Yemen'de istihbarat savaşı Husilerin aleyhine dönüyor

Yemen'de istihbarat savaşı Husilerin aleyhine dönüyor

"Ön cephe komuta yapısı sistematik biçimde zayıflatılırken, Sana'daki üst düzey komuta merkezleri de eş zamanlı olarak Müşterek Kuvvetler Komutanlığı'nın hassas hava saldırılarına maruz kalıyor."

Nawaf Obaid | Al Jazeera | Tercüme: Mepa News

Yemen'in batı cephesinin çöküşü esas olarak Husilerin sayısal üstünlüğünün sonucu değildi. Çöküş, Rusya'nın uzay tabanlı jeo-uzamsal istihbarat (GEOINT) ve sinyal istihbaratı (SIGINT) kapasitesinin unsurlarının, Husi operasyonlarını destekleyen İran öncülüğündeki bir komuta-kontrol (C2) sistemine entegre edildiği birleşik bir Rusya-İran komuta yapısının sonucuydu. Tarık Salih'in Ulusal Direniş Güçlerine yönelik insan istihbaratı sızması ise bu sisteme, teknik istihbarat toplamayı savaş alanındaki avantaja dönüştürmek için gereken erişimi sağladı.

Kurduğum GEOINT ve SIGINT füzyon sistemi Project AURORAH aracılığıyla İran-ABD savaşı sırasında Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Irak, İsrail, BAE ve Ürdün üzerindeki Rus askeri keşif faaliyetlerini tespit edip kronolojik olarak sıraladım. Proje içindeki özel erişimli ve bölümlere ayrılmış bir program (SAP), Rusya'nın yörüngesel istihbarat toplama faaliyetlerini tek bir çoklu sensör sistemi olarak yeniden yapılandırdı, buna İran'ın bölgedeki ülkelere ve ABD askeri unsurlarına yönelik hassas saldırılarından önce gerçekleşen uydu faaliyet dizileri de dahildi. Bu çalışma daha sonra CNN'in, Rus askeri jeo-uzamsal uydu desteğinin İran'ın Orta Doğu genelindeki hassas hedefleme faaliyetlerindeki rolünü inceleyen kapsamlı bir araştırmasına önemli ölçüde katkı sağladı.

Temel ilke İran üzerinde zaten ortaya çıkmıştı: Yörüngesel istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) artık yalnızca operasyonları desteklemiyor, saldırılar gerçekleştirilmeden önce savaş alanının operasyonel resminin oluşturulmasına da yardımcı oluyordu. Uydu istihbaratının bu kullanımı İran savaşı sırasında zaten görünür hale gelmişti. Rus GEOINT'i kuvvetlerin nasıl konuşlandırıldığını, hareket koridorlarını, karargahları ve lojistik değişiklikleri haritalandırırken SIGINT ise elektronik sinyal kaynaklarını, iletişim örüntülerini ve komuta ilişkilerini ortaya koyuyordu.

Avantaj tek bir uydudan değil, zaman içinde farklı uydu istihbaratı türlerinin belirli bir sırayla kullanılmasından kaynaklanıyordu. Farklı keşif uyduları birbirini tamamlayan coğrafi ve elektromanyetik kapsama sağlıyor, böylece kuvvetlerin nasıl hareket ettiği ve nasıl faaliyet gösterdiğindeki değişiklikler tek tek anlık görüntüler yerine zaman içinde takip edilebiliyordu. İran savaşı sırasında bu farklı uydu istihbaratı türlerinin birleşimi, Rus uydu istihbaratının İran'ın hassas operasyonlarını nasıl daha etkili hale getirebildiğini zaten göstermişti.

Yemen'de ise operasyonel entegrasyonu İran sağladı. Rusya kaynaklı istihbarat, Husi taktik raporlaması ve insan kaynaklı erişimle birleştirilerek Tarık Salih'in komuta sisteminin gerçekte nasıl işlediğine dair ayrıntılı bir tablo oluşturuldu: Hangi karargahların hala etkin biçimde karşılık verebildiği, bildirilen mevzilerin gerçek durumdan nerelerde farklılaştığı, hangi birliklerin koordinasyonunun zayıf olduğu ve Ulusal Direniş Güçleri ile Suudi Arabistan öncülüğündeki Müşterek Kuvvetler Komutanlığı arasında komuta, raporlama ve iletişim açısından hangi boşlukların bulunduğu belirlendi. Bu tablo, batı kıyısı cephesindeki zayıflıkların kullanılmasını mümkün hale getirdi.

