Türkiye'nin Somali'deki varlığı siyasi krizin içine çekiliyor

Türkiye'nin Somali'deki varlığı siyasi krizin içine çekiliyor

Mogadişu, Eş Şebab saldırılarındaki düşüşü Türkiye ile savunma iş birliğinin başarısı olarak gösterirken, ülkedeki siyasi çatışmalar Ankara'nın askeri rolüne ilişkin tartışmaları büyütüyor.

Somali Savunma Bakanı Ahmed Muallim Fiki, 26 Eylül'de yaptığı açıklamada, başkent Mogadişu'da Eş Şebab saldırılarının 2023'ten bu yana yaklaşık yüzde 87 azaldığını söyledi.

Mohadişu yönetimi, güvenlik alanındaki bu gerilemeyi Türkiye ile yürütülen askeri iş birliğinin sonuçlarından biri olarak gösterirken, ülkedeki son gelişmeler Türkiye'nin Somali'deki rolüne ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Mogadişu yönetimi ile Türkiye arasındaki savunma iş birliği son yıllarda önemli ölçüde genişledi. Türkiye, Mogadişu'daki TURKSOM askeri eğitim tesisinde Somali güvenlik güçlerini eğitiyor ve Somali ordusunun yeniden yapılandırılmasına destek veriyor.

Temmuz ayında TBMM de Türk Silahlı Kuvvetlerinin Somali'deki görev süresinin iki yıl daha uzatılmasını kabul etti. Ankara, bu varlığın temel amacını Somali'nin terörle mücadele kapasitesini güçlendirmek ve ülkenin güvenliğine katkı sağlamak olarak açıklıyor.

Ancak Mogadişu'daki güvenlik göstergelerindeki iyileşmeye rağmen Eş Şebab'ın kırsal bölgelerde varlığını koruması, Mogadişu yönetimi ile eyaletler arasındaki siyasi çatışmalar ve son aylarda yaşanan silahlı mücadeleler, Somali'nin güvenlik mimarisinin kırılganlığını ortaya koyuyor.

Türkiye'nin eğittiği güçlerin kapasitesi tartışılıyor

Türkiye'nin Somali'deki askeri eğitim programı 2017'de TURKSOM'un faaliyete geçmesiyle kurumsal bir yapıya kavuştu. Program kapsamında Somali ordusunun yanı sıra polis ve özel harekat unsurlarına da eğitim veriliyor.

Türkiye'nin Somali'deki askeri iş birliği kapsamında kaç personelin eğitildiğine ilişkin rakamlar farklı dönemlerde değişen hedef ve toplamlarla ifade ediliyor.

Ankara'nın resmi açıklamalarında eğitim faaliyetlerinin Somali ordusunun yeniden yapılandırılması ve terörle mücadele kapasitesinin artırılması amacı taşıdığı vurgulanıyor. Ağustos 2026'da da Somalili askerlerin Türkiye'de komando temel eğitimlerini tamamladığı bir mezuniyet töreni düzenlendi.

Buna karşın, Türkiye'nin eğitim desteğine rağmen Somali güvenlik güçlerinin Eş Şebab karşısında kalıcı kontrol sağlaması ve elde edilen bölgeleri elinde tutması konusunda ciddi sorunlar bulunuyor.

Mogadişu'ya yaklaşık 30 kilometre mesafedeki Basra bölgesi bu açıdan dikkat çekici örneklerden biri. Bölgenin 2011'den bu yana birçok kez taraflar arasında el değiştirdiği ve 2026 yazında hükümet güçleri ile Türkiye tarafından eğitilen Haramcad polis biriminin burada Eş Şebab'a karşı operasyonlar yürüttüğü bildirildi.

Eylül ayında ise yerel kaynaklar, hükümet güçlerinin bölgeden çekilmesinin ardından Eş Şebab'ın Afgooye yolu boyunca yeniden mevzi kazandığını bildirdi.

Bu tablo, yalnızca askeri eğitim ve hava gücü desteğinin Somali'de kalıcı güvenlik tesis etmek için yeterli olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.

Baidoa'daki çatışma Mogadişu yönetimiyle eyaletler arasındaki gerilimi büyüttü

Somali'deki güvenlik sorununu karmaşıklaştıran temel unsurlardan biri ise Eş Şebab ile mücadele ile federal hükümetin ülkedeki siyasi otoriteyi merkezileştirme çabalarının iç içe geçmesi.

