şam, İsrail'in ilerleyişini işgal olarak nitelendirirken, Tel Aviv bunu güvenlik zorunluluğu olarak savunuyor. ABD arabuluculuğunda zaman zaman güvenlik görüşmeleri yürütülse de taraflar arasında tampon bölgenin geleceği konusunda ciddi görüş ayrılıkları var.

Bununla birlikte İsrail'in güney Suriye'de kalıcı hale gelen askeri varlığı, bölgede yeni bir çatışma döngüsünün temelini oluşturabilir. Çünkü yerel halkın toprak kayıpları, ekonomik zararlar ve hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar zamanla silahlı direniş eğilimlerini artırabilecek faktörler olarak değerlendiriliyor.

Sonuç

İsrail'in güney Suriye'de attığı adımlar, yalnızca güncel güvenlik kaygıları çerçevesinde değil, aynı zamanda bölgenin gelecekteki siyasi haritasına ilişkin tartışmalar bağlamında da değerlendirilmeli. Özellikle İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri'nin ötesinde yeni nüfuz alanları oluşturması, Arap ve İslam dünyasında uzun süredir gündemde olan "Büyük İsrail" planlarını yeniden gündeme taşıdı.

Her ne kadar İsrail yönetimi operasyonlarını güvenlik ihtiyaçlarıyla gerekçelendirse de, Suriye ve Lübnan topraklarında kalıcı askeri üsler kurulması, tampon bölgelerin genişletilmesi ve yerel dengelere doğrudan müdahale edilmesi, birçok bölgesel gözlemci tarafından İsrail'in sınır güvenliğinin ötesine geçen jeopolitik hedefler peşinde olduğu şeklinde yorumlanıyor.

Bu nedenle güney Suriye'deki gelişmeler, yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bölgemizin gelecekteki siyasi ve coğrafi düzenine ilişkin tartışmaların da önemli bir parçası haline gelmiş durumda.

Bu açıdan bakıldığında güney Suriye, İsrail işgaliyle mücadelenin yeni cephesi olma niteliği taşıyor. İsrail'in sahada oluşturduğu fiili durumun uzun vadeli bölgesel yeniden şekillendirme stratejisinin bir parçası olduğu önümüzdeki dönemde daha net bir şekilde anlaşılacak.

Bugün Lübnan'da ve Güney Suriye'de izlenen politikanın yalnızca Netanyahu ve mevcut koalisyon hükümetine özgü bir yaklaşım olarak değerlendirilmesi de eksik bir okuma olacaktır. İsrail'de hükümetler değişse de güvenlik bürokrasisi, ordu ve stratejik karar alma mekanizmaları belirli temel hedeflerde büyük ölçüde süreklilik göstermektedir.

1967'den bu yana Golan Tepeleri'nin elde tutulması, çevre bölgelerde tehdit olarak görülen yapıların engellenmesi ve İsrail'in stratejik derinliğinin artırılması gibi hedefler farklı siyasi eğilimlerden hükümetler tarafından da benimsenmiştir. Bu nedenle bugün Güney Suriye'de görülen adımlar, yalnızca Netanyahu döneminin tercihleri değil, bir Yahudi devleti olarak İsrail'in uzun yıllardır şekillendirdiği güvenlik ve bölgesel nüfuz anlayışının güncel bir yansıması olarak değerlendirilmeli.

İsrail'de hükümetler değişse de İsrail'in çevresindeki coğrafyayı kendi güvenliği açısından şekillendirme eğilimi büyük ölçüde devam edecektir. Lübnan ve Güney Suriye'de ortaya çıkan tablo da bu sürekliliğin son örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Son dönemde bazı Batılı ve bölgesel aktörler, İsrail'in bölgede yürüttüğü politikaları Netanyahu'nun şahsında somutlaştırarak adeta bir "günah keçisi" oluşturma eğilimi sergiliyor. Bu yaklaşım, Netanyahu sonrasında kurulabilecek yeni İsrail hükümetleriyle siyasi ve diplomatik ilişkileri daha kolay meşrulaştırma amacına hizmet ediyor.

Ancak Gazze'den Batı Şeria'ya, Lübnan'dan Suriye'ye kadar uzanan politikalar incelendiğinde, ortada yalnızca bir siyasi liderin tercihleri değil, farklı hükümetler döneminde de büyük ölçüde devam eden devlet politikaları ve stratejik hedefler bulunduğu görülüyor. Bu nedenle sorunu yalnızca Netanyahu'ya indirgemek, İsrail'in bölgesel yaklaşımındaki yapısal sürekliliği gözden kaçırma riskini beraberinde getiriyor.

Kaynak: Mepa News

wp.gif

İlgili Haberler
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
3 Yorum