İsrail'in Gazze'deki sonraki adımı savaşı yeniden başlatmak olabilir

Muhammad Shehada

Mart ayının ortalarında, deneyimli İsrailli müzakereci Gershon Baskin aniden alarm verdi. “Eğer Amerikalılar İsrail’i dizginlemezse, İsrail Gazze Şeridi’ni denize kadar yeniden işgal edecek.”

İlk başta bakıldığında bu uyarının zamanlaması garip görünüyordu. Açıklama, İsrail ile Hamas arasında ateşkesin ikinci aşamasının ilerletilmesine yönelik dolaylı müzakerelerin Kahire’de yeniden başlamasından sadece birkaç gün sonra geldi.

Aynı zamanda Trump’ın Barış Kurulu Genel Direktörü Nickolay Mladenov, Hamas’a İsrail’in tutumunu tamamen benimseyen bir teklif sunmuştu. Teklif, İsrail’in çekilmesi ya da yeniden inşa süreci başlamadan önce Gazze’deki tüm silahlı grupların tamamen silahsızlandırılmasını ve dağıtılmasını şart koşuyordu.
Ancak sahadaki duruma bakıldığında Baskin aslında açık olanı dile getiriyordu.

İran savaşı sisinin altında İsrail, Gazze’ye yönelik saldırılarını dramatik biçimde artırdı ve Kahire müzakerelerinin 14 Mart’ta başlamasıyla birlikte bunu daha da yoğunlaştırdı.

İsrail, bölgeye giren yardım miktarını yüzde 80 azalttı; tamamen işgal edilip boşaltılmış kontrol alanını genişletti; saldırılar gerçekleştirmeleri için vekil çetelerini devreye soktu; ve özellikle gazetecileri, yerel polisi, sağlık görevlilerini ve Gazze’de kalan az sayıdaki güneş enerjili şarj istasyonlarını hedef alan günlük hava saldırılarını yoğunlaştırdı.

İsrail güçleri ayrıca Filistin toprakları üzerindeki kontrol alanını genişletmeye devam etti. Ateşkesin birinci aşamasında askeri konuşlanmanın sınırlarını belirleyen “Sarı Hat”, daha batıya doğru itildi ve böylece Gazze’nin yüzde 60’ından fazlası ordunun kontrolü altına girdi.

Geçen hafta Deyr el Belah’taki Filistinliler belediye seçimlerinde oy kullanmaya giderken, İsrail şehirdeki tüm telefonlara şu mesajı gönderdi: “Yaklaşan seçimler münasebetiyle tebrikler… Bu bölgenin yalnızca tek bir yöneticisi olduğunu unutmayın.” Mesaj, bir İsrail istihbarat subayının takma adıyla ve muhbir olmak için iletişime geçilecek bir telefon numarasıyla son buluyordu.

Bundan birkaç gün önce İsrail uçakları, Şati mülteci kampına küçük kahve paketleri iliştirilmiş broşürler attı. Broşürlerde şu ifadeler yer alıyordu: “Sorun yaşamamak, kendi geleceğinizi ve çocuklarınızın geleceğini korumak için bizimle iletişime geçin.” Ayrıca kırmızı renkle yazılmış, "kendi hayatınızı ve ailenizin hayatını korumaya dair" örtülü bir tehdit de bulunuyordu.

İsrail’in işbirlikçi devşirme faaliyetlerini yoğunlaştırması genellikle tam kapsamlı bir saldırının habercisi oluyor; çünkü bu işbirlikçiler İsrail ordusu için “hedef bankaları” topluyor ve oluşturuyor. Pazar günü savaşın yeniden başlatılmasını görüşmek üzere planlanan kabine toplantısı iptal edilmiş olsa da, üst düzey İsrailli askeri yetkililer giderek daha fazla çatışmaların yeniden başlaması yönünde baskı yapıyor ve “Hamas’ı yenmek için en uygun zamanın şimdi olduğunu” söylüyor.

Müzakereler mi, pusu mu?

İsrail’in sahadaki tırmandırıcı adımları Kahire görüşmelerini sabote etmeyi amaçlıyor gibi görünse de, görüşmelere katılan bir Filistinli lider The New Arab’a yaptığı açıklamada, kendilerine sunulan teklifin olası bir İsrail saldırısını örtbas etmeyi ya da meşrulaştırmayı amaçladığını söyledi.

