Yeni savaş ihtimali İran'da nükleer silah çağrılarını güçlendiriyor
ABD ve İsrail'le yeniden savaş ihtimalinin gündemde olduğu İran'da, nükleer silah edinilmesini savunan siyasetçi ve güvenlik yetkililerinin açıklamaları artıyor. Tahran yönetimi ise henüz doktrin değişikliğine ilişkin karar almış değil.
ABD ve İsrail ile yeniden savaş ihtimalinin gündemde olduğu İran'da, ülkenin nükleer silah edinmesi gerektiğini savunan siyasetçi, din adamı ve güvenlik çevrelerinin açıklamaları giderek daha fazla görünür hale geliyor.
Tahran yönetiminin uzun yıllardır sürdürdüğü nükleer silah edinmeme politikasının yeniden tartışmaya açılması, Haziran 2025 ve Şubat 2026'daki askerî saldırıların ardından İran'ın güvenlik stratejisinde yaşanan değişim tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
The New York Times'ın 3 Kasım tarihli haberinde, bazı İranlı din adamları ve yetkililerin ülkenin caydırıcılığını yeniden inşa edebilmesi için nükleer silah geliştirmeme yönündeki mevcut politikasından vazgeçmesi gerektiğini savunduğu aktarıldı.
İran'da nükleer silah edinilmesi yönündeki çağrılar özellikle ABD ve İsrail'in ülkenin nükleer tesislerine yönelik saldırılarının ardından güç kazandı. Daha önce kamuoyu önünde açıkça dile getirilmesi siyasi açıdan tartışmalı olan nükleer silah edinme fikri, artık parlamenterler, güvenlik yetkilileri ve muhafazakâr yorumcular tarafından daha sık gündeme getiriliyor.
Radyo Özgür Avrupa/Radyo Özgürlük'ün (RFE/RL) 20 Ekim tarihli haberine göre, İran'daki bazı etkili isimler ülkenin nükleer silah edinmesini bir ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor. Bu kesimler, konvansiyonel askerî kapasitenin ABD ve İsrail gibi ülkelerin saldırılarını önlemekte yetersiz kaldığını ve nükleer silahın yeni saldırılara karşı caydırıcılık sağlayabileceğini savunuyor.
Nükleer silah çağrıları siyasi çevrelerde yayılıyor
İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Ahmed Bahşayeş Erdeşir, ülkesinin nükleer programı nedeniyle zaten ağır bedeller ödediğini belirterek artık nükleer silah üretmesi gerektiğini savunan isimler arasında yer alıyor.
Bir diğer milletvekili Hüseyin Ali Hacı Deligani ise İran'ın nükleer caydırıcılığa sahip olmamasını ülkenin önemli güvenlik zafiyetlerinden biri olarak nitelendirdi. Deligani, nükleer silah denemesinin yakın gelecekte gerçekleştirilebileceğini öne sürdü.
Muhafazakâr yorumcu Davud Modarresiyan da sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada nükleer silah geliştirilmesini ülkenin varlığını güvence altına alacak bir araç olarak tanımladı. Modarresiyan, nükleer silah edinmenin öneminin gıda güvenliğinin bile önüne geçtiğini savundu.
İran'da nükleer silah edinilmesi yönündeki çağrılar yalnızca yorumcularla sınırlı kalmadı. 31 Ekim'de milletvekili Mahmud Nebeviyan, ülkesinin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesi ve nükleer doktrinini değiştirmesi gerektiğini söyledi.
Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai de İran'ın NPT'den çekilmesine yönelik 10 ayrı önerinin parlamentoya sunulduğunu ve konunun değerlendirildiğini açıkladı.
İranlı siyasetçi ve din adamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi ise nükleer doktrinin değiştirilmesi çağrısını ulusal bir talep olarak nitelendirdi. İran devlet televizyonuna göre Ekberi, bu taleplerin geçici bir tepki değil, ABD'nin taahhütlerini yerine getirmediğine ilişkin toplumsal kanaatin sonucu olduğunu ileri sürdü.
İran'ın yarı resmi Tasnim haber ajansı da yayımladığı bir değerlendirmede ülkenin NPT'den çekilmesini savunan görüşlere yer verdi.
Hamaney'in nükleer silah yasağı yeniden tartışılıyor
İran'ın nükleer silah edinmeme politikasının temel dayanaklarından biri, eski dini lider Ali Hamaney'in 2003 yılında yayınladığı ve nükleer silahların geliştirilmesini, bulundurulmasını ve kullanılmasını İslam hukuku açısından yasaklayan fetvasıydı.
