Lübnan ve Suriye, değişen dengeler karşısında yeni iş birliği arayışında
Şam ve Beyrut, egemenlik ve işbirliğine odaklanarak, Suriye’nin Lübnan üzerinde on yıllardır süren hakimiyetinden uzaklaşıyor.
Justin Salhani | Al Jazeera | Tercüme: Mepa News
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 9 Mayıs’ta Şam'a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, 2024’te Beşar Esed'in devrilmesinden sonra Lübnan başbakanının Suriye başkentine yaptığı ikinci resmi ziyaret oldu.
Ziyaret, hem Lübnan’ın hem de Suriye’nin İsrail saldırıları ve toprak işgalleriyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşti.
Analistlere göre bu süreç, iki ülke ilişkilerinde “yeni bir çerçevenin” devamı niteliğini taşıyor. Bu yeni dönem, Suriye’nin yıllarca Lübnan üzerindeki siyasi ve güvenlik etkisinin ardından ve Hizbullah'ın Suriye iç savaşında Esed rejimine verdiği askeri desteğin sonrasında şekilleniyor.
Uluslararası Kriz Grubu’nun Suriye Sorumlusu Kıdemli Analisti Nanar Hawach, Al Jazeera’ya yaptığı değerlendirmede, Şam yönetiminin ilişkiyi artık “iki egemen ve eşit devlet arasındaki ilişki” olarak tanımladığını söyledi.
Hawach’a göre bu yaklaşım yalnızca söylem düzeyinde kalmadı; aynı zamanda kurumsal adımlarla da desteklendi. Bunlar arasında, Suriye vesayetinin sembollerinden biri olarak görülen Lübnan-Suriye Yüksek Konseyi’nin askıya alınması ve iki tarafın karşılıklı büyükelçilikler açması yer alıyor.
Yeni öncelikler
Aralık 2024’te Suriyeli muhalif gruplar, Şam dahil rejim kontrolündeki bölgeleri ele geçirmek için geniş çaplı bir operasyon başlattı. 8 Aralık sabahının erken saatlerinde Beşar Esed ülkeyi terk etti ve böylece Suriye’de yarım asırlık aile yönetimi sona erdi.
Esed arkasında büyük ölçüde yıkılmış bir ülke bıraktı. 2011’de başlayan halk ayaklanması rejim tarafından sert biçimde bastırılmış, ardından gelen savaş ülkenin geniş kesimlerini harabeye çevirmişti.
Esed dönemindeki Suriye uluslararası alanda izole edilmiş ve ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştı.
Lübnanlı siyaset analisti Mounir Rabih’e göre Esed’in düşmesi Lübnan-Suriye ilişkilerinin doğasını değiştirdi. Rabih, “Lübnan’da kimse Esed’in düşeceğini düşünmüyordu ve kimse Ahmed Şara’nın iktidara geleceğini beklemiyordu” dedi.
Burada kastedilen isim, Esed'i deviren askeri operasyonun liderliğini yapan ve bugün Suriye Devlet Başkanı olan Ahmed Şara.
Lübnan ile Suriye arasındaki karmaşık ilişkinin kökleri modern devletlerin kuruluş dönemine kadar uzanıyor.
1918 öncesinde Osmanlı İmparatorluğu altında belirli ölçüde özerk bir yapıya sahip olan Lübnan Dağı bölgesi, Osmanlı sonrası Fransız mandası döneminde modern Lübnan devletine dönüştürüldü ve Büyük Suriye’den ayrıldı. Yeni sınırların çizilmesi hem Suriye’de hem Lübnan’da toplumsal, ekonomik ve siyasi dengeleri değiştirdi.
1971’de Hafız Esed Suriye’de iktidara geldi. Birkaç yıl sonra Lübnan iç savaşı başladı.
1976’da Suriye ordusu Lübnan’a girdi ve 2005’e kadar ülkenin bazı bölgelerinde askeri, siyasi ve güvenlik etkisini sürdürdü. 2005’te kitlesel protestolar sonucu Suriye askerleri Lübnan’dan çekildi.
Hafız Esed 2000 yılında öldü ve yerine oğlu Beşar geçti.