Cephe tam da burada çöktü. Bir komuta-kontrol hattı Müşterek Kuvvetler Komutanlığı karargahını Ulusal Direniş Güçleri'nin bazı unsurlarına bağlıyordu, diğer bir hat ise bu birlikleri hem birbirleriyle hem de kendi üst komuta kademeleriyle irtibatlandırıyordu. Her iki hat da güvenilmez hale geldiğinde, yanlış bilgiler yukarıya doğru akarken karışık veya manipüle edilmiş talimatlar aşağıya doğru iletilmeye başladı.

Sonuçlar somuttu. Bir Ulusal Direniş Güçleri komutanı, bir mevzinin tutulması emrini aldığını doğruladı ancak daha sonra geri çekildi. Bir başka komutan, Ulusal Direniş Güçleri'ne bağlı olmayan Yemenli bir birliğin askeri havaalanını boşalttığını bildirdi, oysa personel hala oradaydı. Bu durum komutanlara dost kuvvetlerin nerede bulunduğu konusunda yanlış bir tablo sundu ve bir saldırının ardından yaşanan kayıplara katkıda bulundu. Muha'daki bir Suudi özel kuvvetler görev gücü, bildirilen kuvvet konuşlanmalarıyla sahadaki gerçek durumun artık örtüşmediğini ilk fark eden unsur oldu.

Suudi saldırı görevleri hazırlanmıştı ancak dost kuvvetlerin konumları güvenilir biçimde doğrulanamadığında hava gücü serbestçe kullanılamıyordu. Bazı Ulusal Direniş Güçleri tugayları, aylarca süren Müşterek Kuvvetler Komutanlığı biyometrik kayıt işlemlerine, maaşların yeniden ödenmeye başlanmasına ve kuvvetlerin konsolide edilmesine rağmen, harekete geçirilme sırasında kayıtlı personelin yüzde 50 ila 60'ının göreve gelmediğini fark ettiğinde sorun daha da ağırlaştı. Kritik Cebel en-Nar askeri merkezi çevresindeki koordinasyon kötüleştikçe Ulusal Direniş Güçleri birlikleri, ana Husi kuvvetleri kendilerine ulaşmadan önce mevzilerini terk etmeye başladı.

Bu fiyasko, harekatın temel ders çıkarma vakasına dönüştü. Birleşik Suudi-Yemen ve Suudi-Pakistan Müşterek Terminal Taarruz Kontrolörü (JTAC) ekipleri artık kuzeydeki başlıca birliklerin içine yerleştiriliyor ve böylece sahadaki kuvvetlerle Müşterek Kuvvetler Komutanlığı'nin taarruz sistemi arasındaki kimliği doğrulanmış bağlantı yeniden kuruluyor. Suudi Operasyonel Danışmanlık ve İrtibat Ekipleri (OMLT) de Müşterek Kuvvetler Komutanlığı ile doğrudan irtibat sağlıyor ve Yemenli birliklerin personel sayısını, konumunu ve hazırlık düzeyini bağımsız biçimde doğruluyor. Aynı zamanda emirlerin pozitif kimlik doğrulaması, bölümlere ayrılmış raporlama ve yedekli şifreli iletişim sistemleri Muha'da ortaya çıkan açıkları kapatıyor.

Suudi Arabistan daha önce farklı bir rakibe karşı benzer bir yaklaşım kullanmıştı. Ocak 2026'da Müşterek Kuvvetler Komutanlığı askeri karşı istihbaratı, Güney Yemen'deki Güney Geçiş Konseyi (GGK) operasyonlarını destekleyen Abu Dabi merkezli komuta-kontrol sistemini haritalandırdı ve sistematik biçimde zayıflattı. Aynı sırada irtibat ve hedefleme mekanizmaları sahadaki operasyonlara ilişkin güvenilir bir tabloyu korudu. Bu dış destek katmanı ortadan kaldırıldığında BAE görev güçleri ve onlarla bağlantılı birlikler hızla hareket serbestilerini kaybetti ve Suudi Arabistan öncülüğündeki harekatın baskısı altında geri çekildi.

