1. ANALİZ

  2. Şam'ın Fethi Cephesi ve Batı'nın ateşkes stratejisi
Şam'ın Fethi Cephesi ve Batı'nın ateşkes stratejisi

Şam'ın Fethi Cephesi ve Batı'nın ateşkes stratejisi

Şam'ın Fethi Cephesi'nin 'iyi inşa edilmiş' stratejisine karşı, Batı ülkeleri 'ateşkes kozunu' kullanarak İslami muhalefeti zayıflatabilecek mi?

A+A-

Network of Researchers in International Affairs (NORIA) sitesinde Félix LEGRAND imzasıyla yayınlanan makalede eski adı Nusra Cephesi olan Şam’ın Fethi Cephesi (ŞFC)’nin Suriye’ye yönelik uluslararası arenada gerçekleştirilen ateşkes anlaşmalarına karşı tutumu ve sahadaki ateşkes stratejisi incelenmiştir. Suriye askeri muhalefetinin en güçlü gruplarından biri olan ŞFC, 'eski' El Kaide bağlantısı nedeniyle ABD ve Rusya arasında varılan ateşkes anlaşmalarında bir istisna olarak kalmıştır. Batının cihat yanlısı muhalefeti yalnızlaştırma siyasetine karşı, ŞFC'nin 'iyi inşa edilmiş' siyaseti ne kadar başarılı olabilir? Mepa News okurları için hazırlanan analiz çalışmamızda, NORIA tarafından hazırlanan makale özelinde (alıntılar italik verilmiştir) bu konu irdelenmiştir. 

"Rejimin Halep saldırıları ile ateşkes bozuldu"

“Suriye krizinin nasıl sona erdirileceğine dair bir uzlaşının yokluğunda, 2016 yılı boyunca, uluslararası toplumun diplomatik girişimlerinin ekseriyetle hükümet güçleri ve silahlı muhalefet arasında yerel veya ulusal barışı garanti etmeyi çabalaması takdire değer bir durum. 20 devletten ve uluslararası kuruluştan müteşekkil "Uluslararası Suriye Destek Grubu" (ISSG), Kasım 2015’de Viyana’daki toplantıda, ateşkesin tekrar sağlanması ve savaşan taraflar arasındaki görüşmelerin yeniden başlaması için çağrıda bulundu. 3 Şubat 2016’ya kadar olan süreçte, rejim ve BM himayesinde muhalefet arasındaki Cenevre III olarak bilinen görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı ve iletişimi yeniden sağlama adına gerçekleştirilen müteakip girişimlerin faydasız olduğu görüldü. Manevra yapabilmek adına kısa vadeli tek çözüm askeri de-eskalasyon olarak kabul edildi. 26 Şubat 2016 tarihinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin oybirliğiyle, rejim ve cihat yanlısı olmayan muhalifler arasında "düşmanlıkların sonlandırılması" için Rusya ve ABD 2268 nolu BM kararnamesini imzaladı. Çatışmaların başladığı zamandan bu yana ilk defa çatışmalar ve hava saldırıları Nisan 2016 sonuna kadar ciddi azalma gösterdi, ta ki rejimin Halep’e gerçekleştirdiği saldırıyla bu anlaşmaya fiili bir son verene kadar. Eylül 2016’da Rusya ve Amerika ulusal düzeyde tekrar bir ateşkes girişimi için anlaşmaya vardı. Rejimin Halep’e saldırılarının devam etmesi üzerinde bir kez daha ve sadece sekiz gün sonra ateşken başarısız oldu."

Ateşkesin hedefleri nelerdi?

"Bu ateşkeslerin muhtelif hedefleri bulunmaktadır. Çatışma yoğunluğunu ve dolayısıyla kayıpların ve mültecilerin azaltılmasının ötesinde, temel konularda dahi derin anlaşmazlıkların olduğu politik geçiş sürecine rağmen, ilk etapta diplomatik eforların boşuna olmadığını göstermek hedeflenmiştir. Akabinde ve hepsinden öte, ateşkesler ile tüm savaş eforunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin terörist olarak gördüğü gruplara, IŞİD ve Nusra Cephesi/Şam’ın Fethi Cephesi’ne, karşı yoğunlaştırılması hedeflenmiştir."




