Sudan parçalanmaya doğru mu sürükleniyor?
"Sudan artık inkar edilemeyecek bir idari bölünme durumuna girdi ve ülkenin yeniden iki devlete ayrılabileceğine yönelik korkular derinleşti."
Shawgi Abdelazim | Al Majalla | Tercüme: Mepa News
Bundan 15 yılı biraz aşkın süre önce, 9 Temmuz 2011'de Güney Sudan bağımsızlığını ilan etti. Bugün ise bölünme ihtimali Sudan'ın üzerinde yeniden beliriyor. Ülkenin Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) kontrolündeki batı ve güneybatı bölgeleri giderek daha güçlü biçimde ayrılma yönünde ilerliyor. Parçalanmanın ağır sonuçları olacaktır.
Egemenlik, meşruiyet ve Sudan halkını temsil etme hakkı üzerindeki mücadele, Nisan 2023'te başlayan iç savaşın belirleyici özelliklerinden biri. Toprak kontrolünü gösteren harita her gün değişiyor ancak HDK bugün Darfur'un neredeyse tamamında ve sınırlı bazı bölgeler dışında Çad sınırı boyunca hakimiyet iddiasında bulunuyor. HDK ayrıca müttefiki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) ile birlikte Kuzey ve Güney Kordofan'ın geniş kesimlerini kontrol ediyor.
Sudan Silahlı Kuvvetleri ülkenin doğusunu, kuzeyini ve merkezini kontrol ediyor ancak ordunun veya merkezi hükümetin Sudan toprakları üzerindeki egemenliği eksik. Geniş bölgelerde hiçbir otoritesi bulunmuyor. Böylece iç savaş iki hükümet arasındaki bir mücadeleye dönüşmüş durumda: Biri Hartum'da, diğeri ise batıdaki Nyala'da. Sudan artık inkar edilemeyecek bir idari bölünme durumuna girdi ve ülkenin yeniden iki devlete ayrılabileceğine yönelik korkular derinleşti. Bazıları artık krizin çözümü olarak açıkça bölünmeyi savunuyor.
Tarihten yararlanmak
HDK hem askeri hem de siyasi açıdan kontrolü altındaki bölgelerin uzun süredir maruz kaldığı dışlanma geçmişinden yararlanmaya çalıştı. Burada acı bir ironi bulunuyor. Çünkü HDK başlangıçta, tam da bu dışlanmaya tepki olarak eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir'e karşı ayaklanan silahlı hareketleri bastırmak amacıyla kurulmuştu. Siyasi ve ekonomik hakların geri alınması talebi, HDK'nin savaş dönemi söyleminin merkezi unsurlarından biri haline geldi. Grup bunu seferberliği teşvik etmek için kullanıyor.
İki gelişme bu mağduriyet söylemine daha fazla derinlik kazandırdı. Bunlardan ilki, HDK ile Abdülaziz el-Hilu liderliğindeki SPLM fraksiyonu arasında kurulan ittifaktı. Bu silahlı hareket, Nuba Dağları'ndaki toplulukların maruz kaldığı dışlanmayı gidermek için yirmi yıldır savaşıyor. İttifak, HDK'ye siyasi talepler üzerine kurulmuş bir söylem kazandırdı ve başka bir hareketin sahip olduğu itibarı kendi bünyesine kattı. Oysa HDK eski rejimin bir ürünüydü ve çevre bölgelerin şikayetlerini hiçbir zaman kendi davası haline getirmemişti, aksine baskının bir aracı olmuştu.
İkinci gelişme ise HDK kontrolündeki bölgede Tasis hükümeti olarak bilinen bir yönetim otoritesinin kurulmasıydı. Bu yapının merkezi hükümetinkilere paralel kurumları, idari yapıları ve bakanlıkları bulunuyor. Dolayısıyla Tasis hükümeti bir tür idari ayrılığı temsil ediyor ve gelecekteki bir kopuşun ilk kurumsal yapı taşı olabilir.