Mladenov bu planı, Filistinli grupların tam ve derhal silahsızlanmayı ve tüm altyapıları ile silahlı kanatlarının dağıtılmasını kabul etmemesi halinde İsrail’in savaşı yeniden başlatacağı tehdidi altında sundu. Sunulan çerçeve, kasıtlı olarak reddedilecek şekilde hazırlanmış görünüyordu; böylece yeni bir İsrail saldırısına kılıf sağlanması amaçlanıyordu.

Örneğin teklif, Trump planının birinci aşaması kapsamında İsrail’in hiçbir zaman yerine getirmediği ve sistematik biçimde ihlal ettiği bütün yükümlülükleri yeniden yazıyor ve İsrail’in taahhütlerini silahsızlanma şartına bağlı hale getiriyor.

Altı ay önce İsrail’in, esir değişimi karşılığında Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) ve yeni teknokrat Filistin komitesinin Gazze’ye girişine derhal izin vermesi ve bombardıman, topçu saldırıları ile suikastlar dahil tüm askeri operasyonları durdurması gerekiyordu.

İsrail o tarihten bu yana 800’den fazla Filistinliyi öldürdü ve halen ne Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) ne de yeni komitenin Gazze’ye girişine izin verdi. Mladenov planı ise şimdi Filistinli gruplardan, İsrail’in hiçbir zaman yerine getirmediği yükümlülüklere yeniden bağlılık göstermesi için önce tam silahsızlanma ilkesini kabul etmelerini istiyor.

Birinci aşamada İsrail ayrıca en az 200 bin çadırın ve 60 bin geçici konutun Gazze’ye girişine izin vermekle yükümlüydü. Bunun yanında tıbbi ihtiyaçların, yakıtın ve elektrik, telekomünikasyon, su, kanalizasyon altyapısı ile hastaneler ve fırınların onarımı için gerekli erken toparlanma ekipmanlarının da girişine izin vermesi gerekiyordu.

Mladenov planı bu yükümlülükleri erteledi; geçici barınaklar ancak silahsızlanma süreciyle birlikte bölgeye girecekti ve erken toparlanma malzemeleri yalnızca silahsızlanmanın tamamlandığı bölgelere ulaştırılacaktı.

Trump planı kapsamında “saldırı” ve “savunma amaçlı” silahlar arasında bir ayrım yapılmıştı. İlki, Gazze içinden İsrail’in kendisini vurmak için kullanılabilecek roketler gibi silahları ifade ederken; ikincisi, bölge içinden İsrail’e tehdit oluşturamayacak ateşli silahları ifade ediyordu.

Plan ayrıca “silahsızlanma” yerine “devre dışı bırakma” ifadesini kullanıyordu. Bu terim, savaşan tarafların silahlarını depolarda muhafaza ettiği ve bunları bir ön şart olarak değil, barışın sonucu olarak imha ettiği Kuzey İrlanda barış planındaki terminolojiye dayanıyordu. Silahların yalnızca varlığını sürdürmesi bile, anlaşmanın tamamen uygulanacağına dair bir güvence işlevi görüyordu.

Buna karşılık Mladenov önerisi, “ağır silahların tamamen temizlenmesi” ve tüm silahlı altyapının (örneğin tüneller, üretim tesisleri, malzemeler) “yok edilmesi” dilini kullanıyor ve bütün bunların, İsrail’in hiçbir geri çekilme gerçekleştirmeyeceği 90 günlük bir süre içinde yapılmasını şart koşuyor. Tüfekler de bu ağır silah kategorisine dahil ediliyor.

Başka bir ifadeyle bu, Filistinli grupların önce kendilerini tamamen savunmasız hale getirmeleri ve İsrail herhangi bir geri çekilmeye başlamadan -eğer gerçekten başlarsa- müzakere masasındaki sahip oldukları tek baskı unsurundan vazgeçmeleri anlamına geliyor.

Mladenov planına göre 91’inci günden 250’nci güne kadar kalan tüm “kişisel silahların” da (örneğin tabancalar, elektroşok cihazları) teslim edilmesi gerekiyor. İsrail ordusu ancak silahsızlanmanın tam bağımsız doğrulamasının yapıldığı bölgelerden bu süre boyunca “kademeli” olarak çekilecekti. Buna rağmen İsrail, Gazze’nin yaklaşık yüzde 18’lik bölümünü süresiz şekilde “güvenlik tamponu” olarak elinde tutacaktı.