Husileri destekleyen mevcut sistem ise çok daha gelişmiş. Rusya uydu tabanlı istihbarat ve sinyal istihbaratı sağlıyor, İran ise bu bilgileri Husi komuta ve operasyonlarına entegre ediyor. Ancak bu gelişmişlik aynı zamanda kırılganlıklara yol açıyor: Sistem güvenli iletişime, uzman personele, istihbarat füzyon merkezlerine, teknik danışmanlara ve Sana ile savaş alanı karargahları arasındaki kesintisiz bağlantılara bağımlı.

Bu kırılganlıklar şimdi hedef alınıyor. 19 Eylül akşamı Sana'daki İran öncülüğündeki üst düzey komuta-kontrol yapısı çok ağır bir darbe aldı. Doğrulanmış üst düzey Husi kayıpları arasında en az iki tümgeneral, yedi tuğgeneral ve 32 albay bulunuyor. Bunların çoğu yakın yardımcıları, karargah personeli ve iletişim unsurlarıyla birlikte saf dışı bırakıldı. Ayrıca Husi komuta yapısının en üst düzeylerinde tümgeneral rütbesinin üzerindeki isimlerin de bağlantılı yabancı personelle birlikte etkisiz hale getirildiğine dair güçlü göstergeler bulunuyor, ancak bu ayrıntılar şimdilik bilinçli olarak açıklanmıyor.

Asıl önemli olan sayıdan çok bunun yol açtığı etki. Ön cephe komuta yapısı sistematik biçimde zayıflatılırken, Sana'daki üst düzey komuta merkezleri de eş zamanlı olarak Müşterek Kuvvetler Komutanlığı'nın hassas hava saldırılarına maruz kalıyor. Böylece istihbarat toplama, karar alma, hedefleme ve icra arasındaki zincir kesintiye uğruyor. Yer değiştirmek zorunda kalan karargahlar, ast birlikleriyle yeniden bağlantı kurmaya çalışan hayatta kalan komutanlar ve alternatif hatlar oluşturmaya çalışan daha alt seviyedeki İranlı danışmanlar, tespit edilebilecek, ilişkilendirilebilecek ve coğrafi olarak konumlandırılabilecek yeni izler oluşturuyor.

Husi ilerleyişinin artık Batı Kıyısı'ndaki yarılmanın hızını yeniden üretmekte zorlanmasının nedeni bu. Husilerin istismar ettiği komuta bağlantıları güçlendiriliyor, buna karşılık dış destekli kendi komuta-kontrol ağları giderek körleştiriliyor ve açığa çıkarılıyor. Dolayısıyla Batı Kıyısı'ndaki başarısızlık, Suudi Arabistan öncülüğündeki kuvvetlerin askeri yapısında kalıcı bir zayıflık olmaktan ziyade, artık harekete geçilerek ders çıkarılan bir olay haline geldi.

Suudi Arabistan öncülüğündeki Müşterek Kuvvetler Komutanlığı'nın C6ISR alanındaki daha geniş dönüşümü - komuta, iletişim, istihbarat ve muharebe kabiliyetlerini birbirine bağlayan sistemler - ile hedef geliştirme ve sensörden atıcıya daha hızlı entegrasyon kapasitesi, 2015'ten bu yana askeri denklemi değiştirdi. Aynı zamanda Husilerin süregelen tırmanması, Suudi politikasını yıllardır şekillendiren itidal yaklaşımını tüketti. Bu nedenle şekillenmekte olan büyük Suudi Arabistan öncülüğündeki harekat, dış komuta desteği zaten sürekli saldırı altında bulunan bir rakibe karşı başlayacak.

Belirleyici fark da burada yatıyor. Husi askeri gücünü sürdüren ve büyüten Rusya-İran sistemi, Suudi Arabistan öncülüğündeki büyük çaplı hava, kara ve deniz operasyonları tam olarak başlamadan önce zayıflatılıyor. Aynı zamanda Muha'da ortaya çıkan taktik hatalar Suudi Arabistan öncülüğündeki Müşterek Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde düzeltiliyor. Husiler bir kez bozulmuş bir komuta sisteminden faydalandı, şimdi ise kendi etkinliklerini büyüten dış sistem sistematik olarak yok edilirken savaşmak zorunda kalıyorlar.

twt-x.png

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.