1. SİYASET BİLİM

  2. Machiavelli ve devlet teorisi
Machiavelli ve devlet teorisi

Machiavelli ve devlet teorisi

Machiavelli'nin öğretisi çoğu zaman “amaç için her yol mubah” diye özetlenir.

Mepa News | Siyaset Bilim
A+A-

Yazan: Sevan Nişanyan

Machiavelli'nin öğretisi çoğu zaman “amaç için her yol mubah” diye özetlenir. Alakası yoktur. Bu derece bayağı bir tezi ileri süren biri neden büyük adam sayılsın, neden hatırlansın? “Ahlak yok” demekle birdir, her ergenin aklından bazen geçer belki, sonra akıllanırlar.

Machiavelli'nin düşünce tarihinde devrim niteliğinde olan keşfi, bireysel ahlakla devlet yönetme ahlakının birbirinden ayrı ve hatta bazen zıt olduğu fikridir. Bireyde ayıplanan eylemler, devlet yöneten açısından mubah ve hatta övülesi olabilir. “Devlet ahlak üstüdür” de demiyor; “devletin ahlakı başka kriterlere tabidir.” Modern siyaset biliminin başlangıç noktası sayılır, “peki, başka kritere tabiyse o kriter(ler) ne?” sorusu.

"Modern" derken tabii son moda anlamında değil, post-medieval anlamında, Türkçesi galiba Yeniçağ.

Abin döverse babana gidersin. O olmadı amcana, daha olmadı polise. İnsani iktidar her zaman zulme dönüşme potansiyeline sahiptir. Bunun çaresini Ortaçağ (Avrupa) siyasi düşüncesi sonsuz bir iktidar zinciri tahayyül etmekte bulmuş. Her zalimin üzerinde başvuracak bir merci olmalı. Zincirin üst ucu bulutlarda kaybolur gerçi – imparator hazretleri? papa? kilisenin manevi şahsiyeti? – ama pratikte ne önemi var?

16. yy’a gelindiğinde o zincirin hükmü kalmamıştır. Ara baklaların çoğu kırılmış, irili ufaklı bir dizi hükümdar “en büyük benim, başka büyük yok” sevdasına kapılmıştır. (İlginçtir ki bu teori ilk evvela 13. yy’da papa ile imparatora meydan okuyan İtalyan şehir devletlerinde türer. Daha sonra Amerikan altını ile görülmemiş güce kavuşan İspanya kralı, Felemenk ve İtalya ticaretine çöken Fransa kralı, memleketin tüm soylularını haraca bağlayan İngiltere kralı 7. Henry ile kilise mülklerini gaspeden oğlu 8 no. “en büyüklük” iddiasının taşıyıcıları olur.)

Jean Bodin, Devlete Dair Altı Kitap (1576) Yeniçağ siyasi düşüncesinin ilk önemli başyapıtı sayılır. Hollandalı Arnold Clapmarius, Devlet Sırlarına Dair Altı Kitap (1605) belki daha da orijinaldir. (Her ikisini 1982’de okuma demeyelim de baştan aşağı gözden geçirme fırsatı bulmuştum.) Her ikisi Machiavelli ile karşılaşmanın getirdiği elektrik şokunun izlerini taşır. Her ikisinin merkezi problemi majeste kavramıdır. Latince maiestas, tuhaf yapılı bir sözcük, Türkçeye belki ekberiyet diye çevirmeli: “en büyüklük”. Yani zincirin son halkası; sorumluluğu üste devredemeyeceğin, hesap verecek kimseyle muhatap olmadığın yer. Bu tüyler ürpertici mevkii insanlar dünyasında makul ve makbul kılacak olan koşullar nelerdir? Hiç kimseye hesap vermeyen hükümdar, kamu vicdanında, yahut aklın mahkemesinde, nasıl hesap verebilir? Sözü kanun olan biri hangi kanunlara tabidir?

Buyurun, modern çağ siyasi düşüncesinin ana konuları.

Sakın bunlar çağı geçmiş monarşiler devrinin mevzuları deyip burun kıvırmayın. Kafasına ibik takmış astığı astık kestiği kestik bir tane adam yerine Devlet deyin, ne kadar güncel olduğunu görürsünüz.

Ayrıntılı öyküyü erteleyip genel hatlara bakarsak ben kabaca üç tane cevap, daha doğrusu cevap stili görebiliyorum. Birbirini dışlayan şeyler değil, üç ayrı vurgu, üç ayrı ilkeler demeti. Özetleyeyim.

