Suudi Arabistan-Husi gerilimi Yemen'de yeni bir savaşın habercisi mi?
İran'ın Tahran-Sana arasında doğrudan uçuşları yeniden başlatma girişimi ve Husilerin bu adımı hayata geçirme çabası, Suudi Arabistan'ın sert tepkisine yol açtı.
Paul Iddon | The New Arab | Tercüme: Mepa News
Temmuz ayı, Suudi Arabistan ile Husiler arasında 30 Mart 2022'de varılan ateşkesin bugüne kadarki en ciddi sınavına sahne oldu. Taraflar dört yıl aradan sonra ilk kez doğrudan karşılıklı saldırılar gerçekleştirdi.
Gerilim, Husiler ile İran'ın 2015'ten bu yana ilk kez Tahran ile Husilerin kontrolündeki Yemen'in başkenti Sana arasında doğrudan uçuşları yeniden başlatmaya çalışmasıyla tırmandı.
Sana krizi
Kriz, 3 Temmuz'da İran'ın Mahan Air şirketine ait ve Tahran'dan doğrudan gelen bir uçağın, eski İran lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılan Husi heyetini almak üzere Sana Havalimanı'na inmesiyle başladı.
Uçuş, Yemen'in uluslararası alanda tanınan Aden merkezli hükümetinin ve bu hükümetin en önemli destekçisi olan Suudi Arabistan'ın onayı olmadan gerçekleştirildi.
Husiler, Suudi Arabistan'ın uçağın inişini engellemeye çalıştığını öne sürerek, Suudi savaş uçaklarını geri çekilmeye zorlamak amacıyla hava savunma füzeleri ateşlediklerini iddia etti. Grup ayrıca misilleme olarak Suudi havaalanlarını hedef almakla tehdit etti.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ise ertesi gün yaptığı açıklamada, bu tür saldırılara "eşi benzeri görülmemiş bir kararlılık ve güçle" karşılık vereceğini duyurdu. Mahan Air uçağı daha sonra Tahran'a döndü.
On gün sonra Tahran'dan gelen ikinci bir uçak Yemen hava sahasına girdi.
Bu kez Suudi Arabistan harekete geçti. İran uçağı iniş yapamadan önce Suudi savaş uçakları Sana Havalimanı pistini vurdu.
İran uçağı birkaç saat sonra yine Husilerin kontrolündeki Hudeyde Uluslararası Havalimanı'na indi.
Bunun üzerine Husiler, Suudi Arabistan'ın Abha Uluslararası Havalimanı'na füze ve İHA saldırısı düzenledi. Riyad, saldırıların hava savunma sistemleri tarafından engellendiğini öne sürdü.
Suudi Arabistan'ın Sana'ya yönelik saldırısı, 27 Şubat 2022'den bu yana kaydedilen ilk saldırı oldu.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon savaş uçakları daha önce de Nisan 2015'te İran'a ait başka bir uçağın inişini engellemek amacıyla Sana Havalimanı'nın pistini bombalamıştı.
ABD merkezli Risk Advisory Basha Report'un kurucusu Muhammed el Başa, Husilerin 13 Temmuz'daki İran uçağı öncesinde Sana, Hudeyde ve Sada havalimanlarında günlerdir hazırlık yaptığını belirtti.
El Başa'ya göre bu hazırlıklar, Husilerin Suudi Arabistan ya da İsrail tarafından saldırı beklediğinin güçlü bir göstergesiydi.
The New Arab'a konuşan El Başa, Tahran ile Sana arasında daha fazla doğrudan uçuş gerçekleşmesini beklediğini ancak bunun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını söyledi.
El Başa, bu uçuşların devam etmesi halinde Husilerin kontrolündeki kuzey Yemen'deki pistlerin ve havaalanı altyapısının ağır hasar görebileceği ya da tamamen imha edilebileceği uyarısında bulundu.
Şu anda gerilimi düşürmeye yönelik en önemli diplomatik girişim Umman'ın başkenti Maskat'ta yürütülüyor.
Maskat, üst düzey Husi müzakerecilerine ve Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'e ev sahipliği yapıyor.
El Başa, Umman'ın Suudi Arabistan ile temas halinde olduğunu, BM'nin de gerilimi azaltmak amacıyla her iki tarafla görüşmeler yürüttüğünü söyledi.
"Otoriter bilgi sistemleri" üzerine yayınlanan Ideology Machine adlı çalışmanın yazarı Fatima Ebu Alasrar ise 13 Temmuz'daki gelişmeleri, bölgenin son derece kırılgan bir dönemden geçtiği dikkate alındığında Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki en önemli karşılaşmalardan biri olarak değerlendirdi.
Alasrar'a göre İran, Husilerin ikmal ağlarını sınırlamak ve Husi bölgelerine erişimi denetim altında tutmak amacıyla Yemen hava sahasına getirilen kısıtlamaları aşarak Sana'ya doğrudan uçuşları açık biçimde destekliyor.
The New Arab'a konuşan Alasrar, Tahran'ın personel taşınmasını ve büyük ihtimalle finansman ile diğer yüklerin aktarılmasını kolaylaştıracak düzenli bir hava köprüsü kurmayı hedeflediğini ifade etti.
