Rusya neden Afganistan İslam Emirliği'ni tanıyan ilk ülke oldu?

Rusya neden Afganistan İslam Emirliği'ni tanıyan ilk ülke oldu?

Rusya, İslam Emirliği hükümetini tanıyan ilk ülke oldu. Bir yıldan fazla bir süre geçtikten sonra, Moskova’nın bu hamlesi karşılığını verdi mi?

Giorgio Cafiero | The New Arab | Tercüme: Mepa News

Taliban’ın beş yıl önce Afganistan’da yeniden iktidarı ele almasından sonraki dönemde İslam Emirliği yönetimini Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan tek ülke Rusya oldu.

Moskova, Temmuz 2025’te bu kararı aldığında, ABD sonrası Afganistan konusunda hesaplı bir risk alıyor gibi görünüyordu.

Bu adım, önceki yıllarda diplomasi, ekonomi, ticaret, güvenlik, enerji ve tarım alanlarında istikrarlı biçimde genişleyen mevcut ilişkiyi resmileştirdi. Aynı zamanda iki ülke arasında daha kapsamlı diplomatik, ekonomik ve güvenlik iş birliği için daha geniş bir alan açtı.

Ancak bir yılı biraz aşkın süre sonra ortaya çıkan tablo karmaşık.

Rusya, Kabil’de daha resmi bir konum elde etti ve İslam Emirliği ile terörle mücadele başta olmak üzere çeşitli alanlardaki iş birliğini derinleştirdi.

Buna karşılık diğer hükümetler Moskova’nın izinden gitmedi. Ayrıca tanıma kararının, Rusya açısından gerçekten önemli ve yeni güvenlik kazanımları sağlayıp sağlamadığı da belirsizliğini koruyor.

Bu noktada temel soru şu: Moskova, işgal sonrası Afganistan’da ilk hareket eden taraf olmanın avantajını mı elde etti, yoksa zaten resmi tanıma olmaksızın sağlayabileceği kazanımlar karşılığında diplomatik bir kozunu mu feda etti?

Moskova, Temmuz 2025’ten önce de İslam Emirliği ile ticaret, diplomasi, güvenlik, enerji ve tarım gibi alanlarda yıllardır açık iletişim kanallarını koruyordu.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi'nde Orta Doğu uzmanı olan Alexey Khlebnikov’a göre Moskova’nın Afganistan’daki İslami yönetimi tanıması, iki temel amaca dayanıyordu: “Sahadaki gerçeklikle çalışmak” ve “Rusya’nın, kendi güvenliği ve Orta Asya’daki komşularının güvenliği açısından hayati öneme sahip olan bölgedeki rolünü” vurgulamak.

Khlebnikov, The New Arab’a yaptığı açıklamada bu adımın “olağanüstü bir gelişme değil, mantıksal bir devamlılık” olduğunu söyledi.

İslam Emirliği'nin Nisan 2025’te Rusya’nın terör örgütleri listesinden çıkarılması, daha yakın iş birliğinin önündeki hukuki engellerden birini ortadan kaldırdı. Temmuz ayında gelen resmi tanıma ise Moskova’nın yalnızca geçici ya da fiili bir yönetimle muhatap olduğu yönündeki hukuki ve diplomatik kurguyu sona erdirerek ilişkiye daha geniş bir siyasi ve hukuki alan kazandırdı.

Ardından Tataristan’da düzenlenen Rusya-Afganistan iş forumu ve daha da önemlisi Mayıs 2026’da imzalanan savunma iş birliği anlaşması, ilişkilerin somut yeni boyutlar kazandığını gösteriyor.

Bununla birlikte savunma anlaşmasının tam metni kamuoyuna açıklanmadığı için, anlaşmanın gerçek önemi ve kapsamını değerlendirmek halen güç.

Bu nedenle tanıma kararını, mevcut ve zaten kapsamlı olan ilişkinin bir anda dönüşmesine yol açan diplomatik bir kırılmadan ziyade, ilişkiye verilen bir statü yükseltmesi olarak görmek daha doğru olabilir.

Tanıma ilişkileri derinleştirdi, ancak dönüştürmedi

Terörle mücadele, Moskova’nın İslam Emirliği ile ilişkilerinin en açık ve pratik gerekçesini oluşturuyor.

Rusya ile İslam Emirliği, İslam Emirliği yönetimini tehdit eden ve Afganistan sınırlarının ötesine şiddet ihraç edebilme kapasitesini ortaya koyan IŞİD'e karşı ortak çıkarlara sahip.

Moskova açısından bu tehdit, özellikle Mart 2024’te Crocus City Hall’a yönelik saldırının ardından daha da ciddi hâle geldi. Rus yetkililer, saldırıyı gerçekleştirenleri IŞİD bağlantılı bir ağla ilişkilendirmişti.