İran yönetimi uzun yıllar boyunca nükleer programının yalnızca sivil ve barışçıl amaçlar taşıdığını savundu. Tahran, nükleer silah geliştirme niyeti bulunmadığını açıklarken NPT üyeliğini ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerini de bu politikanın dayanakları arasında gösterdi.
Ancak 28 Şubat 2026'da başlayan ABD ve İsrail saldırılarında Ali Hamaney'in öldürülmesi ve ülkenin üst düzey askerî ve güvenlik kadrolarının önemli bölümünü kaybetmesi, nükleer doktrine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Hamaney'in ölümünün ardından İran'ın yeni dini lideri olan Mücteba Hamaney'in, selefinin nükleer silah yasağına ilişkin fetvasını sürdürüp sürdürmeyeceği konusunda henüz açık bir karar açıklanmadı.
RFE/RL'nin aktardığına göre, İran'ın güvenlik çevrelerinde nükleer silah edinilmesini savunan kesimler, eski dini liderin fetvasının ülkenin nükleer silah geliştirmesinin önündeki temel engellerden biri olmadığını ileri sürüyor. Bu isimler, asıl sorunun siyasi irade eksikliği olduğunu savunuyor.
Buna karşılık İran yönetiminde nükleer silah edinilmesine karşı çıkan isimler de bulunuyor. Eski Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı ve yeni dini lider Mücteba Hamaney'in danışmanlarından Muhammed Muhbir, İran'ın mevcut caydırıcılık kapasitesinin yeterli olduğunu savundu.
19 Ekim'de yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı üzerindeki İran nüfuzuna dikkat çeken Muhbir, ülkesinin boğazdaki deniz trafiğini etkileyebilme kapasitesinin önemli bir caydırıcılık unsuru olduğunu söyledi. Muhbir, "Hürmüz Boğazı'na sahip olan bir ülkenin atom bombasına ihtiyacı yoktur" ifadelerini kullandı.
Nükleer silah edinilmesine karşı çıkan bazı yorumcular ise İran'ın NPT'den çekilmesinin ve bomba geliştirmeye yönelmesinin İsrail'in elini güçlendirebileceğini, böyle bir girişimin tamamlanmadan önce yeni askerî saldırılara yol açabileceğini savunuyor.
İran halkının nükleer silaha bakışı
Nükleer silah tartışması İran'ın siyasi ve askerî çevreleriyle sınırlı değil. Ülkede yapılan kamuoyu araştırmaları da askerî saldırıların ardından nükleer caydırıcılığa yönelik yaklaşımda değişim yaşandığını ortaya koyuyor.
Maryland Üniversitesi bünyesindeki Uluslararası ve Güvenlik Çalışmaları Merkezi'nin (CISSM) Aralık 2025'te yayımladığı araştırmaya göre, 2025 Haziran ayında yaşanan 12 günlük savaşın ardından ilk kez İran kamuoyunda nükleer silah edinilmesini destekleyenlerin oranı, yalnızca barışçıl nükleer programı savunanların oranını geride bıraktı.
Araştırmada katılımcıların yüzde 51'inin hem nükleer enerji hem de atom bombası geliştirilmesini desteklediği belirtildi. Katılımcıların yüzde 80'i ise ABD'nin İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırılarının ardından ülkenin nükleer programını yeniden inşa etmesi gerektiğini düşündüğünü ifade etti.
Bununla birlikte, 2026'daki 39 günlük savaşın ardından GAMAAN araştırma kuruluşunun yayımladığı daha yeni araştırmada farklı bir tablo ortaya çıktı. Haziran 2026'da gerçekleştirilen ankette katılımcıların yüzde 27,3'ü İran'ın nükleer silah geliştirmesini desteklerken yüzde 58,5'i bu görüşe karşı çıktı.
GAMAAN araştırması, İran'daki internet kullanıcılarına VPN hizmetleri üzerinden ulaşılarak gerçekleştirildi. Araştırmada 31 bin 450 ham yanıt toplandı ve ağırlıklandırma sonrasında 6 bin 211 kişilik etkin örneklem kullanıldı.