İran'ın baskı aracı
Risk analiz şirketi RANE'in Ortadoğu ve Kuzey Afrika kıdemli analisti Ryan Bohl da yaşananları "son derece ciddi bir kriz" olarak nitelendirdi.
Buna rağmen Bohl, İran'ın ABD, İsrail ve Suudi Arabistan ile diplomatik bir uzlaşmaya varmadan sürdürülebilir bir hava koridoru oluşturabileceğine inanmıyor.
Ona göre bu üç aktörden herhangi biri böyle bir girişimi engelleyebilir.
Bohl, asıl sorunun İran'ın Babu'l Mendeb Boğazı'nı ABD üzerinde baskı kurmak amacıyla yeni bir koz olarak kullanmaya çalışıp çalışmayacağı olduğunu söyledi.
İran'ın bu yönde adım atması halinde ateşkesin hızla çözülebileceğini belirten Bohl, Suudi Arabistan'ın Tahran ile Husiler arasında böylesine açık bir bağlantının kurulmasına izin vermek istemeyeceğini ifade etti.
Bununla birlikte Riyad'ın temel hedefinin değişmediğini vurgulayan Bohl, Suudi Arabistan'ın uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetini desteklemeye devam etmek, çatışmanın dışında kalmak ve mevcut askeri dengeyi korumak istediğini söyledi.
Bohl'a göre belirsiz olan konu ise İran'ın yeni yönetiminin Husileri daha gelişmiş silahlarla donatarak Suudi Arabistan'ı yeniden savaşa çekmeye çalışıp çalışmayacağı.
Olası tırmanmanın başka bir işareti de Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri'nin pazartesi günü yaptığı açıklamaydı.
Seri, Suudi Arabistan'ın Yemen'e uyguladığını öne sürdüğü "haksız ve zalim kuşatmaya" karşılık olarak "göze göz" ilkesi çerçevesinde Suudi Arabistan'a yönelik deniz ambargosu ilan ettiklerini duyurdu.
El Başa'ya göre temel mesele, Husilerin Tahran-Sana uçuşlarını yeniden başlatma tehdidini müzakerelerde baskı unsuru olarak kullanması.
Husilerin amacının Sana Havalimanı üzerinde tam kontrol sağlamak olduğunu belirten El-Başa, grubun Yemen'in uluslararası alanda tanınan hükümeti veya Suudi öncülüğündeki koalisyonun denetimi olmaksızın iniş ve kalkışlara tek başına onay verme yetkisini talep ettiğini söyledi.
El Başa, bunun aynı zamanda Yemen Havayolları üzerinde de fiili kontrol anlamına geleceği için kabul edilmesi zor bir talep olduğunu ifade etti.
İsrail saldırılarında filodaki uçakların büyük bölümü imha edildiği veya hasar gördüğü için Yemen Havayolları'nın hizmet verebilen yalnızca üç uçağı kaldı.
Uluslararası alanda tanınan hükümetin, bu uçakların Husi kontrolünde kullanılmaya başlaması halinde yeniden hedef alınabileceğinden endişe ettiğini belirten El Başa, bu kaygının anlaşılır olduğunu ve bu nedenle önemli bir tereddüt bulunduğunu söyledi.
Riyad ise doğrudan uçuşlara karşı çıkıyor. Çünkü bu uçuşların askeri teçhizat taşımak amacıyla kullanılabileceğinden endişe ediyor.
El Başa, Airbus A340 tipi bir uçağın binlerce omuzdan atılan hava savunma füzesi de dahil olmak üzere önemli miktarda silah taşıyabilecek kapasiteye sahip olduğunu ve bu nedenle söz konusu uçuşların ciddi güvenlik riski oluşturduğunu ifade etti.
Saldırı kapasitesi
2015-2022 yılları arasındaki savaşın son dönemlerinde Husiler, İran tasarımı balistik füzeler ve İHA'larla Suudi Arabistan'ın iç kesimlerindeki hedefleri vurabilecek kapasiteye ulaştıklarını göstermişti.
Ryan Bohl, grubun bugün de Suudi Arabistan'ın neredeyse tamamını vurabilecek kapasitesini koruduğunu düşünüyor.
Bununla birlikte saldırıların ölçeğinin tartışmalı olduğunu belirten Bohl, Husilerin cephaneliklerinin önemli bölümünü İsrail'e karşı kullandığını ve İran kadar hızlı şekilde yeniden üretim yapamadığını söyledi.
Bohl'a göre Husilerin gerçekleştireceği saldırıların kapsamı büyük ölçüde İran'ın Suudi Arabistan'a yönelik hedeflerine bağlı olacak.
İran'ın yalnızca rahatsızlık vermeyi mi yoksa enerji altyapısını ciddi biçimde tahrip etmeyi mi amaçladığı belirleyici olacak.
Ayrıca İran'ın Husilerin BAE'yi de hedef almasını isteyip istemediğinin henüz bilinmediğini ifade etti.
