Suriye yönetimi SDG'nin ardından Suveyda'ya mı yönelecek?

Suriye yönetimi SDG'nin ardından Suveyda'ya mı yönelecek?

"SDG'ye uygulanan stratejinin Suveyda'da da uygulanıp uygulanamayacağı, yani açık bir çatışmadan ziyade kademeli bir siyasi ve emnî çevreleme stratejisi izlenip izlenemeyeceği konusunda sorular gündeme geldi."

Adnan Ali | New Arab | Tercüme: Mepa News

Suriye hükümetinin, ABD ile koordinasyon halinde siyasi ve askeri araçların bir karışımını kullanarak Suriye Demokratik Güçleri (SDG) karşısında ülkenin kuzeydoğu bölgelerinde elde ettiği başarı olarak nitelendirilebilecek gelişmenin ardından dikkatler bir başka hassas konuya, Suriye'nin güneyindeki Suveyda vilayetine çevrildi.

Silahlı Bedevi sakinleri ile Dürzi silahlı gruplar arasındaki gerilimin ardından 13 Temmuz 2025'te başlayan Suveyda olaylarının üzerinden yedi aydan fazla bir süre geçmesine rağmen, yerlerinden edilen bölge sakinlerinin köylerine geri dönmesi, kayıpların akıbeti ve çatışmalar sırasında sivillere yönelik ihlallere ilişkin beklenen soruşturmalarda net bulgulara ulaşılamaması gibi temel meseleler hala çözüme kavuşturulabilmiş değil.

Eyaletteki Dürzi toplumunun ruhani liderliği tarafından oluşturulan "Yüksek Hukuk Komitesi "ne göre, aralarında 17 kadın ve sekiz çocuğun da bulunduğu en az 230 kişi halen kayıp. Listedeki isimlerden bazıları serbest bırakıldı, diğerlerinin Suriye hükümeti tarafından alıkonulduğu doğrulandı ve bazılarının da öldüğü teyit edildi.

Suriye hükümeti 111 sivilin Şam kırsalındaki Adra cezaevinde tutulduğunu kabul etti. 22 Eylül 2025 tarihinde 24 tutuklu serbest bırakıldı, ardından Suveyda'da iki aşiret ailesinin yerel güçler tarafından teslim edilmesine paralel olarak 36 tutuklu daha serbest bırakıldı. Suveyda dosyasıyla bağlantılı olarak 51 tutuklu Adra cezaevinde kalmaya devam ediyor.

Yerlerinden edilenlerle ilgili olarak Suriye hükümeti, Suveyda vilayetindeki 33 köyden yaklaşık 150 bin sivilin ve 70 bin Bedevi'nin olaylar sırasında bölgeden kaçtığını tahmin ediyor. Dürzilerin çoğu Suveyda'da barınaklarda, kiraladıkları evlerde ya da akrabalarının yanında kaldı. Buna karşılık Bedevilerin çoğu Suriye'nin diğer bölgelerine, özellikle de Dera vilayetine taşındı ve buradaki barınaklarda, okullarda ya da akrabalarının yanında kaldı.

Hükümet tarafından atanan soruşturma komitesi ise 16 Kasım 2025 tarihinde yaptığı açıklamada Suveyda'da yaşananların "kesin yasal takip gerektiren ciddi bir ihlal" teşkil ettiğini belirtti.

Komite Başkanı Yargıç Hatem el Nasan düzenlediği basın toplantısında "İhlalde bulunan herkes sorumlu tutulacaktır" dedi ve sosyal medya videolarında yer alan savunma ve içişleri bakanlıkları mensuplarının yasal tedbirler alınana kadar gözaltına alındığını belirtti.

Komite sözcüsü Ammar İzzeddin ise bilgi toplama çalışmalarının siviller, kurbanların aileleri ve hükümet güçleriyle doğrudan görüşmeleri içerdiğini söyledi.

Komitenin Suveyda'da yerel gruplar tarafından kontrol edilen bazı bölgelere girememesi nedeniyle bilgilerin çoğunun sosyal medya aracılığıyla toplandığını kabul eden İzzeddin, komitenin çalışmalarını tamamlamak için iki aylık bir uzatma talep ettiğini kaydetti.

Verilen süre 16 Ocak 2025'te doldu ve şu ana kadar herhangi bir güncelleme yapılmadı.

SDG'ye karşı elde edilen başarı tekrarlanabilir mi?

SDG'ye uygulanan stratejinin Suveyda'da da uygulanıp uygulanamayacağı, yani açık bir çatışmadan ziyade kademeli bir siyasi ve emnî çevreleme stratejisi izlenip izlenemeyeceği konusunda sorular gündeme geldi.

Suriye'nin doğusunda hükümet SDG'ye karşı kapsamlı bir çatışmaya girmeden caydırmak için, sınırlı askeri baskının yanı sıra, ABD'nin değişen önceliklerinden (bölgesel varlığını azaltma ve İran'ın yayılmasına daha az duyarlı olma arzusu gibi) yararlanan siyasi angajmanı içeren karma bir strateji benimsedi.