Suriye ordusu çekildikten sonra bile Şam yönetimi Lübnan’daki müttefikleri üzerinden etkisini korudu. Bu etki 2011’de başlayan Suriye ayaklanmasıyla birlikte zayıflamaya başladı; ancak Beşar Esed’in devrilmesi Lübnan açısından yine de büyük bir kırılma anlamına geliyor.
Hizbullah sonrası denklem
Esed yönetiminin çökmesiyle birlikte Hizbullah’ın İran’dan silah ve finansman aldığı kara hattı da kesilmiş oldu. Hem Esed rejimi hem Hizbullah uzun süre İran’ın “Direniş Ekseni”nin parçası olarak görülüyordu. Hizbullah ayrıca Suriye’de Esed karşıtı muhalefetin bastırılmasında kritik rol oynamıştı.
Yeni Suriye yönetimi ise Hizbullah’a açık biçimde karşı bir çizgi izliyor.
Ahmed Şara liderliğindeki yönetim, ülkeyi yeniden uluslararası sisteme entegre etmeyi, Esed dönemi yaptırımlarını kaldırmayı ve bölgesel ekonomide etkili bir aktör haline gelmeyi hedefliyor.
Lübnan açısından ise Şam artık komşusunu kontrol edilecek bir alan ya da kendi savaşlarını yürüttüğü bir arena olarak değil, eşit bir devlet olarak tanımladığını söylüyor.
Bu yeni ilişki biçimiyle birlikte yeni öncelikler de ortaya çıkıyor.
Hawach’a göre Şam’ın Lübnan dosyasındaki temel öncelikleri şunlar:
- Sınır kontrolü ve sınırların belirlenmesi
- Lübnan hapishanelerindeki Suriyeli tutukluların durumu
- Suriyeli mültecilerin dönüşü
- Esed dönemi yetkililerinin Lübnan’daki varlığı
Bunların ardından Lübnan bankalarında sıkışmış Suriye mevduatları geliyor.
Enerji, elektrik ve transit geçiş gibi ekonomik dosyalar ise kamuoyunda çok konuşulsa da öncelik sıralamasında daha aşağıda yer alıyor.
Yeni bir sayfa mı?
Son dönemde öne çıkan başlıklardan biri, Lübnan hapishanelerindeki 2 binden fazla Suriyeli mahkum meselesi oldu. Mart ayında 130 Suriyeli mahkum cezalarının geri kalanını çekmeleri için Suriye’ye gönderildi; ancak yüzlercesi halen Lübnan’da tutuluyor.
Lübnan’da bu konu oldukça hassas.
Bazı tutuklular “terör” suçlamalarıyla yargılanırken, bazıları Lübnan ordusuna saldırı düzenlemekle suçlanıyor.
Ancak büyük bölümünün yıllardır hapiste bulunmasına rağmen hiç yargılanmadığı belirtiliyor. Bunun nedeni ise siyasi tıkanıklık, yargı grevleri ve siyasi ilgisizlik olarak gösteriliyor.
Son Şam ziyaretinin ardından Nevvaf Selam, tutuklu dosyasının görüşüldüğünü ve iki ülke arasında iş birliğinin artırılmasının ele alındığını söyledi.
Selam, Ahmed Şara ile yaptığı görüşme sonrası şu açıklamayı yaptı:
“Lübnan’daki Suriyeli tutuklular meselesinin çözümüne yönelik çabaları sürdürmeyi ve her iki ülkedeki kayıp ile zorla alıkonulan kişilerin akıbetini ortaya çıkarmayı görüştük.”
Ancak analistlere göre iki ülkeyi doğrudan ilgilendiren fakat açık biçimde öncelik haline getirilmeyen iki büyük dosya daha bulunuyor:
- Hizbullah’ın geleceği
- İsrail’in iki ülke topraklarındaki ilerleyişi
İsrail konusunda ortak strateji yok
Hizbullah’ın 2 Mart’ta İran lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine karşılık olarak İsrail’e saldırı düzenlemesinin ardından Lübnan’da Suriye’nin olası müdahalesine dair söylentiler yayılmıştı.
Reuters, Ahmed Şara’nın Hizbullah’ı silahsızlandırmak için Lübnan’a asker gönderme fikrini reddettiğini aktarmıştı.