13 Temmuz'daki saldırıda Suudi Arabistan'ın Sana Havalimanı'nı büyük ihtimalle havadan fırlatılan Storm Shadow seyir füzeleriyle uzaktan vurduğu değerlendiriliyor.
Bu tercihin, Husilerin 3 Temmuz'da kullandıklarını iddia ettikleri hava savunma sistemlerinden kaçınmak amacıyla yapıldığı düşünülüyor.
ABD'nin 2025 yılında Husilere karşı yürüttüğü geniş kapsamlı "Rough Rider Operasyonu" sırasında Husi hava savunma sistemleri Amerikan F-16 savaş uçaklarını ve hatta F-35 hayalet uçaklarını vurma noktasına kadar yaklaşmıştı.
Bohl'a göre Suudi Arabistan, hava kuvvetlerinin ABD kadar gelişmiş olmadığının farkında olduğu için uzun menzilli silahları tercih ederek olası uçak kayıplarını önlemek istiyor.
Ayrıca uzun menzilli saldırı kabiliyeti, Husilere karşı caydırıcılık mesajı veriyor ve Suudi Arabistan'ı Yemen sınırları dışından saldırı düzenleyebilen İsrail ve ABD ile benzer bir kategoriye taşıyor.
Diğer önemli konu ise Suudi Arabistan'ın hava savunma kapasitesi.
Krallık Patriot PAC-3 ve yakın zamanda envanterine kattığı THAAD gibi gelişmiş Amerikan sistemlerine sahip olsa da İran savaşı sırasında önleyici füze stoklarının ciddi baskı altında kaldığı değerlendiriliyor.
Bohl'a göre Suudi hava savunması Husilerin aralıklı ve sınırlı saldırılarını yönetebilir.
Ancak özellikle İran ile eş zamanlı saldırılar düzenlenmesi halinde bazı füzelerin savunmayı aşması kaçınılmaz olabilir.
Böyle bir senaryo, Suudi hava savunmasını daha fazla zorlayacak ve İran ile Husilere ait mühimmatın hedeflerine ulaşma ihtimalini artıracaktır.
Nitekim İran, aylar sonra ilk doğrudan saldırısını cumartesi günü Suudi Arabistan'a düzenledi.
Bu saldırıdan birkaç gün önce Tahran'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın enerji altyapısını vurma tehdidini yerine getirmesi halinde Babu'l Mendeb Boğazı'nı kapatması için Husilere çağrıda bulunduğu öne sürülmüştü.
Bohl, ABD'nin bölgeye ilave hava savunma sistemleri sevk ettiğinin bilindiğini ancak gönderilen sistemlerin sayısının bilinmediğini belirtti.
Bu miktarın önemli olduğunu vurgulayan Bohl, Suudi Arabistan'ın ne zaman mühimmat tasarrufuna gitmeye karar vereceğinin ve daha gelişmiş saldırılara karşı stoklarını korumak amacıyla bazı saldırılara bilinçli olarak izin verip vermeyeceğinin buna bağlı olduğunu söyledi.
Gerilim savaşa dönüşür mü?
Gerilim önemli ölçüde artmış olsa da bunun yeni bir savaşın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği belirtiliyor.
El Başa, Suudi Arabistan'ın 13 Temmuz'da İran uçağının Hudeyde Havalimanı'na inmesine ve buradan ayrılmasına izin vermesini, Riyad'ın tırmanmayı önlemek istediğinin göstergesi olarak değerlendirdi.
Benzer şekilde Husilerin Cidde veya Riyad gibi daha büyük havaalanları yerine yalnızca Abha Havalimanı'nı hedef almasının da çatışmayı sınırlama isteğini gösterdiğini söyledi.
Bununla birlikte El Başa'ya göre kriz henüz çözülmüş değil.
Maskat'ta ve diğer diplomatik kanallarda müzakereler sürerken her iki tarafın da daha geniş çaplı bir çatışma ihtimaline karşı hazırlık yaptığı görülüyor.
El Başa, yakın dönemde tam kapsamlı bir savaş beklemediğini ancak sınırlı yeni saldırıların yaşanmasının hala mümkün olduğunu ifade etti.
Fatima Ebu Alasrar ise Suudi Arabistan açısından İran ile Husilerin kontrolündeki Yemen arasında hava koridoru kurulmasının ülkedeki stratejik dengeleri kökten değiştireceğini söyledi.
Bu nedenle Riyad'ın Sana Havalimanı pistini vurmasının, yeni bir lojistik hattın oluşmasını engellemek amacıyla gerilimi tırmandırma riskini göze aldığını gösterdiğini belirtti.
Alasrar, Husilerin halen ciddi bir tehdit oluşturduğunu ancak uzun süreli askeri operasyon yürütme kapasitelerinin büyük ölçüde İran'ın kritik parçaları ve teknik desteği sağlamaya devam edip edemeyeceğine bağlı olduğunu ifade etti.
Son yıllarda Husi ikmal ağlarının önemli ölçüde engellendiğini belirten Alasrar, bu nedenle grubun sürdürülebilir olmayan büyük saldırılar yerine daha sınırlı tırmanma stratejilerine yönelmek zorunda kaldığını söyledi.
Kaynak: Mepa News
