Kriz ve gelecek: El Fetih hareketini ne bekliyor?
"El Fetih yapısal dönüşümden çok yönetilen uyum döngüsüne sıkışmış görünüyor."
Sally Ibrahim | New Arab | Tercüme: Mepa News
İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı ucu açık bir yıkım aşamasına uzanırken ve işgal altındaki Batı Şeria'da ilhak tehdidi belirirken, El Fetih sekizinci "Genel Konferans"ını Filistin siyaseti açısından son derece kritik bir dönemde topladı.
Toplantı yalnızca savaşın gölgesinde değil, aynı zamanda son yirmi yılda giderek aşınan, coğrafi olarak parçalanmış, siyasi olarak bölünmüş ve toplumsal tabanından giderek uzaklaşmış bir siyasi sistem üzerinde biriken baskılar altında gerçekleşti.
Resmi olarak "iç demokratik yenilenmenin bir dönüm noktası" olarak sunulan konferans, kısa sürede daha geniş bir siyasi göstergeye, El Fetih'in aşırı kriz koşullarında liderliğini yeniden üretme kabiliyetinin bir testine dönüştü.
Aynı zamanda uzun süredir hareketin hakimiyetinde bulunan Filistin Yönetimi'nin, ulusal seçimlerin, birleşik temsil organlarının ya da işleyen bir siyasi ufkun bulunmadığı bir ortamda kurumsal süreklilik görüntüsü verip veremeyeceğinin de ölçüsü oldu.
Ateş altında bir konferans
14-16 Mayıs 2026 tarihleri arasında düzenlenen sekizinci El Fetih konferansı, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve diasporadan yaklaşık 2 bin 580 üyeyi bir araya getirdi.
Konferansın kendisi, aşmaya çalıştığı parçalanmışlığı yansıttı. Oylama, savaş koşullarını ve İsrail'in hareket kısıtlamalarını aşmak amacıyla Ramallah, Gazze, Kahire ve Beyrut'ta eş zamanlı olarak dağınık bir formatta yapıldı.
Organizatörler, coğrafi olarak parçalanmış yapıyı olağanüstü koşullara rağmen kurumsal direnç ve örgütsel sürekliliğin kanıtı olarak sundu.
Ancak siyasi açıdan bu format, Filistin'deki parçalanmışlığı öne çıkardı. El Fetih'in en üst organını tek bir yerde toplayamaması, yönetim, temsil ve siyasi özne olma bakımından bölgesel ve siyasi hatlar boyunca yaşanan ulusal bölünmeyi sembolize etti.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oyunu kullandıktan sonra Ramallah'ta yaptığı açıklamada konferansı, "kurumları yenilemeye" ve Filistin Yasama Konseyi ile Filistin Ulusal Konseyi için gelecekte yapılacak seçimlere hazırlanmaya yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak tanımladı.
Abbas, anayasal reform ve siyasi partiler yasasının çıkarılması yönündeki uzun süredir dile getirilen taahhütlerini yineledi. Konferans delegelerine yaptığı konuşmada Abbas, toplantıyı Filistin davasının son on yılların en tehlikeli dönemlerinden biriyle karşı karşıya olduğu bir zamanda El Fetih'in tarihsel meşruiyetinin ve ulusal rolünün yeniden teyidi olarak tasvir etti.
Abbas, savaş ve bölgesel istikrarsızlığa rağmen Filistin kurumlarının işler durumda kalması gerektiğini vurgularken, Filistin devletinin uluslararası alanda tanınması ve İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının sona erdirilmesi çağrılarını yineledi.
Ancak birçok gözlemciye göre konuşma, reformun somut uygulama olmaksızın tekrar tekrar dile getirildiği tanıdık bir siyasi çerçevenin içinde kaldı.
Abbas'ın önerilerine herhangi bir takvim, uygulama mekanizması ya da bağlayıcı siyasi güvence eşlik etmedi. Bu da kurumsal yenilenmenin etkin bir siyasi süreçten çok söylem düzeyinde işlediği yönündeki algıyı güçlendirdi.
Yönetilen rekabet mi, kontrollü süreklilik mi?
Merkez Komitesi'nin 18 üyesi ile Devrim Konseyi'nin 80 üyesini belirleyen seçim sürecinde, konferans organizatörlerine göre resmi katılım oranı yüzde 94'ü aştı.
Konferans medya komitesi başkanı Sabri Saydam, The New Arab'a yaptığı açıklamada, oylama sürecinin El Fetih'in örgütsel disiplininin ve savaş ile lojistik parçalanmaya rağmen kurumsal prosedürleri sürdürme kabiliyetinin kanıtı olduğunu söyledi.