ŞFC lideri Muhammed el Cevlani (sağdan ikinci), Halep operasyonu öncesi komutanları ile görüşüyor

Nusra Cephesi: Muhalifler için vazgeçilmez bir müttefik

"Muhammed el Cevlani liderliğinde El-Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi/ Şam’ın Fethi Cephesi Suriye isyanında önemli bir aktör olarak kendisine yer edinmiştir. Rejime karşı askeri başarıları sayesinde aralarında derin ayrılıklar olan muhaliflerin nazarında dahi vazgeçilmez bir müttefik haline gelmiştir.

IŞİD ile ayrılık noktası: El Kaide muhalefeti kendi çizgisine getirme çabasında

"Muhaliflerin çatışma halinde olduğu IŞİD'in aksine El Kaide (şubesi ŞFC ile) Suriye'de gücü eline almak üzerine kurgulanmamıştır. Bilakis muhalefeti bir bütün olarak kendi çizgisine getirme çabasındadır. Eğer başarılı olursa Afganistan’da Taliban örneğine benzer bir siyasi otoriteyi Suriye’de de hayata geçirecektir. Böyle bir senaryo ŞFC’ye uluslararası düzeyde cihadı yayabilmesi için yakın doğunun kalbinde güvenli bir sığınak kurma imkânı sağlayacaktır. Bu yüzden, savaşın başından beri, ŞFC diğer muhalif güçlerle ittifakını güçlü tutmak için askeri olarak onları kendisine bağımlı kılmaya dikkat etmiş ve halk ile herhangi bir çatışmadan uzak durmuştur. Böylelikle Suriye halkı nezdinde uzun vadede kök salmayı ve ihtilalde kendine yer edinmeyi hedeflemiştir. 2016 Haziran ayında, muhaliflerle bütünleşme stratejisi çerçevesinde ismini Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmiş ve El-Kaide ile olan bağlarını kopardığını ilan etmiştir. Grup küresel cihadın Suriye’de konuşlu önemli liderleri tarafından yönetilmeye devam ettiğinden bu ilan hakikatte grubun teşkilini ya da stratejisini etkilememiştir."

ÖSO, 'cihadî muhalefeti' elimine mi edecek?

"2016’nın başından bu yana ateşkes anlaşmalarının ve askeri de-eskalasyon stratejisinin beklenen getirisi, genel anlamada, politik çözüm arayan silahlı muhalefet ile ŞFC arasında bir çatlak meydana getirmektir. ŞFC ile diğer silahlı muhalefet arasındaki yakınlık politik bir benzerlikten ziyade karşılıklı askeri bağımlılıktan kaynaklanmaktadır. Ateşkes anlaşmalarının altında yatan temel prensip rejimin uyguladığı askeri baskıyı mukabil diplomatik yollarla bu baskıyı hafifletmeyi sağlamak ve böylelikle muhaliflerin cihadi muhaliflerden uzaklaştırmak hatta mümkünse Ocak 2014’te Suriye’nin kuzey batısında IŞİD’in bölgeden elimine edilmesi gibi cihadî muhalifleri de elimine etmektir Bu amaç, Rusya’nın ve Amerika’nın ŞFC’ye karşı savaşta doğrudan müdahalesini ve koordinasyonunu izin veren 12 Eylül 2016 tarihli ateşkeste oldukça açıktır.”




Halep'in kuşatma altındaki bölgesinde ŞFC bayrakları ile düzenlenen bir geçit

Halkın tercihi

ŞFC ile demokratik ÖSO kanadı arasında ciddi siyasal farklılıkların olduğu doğrudur. ŞFC devrimin neticesinde İslam hukukuna uygun bir devlet tasarlarken, ÖSO'nun belirli bir kanadı ise devletin sisteminin demokrasi olması fikrindedir. Demokrasinin ilke olarak İslam’ın değişmez hukuki kurallarını tartışmaya/reye açması gibi sebeplerle İslam’la bağdaşması mümkün gözükmediğinden Suriye'deki Müslüman halkın çoğu da demokratik bir yönetim taraftarı değildir. Mevcut sistemin (Baas rejimi) de demokrasi görünümü altında bir baskı rejimi olduğunu gören halk bu noktada ŞFC ve Ahrar'uş Şam gibi İslami muhalefete teveccüh göstermektedir. ÖSO'nun demokratik kanadı giderek zayıflarken, İslami grupların savaşçı sayısındaki artış halkın ekseriyetle İslami muhalefeti desteklemesindendir. Her ne kadar bazı yerlerde ŞFC karşıtı gösteriler gerçekleşse de sahadaki savaşçı gücünün yarısını elinde bulundurması ve bunların yüzde doksanına yakınının Suriyeli olması halkın ŞFC gibi İslami grupları genel olarak sahiplendiğini göstermektedir. ABD ve Rusya, ateşkes anlaşmasına katmayarak istisna olarak sundukları Şam'ın Fethi Cephesi'ni bir 'oyun bozucu' olarak göstermek, ateşkese rağmen sivilleri hedef aldıkları saldırıların bir bahanesi olarak sunmak istemektedirler. 

