Netanyahu'nun ardından gelen yeni başbakan İsrail'in küresel imajını düzeltebilir mi?
"Filistin devletine karşı çıkmak ve bölgesel tehdit olarak algılanan unsurlara karşı askeri güce dayanmak dahil temel konularda İsrail'in yerleşik siyasi çevrelerinin büyük bölümünde kayda değer bir süreklilik var."
Giorgio Cafiero | New Arab | Tercüme: Mepa News
İsrail'de seçim sonrası karmaşa, Gazze'de yıllardır süren soykırım ve Tel Aviv'in bölgenin diğer yerlerindeki kural tanımaz tutumu nedeniyle ülkenin uluslararası imajının giderek daha fazla zarar gördüğü bir dönemde yaşanıyor.
Avrupa ve ABD'de kamuoyunun Tel Aviv'in politikalarına tepkisi büyürken İsrail ile Batılı ortakları arasındaki ilişkiler gerildi.
Bu arada, Suudi Arabistan gibi başka Arap ülkeleriyle normalleşme ihtimali hala son derece zayıf.
Bu ortamda Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yerini başka bir ismin alma ihtimali, yeni bir İsrail hükümetinin ülkenin uluslararası alandaki imajını düzeltip düzeltemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.
İsrail'de bir liderlik değişikliği, özellikle Batılı devlet adamlarının gözünde ülkenin diplomatik itibarını bir ölçüde onarmasına imkan tanıyabilir. Ancak gerçek bir dönüşüm beklenemez.
Sonuçta İsrail'in uluslararası imajını zedeleyen temel sorunlar, tek bir lider olarak Netanyahu'nun çok ötesine uzanan, Filistinlilere yönelik İsrail politikalarından kaynaklanıyor.
İsrail'de Netanyahu döneminin geride kaldığı mesajını veren yeni bir başbakanı, Batı başkentlerindeki İsrail destekçileri memnuniyetle karşılayacaktır.
Batı kamuoyunda Tel Aviv'in politikalarına karşı tepki benzeri görülmemiş düzeylere ulaşırken, İsrail'de böyle bir liderlik değişikliği Batılı hükümetlere Tel Aviv'le yakın ilişkilerini sürdürmelerini haklı gösterme fırsatı verebilir.
Georgetown Üniversitesi Dış Hizmetler Okulu bünyesindeki Prince Alwaleed Center for Christian-Muslim Understanding'in direktörü Dr. Nader Hashemi, The New Arab'a şunları söyledi:
"Gazze'deki soykırım sonucunda Batı'da, Batı kamuoyunda İsrail'e destek şimdiye kadarki en düşük düzeyine indi. Bu nedenle farklı bir İsrail imajı sunan yeni bir başbakanı, başta Batı'dakiler olmak üzere İsrail'in dünyanın dört bir yanındaki dostları memnuniyetle karşılayacaktır."
Hashemi, "Elbette İsrail'de değişimin gerçek ölçütü, yeni bir başbakanın sözleri değil, Batı Şeria'daki ve özellikle Gazze'deki Filistinlilere ilişkin somut adımlar ve politika değişiklikleri olacaktır. Kimse bunun gerçekleşmesini beklemiyor. Ama en azından halkla ilişkiler açısından, İsrail'in destekçilerinin ve İsrail'e sempati duyanların birçoğunun Netanyahu'ya alternatif bir hükümeti memnuniyetle karşılayacağını düşünüyorum" diye ekledi.
Siyasi analist ve Jadaliyya'nın editörlerinden Mouin Rabbani de benzer biçimde, "Batı'da, bölge hükümetlerinin ve Batılı hükümetlerin çoğunda Netanyahu'nun yenilgiye uğrayıp görevden uzaklaştırılacağına dair yaygın bir beklenti vardı. Buna umut da diyebilirsiniz" dedi.
The New Arab'a konuşan Rabbani, "Bazıları bunun İsrail politikasında köklü değişikliklere yol açacağı yanılsamasına kapıldı. Çoğu ise bunu, Gazze'deki soykırım sırasında İsrail'le ortaklıklarına ilişkin can sıkıcı bir halkla ilişkiler sorununu çözmenin yolu olarak gördü" diye açıkladı.
Ancak böyle bir umudu olanlar şimdi "Netanyahu'nun iktidarda kaldığı ve öngörülebilir gelecekte de görevini pekala sürdürebileceği gerçeğiyle yüzleşmek" zorunda.
Netanyahu'nun ötesinde: İsrail'de Filistin konusunda siyasi uzlaşı
Son yıllarda İsrail siyasetinin merkezinin keskin biçimde sağa kaydığı, dışlayıcı milliyetçi ve Yahudi üstünlükçü ideologların hakim konumlara geldiği gerçeği göz ardı edilemez.
Filistinlilerin temel haklarının reddi, İsrailli Yahudilerin büyük çoğunluğunun ortak tutumu. Bu da ülkenin bugünkü gidişatını yalnızca Netanyahu'ya bağlamamak gerektiğini gösteriyor. Netanyahu'yu İsrail'deki siyasi gerçeklerin nedeni olarak değil, simgesi olarak tanımlamak daha doğru.
Center for International Policy'nin kurum dışı kıdemli araştırmacılarından Sina Toossi, The New Arab'a şunları söyledi:
"Filistin devletine karşı çıkmak ve bölgesel tehdit olarak algılanan unsurlara karşı askeri güce dayanmak dahil temel konularda İsrail'in yerleşik siyasi çevrelerinin büyük bölümünde kayda değer bir süreklilik var. Dolayısıyla liderlik değişikliği üslubu değiştirebilir, ancak politikanın özünü değiştirmeyebilir."
Leiden Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler alanında doktor öğretim üyesi olan Marina Calculli, İsrail'in Yahudi vatandaşlarının Netanyahu'nun Gazze'ye yönelik soykırım savaşına verdiği yaygın desteğe dikkat çekti. Calculli, İsrail'in başlıca siyasi partileri arasında Gazze'de "İsrail'in izlemesi gereken yolun bu olduğu" konusunda geniş bir uzlaşı bulunduğunu belirtti.
Calculli'nin ifadesiyle, "soykırımın kendisi tartışma konusu değil" ve "mesele, Batı'nın desteğini yitirmeden soykırımın en iyi nasıl sürdürüleceği ve bu soykırımcı statükonun nasıl normalleştirileceği olabilir".
Gadi Eisenkot liderliğindeki yeni bir hükümet, Batılı liderler tarafından daha ılımlı görülse bile Tel Aviv'in Gazze'ye, Batı Şeria'ya veya daha geniş anlamda Filistin meselesine ilişkin politikalarında muhtemelen köklü bir değişiklik getirmeyecektir.
ABD'nin eski Tunus Büyükelçisi Gordon Gray, The New Arab'a verdiği röportajda şunları söyledi:
"Eisenkot siyasette nispeten yeni ve kartlarını açmadı. Ancak başbakan olması halinde İsrail'in Gazze'ye, Batı Şeria'ya ve/veya daha geniş anlamda Filistin meselesine yaklaşımında köklü bir değişiklik öngörmek zor. İsrail toplumu kutuplaşmış durumda, ancak İsrailli Yahudi seçmenler arasında Filistin meselesinde genel bir uzlaşı var."
Yine de liderlik değişikliği Batı Şeria'daki İsrail politikasının özünü değiştirmese bile, yeni bir hükümetin Batı Şeria'daki ağır yerleşimci şiddeti vakalarını bir ölçüde dizginleyebileceğini düşünmek makul.
İsrail'in bir sonraki hükümet koalisyonunun bölgesel etkileri
İsrail'in bir sonraki hükümet koalisyonunun bileşimi, Tel Aviv'in Arap ülkeleriyle ilişkilerini etkileyebilir. Dr. Hashemi, The New Arab'a, Arap partileri diye anılan partilerin bir hükümet koalisyonuna dahil edilmesinin "Arap diktatörlerin Donald Trump'ın Gazze Barış Planı'nı kendi halklarına kabul ettirmelerine yardımcı olacağını" söyledi:
"Bu, Arap diktatörlerin İbrahim Anlaşmaları'nı kendi halkları nezdinde haklı göstermelerine de yardımcı olur. Çünkü şöyle diyebilirler: 'Bakın, İsrail'deki Araplar ve Filistinliler artık bu hükümet koalisyonunun bir parçası ve iddiaya göre İsrail değişti.'"
Gray ise Filistinli partilerle iş birliği yapmaları halinde parlamentoda çoğunluk sağlayabilecek olmalarına rağmen Netanyahu ve Eisenkot'un bunu reddetmesinin, Tel Aviv'in uluslararası konumunu daha da zayıflatabileceğini vurguladı.
İsrail'in bozulan uluslararası imajı, Batılı ortakları için giderek büyüyen bir sorun. ABD'deki ara seçimlerin de gösterdiği üzere, Batı kamuoyu hükümetlerinin İsrail'in Gazze, Lübnan, İran ve başka yerlerdeki eylemlerine ortak olmasına giderek daha fazla karşı çıkarken İsrail'e koşulsuz desteğin siyasi bir bedeli var.