Somali anayasal olarak federal bir devlet yapısına sahip. Puntland, Cubaland ve Güneybatı Eyaleti gibi federal bölgeler geniş ölçüde siyasi ve idari yetkilere sahip. Ancak Mogadişu yönetimi lideri Hasan Şeyh Mahmud yönetiminin merkezi otoriteyi güçlendirme girişimleri, özellikle seçimler ve güvenlik güçlerinin kontrolü konusunda eyaletlerle gerilimlere neden oluyor.

Baidoa'da Ağustos ve eylül aylarında Mogadişu yönetimine bağlı güçlerle eski Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdiaziz Hassan Mohamed Laftagareen'e bağlı milisler arasında çatışmalar yaşandı.

Reuters, 17 Ağustos'taki çatışmaların ardından federal güçlerin Baidoa'da kontrolü yeniden sağladığını bildirdi. ACLED ise 2026'nın ilk aylarından ağustos sonuna kadar Bay bölgesinde federal güçler ile muhalif gruplar arasında en az 78 silahlı çatışma kaydetti.

Eylül başında da Baidoa çevresinde yeni çatışmalar yaşandı. Somali Savunma Bakanlığı, Laftagareen yanlısı güçlerin saldırısına Eş Şebab unsurlarının da katıldığını öne sürdü ancak bu iddia bağımsız olarak doğrulanamadı.

Bu gelişmeler, Mogadişu'nun siyasi rakiplerini Eş Şebab tehdidiyle ilişkilendirdiği ve güvenlik operasyonlarının siyasi rekabetle iç içe geçtiği yönündeki eleştirileri artırdı. ACLED de Baidoa'daki çatışmaların arka planında Mogadişu'nun federal kontrolü güçlendirme girişimlerinin bulunduğuna dikkat çekti.

Türkiye'nin rolüne ilişkin tartışma Doolow saldırısıyla büyüdü

Türkiye'nin Somali'deki askeri varlığına yönelik tartışmaların en dikkat çekici örneklerinden biri 3 Eylül'de Gedo bölgesindeki Doolow'da yaşanan saldırı oldu.

Eski Somali Ceza İnfaz Teşkilatı Komutanı General Mahad Abdirahman Aden'in bulunduğu eve saldırı düzenlendi. Aden saldırıdan yaralı kurtuldu. Jubaland yönetimi ve bazı muhalif gruplar saldırının Türk insansız hava araçları tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürdü.

Ancak Mogadişu yönetimi bu iddiayı reddetti. Mogadişu yönetimi, ilk incelemelere göre patlamaların "evin içerisinde hazırlanmakta olan patlayıcılardan kaynaklandığını" açıkladı ve olayın araştırılması için komite kurulacağını duyurdu.

Türkiye de saldırının sorumluluğunu üstlenmedi. Olayın kim tarafından gerçekleştirildiği bağımsız olarak kesinleşmiş değil.

Buna rağmen saldırı sonrasında Cubaland'ın bazı bölgelerinde Türkiye karşıtı protestolar düzenlendi ve göstericiler Ankara'nın Somali'nin iç siyasi çatışmalarına müdahil olduğu iddiasını gündeme getirdi.

Bu durum, Türkiye'nin Somali'deki askeri varlığının Eş Şebab'la mücadele bağlamının ötesine geçerek ülkenin federal-merkezi yönetim arasındaki siyasi anlaşmazlıkların içine çekildiği yönündeki tartışmaları güçlendirdi.

Ankara ise bu iddiaları reddediyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, mayıs ayında Türkiye'nin Somali'deki askeri varlığının siyasi aktörlerden birini desteklemek veya iç siyasi süreçlere müdahale etmek amacı taşımadığını, faaliyetlerin Somali ordusunun yeniden yapılandırılması ve terörle mücadele kapasitesinin artırılmasına odaklandığını açıkladı.

Uganda krizi Türkiye'nin Somali politikasını da etkiliyor

Türkiye'nin Somali'deki rolü, Uganda ile Ankara arasında eylül ayında patlak veren askeri iş birliği krizinin ardından bölgesel bir boyut da kazandı.

Uganda ordusu, 19 Eylül'de Türkiye ile tüm savunma ve askeri iş birliğini geçici olarak askıya aldığını açıkladı. Uganda yönetimi kararın gerekçesini ayrıntılı biçimde açıklamadı.

Ancak karar, Ankara'nın Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni hükümetini eleştiren Ugandalı aktivist Fred Lumbuye'yi iade etmeyi reddetmesinin ardından yaşanan gerilimin hemen sonrasında geldi. Uganda ordusu resmi açıklamasında Lumbuye'yi gerekçe olarak göstermedi.