Ateşkes stratejisi tutmadı: ŞFC güçleniyor

“Fakat, ŞFC’ye yönelik önceki askeri de-eskalasyon girişimlerinin sahadaki etkisine dikkatle bakıldığında görülüyor ki, planlananın tam tersi yönünde sonuçlar hasıl olmuştur. Teşkil edilen bu ateşkesler ile muhalefetin cihadi kanadının zayıflatılması hedeflenirken, ŞFC, rejim ile cihad eksenli olmayan muhalefet arasında sonuçsuz kalan bu girişimlerden sonra hep daha güçlenerek yoluna devam etmiştir”

Yukarıda sarahaten ifade edildiği üzere anlaşmalar vesilesi ile politik çözüm arayan muhalefetin ayrıştırılması ve halkın bunların arkasında toplanması hedeflenmektedir. BM, Rejimin askeri baskısının ancak diplomatik yollarla sonlandırılabileceğini öne sürmektedir. Bunu, bir yandan da rejime askeri baskısını hafiflettirerek göstermeye çalışmaktadır. Plan gerçekleştiğinde diplomatik çözüm arayan muhalefete silah bıraktırılacaktır. Bu plan şu ana kadar uluslararası güçlerin beklediğinin tam aksi istikamette gerçekleşmiş ve politik çözüm yanlısı muhalefet ile ŞFC sahada ayrıştırılamadığı gibi ŞFC’nin toplum nezdindeki yeri daha da sağlamlaşmıştır. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Bunlardan biri ateşkes anlaşmalarının yalandan ibaret olması ve sahada uygulanmamasıdır. Her ateşkesten sonra rejim ve Rusya ateşkesi bozan ihlallere gerçekleştirmiştir. Diğer bir nokta ise, marjinalleştirilmek istenen ve ateşkeslerin dışında tutulan ŞFC grubunun yüzde doksan oranında bizzat halkın kendisinden teşkil olması ve diğer birçok muhalefetle sıkı bağlarının bulunmasıdır. Yani ŞFC halkın içindendir ve neredeyse halkın yarısını temsil etmektedir. Diğer yarısı da temelde ŞFC’nin iyi ilişkiler içinde olduğu gruplardır. Bu denklemde ŞFC’nin ateşkes haricinde tutulup vurulmaya devam edilmesi halkın vurulmaya devam edilmesi demektir. 

ŞFC'nin yoğun devrimci söylemi

“Çoğu muhalif grubun çatışmaya siyasi bir çözüm bulma noktasında toplandığı bir düzlemde, ŞFC Esed rejiminin mutlak olarak devrilmesinde tek kararlı gücün kendisinin olduğunu ifade ederek devrim niteliğinde bir söylem geliştirmiştir.  2015’in sonundan beri, ŞFC arka planda cihada vurgu yaparak hep daha yoğun devrimci söylem geliştirmiştir. 2011 yılındaki ayaklanmalara ve halkın diktatörleri devirme iradesine yapılan vurgu El Kaide’nin geçmişte takip ettiği stratejinin yerini almıştır. Devrimi, El Kaide’nin küresel cihat stratejisini uygulamada bir araç olarak kullanmak yerine, devrimin cihatla gerçekleşeceği vurgulanmıştır. İsim değişikliği ve El Kaide ile olan bağların kesilmesi bu stratejinin neticeleridir.  