Saydam, hareketin son derece karmaşık siyasi ve güvenlik koşulları altında birden fazla noktada eş zamanlı oylamayı koordine etmeyi başardığını belirtti.
Ancak usuli başarının altında, üretilen meşruiyetin niteliğine ilişkin daha derin ve çözülmemiş bir tartışma yatıyordu.
El Fetih içinde ve bağımsız analistler arasında temel bir soru varlığını sürdürüyor: Sıkı biçimde yönetilen bir iç seçim sistemine katılım demokratik yenilenme anlamına mı geliyor, yoksa rekabet sınırlarının baştan belirlendiği bir iç uzlaşı yapısını yeniden üretmekten mi ibaret kalıyor?
Bu mesele, teknik seçim prosedürlerinin ötesine geçiyor. El Fetih'in hem ulusal kurtuluş hareketi hem de Filistin Yönetimi'nin kurumsal omurgası olma şeklindeki ikili kimliğinin merkezine dokunuyor.
Filistin'de yerel seçimleri Mahmud Abbas'a bağlı isimler kazandı
Eleştirmenler, zaman içinde iç seçimlerin, köklü elitler arasında nüfuzu yeniden dağıtan mekanizmalara dönüştüğünü, gerçek siyasi rekabete ya da ideolojik yenilenmeye alan açmadığını savunuyor.
Abbas'ın hem Filistin Yönetimi başkanı hem de El Fetih lideri olarak sürdürdüğü ikili rol, bu yetki yoğunlaşmasını daha da pekiştiriyor.
Hareket içindeki birçok kişi açısından örgütsel liderlik ile devlet benzeri yönetim yapılarının iç içe geçmesi, iç muhalefet alanını daraltırken karar alma gücünü sınırlı bir liderlik çevresinde topladı.
Liderlik değişimi: Sınırları çizilmiş yenilenme
Merkez Komitesi seçimlerinin sonuçları, kısmi bir kuşak ve siyasi değişime işaret etti ancak iktidar mimarisinde bir kopuş oluşturmadı.
Komiteye dokuz yeni üye girdi. Bu durum bazı gözlemciler tarafından bileşimde yaklaşık yüzde 50'lik bir yenilenme olarak tanımlandı.
Ancak değişimin önemi sayısal yenilikten çok, giren ve çıkan isimlerin siyasi profillerinde yatıyor.
En sembolik isimlerden biri, Cenin'deki El Aksa Şehitleri Tugayları'nın eski komutanı Zekeriya Zübeydi oldu. Zübeydi'nin seçilmesi, İkinci İntifada ve silahlı direniş mirasıyla güçlü çağrışımlar taşıdı.
Onun komiteye dahil edilmesi, El Fetih'in militan meşruiyetle ilişkilendirilen figürleri resmi siyasi yapılara yeniden entegre etme, devrimci sembolizm ile kurumsal kontrol arasında denge kurma girişimi olarak görüldü.
Filistin Genel İstihbarat Başkanı Macid Ferac da önemli bir konum elde etti. Bu da güvenlik kurumunun El Fetih'in iç iktidar yapısındaki merkezi rolünün sürdüğünü gösterdi.
Bu arada Başkan'ın oğlu Yasir Abbas'ın seçilmesi, Filistin siyasi çevrelerinde geniş yankı uyandırdı ve hareketin üst kademelerinde ailevi yakınlığın artan görünürlüğüne ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Aynı zamanda Azzam el Ahmed, Ruhi Fettuh, Abbas Zeki ve İsmail Cebr gibi bazı kıdemli liderler konumlarını koruyamadı.
Birçok analiste göre bu ayrılıklar ideolojik bir dönüşümden çok, sürekliliği korurken dikkatle yönetilen bir yenilenme görüntüsü sunmayı amaçlayan iç dengelerin yeniden ayarlanmasını yansıttı.
Ortaya çıkan liderlik yapısı, güvenlik figürlerini, siyasi kıdemlileri, sembolik direniş isimlerini ve kurumsal otoriteyle bağlantılı ağları bir araya getiriyor. Bu yapı, yapısal değişimden çok uyum sağlama çabasına işaret ediyor.
Yeniden üretim mantığı
Ramallah merkezli siyasi analist Hani el Mısri, bu gelişmeleri Filistin Yönetimi'nin 1990'ların ortasında kurulmasıyla başlayan daha geniş bir tarihsel sürecin içine yerleştiriyor.