Dr. Calculli, The New Arab'a, bu seçimin İsrail'in bölgesel ya da uluslararası konumuna verilen zararı gidereceğine inanmadığını söyledi:
"Bence Gazze'deki soykırıma büyük destek veren Batılı devletler, İsrail yönetimindeki değişikliğin kamuoyu nezdinde İsrail'in imajını onarmalarına yardımcı olacağını umuyor olabilir. Özellikle soykırıma verdikleri destek nedeniyle kamuoyunun bu devletlere duyduğu öfke giderek büyüyor."
Ancak Avrupa'da vatandaşların çoğu İsrail hakkında olumsuz düşünüyor ve hükümetlerinin Tel Aviv'e yaptırım uygulamasını, ayrıca İsrail'in cezasız kalmasına son vermek için başka adımlar atmasını istiyor. Calculli, bu koşullarda "İsrail'de bir seçimin bunu bir şekilde düzeltebileceği ve eski duruma, soykırımdan önceki türden bir anlatıya dönülebileceği fikrinin bir yanılsama olduğunu" belirtti.
ABD'deki anket verileri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Yakın tarihli bir ankette katılımcıların yüzde 62'si İsrail hükümetine olumsuz bakarken, olumlu bakanların oranı yüzde 32 oldu.
Gray'e göre İsrail'de yeni bir yönetim, ABD kamuoyunda ülkenin imajının düzelmesine yardımcı olabilir. Ancak Gazze'deki acıların sürmesi, bu itibarın onarılmasını zorlaştıracaktır.
İsrail'in itibar krizi henüz diplomatik tecrite dönüşmedi
İsrail'in Batı ülkelerinin vatandaşları dahil dünya genelinde insanların gözünde bozulan imajıyla Tel Aviv'in fiilen diplomatik tecrit edilmesi arasında ayrım yapmak önemli.
Dr. Calculli, Batılı hükümetlerin İsrail'e etkili bir baskı uygulamak veya ülkeyi tecrit etmek için bir şey yapmış olsalar bile bunun kayda değer olduğu sonucuna varılmaması gerektiğini söylüyor. Toplumsal protestoların, diplomatik eleştirilerin ve uluslararası kurumlarda dile getirilen tepkilerin uygulamada sınırlı etkisi olduğunu savunuyor.
Dr. Calculli, The New Arab'a şunları söyledi:
"Hükümetlerimiz İsrail'i tecrit etmedi. İsrail'i savunmak için demokrasilerimizi aşındırdılar. İsrail'i kucaklamak, soykırımı sürdürmek için ihtiyaç duyduğu her şeyi ona vermeye devam etmek uğruna sivil özgürlüklerimizi, ifade özgürlüğümüzü ve akademik özgürlüğümüzü kısıtladılar. Askeri destek, ekonomik destek, siyasi destek ve diplomatik destek sağladılar. İsrail'e her şeyi verdiler."
İsrail hükümetler düzeyinde tecrit edilmiş değil. Ne yazık ki belirleyici olan tek düzey bu. Çünkü soykırımı sona erdirebilecek ve İsrail'den hesap sorulmasını sağlayabilecek tedbirleri yalnızca hükümetlerimiz, yani halkın temsilcileri, uygulayabilir. Bu olmadan biz halk olarak güçsüzüz. Dolayısıyla İsrail'in tecriti diye sunulan itibar kaybını gerçek bir diplomatik tecritle karıştırmamak gerekir."
Binyamin Netanyahu her yıl Birleşmiş Milletler kürsüsünden kendi soykırımcı propagandasını yaymak için Genel Kurula geldiğinde salonu terk eden birkaç diplomat da gerçek ve anlamlı bir diplomatik tecritin kanıtı sayılamaz. Bunun hiçbir sonucu yok ve sorun da bu.
Bence sormamız gereken soru şu: İsrail'i gerçekten nasıl tecrit edebiliriz?"
Sonuçta yeni bir İsrail hükümeti, Tel Aviv'e diplomatik itibarını bir ölçüde onarma fırsatı verebilir. Ancak bu, son üç yılda İsrail'in uluslararası imajını zedeleyen daha derin sorunları tek başına çözmeyecektir.
Yeni İsrail yönetimi Netanyahu'nun Filistin meselesine yaklaşımını sürdürürse İsrail'i destekleyen Batılı hükümetler açısından beklenen faydalar büyük ölçüde görüntüyle sınırlı kalacaktır.
