Kıbrıs'taki İngiliz üslerinin İran'a karşı savaşta rolü ne?
"İngiliz hükümeti kısa süre önce, Güney Kıbrıs hariç olmak üzere üslerini ABD ordusunun kullanımına açmıştı."
Sylvain Henry | New Arab | Tercüme: Mepa News
2 Mart 2026'da, İran yapımı olduğu değerlendirilen bir insansız hava aracı, Kıbrıs'taki İngiliz askeri üssü Akrotiri üzerinde düşürüldü.
Olay, uzun süredir kamuoyunun dikkatinden uzak kalan adadaki üsleri uluslararası gündemin merkezine taşıdı. Güvenlik alarmı ve gerilimin tırmanabileceği yönündeki kaygılar, bugüne kadar sınırlı kamu denetimi altında faaliyet gösteren bu tesislere yeniden dikkat çekilmesine yol açtı.
Bölgedeki gerilimin yükseldiği bir dönemde, Avrupa Birliği'nin karşılıklı savunma maddesinin devreye sokulma ihtimali ve Doğu Akdeniz'e Avrupa deniz unsurlarının konuşlandırılması, krizin sert biçimde tırmandığına işaret ediyor.
İngiliz hükümeti kısa süre önce, Güney Kıbrıs hariç olmak üzere üslerini ABD ordusunun kullanımına açtı. Aynı zamanda Akrotiri'yi gelişmiş uydu izleme sistemleri ve ek personelle takviye ederek üssün operasyonel kapasitesini kayda değer ölçüde artırdı.
Bu üsler, Ekim 2023'ten bu yana Güney Kıbrıs'tan havalanan İngiliz uçaklarının Filistin toprakları üzerinde yüzlerce keşif uçuşu gerçekleştirdiğine dair kanıtlara rağmen, İsrail'in Gazze'ye yönelik yıkıcı savaşı sırasında da büyük ölçüde kamuoyu denetiminden uzak kaldı.
ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş çok cepheli bir kampanyaya dönüşerek Orta Doğu'yu yeniden şekillendirme potansiyeli taşırken, bu üsler Birleşik Krallık'ın bölgeye güç yansıtma mirasını gözler önüne seriyor. Söz konusu tesisler bugün Batı'nın operasyonları için merkezi lojistik ve gözetleme merkezleri işlevi görüyor.
Güney Kıbrıs stratejik bir askeri merkez olarak öne çıkıyor
Güney Kıbrıs'ın bağımsızlığının ardından 1960'ta güvence altına alınan İngiliz "egemen üs bölgeleri" Akrotiri ve Dikelya, adanın yüzde 3'ünü kapsıyor ve Batı'nın askeri altyapısının temel unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.
Bu bölgeler, çoğu askeri üsten farklı olarak doğrudan Britanya toprağı sayılıyor. Bu durum, operasyonların dış denetime çok daha az tabi biçimde yürütülmesine imkan tanıyor.
King's College London'da güvenlik çalışmaları alanında doçent olan Andreas Krieg, The New Arab'a yaptığı değerlendirmede, bunun "bölgede nadir görülen bir hukuki ve operasyonel özerklik sağladığını ve başka yerlerde operasyonları kısıtlayabilen günlük erişim siyasetine karşı daha az kırılgan hale getirdiğini" söyledi.
Krieg, "Bu süreklilik önemli bir operasyonel avantaj da sunuyor. Kara konuşlu altyapı, deniz platformlarının sağlayamayacağı ölçüde sürdürülebilir görevler, büyük ölçekli istihbarat koordinasyonu ve lojistik devamlılık sağlıyor" dedi.
2023'ten bu yana Orta Doğu'da artan gerilim, Güney Kıbrıs'ın bölgesel çatışmaların içine çekilmesi riskini büyüttü. Haziran 2024'te dönemin Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, adanın sağladığı lojistik destek nedeniyle misillemeyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunmuştu.
İsrail ordusu da 2017'den bu yana düzenli olarak adanın coğrafi yapısını güney Lübnan'daki kara operasyonlarını simüle etmek için kullanıyor.
Aktivist grup Genocide Free Cyprus'tan Matthew Stavrinides, The New Arab'a yaptığı açıklamada, Kıbrıs açısından tehlikenin, adanın Gazze ve genel olarak Orta Doğu'daki askeri operasyonlar için bir "terör fırlatma rampasına" dönüştürülmesinden kaynaklandığını söyledi.
Söz konusu grup, Güney Kıbrıs hükümetine Gazze savaşına dolaylı katılımı sonlandırması yönünde çağrı yapan ve adadaki İngiliz üslerine karşı kampanya yürüten örgütler ile aktivistlerden oluşan bir koalisyon niteliği taşıyor.
Keşif uçuşları ve İsrail operasyonlarına destek
Bu üsler üzerinden Britanya devleti, İsrail'in operasyonlarına doğrudan ancak şeffaf olmayan bir destek sağladı.
BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Ekim 2025'te bunu, istihbarat paylaşımı, lojistik destek ve diplomatik destek yoluyla üçüncü devletlerin müdahil olmasının bir parçası olarak tanımladı.
İngiliz uçakları, İsrail işgali altındaki Filistin toprakları üzerinde yüzlerce keşif uçuşu gerçekleştirdi. Başlangıçta bu uçuşların rehineleri kurtarma çabalarına destek amacıyla yapıldığı savunuldu ancak bu gerekçe geniş ölçüde tartışmalı bulundu.
Sussex Üniversitesi'nden emeritus uluslararası ilişkiler profesörü Martin Shaw, İngiliz hükümetinin "İsrail'in genel kampanyasını desteklediğini", rehineler söyleminin ise ancak uçuşlar kamuoyuna yansıdıktan sonra ortaya çıktığını savunuyor.
Buna rağmen kamuoyundaki tartışma sınırlı kaldı. Ekim 2023'te İngiliz hükümetinin medya kuruluşlarına bu üslerdeki faaliyetlere ilişkin haber yapılmaması yönünde talimat verdiği bildirildi.
Filistin'de insan hakları konusunda eski BM Özel Raportörü Michael Lynk'e göre bu durum, hükümetlerle kurumsal ve devlet medyası arasında, kabul edilebilir eleştirinin sınırları konusunda daha derin bir uyuma işaret ediyor.
Bu çerçevede İsrail, zaman zaman sorunlu hatta paranoyak olarak görülse bile büyük ölçüde stratejik müttefik olarak değerlendiriliyor; Batılı devletler ise demokratik değerleri savunan aktörler olarak sunuluyor. Bu yaklaşım da eleştirel incelemeyi sınırlıyor.
Şeffaflık eksikliği ise dikkat çekici düzeyde sürüyor. İngiliz makamları, toplanan istihbaratın nihayetinde nasıl kullanıldığını açıklamadı. İsrail de bu konuda bilgi vermedi.
Lynk, bunun Birleşik Krallık'ın suça ortak olma ihtimali konusunda "ciddi sorular" doğurduğunu söyledi.
Hukuki ve siyasi sorumluluklar
Bu belirsizlik, stratejik uyum ile hukuki yükümlülükler arasındaki açığı ortaya koyuyor.
Giderek artan kanıtlar, Britanya'nın desteğinin yalnızca keşif uçuşlarıyla sınırlı olmadığını, Britanya devletini İsrail'e yönelik geniş bir lojistik ve askeri yardım ağına dahil ettiğini gösteriyor.
Lynk, "Kıbrıs'taki İngiliz üslerinden kalkan keşif uçuşlarının İsrail operasyonlarına destek verdiğine ilişkin haberler doğruysa -ki bunlar inandırıcı görünüyor-, bu Birleşik Krallık'ın suça ortak olma ihtimali hakkında ciddi sorular doğurur" dedi.
Eski BM raportörü, bu uçuşların tek amacının İsrail'e Gazze'deki soykırım savaşını sürdürmesi için askeri istihbarat sağlamak olduğunu savundu.
Lynk, "Birleşik Krallık, taraf olduğu Soykırım Sözleşmesi uyarınca yapması gerekenin tam tersini yaptı. Soykırımı durdurmak için bireysel ve kolektif biçimde çaba göstermek yerine, soykırım yapan tarafa savaşını sürdürmesinde yardım ederek fiilen buna zemin hazırladı" ifadelerini kullandı.
Suça ortaklık iddiası
Birleşik Krallık, Uluslararası Adalet Divanı önünde soruşturmayla karşı karşıya kalabilir.
Michael Lynk, Nikaragua'nın İsrail'e silah ihracatını sürdürerek suça ortak olduğu iddiasıyla Almanya aleyhine dava açtığını hatırlattı.
Bu tür davalarda temel sorulardan biri, bilgi sahibi olma ve niyet meselesi oluyor. Mevcut içtihat yüksek bir eşik öngörse de, Molise Üniversitesi'nden uluslararası hukuk doçenti Luigi Daniele'ye göre Filistin bağlamı bu eşiği düşürebilir.
Ekim 2023'ten bu yana İsrailli yetkililerin kamuoyuna açık açıklamaları, yaygın biçimde soykırım niyetinin ifadesi olarak yorumlandığı için, üçüncü devletlerin bilgisiz olduklarını ileri sürmesini zorlaştırıyor.
Daniele'nin dikkat çektiği üzere, Uluslararası Adalet Divanı'nın 2007 tarihli Bosna-Sırbistan kararına göre, bir devletin suça ortak sayılması için asıl failin soykırım niyetini bilmesi gerekiyor; aynı niyeti paylaşması ise şart değil. Ancak Gazze bağlamında, bu eşik açıklamaların çokluğu ve açıklığı nedeniyle farklı değerlendirilebilir.