Somali bağlamında ise daha önemli bir iddia ortaya atıldı. Bazı haber ve analizlerde, Mogadişu yönetimi lideri Hasan Şeyh Mahmud'un Uganda'nın Somali'deki askeri varlığının sona ermesini istediği ve Mogadişu'nun Türkiye tarafından eğitilen Somali birliklerinin başkentin güvenliğini artık kendilerinin sağlayabileceğini savunduğu öne sürüldü.

Mogadişu Etiyopya'dan destek arıyor

Somali'deki güvenlik krizinin bölgesel boyutu da giderek genişliyor.

Mogadişu yönetimi lideri Hasan Şeyh Mahmud, 29 Eylül'de Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Addis Ababa'da bir araya gelerek bölgesel güvenlik meselelerini görüştü. Görüşme, Baidoa çevresindeki çatışmaların yoğunlaştığı bir döneme denk geldi.

Bazı Somalili analistler, Mogadişu'nun Güneybatı Eyaleti'ndeki gelişmeler karşısında Etiyopya'nın askeri desteğine ihtiyaç duyabileceğini savundu. Ancak Addis Ababa'nın böyle bir talebe nasıl karşılık vereceği belirsiz.

Etiyopya ile Somali arasındaki ilişkiler son yıllarda ciddi biçimde gerilmiş, özellikle Etiyopya'nın Somaliland üzerinden Kızıldeniz'e erişim arayışı iki ülke arasında krize yol açmıştı.

Üstelik Etiyopya'nın kendi kuzeyinde Tigray merkezli çatışmalar yeniden şiddetlenmiş durumda. Reuters'a göre Tigray'daki çatışmaların yeniden başlaması, Eritre ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkilerin kopmasına kadar uzanan bölgesel bir krizi tetikledi. Bu nedenle Addis Ababa'nın Somali'ye geniş kapsamlı yeni bir askeri angajmana girmesi ciddi maliyetler taşıyor.

Mogadişu yönetimi Mısır, Eritre ve Sudan'la yakınlaşıyor

Mahmud, 2 Ekim'de Mısır'a giderken Somali'nin Etiyopya ile yaşadığı sorunların bölgesel boyutunu da ortaya koydu.

Mahmud, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ve Sudan'ın askeri lideri Abdulfettah Burhan ile 4 Ekim'de Yeni El Alameyn'de dörtlü zirvede bir araya geldi.

Zirvede bölgesel güvenlik, Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Babülmendep'teki deniz güvenliği ile devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğü ele alındı. Dört ülke ayrıca iç işlerine dış müdahaleyi reddettiklerini açıkladı.

Bu diplomatik trafik, Somali'nin güvenlik sorunlarının artık yalnızca Mogadişu-Eş-Şebab ekseninde değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Etiyopya, Eritre, Mısır ve Sudan arasındaki gerilimler; Kızıldeniz'deki rekabet ve Somali'nin iç siyasi bölünmeleri birbirini doğrudan etkiliyor.

ABD'nin desteği azalırken güvenlik boşluğu riski

Somali'deki gelişmeler Washington açısından da önem taşıyor.

Trump yönetimi döneminde ABD'nin Somali'deki hava operasyonları yoğunlaştı. ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM), Eylül 2026'da Eş Şebab'a karşı 4, 8, 14, 17, 24 ve 25 Eylül tarihlerinde hava saldırıları düzenlediğini açıkladı. Açıklamada saldırıların bir bölümünün Eş Şebab'ın silah ve mühimmat tesisleri ile mevzilerini hedef aldığı belirtildi. Ancak yerel haber kaynakları söz konusu dönemde çok sayıda sivil kaybı da bildirdi.

Bununla birlikte Washington, Somali'deki uluslararası güvenlik mimarisinin finansmanında geri çekilme yönünde adımlar attı.

ABD, Birleşmiş Milletler Somali Destek Ofisinin (UNSOS) Afrika Birliği Somali Destek ve İstikrar Misyonu'na (AUSSOM) sağladığı lojistik ve operasyonel desteğin finansmanını sona erdirme kararı aldı. Reuters'ın aktardığına göre karar, yaklaşık 12 bin personelden oluşan AUSSOM'un geleceği açısından önemli bir belirsizlik oluşturuyor.

BM de AUSSOM'un etkinliğinin UNSOS'un lojistik desteğine ve sürdürülebilir finansmana büyük ölçüde bağlı olduğunu belirtiyor.