Al Majalla, Tasis hükümetindeki liderlerle ve HDK ile SPLM destekçileriyle konuşarak Sudan'ın bölünmesini destekleyip desteklemediklerini sordu. Hepsi Sudan'ın birliğini destekledi ancak bunu, gelişmemiş ve yoksulluk içindeki çevre bölgelere hükmeden güçlü bir merkeze dayalı eski yönetim modelinin terk edilmesi şartına bağladı. Belirli bölgelerden gelen dar bir elit grubun iktidar ve serveti kendi arasında devretmesi fikrini eleştirdiler. Görüşülen kişilerden biri, "At ve binici siyaseti sona ermeli" dedi. Al Majalla'nın konuştuğu kişilere göre yönetici elitler değişmeye yanaşmazsa Darfur ve Nuba Dağları'ndaki insanlar kendi kendilerini yönetmeyi tercih edecek.
Yeni bir yönetim sistemi için çok sayıda öneri ortaya atıldı. Bunlar arasında, eyaletlerin kendi işlerini yönettiği ve kaynaklarından önce kendilerinin yararlandığı, ardından bunların modern Sudan tarihi boyunca olduğu gibi başkent Hartum'daki merkez tarafından yutulmadığı bir ademimerkeziyetçilik modeli de bulunuyor. Ancak iç savaş yeni bir gerçeklik oluşturdu.
Eski yönetim modelini reddetmenin bedeli ayrılma ve bölünme olacaksa bazıları bu bedeli ödemeye hazır görünüyor. Bu durum, Sudan tarihinin coğrafi açıdan en geniş kapsamlı savaşı haline gelen mevcut çatışmanın gerçekliğini yansıtıyor. Diğer savaşların aksine bu iç savaş çevrede değil merkezde patlak verdi. HDK, Sudan ordusunun otoritesine karşı ülke tarihindeki en güçlü ve en uzun süreli silahlı meydan okumayı ortaya koydu.
Kan ve ticaret: BAE ve İsrail Sudan'daki savaşı nasıl körüklüyor?
Bölünme ihtimali
Savaş, siyasetçiler ve sivil toplum aktivistleri dahil birçok Sudanlıyı ya ordunun ya da HDK'nın yanında saf tutmaya zorladı. Her iki taraf da destekçilerine ezici bir zafer vaat etti. Siyasetçiler savaş söylemini benimseyerek bölünme fikrini daha da kökleştiriyor. Devrimci Güçler Sivil Demokratik İttifakının, Sumud olarak bilinen yapının çoğunluğu dahil savaşı reddedenler Sudan'ın birliğini destekliyor. Ancak kendi içinde de anlaşmazlıklar nedeniyle bölünen bu savaş karşıtı güçlerin çatışmanın gidişatı üzerinde sınırlı etkisi bulunuyor.
Tasis'in öne sürdüğü argümanlardan biri, Darfur ve Kordofan'ın geniş kesimlerindeki sivillerin kimlik belgelerine ve eğitime erişim dahil temel haklardan ordu tarafından mahrum bırakıldığı yönünde. Ayrıca Darfurluların topluca HDK'nın toplumsal tabanı olarak görüldüğünü ve ordu saldırılarına maruz kaldığını savunuyorlar. Sudan'daki siyasi ve toplumsal gerilimleri derinleştiren bu tür girişimler ayrılma ve bölünmeyle sonuçlanabilir.
Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, 2026 Ordu Günü dolayısıyla yaptığı yakın tarihli bir konuşmada uzlaşma ve diyalog girişimi açıkladı ancak bunun HDK'yi veya onun siyasi kolu Tasis'i kapsamadığını belirtti ve bunları ortadan kaldırma sözü verdi. Dolayısıyla girişim yalnızca kendi müttefikleri ve savaşı reddedenlerle sınırlı görünüyordu. Darfur ve Kordofan'ı kontrol edenlerin dışlanması, bölünmeyi açık biçimde pekiştirecek ve HDK bölgelerindeki dışlanmışlık hissini güçlendirecek bir tepkiye davetiye çıkaracaktır.
