Ürdün'deki Suriye-İsrail görüşmesine dair neler biliniyor?

"Suriyeli bakan, Şam'ın diplomasi, anlayış ve barış için elini uzattığını ancak güven inşa etmek için İsrail'in de buna karşılık adımlar atması gerektiğini belirtti."

Afrah Almatwari | New Arab | Tercüme: Mepa News

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail Mossad Başkanı Roman Gofman'ı 23 Ağustos Pazar günü Ürdün'de bir araya getiren görüşme, aylar süren çıkmaz ve sahada artan gerilimin ardından Suriye-İsrail müzakerelerinin yeniden canlandırılması ihtimaline ilişkin soruları gündeme getirdi.

Şam'a göre görüşmeye ABD arabuluculuk etti ve Ürdün ev sahipliği yaptı. Her iki taraftan güvenlik yetkililerinin ve askeri yetkililerin de katıldığı toplantı, İsrail'in 18 Ağustos'ta İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Hava Üssü'ne düzenlediği saldırının ardından iki taraf arasındaki temasların kesildiği bir dönemde gerçekleşti.

Suriye Dışişleri Bakanı ile İsrail dış istihbarat servisinin başkanını bir araya getiren görüşme, iki taraf arasındaki güvenlik sürecinin başlamasından bu yana kamuoyuna açıklanan en üst düzey doğrudan temas oldu.

Gofman, gerilimin tırmanarak Ebu Zuhur'un bombalanmasına yol açmasından önce 14 Ağustos'ta Şeybani ile telefon görüşmesi gerçekleştirmişti.

Aşırı sağcı Netanyahu hükümeti, İsrail ordusunun İdlib'in doğu kırsalındaki havaalanına saldırılmasını defalarca tavsiye ettiğini ileri sürdü. Bunun gerekçesi olarak da Türkiye'nin havaalanında "İsrail'in güvenliğini" tehdit edecek faaliyetlerde bulunmayı planladığını öne süren istihbarat bilgilerini gösterdi.

Şam, görüşmenin gerilimin düşürülmesi ve İsrail saldırılarının, gözaltıların ve hedef alma operasyonlarının durdurulmasına odaklandığını, ayrıca daha sonra daha kapsamlı bir anlaşmanın temelini oluşturabilecek bir güvenlik anlaşmasına ulaşmak amacıyla Suriye-İsrail müzakerelerinin yeniden başlatılmasının ele alındığını belirtti.

Şam ayrıca herhangi bir düzenlemenin Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne, ordusunu yeniden inşa etme ve ittifaklarını belirleme hakkına saygı göstermesi gerektiğini vurguladı.

Şeybani cumartesi günü Reuters'a verdiği röportajda, iki taraf arasındaki güven eksikliğine rağmen Şam'ın İsrail ile güvenlik müzakerelerinin yakında yeniden başlamasını beklediğini söylemişti.

Şeybani, Suriye'nin önceliğinin İsrail saldırılarını durdurmak olduğunu ve güvenlik anlaşmasının nihayetinde İsrail'in Beşar Esed rejiminin 2024 sonunda devrilmesinin ardından ele geçirdiği bütün Suriye topraklarından çekilmesine yol açması gerektiğini söyledi.

Suriyeli bakan, Şam'ın diplomasi, anlayış ve barış için elini uzattığını ancak güven inşa etmek için İsrail'in de buna karşılık adımlar atması gerektiğini belirtti.

Ebu Zuhur'un bombalanmasının ardından temasların kesildiğini söyleyen Şeybani, buna rağmen Şam'ın kendi güvenliğine doğrudan tehdit olarak gördüğü bir tarafla iletişim kurmanın gerekli olduğunu ifade etti.

Şam, daha önceki aşamalarda ele alınan anlaşma taslağının tamamlanmaya yaklaştığını belirtiyor.

Taslakta, Suriye'nin güneyinde güvenlik bölgelerinin oluşturulması, yalnızca Birleşmiş Milletler'in bulunacağı bir tampon bölge kurulması ve Suriye güçlerinin farklı düzeylerde konuşlandırılacağı başka bölgelerin oluşturulması yer alıyordu.

Ancak Şeybani, İsrail'i üzerinde mutabık kalınan hususları uygulamak için gerekli iradeyi göstermemekle suçlarken ülkesinin Suriye ordusunun yeniden inşasında Türkiye'nin desteğinden vazgeçmeyeceğini vurguladı. Bu konu, Suriye'de İsrail ile Türkiye arasındaki başlıca gerilim kaynaklarından biri haline gelmiş durumda.

Suriye-İsrail müzakereleri: Beş turda anlaşma çıkmadı

Ürdün, 24 Ağustos Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye ile İsrail arasındaki gerilimin düşürülmesini görüşmek üzere pazar günü bir toplantıya ev sahipliği yaptığını duyurdu.