Hawach’a göre Şam’ın şu an yaptığı şey, yapabileceğinin en üst sınırı olabilir:
“Suriye kendi tarafındaki sınırı kapatıyor, kaçakçılık ağlarını dağıtıyor ve en azından söylem düzeyinde Lübnan devletinin tüm silahları -Hizbullah’ın silahları dahil- kontrol altına alma çabasını destekliyor.”
Ancak Beyrut ile Şam’ın Hizbullah meselesini resmi ikili gündemin dışında tuttuğu ve her iki tarafın da bu durumdan memnun olduğu belirtiliyor.
İsrail konusunda da iki ülkenin ortak bir plan ya da koordineli bir yaklaşım geliştirdiğine dair işaret bulunmuyor.
Her iki ülke de önceliği kendi iç istikrarına vermiş durumda.
Hawach’a göre Beyrut ve Şam’ın İsrail’in toprak genişletme politikalarına karşı ortak çıkarları var; ancak İsrail dosyasında yapılandırılmış bir koordinasyon mekanizması görünmüyor.
Her iki taraf da ABD arabuluculuğunda ayrı ayrı müzakere yürütüyor. Şu aşamada yalnızca liderler düzeyinde sınırlı istişareler bulunuyor.
İsrail baskısı sürüyor
2 Mart’tan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında yaklaşık 3 bin kişi öldü.
İsrail ordusunun güneye ilerlemesi büyük yıkıma, evlerin yıkılmasına ve 1,2 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtı.
Donald Trump 16 Nisan’da ateşkes ilan edildiğini duyurdu. Buna rağmen İsrail saldırıları ve tahliye emirleri Güney Lübnan’da devam ediyor. Hizbullah’ın misillemeleri de sürüyor.
Suriye de İsrail saldırılarından kaçabilmiş değil.
Esed’in devrilmesinden sonraki bir yıl içinde İsrail, Suriye’yi 600’den fazla kez hedef aldı. 17 Mayıs’ta Suriye İnsan Hakları Ağı'ndan Fadıl Abdulgani, İsrail’i Güney Suriye’yi “kademeli olarak ilhak etmekle” suçladı.
Esed’in düştüğü günün ertesi günü İsrail, işgal altındaki Golan Tepesi çevresinde yeni bölgeleri kontrol altına aldı.
Suriye yönetimi ise İsrail’e doğrudan saldırmaktan kaçınıyor ve uluslararası alanda yeniden kazandığı meşruiyeti ülkeyi güçlendirmek için kullanmaya çalışıyor.
Kasım 2025’te Ahmed Şara, Beyaz Saray’ı ziyaret eden ilk Suriyeli lider oldu ve bu durum Trump yönetimiyle gelişen ilişkilerin işareti olarak görüldü.
Buna rağmen İsrail mart ayında Suriye askeri noktalarını hedef almaya devam etti ve Suriye medyasına göre İsrail güçleri halen Suriye topraklarında kontrol noktaları kuruyor.
Rabih’e göre İsrail hem Lübnan’dan hem Suriye’den toprak alıyor ve iki ülke arasında gerilim üretmeye çalışıyor. Ancak ona göre bölgede yeni bir ittifak da şekilleniyor.
“Türkiye ve Suudi Arabistan, Lübnan ile Suriye’nin koordinasyon içinde olmasını istiyor” diyen Rabih, iki ülkenin bu yolla daha geniş bir bölgesel ittifakın korumasını aradığını belirtiyor.
Bu ittifakın hedeflerinden biri de ABD üzerinde baskı oluşturarak İsrail’in saldırıları ve toprak genişletme politikalarını durdurmak olabilir. Yine de analistlere göre bu mesele daha geniş bölgesel çerçeve içinde ele alınacak.
Şimdilik Lübnan ile Suriye’nin ilişkileri, geçmişteki Suriye hegemonyasına rağmen daha eşit bir zeminde ilerliyor gibi görünüyor.
Ancak her iki ülkenin -özellikle de Suriye’nin- temel önceliği halen kendi iç meseleleri.
Hawach bunu şu sözlerle özetliyor:
“Lübnan şu anda Şam için öncelikli bir dosya değil. Yeni hükümet Suriye’yi istikrara kavuşturmak, İsrail’i yönetmek ve yeniden inşa için finansman bulmakla meşgul. Bu nedenle, istese bile Lübnan’da daha iddialı bir gündem izleyecek ne iştahı ne de kapasitesi var.”
Kaynak: Mepa News