İran'a yönelik savaşta ise İşçi Partisi hükümetinin daha fazla dahil olmaktan kaçınması; tarihsel hafıza, hukuki farkındalık ve iç siyasi baskıların birleşiminden kaynaklanıyor.
Martin Shaw'a göre Irak savaşının mirası hala iç tartışmaları şekillendiriyor, hukuka uygunluk ve siyasi sonuçlara ilişkin kaygılar da daha derin bir katılımı sınırlıyor.
İngiliz hükümeti, attığı adımları savunma amaçlı göstererek doğrudan çatışmanın parçası olmadığı izlenimi vermeye çalışıyor. Ancak Shaw, Britanya toprağından yürütülen operasyonlar mümkün kılındığında bu savunmanın büyük ölçüde yapay kaldığını düşünüyor.
Aynı dönemde Batılı hükümetler, Ekim 2023'ten bu yana Filistin'le dayanışma hareketlerine yönelik baskıyı artırarak kamusal muhalefet alanını daralttı.
İngiliz üslerinin geleceği ne olacak?
Hukuki sorumluluğun ötesinde, Güney Kıbrıs'taki İngiliz üsleri ciddi stratejik soruları da beraberinde getiriyor.
Michael Lynk, bu tesislerin hukuka aykırı operasyonlarda kullanılmasının, Britanya devletini ve üslerin kendisini meşru misilleme hedefi haline getirebileceği uyarısında bulundu.
Lynk, "Birleşik Krallık böylece İran'a karşı saldırı savaşına katılarak uluslararası hukukun yanlış tarafında yer almış olur. Bu nedenle, ABD ve İsrail'e yardım etme ve destek verme düzeyi ölçüsünde, üsleri İran açısından meşru hedef haline gelir" dedi.
Son gelişmeler ise beklenmedik tartışmaları da beraberinde getirdi. Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodoulides, üsleri "sömürgecilikten kalan bir sonuç" olarak nitelendirerek "açık ve samimi bir tartışma" çağrısında bulundu.
İngiliz üslerinin varlığını eleştiren Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Hukukçular Birliği ile Kıbrıs Demokratik Hukukçular Derneği de, "Bu kendi kaderini tayin değildi. Bu, yeni bir hukuki biçime bürünmüş emperyalizmdi" açıklamasını yaptı.
Andreas Krieg'e göre üslerin kapatılması ya da kapasitesinin ciddi biçimde düşürülmesi, sembolik etkinin ötesinde sonuçlar doğuracaktır. Böyle bir adım doğrudan hedef alınma riskini azaltabilir; ancak aynı zamanda Birleşik Krallık'ın Orta Doğu'da güç yansıtma ve kriz yönetme kapasitesini de sınırlar. Bu nedenle daha olası senaryo, stratejik avantajı korurken kullanım şartlarını sıkılaştıran bir yeniden ayarlama olarak görülüyor.
Bununla birlikte sivil toplum mobilizasyonu giderek büyüyor. "Bases Off Cyprus" kampanyası, üsleri askeri operasyonların merkezi merkezleri olarak tanımlıyor ve yerel halkın demokratik denetim olmaksızın çatışmaya maruz bırakıldığını savunuyor.
Kampanyanın koordinatörü Nuvpreet Kalra'nın da vurguladığı gibi hareket, "bölgesel operasyonlar açısından kritik bir fırlatma rampası ve merkez işlevi gören" tesislerin tamamen kapatılmasını talep ediyor. Ayrıca Kıbrıs, Birleşik Krallık ve ABD arasında uluslararası dayanışmaya dikkat çekiyor.
Grup, olası suçlara ilişkin kaygılar kapsamında Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne de istihbarat kayıtlarının teslim edilmesi çağrısında bulundu.
Bu talepler, daha geniş bir hesap verebilirlik çağrısıyla örtüşüyor. İngiliz milletvekili Jeremy Corbyn'in önerdiği soruşturmanın hükümet tarafından reddedilmesinin ardından, sivil toplum aktörleri Britanya devletinin İsrail'in askeri operasyonlarındaki rolünü araştırmak için Gaza Tribunal girişimini başlattı ve nihai raporunu mart ayında yayımladı.
Kampanyanın merkezinde ise halkın, toprakların ve bilgilerin nasıl kullanıldığını ve bunun bedelinin ne olduğunu bilme hakkı bulunuyor.
Michael Lynk, "Güç çoğu zaman adaletin karşısında işler. Uluslararası hukuk, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından tasarlanırken baskın güçlerin sorumluluktan kaçmasına imkan tanıyan bir çıkış yolu da içeriyordu" dedi.
Lynk, "Mücadele sürüyor: adaletin hizmetindeki hukuk mu, gücün hizmetindeki hukuk mu?" ifadesini kullandı.
Kaynak: Mepa News