Bu yaklaşım SDG'nin manevra alanını daralttı ve onu daha pragmatik seçeneklere itti.

SDG dosyasında olduğu gibi, Suriye hükümetinin Suveyda'daki herhangi bir hamlesi için ABD'nin pozisyonunu güvence altına almak elzem görünüyor. ABD'nin tutumu İsrail faktörü nedeniyle vazgeçilmez olabilir ve bu faktör ancak ABD'nin baskısı veya İsrail ile doğrudan bir mutabakat yoluyla etkisiz hale getirilebilir. İkinci seçenek hükümetin kapasitesinin ötesinde maliyetler getirecek ve Suriye'nin egemenliğini ve temel çıkarlarını doğrudan etkileyecektir.

Hikmet el Hicri'ye bağlı olan ve "Ulusal Muhafızlar" adı altında faaliyet gösteren grupların Suveyda kentinde güvenlikle ilgili karar alma süreçlerini kontrol etmeleri ve Eylül 2025'te Amman'da ABD'nin sponsorluğunda onaylanan ve Paris'te Suriye ve İsrail tarafları arasında yapılan son görüşmelerde yeniden teyit edilen "yol haritasını" reddetmeleri siyasi çıkmaza yol açtı.

Bu reddediş, bu güçlerin doğrudan ya da dolaylı olarak İsrail ve SDG'den aldıkları siyasi, askeri ve mali destekten ayrı tutulamaz.

Washington Post gazetesi 23 Aralık'ta İsrailli, Batılı ve Kürt yetkililere dayandırdığı haberinde İsrail'in Aralık 2024'ten bu yana Hicri güçlerine silah transferi, aylık maaşlar ve istihbarat paylaşımı da dahil olmak üzere sürekli askeri ve mali destek sağladığını yazdı. Raporda ayrıca SDG'nin Hicri güçlerine 500 bin dolar aktardığı ve kendi kontrolü altındaki bölgelerde ya da Suveyda'da savaşçılarını eğitmeye devam ettiği kaydedildi.

Siyasi aktivist Muhammed Süleyman, The New Arab'a verdiği demeçte krizin çözümünün önündeki başlıca engelin İsrail olduğunu söyledi.

Süleyman, İsrail'in Suveyda'yı Suriye hükümetine karşı bir koz olarak gördüğünü ve soykırımdan korunma bahanesiyle müdahalesini isteyen yerel bir partiden faydalandığını dile getirdi.

Süleyman, İsrail'in müdahalesinin yerel gruplara destek, azınlıklara zulüm söylemlerinin desteklenmesi, Golan'dan Suveyda'ya güvenli bir koridor dayatma girişimleri ve bazı Dürzi sivillere gıda, tıbbi yardım, burslar ve dini ve güvenlik iletişim kanalları dahil olmak üzere yardım ve tesislerin sağlanmasını içerdiğini de sözlerine ekledi.

Süleyman ayrıca İsrail'in Washington'a baskı yapmak için Suveyda'yı ulusal güvenlik öncelikleri arasına koymaya çalıştığını ve Washington'un da Suriye ile İsrail arasında bir güvenlik anlaşmasına varmak için çalıştığını belirtti.

Washington'da Dürzi gruplar tarafından düzenlenen "Özgürlüğü Savunmak" başlıklı gayrı resmi bir kongre brifingi, başta Suveyda'daki Dürziler olmak üzere Suriye'deki azınlıkların durumuna odaklandı. Etkinliği büyütme çabalarına rağmen, etkinlik medya odaklı ve gayri resmi kaldı.

Buna paralel olarak, Suriye hükümetini destekleyen Şeyh Süleyman Abdulbaki, Suriye'nin birliğini ve merkezi devlete bağlılığını destekleyen bir karşı mesaj verdi.

Suveyda vilayeti, siyasi felç ve Şam'dan ayrılma ve ihlaller için hesap verebilirlik çağrısında bulunan Hicri liderliğindeki gruplar ile ayrılmayı reddeden ancak tazminat, hesap verebilirlik, yerinden edilenler için tazminat ve kayıpların akıbetinin açıklığa kavuşturulmasını talep eden daha geniş kamuoyu arasındaki farklı pozisyonların ortasında art arda gelen ekonomik krizlerle karşı karşıya.

Suveyda'dan New Arab'a konuşan yardım aktivisti ve avukat Mecid Vehbi, Fırat'ın doğusundaki durumun Suriye'nin güneyindekinden farklı olduğunu, çünkü Türkiye'nin çıkarlarının İsrail'in çıkarlarından farklı olduğunu savundu.

Türkiye'nin bir Kürt devletinin ortaya çıkmasını engellemek için birleşik bir Suriye istediğini, İsrail'in ise bölünmeyi ya da mezhepsel oluşumların kurulmasını desteklediğini vurguladı.