1) Hukuk devleti (Rechtsstaat) fikri 19. yy’da Almanya’da egemen olmuştur, Hegel’inden Weber’ine kadar bilumum Alman ağır toplarının kafasındaki teorik modeldir. Yasalar insan aklının reel dünyadaki tezahürüdür. Devlet yasaların cisim bulmuş halidir; Devlet yasalarla kaimdir ve yasalar ancak Devlet sayesinde hayat bulabilir. O halde, gelişkin bir yargı sistemi ve iyi eğitilmiş yargıçlar Devletin can damarıdır.

Peki, varlık sebepleri Devlet olan ve ahlaki ufukları Devletle sınırlı olan bu yargıçlar, devleti temsil edenlerle sade vatandaş – veya hükümet karşıtları – çatıştığında ne yapacak? Hukuk devleti ideali işte tam olarak bu noktada çöker. Hukuk devletinin mantığı Dreyfus davasında (ve Rus devrimcilerinin yargılamalarında, Sacco ve Vanzetti davasında...) iflas eder. Bireysel bir zaaf değildir sözkonusu olan, yapısal bir problemdir. Amaç hukuksa, hukukun yeryüzündeki temsilcisi olan Devlet’i nasıl göz ardı edersin?

 [İlginç ki klasik devir (yani Osmanlı-öncesi) İslam siyasi düşüncesi ile bu fikir arasında çarpıcı paralellikler vardır. Hukuk yerine Adalet kelimesini koyunca daha iyi anlaşılır. Olağanüstü gelişkin bir hukuk sistemi olan İslam fıkhını yeryüzünde egemen kılmak, teoride, İslam devletinin yegane varlık sebebidir. Mamafih derin konu, başka zaman bakalım.]

2) Denge devleti fikri İngilizlerin uzmanlık alanıdır. Hukuk dediğin esnek bir şey derler, her kaba girer, mühim olan toplumda herhangi bir aktörün diğerlerini ezecek kadar güçlenmesini önlemektir. Amerikan siyasi düşüncesi de ana fikrini İngilizden almıştır. 19. ve 20. yy’larda Batı dünyasının İngilizce konuşan kısımlarına egemen olan liberalizm düşüncesinin temelinde bu yatar: hukuk değil, çoğulculuk ve güçler dengesi. Toplumda çeşitli kurumlar, siyasi partiler, hizipler, eyaletler, birbirini sevmez bürokrasiler, kraldan ayrı başbakanlar, şehir meclisleri, meslek kuruluşları, rakip gazeteler, özerk yönetimler olsun ki kimse haddinden fazla zulme yeltenemesin, vatandaşa nefes payı kalsın. İyi devlet, bu çeşitliliği cambaz gibi idare eden devlettir. Devlet ahlakının ölçütü budur. Denge bozulunca devlet bozulur.

Nitekim 21. yy’a gelindiğinde başta Anglosakson ülkeleri olmak üzere bütün dünyada denge feci surette bozulduğu, istihbarat ve emniyet örgütleri geri kalan her şeyi böcek gibi ezecek kudrete kavuştukları için bu modelin de çağı geçmiş görünüyor.

[Batıda liberal demokrasi çağının kapanmasında şimdilik üç ana dönemeç rol oynadı görünüyor: uyuşturucuyla mücadele, ‘terörle’ mücadele, virüsle mücadele. Bi ara bunu da yazak.]

3) Üçüncüsü bugünkü dünyada kavraması en zor olan model, ilk tepkiniz ‘yok ya’ olacak. Lakin yukarıda adı geçen Bodin’in kitabında muazzam bir belagatle savunduğu fikir budur; 18. yy ortalarına dek Avrupa’da herkesin üzerinde az çok mutabık olduğu yaklaşım da budur. Osmanlı devletinin egemen ideolojisi de, en azından devletin güçlü olduğu devirde, bundan çok farklı değildir.

Devleti Devlet yapan, derler, törendir, azamettir, ihtişamdır, kutsallık halesidir. Batıda 16. yy’dan itibaren yaygınlaşan stato/state/état kavramı esasında “duruş” ve haşmet demektir. İyi Devlet haşmetini – raconunu – her şeyden üstün tutar; kötü Devlet üslupsuz devlettir. Bu sadece estetik değil aynı zamanda ahlaki bir ilkedir. Zira racon kaygısı toplumda söz sahibi olanları ortak bir zihniyet ve ortak bir estetik anlayışı etrafında birleştirir, Devletin başındakilerin keyfilik sahasını kuvvetli sınırlar içine hapseder.

Üç model arasında en gerçekçi olanı sanırım budur. Lakin mantıki sonucunun Hitler’lere vardığını düşünürseniz bu modelde de günümüz açısından pek çıkar yol görünmüyor.

twtbanner-001.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.