Filistinli gruplar bu teklif karşısında şok yaşadı ve silahsızlanmanın tartışılmasından önce İsrail’in birinci aşamadaki yükümlülüklerini yerine getirmesini talep etti. Nisan ayında arabulucular, bu takvimi geçici olarak kaldıran ancak herhangi bir geri çekilme ya da yeniden inşa için ön şart olarak tam silahsızlanma ilkesini koruyan bir “köprü önerisi” ortaya koydu.

Bahsetmeye bile gerek yok, bu plan kasıtlı olarak uygulanamaz şekilde hazırlanmış durumda. Filistinliler, kendi yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra İsrail’in bütün taahhütlerinden geri döndüğü uzun bir deneyime sahip. İran savaşı sonrasında ise Amerikan garantileri tamamen değersiz hale geldi; çünkü İran sıfır nükleer stoklama teklif ettiği anda ABD ve İsrail saldırıya geçti.

Ancak Hamas liderliği bu öneriyi kabul etse bile, sahadaki birçok üyesi ile daha küçük ve daha sert çizgideki diğer gruplar, kendilerini savunmasız bırakacak ve çevrelerinde konuşlu işgalci İsrail ordusuna karşı korunaksız hale getirecek bir teklife duydukları derin güvensizlik nedeniyle buna uymayı reddedecektir.

Savaşa olan heves

İsrail, Gazze’de artık hiçbir İsrailli esir kalmadığı için, aylardır Gazze’nin tamamını şiddet yoluyla tamamen ele geçirmeye yönelik ve hiçbir sınırlama olmaksızın eşi benzeri görülmemiş güç kullanımını içeren bir plan hazırlıyordu.

İran savaşı öncesinde İsrail, Trump’a sürekli olarak şu fikri sunuyordu: Eğer kendilerine Gazze’de işi tamamen bitirmeleri ve bölgeyi silahsızlandırmaları için serbest hareket alanı verilirse, bunun “Orta Doğu barışı vizyonunu” hayata geçireceği ve kendisine Nobel Barış Ödülü kazandıracağı söyleniyordu.

İsrail açısından Gazze’nin silahsızlandırılması bir aldatmacadan ibaret; bu planları gizlemek için kullanılan bir örtü işlevi görüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da yakın zamanda Gazze’nin İsrail için bir tehdit oluşturmadığını kabul etti. Şubat ayında Netanyahu, daha önce çok tehlikeli kabul edilen Gazze Şeridi yakınındaki Negev’de yeni bir havalimanının açıldığını duyurdu. Şimdi ise İsrail Başbakanı sorunun “çözüldüğünü” söylüyor; yani Hamas’ın artık İsrail için bir tehdit oluşturmadığını ifade ediyor.

Aynı ay Netanyahu şöyle dedi: “Gazze’de fiilen ağır silah yok. Topçu yok, tank yok, hiçbir şey yok.” Buna rağmen Gazze içinden İsrail’i tehdit edemeyecek, yalnızca İsrail ordusu Filistin topraklarında kalmaya karar verirse ona karşı bir direnişi sürdürmek amacıyla kullanılabilecek 60 bin tüfeğin teslim edilmesini talep etti.

Gazze tamamen silahsızlandırılsa bile İsrail, “kontrolden çıkmış bir hücre” ya da el yapımı bir silah üretmeye çalışan bir kişinin tespit edildiği gibi en zayıf gerekçelerle işgali, bombardımanı, baskınları ve kuşatmayı sürdürebilir.

Peki savaş boyunca ortaya atılan ve hiçbir sorgulamaya tabi tutulmadan kabul edilen daha uç iddialar düşünüldüğünde, bu tür “istihbaratı” kim doğrulayacak?

Filistinliler arasında ayrıca, altı aydan kısa süre sonra yapılacak İsrail seçimleri konusunda artan kaygılar var. Anketler Netanyahu’nun aleyhine görünürken, başbakan özellikle İran’daki başarısız sürecin ardından çaresiz şekilde bir zafer görüntüsüne ihtiyaç duyuyor.

İsrail siyasetinde uzun süredir olduğu gibi, özellikle de son üç yılda defalarca görüldüğü üzere, Netanyahu bir kez daha dikkatini Gazze’ye çevirebilir ve savaşın yeniden başlamasını siyasi varlığını sürdürmenin bir aracı olarak kullanabilir.


The New Arab'ta yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.