Ürdün Haber Ajansı, resmi bir kaynağın şu ifadelerini aktardı:

"Toplantı Suriyeli kardeşlerimizin talebi üzerine gerçekleştirildi ve geçen hafta İsrail'in Suriye topraklarını bombalamasının ardından gerilimin düşürülmesi ve sükunetin sağlanması ele alındı."

Ürdün, Suriye hükümetinin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalarına Krallığın tam desteğini teyit ediyor. İsrail'in Suriye'ye yönelik acımasız saldırılarının derhal durdurulması, İsrail'in işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmesi ve 1974 kuvvetlerin ayrıştırılması anlaşmasına saygı göstermesi gerektiğini vurguluyoruz."

Suriye resmi haber ajansı SANA ise 23 Ağustos Pazar günü Suriye Dışişleri Bakanlığından diplomatik bir kaynağın, toplantının İsrail'in son olarak Suriye topraklarını bombalaması ve ülkenin güneyinde gerilimin tırmanmasının ardından gerçekleştirildiğini söylediğini aktardı.

Görüşmelerde İsrail saldırılarının, gözaltıların ve hedef alma operasyonlarının durdurulması için pratik mekanizmalar oluşturulması ve gelecekte daha kapsamlı bir anlaşmanın temelini oluşturabilecek bir güvenlik anlaşmasına ulaşmak üzere müzakere sürecinin yeniden canlandırılması ele alındı.

Kaynağa göre Suriye tarafı toplantıda, Suriye'nin egemen bir devlet olduğunu ve ulusal ordusunu yeniden inşa edip geliştirme, ittifaklarını ve ortaklıklarını ulusal çıkarları doğrultusunda belirleme konusunda tam hakka sahip bulunduğunu vurguladı.

Suriyeli yetkililer ayrıca "işgal altındaki Golan'ın Suriye toprağı olduğu yönündeki değişmez tutumlarını" yineledi. "Golan'ın nihai statüsünün ve buna götürecek yolun tartışılmasının mevcut aşamada erken olduğu, acil önceliğin İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara çekilmesi ve 1974 kuvvetlerin ayrıştırılması anlaşmasının yeniden yürürlüğe konularak tam olarak uygulanması olduğu" belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Suriye'de istikrarın desteklenmesi ve bölgesel güvenliğin korunmasının önemi ele alındı. Bu kapsamda Türkiye ile İsrail'in tutumlarını birbirine yaklaştırmaya ve iki ülke arasındaki mevcut gerilimin Suriye topraklarına taşmasını önlemeye yönelik çabalar da görüşüldü.

Kaynağa göre toplantı esas olarak gerilimi azaltacak pratik adımların atılmasına ve müzakere sürecine dönüş yollarının araştırılmasına odaklandı. Suriye, herhangi bir güvenlik düzenlemesinin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemenlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini vurguladı.

Şeybani ile Gofman arasındaki görüşmeler sıfırdan başlamadı.

İki taraf daha önce beş tur müzakere gerçekleştirmişti. Son tur ocak ayında Paris'te yapılmış ve toplantıların sıklığının artırılması, güven artırıcı önlemler alınması ve istihbarat paylaşımı için bir kanal kurulması konusunda anlaşmayla sonuçlanmıştı.

Ancak bu mutabakatlar İsrail'in Suriye topraklarındaki saldırılarını sürdürmesini engellemedi. Bu durum Şam'ın, İsrail'in üzerinde mutabık kalınan hususlara pratikte uymadığını söylemesine yol açtı.

Son gelişmeler iki taraf arasındaki uçurumun boyutunu ortaya koyuyor.

Ebu Zuhur Hava Üssü'nün pistlerini ve tesislerini hedef alan İsrail hava saldırısını, 22 Ağustos'ta Suriye'nin güneyinde düzenlenen başka bir İsrail saldırısı izledi.

İsrail ise operasyonlarının güvenlik endişeleri ve kendi güçlerine yönelik potansiyel tehditlerin önlenmesiyle bağlantılı olduğunu ileri sürüyor.

Suriye-İsrail ilişkileri uzmanı Halid Halil, The New Arab'a son temasın müzakere sürecinde şimdiye kadar ulaşılan en üst nokta olduğunu söyledi.

Halil, Suriye-İsrail müzakerelerinin önceki aşamalarda eski Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer'in liderliğindeki İsrailli siyasi ve diplomatik bir heyet aracılığıyla yürütüldüğünü belirtti.

Temasın Mossad Başkanı seviyesine çıkarılmasını güvenlik meselesinin artan öneminin bir yansıması olarak değerlendiren Halil, güven krizi ve iki tarafın görüşleri arasındaki büyük farklılıklar nedeniyle hızlı bir ilerleme ihtimalini düşük gördü.