El Mısri, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "El Fetih kademeli ancak derin bir dönüşüm geçirdi: Ulusal kurtuluş hareketinden, sınırlı egemenlik koşulları altında faaliyet gösteren bir yönetim otoritesinin kurumsal omurgasına dönüştü" dedi.
El Mısri'ye göre bu geçiş, liderlik seçimini belirleyen ölçütleri kökten değiştirdi. Meşruiyet bir zamanlar esas olarak mücadeleye, örgütsel seferberliğe ve siyasi temsile bağlıyken, bugün giderek iktidar merkezlerine yakınlık ve iç kurumsal dengeleri yönetme kabiliyetiyle şekilleniyor.
"Yönetim mantığı, kurtuluş mantığının önüne geçti" diyen el Mısri, idari ayakta kalma ve kurumsal yönetimin stratejik siyasi vizyonun giderek önüne geçtiği bir süreci tarif etti.
El Mısri ayrıca El Fetih'in iç seçimlerinde adaylık için şeffaf ve açıkça tanımlanmış kriterlerin bulunmamasının bu dinamiği güçlendirdiğini savundu. Ona göre rekabeti düzenleyen yapısal mekanizmalar olmadığında liderlik yenilenmesi dönüştürücü değil, döngüsel hale geliyor.
El Mısri, "Tanık olduğumuz şey mutlaka iktidarın demokratik dolaşımı değil, aynı siyasi elitin yeni düzenlemeler ve ittifaklar yoluyla yeniden üretilmesidir" dedi.
Bu olguyu, özellikle Gazze'deki savaş ve Batı Şeria'daki kötüleşen ekonomik koşullar altında Filistin siyasi kurumları ile toplum arasındaki kopuşun genişlemesiyle de ilişkilendirdi.
"Bu koşullarda siyasi katılım, özlü olmaktan çok sembolik hale gelme riski taşıyor" diyen El Mısri, "İnsanlar biçimsel olarak katılıyor, ancak stratejik karar alma üzerindeki etkileri son derece sınırlı kalıyor" ifadelerini kullandı.
El Fetih: Hamas Gazze'nin yönetimini bırakmalı
İç çatlaklar ve temsil coğrafyası
Konferans, El Fetih içindeki kalıcı coğrafi ve siyasi çatlakları da ortaya çıkardı.
Gazze'den temsil, bazı kadrolar tarafından Gazze'nin demografik ve siyasi ağırlığına kıyasla orantısız biçimde sınırlı görüldü. Bu durum, Gazze'nin savaşın, yerinden edilmenin ve insani çöküşün merkez sahası olmaya devam ettiği bir anda özellikle dikkat çekti.
Gazze'den kıdemli El Fetih figürü Hüsam Ebu Nasr, hareketin iç kurumsal düzenlemelerinde Gazze'nin ağırlığını yeterince yansıtmadığını söyledi.
Ebu Nasr, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "Devam eden savaş sırasında Gazze'nin taşıdığı yıkım, yerinden edilme ve siyasi yükün ölçeği, hareketin iç temsilinde daha açık biçimde yansıtılmalıydı" dedi.
Ebu Nasr, Gazze'nin Filistin sahasının yalnızca coğrafi bir bileşeni değil, "bu aşamada ulusal mücadelenin en ağır yükünü taşıyan alan" olduğunu vurguladı.
Bu gerçeği dikkate almayan herhangi bir iç yeniden yapılanma sürecinin, El Fetih'in liderlik kurumları ile Gazze'deki Filistinlilerin yaşadığı gerçeklik arasındaki uçurumu genişletme riski taşıdığı uyarısında bulundu.
"Temsil yalnızca sayısal bir mesele değildir" diyen Ebu Nasr, "Aynı zamanda Gazze'nin savaşın, fedakarlığın ve direnişin merkezi haline geldiği bir anda siyasi sembolizm ve ulusal denge meselesidir" ifadelerini kullandı.
Hareket içindeki diğer bazı isimler ise dengesizliği bilinçli bir dışlamadan çok lojistik kısıtlamalara bağladı. Savaş koşulları ile Gazze, Batı Şeria ve diaspora toplulukları arasındaki ağır hareket kısıtlamaları altında oylama ve iletişim örgütlemenin pratik zorluklarına işaret etti.
Ramallah merkezli siyasi analist İsmet Mansur, sürgündeki lider Muhammed Dahlan'la bağlantılı akımlar başta olmak üzere El Fetih içindeki çözülmemiş bölünmelerin örgütsel bütünlük açısından yapısal bir meydan okuma oluşturmayı sürdürdüğünü savundu.