El Kaide, 2011 yılında Arap baharı ile başlayan devrimci iradenin batı ve devrim karşıtı güçler tarafından tuzağa çekilerek bertaraf edildiği görüşündedir. El Kaide lideri Eymen Zevahiri Mayıs 2016 da yayınladığı bir ses kaydında Suriye’li muhalifleri uzlaşma ve demokrasi oyunu/aldatmacası noktasında uyarmıştır…”




Eymen ez Zevahiri 1982'de Mısır'da bir mahkeme salonunda parmaklıklar ardında

"Arap Baharı, Batı'nın demokrasi oyunu ile başarısız oldu"

Eymen Zevahiri, Arap Baharı’nın başarısızlıkla sonuçlanmasında asıl müsebbibin Batı'nın demokrasi oyunu olduğunu belirtmektedir. Arap Baharı İslam’ın hakimiyeti için bir fırsat olabilecekken halk demokrasiye itilmiş ve sahadaki devrim enerjisi Batı’nın demokrasi oyununda kaybolmuştur. Mısır’da ve Tunus’ta düşülen bu tuzağa Suriye’de de düşmemek adına Zevahiri bu uyarıları yapmıştır. Bu uyarılar Suriye’de Nusra Cephesi'nde karşılık bulmuş, 2011-2012 yıllarında devrimin silahlanması desteklenmiştir. 2016 yılında ise Nusra/ŞFC, bu askeri politikasını rejim yıkılana kadar sürdüreceğini ifade etmiştir.

ŞFC’nin yürüttüğü bu net siyaset IŞİD’in yaklaşımından da ayrılmaktadır. Bu da Müslümanların dikkatlerin çektiği kadar Batılı analistlerin de dikkatini çekmiştir. Asıl tehlikenin ŞFC olduğu yönündeki kanaat batılı analistlerin nezdinde günden güne güçlenmektedir. Bu araştırmada da bu nokta aynı şekilde değerlendirilmiştir.

"IŞİD'in aksine iyi inşa edilmiş bir söylem geliştirdiler"

“ŞFC’nin 2015 sonundan bu yana kullandığı söylem, IŞİD’in kullandığının aksine iyi inşa edilmiş bir söylemdir ve kendi içinde tutarlıdır. Bu bağlamda, ŞFC’nin hedef kitlesi uluslararası toplum ve uzlaşma yanlısı askeri gruplarca ihanete uğradığını düşünen muhaliflerdir. Diğer devletlerin baskısı altında rejim ile uzlaşma zeminine çekilen askeri grup liderlerinin kendi askerleri nezdinde meşruiyetini kaybedeceğini hesaplayan ŞFC, rejim karşısındaki net duruşunun yine aynı fikirdeki devrimcileri çekeceğini öngörmüştür. Muhammed El Cevlani, 2015 Aralık ayında yaptığı bir konuşmada, Riyad görüşmelerine katılan ve siyasi geçiş sürecinde anlaşmaya varan askeri grup liderlerinin ŞFC üzerinde herhangi bir kontrollerinin olmadığını ve silahlı mücadeleye devam edeceklerini söyledi. “ 

ŞFC’NİN STRATEJİSİNİN SAHADAKİ KARŞILIĞI

ŞFC’nin sahada uyguladığı strateji genel söylemi ile uyumludur. Rejimle genel anlamda bir uzlaşma zemininin olmaması rejimle hiçbir görüşmenin yapılmayacağı şeklinde anlaşılmamalıdır.  Bu noktada yazarın görüşü şudur: “ŞFC rejimle genel anlamda herhangi bir uzlaşmayı kabul etmemekle birlikte sahada durum bazlı ve maslahat eksenli daha esnek bir strateji yürütmektedir. Diğer bütün gruplar gibi ŞFC’nin de rejim ve ortakları ile iletişim kanalları bulunmaktadır. Bu kanal ŞFC’ye rejim ile esir takası, ölen mücahitlerin bedenlerinin alınması konularında pazarlık yapabilme imkânı sağlamaktadır.” 