Bu durum, Somali güvenlik güçlerinin kendi başlarına daha fazla sorumluluk üstlenmesini zorunlu kılıyor. Ancak Somali ordusunun kapasitesi ile Eş Şebab'ın kırsal alanlarda sürdürdüğü faaliyetler arasındaki dengesizlik, uluslararası desteğin azalması halinde güvenlik boşluğu oluşabileceği endişesini artırıyor.

Eş Şebab halen güçlü

Mogadişu'daki saldırıların yüzde 87 oranında azalması önemli bir gösterge olsa da bu rakam Eş Şebab'ın etkisiz hale getirildiği anlamına gelmiyor.

Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi, örgütün yılda yaklaşık 100 milyon dolar civarında vergi ve diğer kaynaklardan gelir elde ettiğini tahmin ediyor. Merkez ayrıca Mogadişu'daki polis gücünün yüzde 30'a kadarının Eş Şebab tarafından etkilenmiş olabileceğine ilişkin daha önceki değerlendirmelere dikkat çekiyor.

Grubun bazı bölgelerde hem devlet hem de kendi adına vergi topladığına ilişkin haberler de bulunuyor. Bu nedenle başkentteki saldırı sayısındaki düşüş, yalnızca askeri operasyonların başarısıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir tabloya işaret ediyor.

Mogadişu yönetimi Başbakanı Hamza Abdi Barre de daha önce eski Eş Şebab mensuplarının hükümet bünyesinde görev yaptığını ve bazı isimlerin üst düzey pozisyonlara geldiğini kabul etmişti.

Dolayısıyla Somali'deki güvenlik mücadelesinde temel mesele yalnızca Eş Şebab'ın kaç saldırı gerçekleştirdiği değil, örgütün kırsal alanlardaki kontrolü, ekonomik kaynakları, yerel ağları ve devlet kurumları üzerindeki etkisinin ne ölçüde kırılabildiği.

Türkiye açısından kritik tercih

Türkiye'nin Somali'deki varlığı artık yalnızca bir askeri eğitim projesi olarak değerlendirilemeyecek kadar geniş bir stratejik çerçeveye ulaşmış durumda.

Ankara, Somali ile savunma iş birliğinin yanı sıra ekonomik, enerji, deniz güvenliği ve altyapı alanlarında da önemli yatırımlara sahip. Türkiye ayrıca Somali açıklarında deniz güvenliğine katkı sağlıyor ve ülkenin uzun vadeli ekonomik projelerinde önemli bir ortak olarak öne çıkıyor.

Bu nedenle Somali'deki siyasi ve güvenlik krizinin derinleşmesi Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir sorun değil, aynı zamanda askeri ve ekonomik bir risk oluşturuyor.

Ankara'nın önündeki temel soru ise Somali güvenlik güçlerinin kapasitesini artırmaya yönelik eğitim ve teknoloji desteğinin ne ölçüde yeterli olacağı.

Eğer Eş Şebab yeniden Mogadişu çevresinde alan kazanır, federal hükümet ile eyaletler arasındaki çatışmalar büyür ve uluslararası güçlerin sahadaki varlığı azalırsa Türkiye'nin Somali'deki askeri varlığı üzerindeki baskının artması muhtemel.

Bu durumda Ankara'nın seçenekleri de zorlaşabilir: Daha fazla eğitim ve hava desteğiyle mevcut modeli sürdürmek, Somali ordusunun doğrudan operasyon kapasitesini artırmak veya daha yüksek düzeyde askeri angajmana yönelmek.

Ancak daha doğrudan bir askeri rol, Türkiye'yi Somali'nin Eş Şebab'la mücadelesinden ziyade federal hükümet ile bölgesel yönetimler arasındaki siyasi ve askeri çekişmelerin içine çekme riskini de beraberinde getiriyor.

Bu nedenle Mogadişu'daki saldırıların azalması, Türkiye'nin Somali politikasının başarısını ölçmek için tek başına yeterli bir gösterge olmayabilir. Asıl sınav, Somali devletinin Eş Şebab karşısında elde ettiği bölgeleri kalıcı biçimde kontrol edip edemeyeceği ve federal yönetim ile ülkenin özerk bölgeleri arasındaki siyasi uzlaşmazlıkların askeri çatışmaya dönüşmesinin önlenip önlenemeyeceği olacak.

Kaynak: Mepa News, The Middle East Forum

google-arama.png

HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.