Araştırmaların soru biçimleri, örneklem yöntemleri ve saha dönemleri farklı olduğu için sonuçlar doğrudan karşılaştırılmamalı. Bununla birlikte veriler, İran'da nükleer silah edinilmesine yönelik toplumsal desteğin tek yönlü ve çoğunluğun benimsediği bir eğilim olmadığını gösteriyor.
NPT'den çekilme tartışması ve uluslararası denetimler
İran'da nükleer doktrinin değiştirilmesi yönündeki çağrıların önemli bir bölümü, ülkenin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekilmesi gerektiği görüşüne dayanıyor.
1968'de imzaya açılan ve 1970'te yürürlüğe giren NPT, nükleer silahların yayılmasını önlemeyi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımını güvence altına almayı amaçlıyor. İran, antlaşmayı 1968'de imzaladı ve 1970'te onayladı.
Antlaşmanın 10. maddesi, olağanüstü gelişmelerin ülkenin yüksek çıkarlarını tehlikeye attığına karar veren taraflara, üç ay önceden bildirimde bulunmak şartıyla antlaşmadan çekilme hakkı tanıyor.
Ancak NPT'den çekilmek, tek başına nükleer silah üretildiği anlamına gelmiyor. Böyle bir karar, İran'ın uluslararası nükleer denetim ve yükümlülükleri açısından önemli sonuçlar doğururken ülkenin nükleer silah geliştirme kararı ayrıca siyasi ve teknik süreçler gerektiriyor.
UAEA, Haziran 2025'teki saldırılardan sonra İran'ın Fordo, Natanz ve İsfahan'daki önemli nükleer tesislerine erişim konusunda ciddi kısıtlamalarla karşılaştı. Ajansın denetim faaliyetlerindeki kesinti, İran'ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut durumu ve nükleer faaliyetlerinin kapsamına ilişkin belirsizlikleri artırdı.
RFE/RL'nin aktardığı bilgilere göre İran'ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyum stokunun akıbeti, programın geleceğine ilişkin en önemli belirsizliklerden biri. UAEA Başkanı Rafael Grossi, stokun 200 kilogramdan fazlasının İsfahan'daki tünellerde, bir bölümünün ise Natanz'da bulunduğunu açıklamıştı. Ancak ajans, eylül ayında stokun tamamını bir yılı aşkın süredir takip edemediğini bildirdi.
Yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum, silah üretimi için gereken yüzde 90 seviyesinin altında bulunuyor. Ancak bu stokun varlığı, İran'ın nükleer programının geleceğine ilişkin uluslararası kaygıların sürmesine neden oluyor.
Tahran yönetimi henüz doktrin değişikliğine gitmedi
İran'da nükleer silah edinilmesine yönelik çağrılar artarken ülkenin en üst güvenlik makamı, resmi politikanın değişmediğini açıkladı.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, 31 Ekim'de devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, hükümetin veya Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin nükleer doktrini değiştirme yönünde henüz yeni bir karar almadığını söyledi.
Rızai, buna karşın savaşın yeniden başlaması durumunda İran'ın mevcut nükleer doktrinini sürdürüp sürdürmemesi gerektiğinin ülke içerisinde tartışıldığını doğruladı.
Rızai, nükleer tesislerin uluslararası denetimlere rağmen saldırıya uğramasının İran kamuoyunda mevcut politikanın sorgulanmasına neden olduğunu belirtti.
Anadolu Ajansı'nın 1 Kasım tarihli haberine göre Rızai, İran'ın nükleer haklarının tanınması şartıyla NPT üyeliğinin ve nükleer yükümlülüklerinin geleceğinin müzakerelerin sonraki aşamalarında ele alınabileceğini de ifade etti.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, Tahran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası müzakereleri de çıkmaza sürükledi. Washington yönetimi İran'ın nükleer silah edinmesini engellemeyi temel şart olarak öne sürerken Tahran, yeni bir anlaşma için yaptırımların kaldırılması, deniz ablukasının sona erdirilmesi ve yeni saldırıların gerçekleşmeyeceğine ilişkin güvence verilmesini talep ediyor.
İran'da nükleer silah edinilmesini savunan çevreler, mevcut askerî ve diplomatik gelişmeleri ülkenin caydırıcılık politikasını değiştirmesi gerektiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor.
Ancak yönetimin resmi bir karar almamış olması ve kamuoyunda nükleer silaha yönelik görüşlerin farklılaşması, İran'ın önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin belirsizliğin sürdüğünü gösteriyor.
Kaynak: Mepa News