Ordu, HDK'ye yakın görülen topluluklara karşı ırkçı ve bölgeci söylemin kullanılmasına zımnen onay verdi. Bu durum, Güney Sudan'da ortaya çıkan dinamiği tekrarlayarak ayrılma ve kendi kaderini tayin çağrısı yapanların işine yarıyor. Güney Sudan halkı sonunda kuzeyden ve merkezden, yani Hartum'dan ayrılmayı seçmişti. HDK da ırkçı ve bölgeci bir dil kullanıyor ve bu da ülkenin gelecekte bölünmesine zemin hazırlıyor.
Bölünmeyi teşvik eden unsurlar
Sudan savaşına yabancı müdahale devam ediyor. Devletlerin çıkarlarını her şeyden önce Sudan'ın jeopolitik konumu şekillendiriyor. Sudan, büyük ölçüde açık doğal sınırlara sahip sekiz ülkeyle komşu ve Kızıldeniz boyunca 1000 kilometrelik kıyı şeridine sahip. Hürmüz Boğazı'nın yakın zamanda kapanması nedeniyle Kızıldeniz giderek daha önemli bir deniz koridoru haline geliyor. Sudan ister bölünsün ister birlik içinde kalsın, her devlet kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Sudan'ın kuzeyindeki Mısır güney sınırını güvence altına almak istiyor. Sudan'ın batısındaki ülkelerin sınır aşan kabile çıkarları bulunuyor. Kızıldeniz'e kıyısı olan ülkeler ise deniz ulaşımını güvence altına almak istiyor.
Sudan'ın komşuları, güvenlik üzerindeki sonuçları nedeniyle ülkenin bölünme ihtimalinden endişe duyuyor. Sudan kronik kırılganlığın hakim olduğu bir bölgeye dönüşürse bu durum terörizmi besleyebilir ve daha geniş bölgesel çatışmaları körükleyebilir. Bununla birlikte bölünme, silahlı çatışmaların dünya genelinde geçmişte de görülen tanıdık sonuçlarından biri. Sudan'ın parçalanma ihtimali savaşın sonucuyla yakından bağlantılı. Ayrılma tehlikesi ancak çatışmaların sona erdirilmesi ve seferberlik, kışkırtma, ırkçılık ve bölgecilik söylemi dahil savaşın sonuçlarının ele alınmasıyla önlenebilir.
Bazı kesimlerin savaşın devam etmesinde çıkarı bulunuyor. Savaşan taraflarla bağlantılı komutanlar, siyasetçiler ve iş insanları çatışmadan maddi ve siyasi çıkarlar elde etti. Özellikle madenler açısından zengin ve verimli tarım arazilerine sahip batı Sudan'da, ülkenin bölünmesi halinde bu kazançları daha da büyüyebilir. Bu çıkarlar ve nüfuz ağları sınırların ötesine de geçebilir.
Her geçen gün yaklaşan bölünme tehlikesinden kaçınmak için Sudan'ın acilen uzlaşıya dayalı ve bütün tarafların çıkarlarını gözeten bir barışa ihtiyacı var. Bu barış, taraflardan birinin diğerine karşı kesin zaferiyle sağlanamaz. Böyle bir sonuç, yenilen taraf yeniden güç kazandığında savaşın tekrar başlaması ihtimalini açık bırakacaktır.
Güney Sudan bu konuda bir uyarı niteliğinde. 1972 Addis Ababa Anlaşması'nın ardından çatışmalar yaklaşık on yıl boyunca durdu ancak 1983'te yeniden başladı. Yeniden başlayan bu savaş ayrılmayla sonuçlandı. Sudan aynı kaderden kaçınmak istiyorsa Sudan toplumunu tatmin edecek kadar geniş siyasi uzlaşılara ulaşmalı, tarihsel şikayetleri ele almalı ve gerçek bir uzlaşma yolunu açmalıdır. Bunu söylemek yapmaktan daha kolay.