Örgütün saldırılarını Orta Asya’ya yayma girişimleri, Kremlin açısından ayrıca endişe kaynağı oluşturuyor. Zira Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerinde önemli güvenlik ve siyasi çıkarları bulunuyor.

Bununla birlikte resmi tanıma, Moskova’ya Kabil’de resmen tanınmış bir muhatap kazandırmış ve IŞİD ile Orta Asya’da veya çevresinde faaliyet gösteren silahlı ağlara ilişkin istihbarata erişimini potansiyel olarak artırmış olsa da önemli sınırlar halen mevcut.

İtalya Uluslararası Siyasi Araştırmalar Enstitüsü’nden Eleonora Tafuro Ambrosetti, The New Arab’a yaptığı açıklamada şu değerlendirmede bulundu:

“Resmi tanımanın, daha önce var olan ve büyük ölçüde pragmatik iş birliği yoluyla zaten elde edilmiş kazanımların ötesinde ilave terörle mücadele faydaları sağladığını kesin olarak ortaya koyamayız.”

Rusya ve İslam Emirliği ortak bir düşmana sahip olsa da aynı tehdit algısını paylaşmak zorunda değiller.

İslam Emirliği'nin temel önceliği Afganistan’daki yönetimini korumakken, Moskova IŞİD'in Rusya ve Orta Asya açısından oluşturduğu tehditlere odaklanıyor.

Bu ortak çıkar alanı istihbarat ve operasyonel iş birliğini sürdürebilir. Ancak Wilson Center’da ulusal güvenlik alanında misafir araştırmacı olan Javid Ahmad’a göre, bu iş birliğini iki taraf arasındaki güvenin bir göstergesi olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Ahmad, The New Arab’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Rusya’nın yaptığı şey, aslında tam anlamıyla güvenemediği veya doğrulayamadığı bir ortak üzerine hesaplı bir bahis oynamaktır. Bu da mevcut yaklaşımını gerçek ve uzun vadeli bir politikadan ziyade bir tür risk dengeleme stratejisine yaklaştırıyor.”

Tanıma kararının önemi Afganistan’ın sınırlarının ötesine de uzanıyor.

Moskova açısından İslam Emirliği ile kurulan ilişki, Batılı ülkelerin etkisinin büyük ölçüde azaldığı bir ülkede erişim ve nüfuz sağlıyor. Aynı zamanda Rusya’nın Büyük Orta Asya’da önemli bir güvenlik aktörü olmaya devam ettiği yönündeki iddiasını da güçlendiriyor.

Resmi tanıma, Rusya’nın siyasi sistemleri veya Batı ile ilişkileri ne olursa olsun hükümetlerle ilişki kurmaya hazır pragmatik bir güç olduğu yönündeki daha geniş stratejisine de uyuyor.

Ambrosetti’nin “herkesle konuşuyoruz” yaklaşımı olarak tanımladığı bu politika sayesinde Rusya, başkalarının izole ettiği aktörlerle de ilişki kurabilen bir ülke olarak kendisini sunabiliyor. Bunu yaparken diplomasisine aynı demokratik koşulları veya siyasi şartları da bağlamıyor.

Moskova’nın ilk hareket eden taraf olma avantajının sınırları var

Meselenin daha açık bir jeopolitik boyutu da bulunuyor.

Barnard College’da siyaset bilimi profesörü olan Alexander Cooley’nin The New Arab’a verdiği röportajda belirttiği gibi Moskova, bölgesel istikrarsızlığı devam eden güvenlik iş birliğini ve Orta Asya’daki askeri varlığı da dahil olmak üzere kendi rolünü sürdürmek için bir gerekçe olarak öne çıkarmakta çıkar sahibi.

Bu nedenle İslam Emirliği yönetiminin tanınması yalnızca İslam Emirliği’ne yönelik bir politika olarak değil, aynı zamanda Rusya’nın ABD sonrası bölgesel düzeni şekillendirme ve Batı’nın etkisi karşısında kendi konumunu güçlendirme çabasının bir parçası olarak görülebilir.

Ancak Rusya’nın ilk hareket eden taraf olma avantajı, aynı zamanda Moskova’nın nüfuzunun sınırlarını da ortaya çıkardı.

Moskova’nın resmi tanıma kararının ardından bazı analistler, Rusya’ya yakın bölge ülkelerinin de aynı adımı atmasını bekliyordu.

Ancak bu gerçekleşmedi.

Bunun yerine Afganistan’ın komşuları, İslam Emirliği yönetimini resmi olarak tanımadan Kabil ile pragmatik ilişkiler kurmayı tercih etti.

Bu durum mutlaka büyük bir diplomatik başarısızlık anlamına gelmiyor.

Cooley’nin de belirttiği gibi Moskova, diğer ülkeleri İslam Emirliği'ni tanımaya ikna etmek için 2008 sonrasında Abhazya ve Güney Osetya’nın tanınması konusunda yürüttüğü yoğun kampanyaya benzer bir girişimde bulunmadı.

Dolayısıyla İslam Emirliği'nin tanınması meselesini aynı ölçütlerle değerlendirmek için güçlü bir temel bulunmuyor.

Yine de Moskova’nın ardından başka ülkelerin tanıma kararına yönelmemesi dikkat çekici.

Diğer hükümetler, resmi tanımanın siyasi maliyetini üstlenmeden İslam Emirliği ile ilişkilerin sağlayabileceği pratik faydaların büyük bölümünü elde edebilecekleri sonucuna varmış görünüyor.

Ahmad’ın ifadesiyle Moskova, başkalarının takip edeceği bir model oluşturmaktan ziyade “bir pozisyon satın almış” olabilir.

İlk hareket eden taraf olmak ancak diğer aktörler de zamanla aynı yolu izlemenin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine karar verirse liderlik anlamına gelir.

Bu durum bizi Moskova’nın kararına yönelik temel eleştiriye götürüyor.

Belki Rusya İslam Emirliği ile ilişki kurmak konusunda çok hızlı davranmadı. Ancak bu ilişkiyi resmi olarak tanımak konusunda gereğinden erken hareket etmiş olabilir.

Kabil ile yakın ilişkileri sürdürmek için güçlü stratejik nedenler bulunuyordu.

Afganistan’ın güvenlik ortamı, Rusya’nın Orta Asya’daki çıkarlarını doğrudan etkiliyor ve IŞİD'in ortaya çıkışı Moskova açısından iş birliğini derinleştirmek için açık bir gerekçe oluşturuyordu.

Bununla birlikte bu iş birliğinden kaynaklanan kazanımların büyük bölümü, Moskova açısından resmi tanımadan önce de zaten erişilebilir durumdaydı.

İslam Emirliği ise buna karşılık hemen önemli bir diplomatik ödül elde etti.

Bu ödül, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde daimi üyeliği bulunan küresel bir güç tarafından resmi olarak tanınmanın sağladığı meşruiyet ve siyasi onaydı.

Moskova açısından ise bir kez verilen tanıma kararını daha sonra diplomatik baskı ve pazarlık aracı olarak kullanmak zorlaşabilir.

Dolayısıyla Rusya erişim ve nüfuz elde etmiş olsa da, İslam Emirliği'nden ileride tavizler koparmak için kullanabileceği önemli bir aracı potansiyel olarak elinden çıkarmış olabilir.

Afgan yönetimini resmi olarak tanımaktan kaçınan Çin’in temel gerekçesinin de büyük ölçüde bu olduğu görülüyor.

Bu durum, Rusya’nın tanıma kararının stratejik bir hata olduğu anlamına gelmiyor.

Ancak Moskova’nın hesabının, ilk hareket eden taraf olmanın sağlayacağı erken erişim ve nüfuzun, tanımayı erken vererek kaybettiği diplomatik kozdan daha değerli olduğu yönünde bulunduğunu gösteriyor.

Bu hesabın doğru olup olmadığı ise Rusya’nın önümüzdeki yıllarda İslam Emirliği ile ilişkilerinden ne elde edebileceğine bağlı olacak.

Rusya’nın İslam Emirliği'ni tanımasının üzerinden bir yılı aşkın süre geçtikten sonra ortaya çıkan tablo karmaşık.

Tanıma kararı yalnızca sembolik değildi.

Bu karar, hukuki ve diplomatik engelleri ortadan kaldırdı, Moskova’ya Kabil’de resmi olarak tanınmış bir muhatap kazandırdı ve Afganistan ile Rusya arasındaki ekonomik ve güvenlik iş birliğinin daha da derinleşmesini kolaylaştırmış gibi görünüyor.

Ancak karar, iki taraf arasındaki ilişkiyi temelden oluşturan bir gelişme değildi.

Ayrıca tanımanın kendisinin önemli terörle mücadele kazanımları sağladığına dair kanıtlar da kesin değil.

Moskova, diğer hükümetleri de kendi izinden gitmeye ikna edebilmiş değil.

Ortaya çıkan sonuç, alışılmadık bir ilk hareket eden taraf avantajı.

Rusya Kabil’de ayrıcalıklı bir diplomatik konum elde ederken, diğer ülkeler İslam Emirliği ile ilişki kurmaya devam ediyor ve resmi tanıma seçeneğini ise ileride kullanmak üzere ellerinde tutuyor.

Moskova’nın aldığı risk, erken erişimin zamanla kalıcı nüfuza ve somut güvenlik kazanımlarına dönüşmesi hâlinde sonuçta değerli olabilir.

Ancak şimdilik mevcut tablo, Rusya’nın İslam Emirliği ile daha güçlü bir ilişki kurduğunu, fakat birçok analistin tanıma kararının ardından ortaya çıkmasını beklediği daha geniş diplomatik liderliği elde edemediğini gösteriyor.

Kaynak: Mepa News

tg.png

HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.