Mansur, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "Bunlar artık geçici anlaşmazlıklar değil. Hareketin iç yapısına yerleşmiş durumdalar ve ittifakları, oy verme dinamiklerini ve meşruiyet algılarını giderek daha fazla şekillendiriyorlar" dedi.
Mansur, gerçekten kapsayıcı bir uzlaşı çerçevesi olmadan iç çatlakların özellikle Gazze'de daha da derinleşebileceği uyarısında bulundu. Gazze'de siyasi parçalanma, ağır insani koşullarla iç içe geçmiş durumda.
Mansur "Bugün yönetilen iç rekabet gibi görünen şey zamanla kontrol altına alınması giderek zorlaşan daha yerleşik bir örgütsel parçalanmaya dönüşebilir" ifadelerini kullandı.
Katılım ile hayal kırıklığı arasında
Taban düzeyinde El Fetih üyelerinin tepkileri, temkinli katılım ile derin kuşkuculuk arasındaki aynı bölünmeyi yansıttı.
Deyr el Belah'tan oylamaya katılan El Fetih üyesi Ahmed Ebu'n Nur, katılımını "etrafımızda olup biten her şeye rağmen El Fetih'in Gazze'deki varlığını korumayı amaçlayan siyasi bir mesaj" olarak tanımladı.
İç yenilenme ilkesini memnuniyetle karşıladığını söyleyen Ebu'n Nur, savaş ortamının temsil ve meşruiyet algılarını kaçınılmaz olarak şekillendirdiğini kabul etti.
The New Arab'a yaptığı açıklamada, "Konferansın düzenlendiği koşullar savaşın kendisinden ayrı düşünülemez. Bu da insanların sonuçları ve temsil dengesini nasıl anladığını doğrudan etkiliyor" dedi.
Buna karşılık Han Yunus'tan El Fetih mensubu Mahmud Rabah, oy kullanmamasını kapalı bir iç siyasi yapıya karşı protesto biçimi olarak tanımladı.
Rabah, "Sorun mutlaka seçilen kişilerle ilgili değil, her seferinde aynı sonuçları yeniden üreten sistemle ilgili" dedi.
"Yapının kendisini değiştirmeden" diyen Rabah, "aynı siyasi sistemi farklı isimler altında döndürmekten başka bir şey yapmıyoruz" ifadelerini kullandı.
Bu tanıklıklar, konferans boyunca hissedilen temel gerilimi ortaya koyuyor: Bir yanda imkansız koşullar altında kurumsal sürekliliği korumak için iç katılımı hala gerekli görenler, diğer yanda ise süreci Filistin ulusal hareketinin karşı karşıya olduğu daha derin krizi ele almadan yerleşik bir siyasi düzeni yeniden üretmek olarak görenler.
Sonuçta sekizinci El Fetih konferansı, süreklilik ile kontrollü yenilenme arasında konumlanan bir liderlik değişimi üretti. Merkez Komitesi'ne yeni aktörler girdi, kıdemli figürler çıktı ve sembolik isimler hareketin iç manzarasının bazı bölümlerini yeniden şekillendirdi.
Ancak iktidarın daha geniş mimarisi, yani mantığı, ağları ve karar alma mekanizmaları büyük ölçüde olduğu gibi kaldı.
Eleştirmenlere göre konferans, hem El Fetih hem de daha geniş Filistin siyasi sistemi içindeki uzun süredir devam eden yapısal krizlerle yüzleşmek için kaçırılmış bir fırsatı temsil etti. Destekçilerine göre ise savaş, parçalanma ve derin belirsizlik ortamında kurumsal bütünlüğü koruma girişimi oldu.
Yanıt bekleyen soru, El Fetih'in hem hareket hem de yönetim otoritesi şeklindeki mevcut ikili rolünün ötesine geçip geçemeyeceği ve resmi siyasi kurumlardan giderek uzaklaşan parçalanmış Filistin kamuoyuyla yeniden bağ kurup kuramayacağı.
Savaş, iç bölünme ve ulusal seçimlerin yokluğu Filistin siyasetini tanımlamaya devam ederken, El Fetih yapısal dönüşümden çok yönetilen uyum döngüsüne sıkışmış görünüyor.
Filistin siyasi manzarası giderek daha fazla parçalanırken, temel soru daha acil hale geliyor: El Fetih içindeki yenilenme hala anlamlı bir siyasi değişim üretebilir mi, yoksa henüz gelmemiş daha geniş bir yeniden başlangıcı bekleyen bir siyasi sistemi ayakta tutma mekanizmasına mı dönüştü?