"Güvenlik" karşılığında çekilme

Suriye-İsrail müzakerelerindeki ilk anlaşmazlık noktası, Esed rejiminin devrilmesinin ardından İsrail'in Suriye'nin güneyinde ele geçirdiği bölgelerin geleceğiyle ilgili.

Şam, İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara çekilmesini ve 1974 kuvvetlerin ayrıştırılması anlaşmasının yeniden yürürlüğe konularak tam olarak uygulanmasını talep ediyor.

Suriye ayrıca Golan'ın işgal altındaki Suriye toprağı olduğunu savunuyor ancak nihai statüsünün tartışılmasını mevcut aşamada erken görüyor.

Ancak İsrail, önceki rejimin devrilmesinden önceki duruma basitçe geri dönmeye hazır görünmüyor.

Dolaşımdaki bilgilere göre İsrail, 1974 anlaşmasında öngörülenden daha geniş güvenlik düzenlemeleri istiyor. Bunlar arasında Suriye güçlerinin güneydeki büyüklüğüne, silahlarına ve konuşlanmasına yönelik kısıtlamalar da bulunuyor.

Burada temel bir ikilem ortaya çıkıyor: Şam müzakereleri egemenliğin yeniden tesis edilmesi ve İsrail'in çekilmesi için bir kapı olarak görmek isterken Tel Aviv yeni güvenlik düzenlemelerinin Suriye topraklarından gelebilecek herhangi bir tehdide karşı uzun vadeli güvence sağlamasını istiyor.

Dolayısıyla temel anlaşmazlık artık yalnızca çekilme ilkesiyle değil, İsrail'in hangi hatta çekileceği ve sahada ele geçirdiği hangi noktaları elinde tutacağıyla da ilgili.

Suriye'nin güneyine saldırılar

Suriye'nin güneyi, Suriye-İsrail müzakerelerinde ve iki taraf arasında yapılabilecek herhangi bir anlaşmada en karmaşık anlaşmazlık noktasını oluşturuyor.

İsrail, Golan yakınlarında ağır silahların, füzelerin ve İHA'ların konuşlandırılmasına kısıtlamalar getiren, büyük ölçüde "askerden arındırılmış" bir güney istiyor.

Ayrıca İran nüfuzunun veya Lübnan Hizbullahı ile bağlantılı grupların bölgeye geri dönmesini önleyecek güvenceler ve sınırın daha etkili biçimde denetlenmesini sağlayacak mekanizmalar talep ediyor.

Şam ise ordusunu inşa etme ve kabiliyetlerini geliştirme konusundaki egemenlik hakkını zayıflatacak herhangi bir formülü reddediyor. Ürdün'deki görüşmede Suriye'nin egemen bir devlet olduğunu, ordusunu yeniden inşa etme ve geliştirme, ittifaklarını ve ortaklıklarını ulusal çıkarları doğrultusunda belirleme hakkına sahip bulunduğunu açıkça ifade etti.

Dolayısıyla güneye ilişkin müzakereler yalnızca teknik olmayacak, egemenlik kavramının kendisiyle ilgili olacak: Suriye kendi topraklarında ordusunu ne ölçüde konuşlandırabilecek ve İsrail kendi güvenliğine yönelik bir "tehdit" bulunduğunu düşündüğünde müdahale etme hakkı olarak nitelendirdiği şeyi ne ölçüde elinde tutacak?

İsrail'in nükleer cephaneliği dahil askeri kabiliyetleri ise görüşmelerde ele alınmadı.

Türkiye: Üçüncü taraf

Türkiye faktörü son haftalarda İsrail'in hesaplamalarındaki en hassas meselelerden biri olarak öne çıktı.

İsrail, Suriye'de herhangi bir Türk askeri konuşlanmasının veya Türk hava savunma altyapısının kurulmasının, özellikle İsrail Hava Kuvvetleri'nin Suriye ve bölge hava sahasındaki hareket serbestisini kısıtlayabileceği için kendisine tehdit oluşturabileceğini söylüyor.

Mossad Başkanı, Ebu Zuhur'un bombalanmasından günler önce, 14 Ağustos'taki telefon görüşmesinde Şeybani ile Türkiye'nin Suriye'deki artan askeri varlığına ilişkin İsrail'in endişelerini ele aldı.

Şam ve Ankara, İsrail'i tehdit edecek bir Türk üssü kurma planlarının bulunduğunu reddediyor. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise kısa süre önce İsrail saldırısını gereksiz bir tırmanma olarak nitelendirdi ve İsrail, Türkiye ve Suriye arasında sürtüşmeyi önleyecek bir mekanizma kurulması için girişimde bulundu.