Bu durumun sahadaki bazı yansımalarını ise şu şekilde toparlamıştır:

Liderlerin geçişine izin verilmesi

“…ŞFC ile rejim arasında El Kaide liderlerinin rejim bölgesinden geçmesi yönünde pazarlıklar olmuştur. Bazı rejim militanlarının serbest bırakılması karşılığında bir gecelik ateşkes yapılmıştır. Rejim, ŞFC’nin Ebu Maria El Kahtani ve Sami El Ureydi gibi bazı liderlerinin Hizbullah eskortluğunda kendi bölgesinden geçmesine izin vermiştir…”

Bölgesel strateji farklılıkları

“…2015 Aralık ayında Suriyeli gazeteci Hadi El Abdullah ŞFC lideri Cevlani’ye rejim ile ateşkes konusunda dışardan bakıldığında tutarsızlık yapıldığı izlenimi veren durumları sormuştur: Neden Guta’da ateşkese kesin olarak karşı duruluyorken Zabadani ya da İdlib gibi bölgelerde ŞFC ateşkese dahil olabiliyor? Cevlani konunun şer’i olarak uygun olduğunu ifade ettikten sonra Guta’nın Şam’a oldukça yakın stratejik bir bölge olduğunu ve orada mücadelenin devam etmesi gerektiğini, Zabadani’nin ise savaşın seyrinde önemli bir yer teşkil etmediğini belirtmiştir. “

Zebedani-Fua anlaşması

“ŞFC’nin de içinde bulunduğu muhaliflerin rejimle imzaladıkları Zebadani-İdlib anlaşması neticesinde rejimin bütün İdlib bölgesinde bombardımanları durdurması garanti edilirken, rejim yanlısı güçler tarafından kuşatılmış Zebedani bölgesinden de sivillerin çıkması sağlamıştır. Bunun karşılığında muhalifler de Şii’lerin yaşadığı Fua ve Kafraya beldelerine saldırıları durdurmayı kabul etmiştir…“ 

ŞFC’nin bunu kabul etmesi hem halk açısından faydalıdır hem de diğer muhalefetle uyumlu olmak ve çatışmamak adına doğrudur. İlerleyen süreçte bu ateşkes anlaşması Rusya tarafından gerçekleştirilen ağır bombardıman sonucu bozulmuştur. 

Türkiye'nin tampon bölge projesi

“2015 Ağustos’ta ŞFC, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge oluşturma projesine dahil olmamak adına bölgeden tek taraflı çekilmiştir. ŞFC’nin bölgeden çekilmesindeki temel sebep gayri-İslami devletlerden teşekkül koalisyon çatısı altında savaşmanın İslam hukukuna göre uygun olmamasıdır. Bu çekilmeden tam bir yıl sonra Ağustos 2016’da Türkiye Cerablus’a girerek tampon bölge projesini hayata geçirmeye başlamıştır… Nusra bu müdahaleyi benimsemekle beraber El-Kaide’den beklenen direnme ya da en azından müdahaleyi sert bir şekilde kınama tepkisini diğer muhaliflerle karşı karşıya gelmemek adına göstermemiştir…”

Şam'ın Fethi Cephesi destekçileri, sahadaki durum bazlı farklı tepkilerin temel hedefleri ile çelişmediği sürece meşru bir zemine oturduğu kanaatindedir. Ana gayesini "düşmanın İslam beldelerinden defedilmesi ve İslam Devleti’nin kurulması" olarak duyuran ŞFC, Müslümanların faydasına ve İslam hukukuna uygun olması şartı ile ateşkeslerin/anlaşmaların yapılmasında bir beis görmemektedir. 

Ancak uluslararası düzeyde masaya konulan ateşkes anlaşmalarının ŞFC’nin temel hedefleriyle çelişmesinin yanında doğrudan ŞFC’yi diğer muhaliflerden ayırma amacı taşıdığı görülmektedir. 

ŞFC ve ŞUBAT 2016 TARİHLİ ATEŞKES

SFC’nin bu ateşkeslere bakışı devrimin başından bu yana nettir. Fakat anlaşmanın mahiyetine gösterdiği tepki şiddetlenmiştir. Bunun başlıca nedenlerinden biri siyasal çözüm arayan -özellikle demokrasi yanlısı- muhalefette devrimin hedeflerinden sapmanın baş gösterdiği düşüncesidir. ŞFC giderek daha fazla yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

“Aralık 2015’den bu yana ŞFC müttefiki olan muhaliflerin rejim ile olan diplomatik temaslarına ve Şubat 2016’da tesis edilen anlaşmaya sert tepki göstermektedir. Muhaliflerin bu temasları ŞFC nezdinde artık stratejik bir hata ya da kaybeden taraf olmaktan öte Cevlani’nin ifadesiyle bir tür ihanettir. ŞFC’nin bunu ihanet olarak ifade etmesinin nedenlerinden biri güvenlik gerekçesiyledir. ŞFC ateşkese konu grupların dışında bırakılmıştır. Bu anlaşmanın amaçlarından biri bütün savaş eforunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terörist olarak tanımladığı organizasyonlara kanalize etmektir. Bu bağlamda El Kaide’nin eski Suriye kolu olarak ŞFC hedef tahtasındadır...”

"Ateşkesler kardeş kavgalarına müsait zamanlardır"

BM’nin özellikle bu süreçte uyguladığı strateji muhalefetin arasında oluşan çatlakları derinleştirmek yönündedir. Ateşkesleri de bu bağlamda değerlendirmektedir.  

“…ŞFC gibi önemli bir askeri güç olmadan muhaliflerin başarılı olması mümkün değildir. Fakat bunun yanında savaşın sonlandığı dönemlerde, askeri bağlılıklar da sona erer, siyasi ve ideolojik farklılıklar ve özgürleştirilmiş alanların kontrolünde anlaşmazlıklar gün yüzüne çıkar. Ateşkesler bu kardeş kavgalarına müsait zamanlardır… Mart 2016’nın başından itibaren muhalif güçlerin kontrolündeki alanlarda ateşkesin de sağladığı avantajla rejimin düşmesine ve devrimin devam etmesine yönelik gösteriler gerçekleşmiştir.”

Ateşkesle beraber gelen kısmi rahatlama ortamı ŞFC’nin çeşitli bölgelerde protesto edilmesini beraberinde getirmiştir.  


“…Rejime karşı ön saftaki görevlerinden ateşkes çerçevesinde terhis edilen Özgür Suriye Ordusu askerleri yaşadıkları bölgelere geri dönmüş ve sivillerle beraber ŞFC’nin protesto edilmesi gösterilerine katılmışlardır. Maaret En Numan bölgesinde Özgür Suriye Ordusu’nun bir kolu olan 13. Fırka ile ŞFC arasında ölümlerinde yaşandığı bir çatışma patlak vermiştir. İlerleyen süreçte iki taraf resmi olarak anlaşmaya varmış ve çatışmalar sonlandırılmıştır…”

ŞFC karşıtı protestolar ve geliştirilen strateji

Bu türbülanslı dönemde ŞFC’nin verdiği tepki dikkate değerdir. Mümkün mertebe iç çekişmeden uzak durmaya çalışması ve halkı karşısına almaktan sakınması devrimin çıkarlarını gözettiğini ortaya koymaktadır.

“Ateşkes anlaşmasının uygulanmaya başladığı ilk iki ayda, özellikle Mart 2016’da, ŞFC zayıflamıstır. Bu durum cihat etmeyen muhalefet için diplomatik kanatta ilerleme kaydedilebileceklerini umdukları yeni bir politik dalga oluşturdu. Bu muhalefet kendisini ÖSO yanlısı ŞFC karşıtı gösterilerle ifade etti. Kendisine yönelik popüler protestoları tahmin eden ve saldırıya maruz kalmaktan çekinen ŞFC kuzey Suriye’deki kaleleri olan Salkin ve Sarmada’dan kısmi olarak çekildi. Aslında bu yüzeysel bir çekilme idi. Grubun kontrolünde olan polis merkezi, mahkeme ve bazı kurumlardan geçici bir çekilme yaşanırken, ŞFC’nin güvenlik güçleri bölgede dağınık olarak kalmaya devam etti. İdlib bölgesindeki gösterilerde uygulanan baskı grubun itibarını zedeledi, öyle ki Ahrar-uş Şam’dan ve hatta kendi içindeki bazı üyelerinden eleştiriler almaya başladı. Mart ayı boyunca, ŞFC ön cephede neredeyse yapayanlız kaldı, Kuzey Halep hücumunda yer alabilmek için diğer muhalif gruplardan adam çekmeyi denedi ama netice itibariyle burayı kaybetti.”


Maaret An Numan'da Nusra karşıtı protestolardan bir görüntü [Mart 2016]

ŞFC’nin uğradığı bu çok yönlü baskıya cevabı daha ziyade lokal güç odaklarını kendi safına daha yakın tutmak şeklinde gerçekleşti. Bu elde edilmiş bölgelerin kaosa sürüklenmemesi adına izlenmiş dikkatli bir stratejidir.

“Şubat ayının sonunda imzalanan ateşkes anlaşmasının hemen akabinde, ŞFC yerel muhalif liderlerle iletişimini artırdı ve camilerde rejimle gerçekleştirilecek diplomatik girişimlere karşı bir bilgilendirme çalışması yürüttü...”

'Ortak düşman' anlayışı, problemleri azalttı

ŞFC’nin sürekli olarak savunmada kalmadığını, beklemediği bazı gelişmelerin kendisini kuşatmaya alan güçlerin planlarında bozulmalara neden olduğunu vurgulamakta fayda var. Rejimin başına buyruk hareketlerinin sahadaki büyük devletlerin planlarına kısmi zararlar verdiğini söylemek mümkün. Özellikle rejimin bazı bölgelerde gerçekleştirdiği saldırıların muhalefetin arasındaki çatlağın kapanmasına neden olduğunu söylenebilir.

“2016 Nisan ayından sonra ŞFC’nin yaşadığı problemlerde azalma görülmektedir. Rejimin Halep’e saldırısı ateşkesi sonlandırmış, Cenevre’deki diplomatik manevralardan başarılı bir sonuç hasıl olmamıştır. Rejim tarafından en çok bombalanan yerlerden biri olan Maaret An Numan ŞFC karşıtı gösterilerin olduğu da bir bölgedir. Böylelikle Özgür Suriye Ordusu’nun bir kolu olan 13. Fırka ile İslami muhalefetin arasında patlama noktasına gelen ve hatta Halep’e de yayılmak üzere olan gerginlik rejimin saldırıları neticesinde ortak düşmana karşı beraber karşı koyma gerekliliğinin doğmasıyla dinmiştir. Politik olarak da Nusra mevzi kazanmış, bir kez daha rejime ne kadar güvenilebileceğini ve uluslararası toplumdan diplomatik çözüm noktasında büyük beklenti içine girmenin doğru olmadığını göstermiştir.”

"Halep halkının yardımına 'uluslararası toplum' değil, ŞFC koştu"

Muhalefette görülen bu kısmi sakinlik döneminde ciddi kazanımlar da elde edilmiştir.

“Mayıs ayında, rejimin Halep’e gerçekleştirdiği saldırılar esnasında, rejimin tek intikal hattına saldırmıştır. Bu hat ülkenin eski ekonomik başkenti olan Halep’i rejim kontrolündeki diğer bölgelere bağlamaktadır. Diğer gruplar saldırı yapmayacakları yönünde verdikleri taahhütlerden ötürü kısıtlanmış iken, küçük İslami gruplar ve yerel savaşçılar tarafından desteklenen ŞFC, Han Tuman ve Halidiye gibi Kuzey Halep’teki bölgeleri ele geçirmiş, İran Devrim Muhafızları'na karşı bölgede çok ciddi başarı kazanmıştır. Ağustos 2016 itibariyle, ŞFC’nin yoğunlukta olduğu İdlib orijinli muhaliflerin koalisyon gücü rejimin hatlarını kırarak Halep muhasarasını kaldırmıştır. Nusra’nın Halep’teki varlığı önceden oldukça azdı ve rejim tarafından muhasaraya alınan muhalifler uluslararası toplumun yardımını talep etmeyi sürdürdüler, çünkü şehrin tek tedarik yolu rejim tarafından Temmuz ayında ele geçirilmişti. Fakat neticede uluslararası toplum yerine ŞFC bu çağrıya kulak verdi ve 300.000 insanın muhasara altında kalmasını engellemek adına onlara yardıma koştu.”


Kuşatma nedeniyle gıda yetersizliğinin yaşandığı Halep'te halk, çatılarını mini bir tarlaya dönüştürmüş durumda

İlk etapta çok hızlı bir şekilde muhasara kırılmış olmasına rağmen, muhalifler kazandıkları bölgelerde tutunamamış, şehir tekrar muhasaraya alınmıştır. Muhalifler bu duruma karşı strateji değiştirmiş, Halep’teki savaşı muhasarayı kırmaya odaklamak yerine rejimi tamamen bölgeden çıkarmaya evirmiştir. Bu ise uzun vadeli bir plandır. Halep özelinde sabrın daha da önem kazandığı bir dönemece girilmiş gibi gözüküyor.

Kaynak: Mepa News

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.