Vehbi, Fırat'ın doğusundaki gelişmeler ve ABD'nin Tenf üssünden çekilmesinin ardından güneyde mezhepçi bir devlet kurulması çağrılarının azaldığını savundu.

"Suveyda halkı tarihsel olarak ulusal bağlılık göstermiştir ve herhangi bir çözüm bunu kabul etmelidir" diye ekledi.

Vehbi, krizin çözümünün Suveyda'da işlenen suçların kabul edilmesini, ciddi ve kamuya açık bir şekilde hesap verilmesini ve cumhurbaşkanlığından özür dilenmesini gerektirdiğini söyledi.

Ayrıca üniversite öğrencilerinin korunması, bu yılki orta öğretim diplomalarının tanınması, mağdurlara tazminat ödenmesi, yerinden edilmiş köylülerin geri dönmesi ve Suriye devleti içinde yerel öz yönetimin yanı sıra üst düzey görevlerde ve güvenlik kurumlarında liyakate dayalı orantılı temsilin sağlanması çağrısında bulundu.

Girişimler ve çıkmaz

Suveyda'da yaşayan aktivist Usame el Tavil, ilk adımın Şam'dan vaatler yerine somut önlemler yoluyla gelmesi gerektiğini söyledi.

New Arab'a verdiği demeçte, ayrılığın gerçekçi olmadığını ve Suveyda sakinlerine ya da Suriye ile tarihsel bağları olan Dürzi toplumuna hizmet etmediğini belirterek, duygusal tepkilerin ötesine geçilmesi ve hesap verebilirlik ile yerinden edilmiş sakinlerin tazminat ödenerek güvenli bir şekilde geri dönmelerine odaklanılması çağrısında bulundu.

Başta Şam-Suveyda yolunun kapatılması olmak üzere "Ulusal Muhafızlar" tarafından uygulanan politikalar yaşam koşullarını daha da kötüleştirmiş durumda. Metune köyünde dört gencin Suriyeli bir güvenlik görevlisi tarafından öldürülmesinin ardından kapatılan yol, kamuoyu baskısı üzerine yeniden açılmıştı. Yolun kapatılması un kıtlığına, fırınların kapanmasına ve halkın öfkesinin artmasına neden oldu.

Suveyda'dan siyasi araştırmacı Fuat Azzam New Arab'a yaptığı açıklamada Hicri destekçilerinin Suveyda'nın yapısal ve coğrafi olarak farklı olduğunu ve İsrail'in değerlendirmelerine tabi olduğunu savunarak kuzeydoğu Suriye'deki gelişmelerin etkisini en aza indirmeye çalıştıklarını söyledi.

Tehdit edildiklerini hissettikten sonra Sir Meydanı'nda İsrail bayrakları ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun resimlerini kaldırarak bir gösteri düzenlediklerini, amaçlarının İsrail'den destek istemek ve "Suveyda yönetiminin yol haritasını reddetmesinin neden olduğu çıkmazdan ve devam eden yol ablukasından bölgedeki yorgun nüfusa enerji vermek" olduğunu söyledi.

Azzam, entelektüellerin Hicri egemenliğine meydan okuyan bir "Üçüncü Girişim" önermesinin ardından Suriye hükümetinin Suveyda valisi aracılığıyla ulusal diyalog çağrılarını yenilediğini de sözlerine ekledi.

Bu girişimin özellikle entelektüellerin ve bazı çevrelerin desteğiyle daha geniş bir ivme kazanabileceğini belirtti. Yine de Hicri destekçileri Metune olayını uzlaşma, müzakere ya da tanımayı reddettiklerini yinelemek için kullandılar, kendi kaderlerini tayin etme konusunda ısrar ettiler ve ABD kongre oturumunu kendi pozisyonlarını desteklemek için kullandılar.

Azzam, SDG modelinin uluslararası koalisyonun Tenf üssünden çekilmesinden sonra yeniden ortaya çıktığını da sözlerine ekledi. Hicri destekçilerinin bu üssü Suveyda ile Suriye'nin kuzeydoğusundaki SDG'yi birbirine bağlayan bir "Davud Koridoru"nun parçası olarak tanıttığını söyledi.

"Çekilmeyle birlikte bu tür iddialar açığa çıktı ve ABD'nin SDG'yi terk etmesi, özellikle de ayrılığı desteklediğini resmen ilan etmediği için İsrail'in ayrılıkçı emellerinden vazgeçip vazgeçmeyeceği konusunda soru işaretlerine yol açtı" dedi.

Suveyda dosyasının çözüme kavuşturulması için hükümet ve sivil toplum tarafından, başta tutuklular olmak üzere bekleyen davaların ele alınması ve yerlerinden edilenlerin köylerine geri dönmesi gibi daha somut adımlar atılması gerektiğini düşünüyor.


Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

x.gif

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.