Bu nedenle Suriye-İsrail müzakereleri, yalnızca Şam-Tel Aviv ilişkilerini değil, Türkiye'nin Suriye'deki gelecekteki rolünü de kapsayan daha geniş bir bölgesel müzakere sürecinin parçası haline gelebilir.

Siyasi analist Ahmed el-Musa, TNA'ya Şam'ın Ürdün'deki görüşmeye açık egemenlik talepleriyle katıldığını söyledi. Bunların başında hava saldırılarının ve diğer saldırıların sona erdirilmesi, İsrail'in önceki rejimin devrilmesinin ardından ele geçirdiği topraklardan çekilmesi, İsrail-Türkiye geriliminin azaltılması ve Suriye'nin kendi kabiliyetlerini geliştirme ve ittifaklarını kurma hakkının korunması geliyor.

El-Musa, bu aşamadaki müzakerelerin normalleşme anlamına gelmediğini, daha çok çatışmayı yönetmek ve açık bir karşı karşıya gelişe sürüklenmeyi önlemek amacıyla yürütülen güvenlik temasları olduğunu düşünüyor.

Siyasi analist Gazi Dahman ise İsrail'in Suriye politikasının güvenlik ve savunma tedbirleri kavramının ötesine geçerek Suriye devletine uzun vadeli bir gerçeklik dayatma girişimine dönüştüğünü savunuyor.

Dahman, TNA'ya devam eden saldırı ve ihlallerin Şam'ı zayıf ve istikrarsız tutmayı amaçladığını söyledi.

Farklı değerlendirmeler bir yana, Suriye-İsrail müzakereleri devam ederken İsrail'in askeri operasyonlarını da sürdürmesi mevcut sürecin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan birini oluşturuyor ve her müzakere turunu sahadaki ilk tırmanmada çökme riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

Altıncı turun başarı ihtimali düşük

Suriye-İsrail müzakereleri yakında yeniden başlarsa bir sonraki tur öncekilerden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya kalacak. Çünkü iki taraf da masaya bir güvensizlik geçmişi ve sahada oluşan yeni gerçekliklerle oturacak.

Halid Halil bu bağlamda, İsrail'in uzlaşmaz tutumunun ve İsrail'deki iç siyasi hesapların Suriye-İsrail müzakerelerinde hızlı ilerleme ihtimalini azalttığını düşünüyor.

Halil'e göre İsrail hükümeti siyasi veya bölgesel baskıyla karşı karşıya kaldığında gerilimi tırmandırmaya başvurabilir.

Şam ise farklı bir denklemle karşı karşıya.

Suriye, egemenliğini ortaya koymak ve kontrolünü kaybettiği toprakları geri almak istiyor ancak şu anda şartlarını güç kullanarak dayatabilecek askeri kapasiteye sahip değil.

Bu nedenle müzakereler Şam açısından kapsamlı barışa hazır bir yol olmaktan ziyade geçiş dönemini yönetmenin bir aracı gibi görünüyor.

Şam, güvenlik anlaşmasının daha geniş kapsamlı bir anlaşmaya zemin hazırlayabileceğini söylüyor ancak bu ihtimal kısa vadede uzak görünüyor.

İki taraf saldırıların sona erdirilmesi, çekilme ve güneye ilişkin düzenlemelerde anlaşmayı başarsa bile Golan'daki devam eden İsrail işgali konusu, normalleşme, diplomatik ilişkiler ve sınırların geleceğiyle birlikte ertelenmiş olarak kalacak.

Şam, Golan'ın işgal altındaki Suriye toprağı olduğunu savunurken şu anda saldırıların sona ermesine, İsrail'in kısa süre önce işgal ettiği bölgelerden çekilmesine ve 1974 anlaşmasının yeniden yürürlüğe konulmasına öncelik veriyor.

İsrail ise Suriye'nin güneyine ilişkin güvenlik garantilerine, Türkiye'nin askeri rolünün sınırlandırılmasına ve Suriye hava sahasındaki hareket serbestisini korumaya odaklanıyor.

Bu nedenle müzakerelerin yeniden başlaması, gerçekleşmesi halinde bile, nihai bir anlaşmanın yakın olduğu anlamına gelmeyebilir.

Bir sonraki aşamanın, daha karmaşık siyasi meselelere geçilmeden önce gerilimi önlemek amacıyla sınırlı bir güvenlik mutabakatı oluşturma girişimiyle başlaması daha muhtemel görünüyor.

Temel soru ise hala şu: Washington mevcut gerilim düşüşünü uygulanabilir bir anlaşmaya dönüştürebilecek mi, yoksa müzakereler değişen askeri ve siyasi gerçekliklerin rehinesi olarak mı kalacak?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri