Rapor: Batı Şeria’daki Yahudi çetelerin Filistinlilere yönelik cinsel şiddet vakaları artıyor
Raporda, Ürdün Vadisi ve Güney El Halil tepeleri başta olmak üzere birçok bölgede en az 16 çatışma bağlantılı cinsel şiddet vakasının belgelendiği belirtildi.
Fotoğraf: Filistinlileri topraklarından çıkarmak için saldırılar düzenleyen Yahudi çeteler
Norveç Mülteci Konseyi (NRC) tarafından yayınlanan bir rapora göre, işgal altındaki Batı Şeria’nın C Bölgesi’nde İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından uygulanan cinsel şiddet Filistinli toplulukları evlerini terk etmeye zorlayan bir baskı aracı olarak kullanılıyor.
Raporda söz konusu vakaların münferit olaylar olmadığı, aksine Filistinli toplulukların zorla yerinden edilmesine katkıda bulunan “zorlayıcı bir ortamın parçası” olduğu ifade edildi.
The New Arab'tan Agnese Boffano'nun haberine göre, araştırmada en az 16 çatışma bağlantılı cinsel şiddet vakası belgelenirken, Ürdün Vadisi, Güney El Halil tepeleri ve Batı Şeria’nın orta kesimlerinde yaşayan 10 topluluktan 83 kişiyle ayrıntılı görüşmeler yapıldı.
Söz konusu toplulukların tamamının ya kısmen ya da tamamen yerinden edildiği ya da acil yerinden edilme riskiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Birleşmiş Milletler verilerine göre yalnızca 2026’nın ilk üç ayında C Bölgesi’nde yerleşimci ve askeri şiddet nedeniyle 1.697 Filistinli yerinden edildi. Bu sayı, aynı nedenlerle 2025 yılının tamamında yerinden edilen 1.658 kişiyi şimdiden geride bıraktı.
Batı Şeria Koruma Konsorsiyumu Proje Direktörü Allegra Pacheco, cinsel şiddetin daha geniş kapsamlı bir şiddet ortamının parçası olduğunu söyledi.
Pacheco, “Bu tek seferlik olaylardan oluşan bir örüntü değil. Sürekli devam eden bir süreç. Bu şiddet, toplulukların büyük bölümü bölgeyi terk edene kadar sürüyor.” dedi.
Raporda askerler ve yerleşimcilerin Filistinli evlerine baskın düzenleyerek kadın ve erkeklere yönelik aşağılayıcı cinsel istismar uyguladığı vakalara yer verildi.
Bir olayda askerler ve yerleşimcilerin bir kadının evine girerek onu “arama” bahanesiyle soyunmaya zorladığı, ardından aşağılayıcı sözler eşliğinde fiziksel saldırıda bulunduğu ifade edildi.
Diğer tanıklıklarda ise erkek ve çocukların kamuya açık şekilde soyunmaya zorlandığı, yarı çıplak halde fotoğraflarının çekildiği ve daha fazla istismar tehdidiyle karşı karşıya kaldıkları aktarıldı.
Bazı topluluklarda Filistinliler, yerleşimcilerin ve askerlerin cinsel organlarını teşhir ettiğini, gözaltındaki kişilerin üzerine idrar yaptığını ve yarı çıplak halde aşağılayıcı fotoğraflar çektiğini söyledi.
Kadınlar ve kız çocukları ise su kaynaklarına veya tuvaletlere giderken takip edildiklerini ve tecavüz tehdidi aldıklarını ifade etti.
Rapora göre bu tehditler hayvan otlatma, su taşıma veya okula gitme gibi günlük faaliyetleri bile neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Araştırmada, yerinden edilen ailelerin yüzde 70’inden fazlasının özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel tehditleri evlerini terk etmelerinin en önemli nedeni olarak gösterdiği belirtildi.
Rapora göre bu tür şiddet vakaları aile yapısını zedeleyen ve sivillerin bölgede yaşamını sürdürülemez hale getiren bir baskı aracı olarak işlev görüyor.
Çocuklar ve kadınlar üzerindeki etkiler
Araştırma, bu durumun özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde ciddi sosyal ve psikolojik etkiler yarattığını ortaya koydu.
Yerinden edilme ve sürekli korku ortamı nedeniyle çocukların eğitimi de aksıyor. Görüşülen çocukların yaklaşık yüzde 40’ı zorunlu göç sonrası eğitimlerinin kesintiye uğradığını söyledi.
Birçok aile ise raporda “toplumsal cinsiyete dayalı başa çıkma stratejileri” olarak tanımlanan yöntemlere başvuruyor. Bunlar arasında kadınların ev dışındaki hareketlerinin kısıtlanması, kadın ve çocukların daha güvenli bölgelere gönderilmesi ve erken yaşta evliliklerin teşvik edilmesi yer alıyor.
Araştırmada en az altı ailenin tekrarlanan cinsel tehditler nedeniyle 15 ila 17 yaşlarındaki kızlarını evlendirdiği bildirildi.
Sistematik ayrımcılık
Raporda söz konusu cinsel şiddetin, İsrail makamlarının uyguladığı kısıtlamalar, ev yıkımları, mülke el koyma ve yerleşimci saldırılarıyla birlikte daha geniş bir ayrımcılık ve şiddet ortamının parçası olduğu vurgulandı.
Filistinli aileler, hareket kısıtlamaları, otlak alanlarına erişimin kaybı, su ve elektrik kesintileri ile sürekli saldırı tehdidinin yaşamı sürdürülemez hale getirdiğini belirtti.
Raporda ayrıca Yahudi çetelerin saldırılarına yönelik soruşturmalarda cezasızlık kültürünün yaygın olduğu ifade edildi.
İnsan hakları örgütlerine göre Yahudi çetelerin saldırılarıyla ilgili soruşturmaların yaklaşık yüzde 93’ü herhangi bir suçlama olmadan kapatılıyor ve yalnızca çok az sayıda vaka mahkemeye taşınıyor.
Raporda, denetlenmeyen cinsel şiddet ve toplumsal cinsiyet temelli saldırıların, Birleşmiş Milletler tarafından kullanılan bazı “erken uyarı” göstergeleriyle örtüştüğü uyarısında bulunuldu.
Araştırmaya göre yerinden edilen ailelerin yüzde 92’si otlak alanlarına erişimini kaybederken, yüzde 84’ü mülklerini ve eşyalarını kaybettiğini belirtti.
Kadınların ve çocukların büyük bölümü ise yoğun stres, kaygı ve korku yaşadıklarını ifade etti.
Kaynak: Mepa News
