1. KİTAP

  2. Rus İşgali Devrinde Osmanlı Devleti İle Türkistan Hanlıkları Arasındaki Siyasi Münasebetler (1775-1875)
Rus İşgali Devrinde Osmanlı Devleti İle Türkistan Hanlıkları Arasındaki Siyasi Münasebetler (1775-1875)
A+A-

Osmanlı Hükümeti 1787 yılında Rusya ile harbin başlaması üzerine Buhara hükümdarına ikinci bir name-i hümayun göndererek ‘’Moskovlu’’ya karşı Türkistan cephesinden de mücadelenin başlatılmasını rica etmiştir. Bunun üzerine Buhara Hükümdarı Muhammed Masum Han, Muhammed Bedi adlı elçisiyle, biri Padişaha ve diğeri de sadrıazama olmak üzere iki mektup göndererek Türkistan’daki durum hakkında geniş izahlarda bulunmuştur. 


Muhammed Masum Han, sadarete gönderdiği mektubunda ise Padişaha arz ettiği hususlardan ayrı olarak şunlara yer veriyordu: 


‘’Eskiden beri bu memleketlerin padişahı Cengiz neslinden idi. Vakta ki rafizi Nadir Şah galebe etti, devlet erkanından pek çoğu zillete düşüp hakaret gördü ve rezil kimseler makam sahibi oldu. Hatta o zaman akrabamızdan olan Muhammed Rahim Han’a emrolunmuş ki Ebülfeyz’i hükümetten indirsin ve yerine, hanedana zarar gelmemesi için bir yabancı değil fakat yine Ebülfeyz’in evladından birini padişah yapsın. Böylece yerine padişah olan oğlu şeytana uyarak o zatı şehit etmiş ve aynı zamanda, bozguncuların tahrikiyle yedi evladını dahi şehit etmiştir. Sonra kendinin Abdülhamid Han ve Lütfullah Sultan adlarında iki oğlu kalmış, az sonra da yukarıda adı geçen Muhammed Rahim Han da bu ikisini şehit etmiştir. Daha sonra Muhammed Rahim Han da ölünce bir müddet Nadir Şah gibi soyu sopu belirsiz biri padişah olup hutbeyi ve sikkeyi kendi namına okutup basmış, sonra o dahi şehir olup Ammek Han gibi çok yüksek vasıflı bir zat bütün vezir ve kumandanların rızasıyla padişahlığa gelmiştir. Onun vefatından sonra biz her ne kadar emirlik ve hükümetten geri durmak istediysek de zaruret karşısında onun yerine geçtik. Bize kendinden memnun olduğum bir şahsı kumandan ve vezir ettiler. Buhara diyarı ilmi, tasavvufu ve salih adamları çok olan bir memleket olup halk dahi Sünni mezhepdirler, ancak halihazırda Kazaklar içinde bir çok Müslüman vardır ki kendilerinin Cengiz evladından olduğunu iddia ederler, onlardan birini padişahlığa seçsem din ve dünyanın kıymetini bilmezler, ahali perişan olur. Esasen halk onları istemez. Ve hiçbir zamand da onlardan Maveraünnehir’de padişah olmuş yoktur. Sizden rica ederim ki Padişah Hazretlerinin boş bir zamanında Turan memleketlerinin durumunu izah buyurunuz. Bilgi ve dirayet ve dini tarafı kuvvetli bir Şehzade’yi Turan’a padişah tayin etsin,  ben de hutbeyi onun namına okutur ve sikkeyi de onun adına bastırırım. Eğer Şehzade olmazsa Şam’da, Mısır’da ve Irak’da olan vezirleriniz evsafında bir adamı vezir olarak göndersinler onu dahi can-ı gönülden kabul ederiz. Bu iki hal suretinden biri Turan ahalisinin bahtsızlığı yüzünden mümkün olmazsa aradaki mesafenin uzaklığı düşünülerek Turan ahalisinin Halife ve Padişaha itaat etmiyeceği düşüncesi akla gelebilir, ancak siz İstanbul’da vezirlik işleriyle nasıl meşgul iseniz biz de burada Padişah’ın dostuna dost, düşmanına düşman olmaktan onun rızasını kendi isteğimizden üstün tutmakta ve kendimizi Padişah kullarından saymaktayız. Gerek Şevketli Padişah Hazretlerine arizamızda ve gerekse size gönderdiğimiz mektubda Halife-i Ruy-i Zemin Hazretlerine ‘’şark ve garb sultanı’’ tabiri kullanılmıştır. İnşallah şark’a mensup olan Turan ahalisi de Padişah Hazretlerine bağlılıklarını ortaya koydukları zaman gerçekten şark ve garb sultanlığı şanı tahakkuk eder. Bizim memleketimiz Halife memleketine nisbetle köylük olduğundan bu mektubumuzda eksik veya ziyade noktalar bulunması ihtimali çok olduğundan kusurumuz avf ola… Her husus mektubu getiren Hacı Muhammed Bedi’nin takririne havale olunmuştur.’’


Prof. Dr. Mehmet Saray’ın ‘’Rus işgali devrinde Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları arasındaki münasebetler (1775-1875)’’ adlı kitabından alıntıdır.


Mehmet Saray’ın ‘’Rus işgali devrinde Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları arasındaki münasebetler (1775-1875)’’ adlı bu kitabı İslam dünyasının lideri konumundaki Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan coğrafyasından Türkistan’a kadar uzanan bölgedeki hanlıklar ile münasebetlerini ele almaktadır. Ayrıca Rus işgali döneminin de bu ilişkilere yansımasını incelemeye çalışmaktadır. Bu manada bu eser alanında önemli bir boşluğu doldurmaktadır.


Kaynak: Mepa News

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.