ABD-İran anlaşmasının ardından Gazze'yi ne bekliyor?
"Hamas, ABD-İran anlaşmasını memnuniyetle karşılasa da anlaşma konusunda harekete danışılmadığı ve hareketin anlaşmanın tarafı olmadığı açık."
Sally Ibrahim | New Arab | Tercüme: Mepa News
ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşını sona erdirmeye yönelik mutabakat zaptı, Hamas ile İsrail arasında Eylül 2025 ateşkesini uygulamaya dönük dolaylı müzakerelerin sürdüğü bir dönemde Gazze açısından muhtemel sonuçları gündeme taşıdı. Söz konusu ateşkes hiçbir zaman gerçek anlamda yerleşemedi.
Hamas, 15 Haziran tarihli açıklamasında ABD-İran anlaşmasını memnuniyetle karşılasa da anlaşma konusunda harekete danışılmadığı ve hareketin anlaşmanın tarafı olmadığı açık.
Geçen yıl ABD arabuluculuğunda Gazze'de ateşkes üzerinde uzlaşılmasından bu yana İsrail güçleri en az 1000 Filistinliyi öldürdü ve bölgede daha fazla toprağı ilhak etmeyi sürdürdü.
Gazze ateşkesinde yer alan maddelerin çok azı uygulandı. İsrail'in hava saldırıları ve Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik suikastları o tarihten bu yana devam etti.
ABD-İran anlaşması, Filistin meselesinin, bölgesel ve uluslararası başlıca aktörlerin önceliklerini yeniden tanımlayan değişen bölgesel düzenlemeler içinde giderek daha fazla kenara itildiği bir döneme denk geliyor.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir Hamas kaynağı New Arab'a yaptığı açıklamada, hareket içinde Gazze'nin bu mutabakatın parçası olmadığına, ateşkes, insani erişim veya gelecekteki yönetim gibi temel meselelerin de çerçeveye dahil edilmediğine dair örtük bir farkındalık bulunduğunu söyledi.
Kaynak, "Hamas bu gelişmeyi Gazze dosyasına doğrudan bir müdahale olarak değil, öncelikle daha geniş bölgesel sonuçları üzerinden değerlendiriyor." dedi.
Hamas kaynağı, Washington ile Tahran arasında herhangi bir gerilim azaltma sürecinin daha sakin bir bölgesel ortama katkıda bulunabileceğini belirtse de "Gazze ayrı hesaplarla yönetiliyor. Sahadaki İsrail tutumu ve Mısır ile Katar'ın yürüttüğü arabuluculuk çabaları" ifadelerini kullandı.
Filistinli siyasi analistler, ABD-İran anlaşmasının, bölgesel yeniden yapılanma içinde Filistin dosyasının artık merkezi bir müzakere ekseni olarak ele alınmadığını gösterdiğini söylüyor.
İslam dünyasındaki diğer yönetimler gibi İran'ın da Filistin maskesi düştü
Gazze kenara itildi: Değişen bölgesel öncelikler
Filistinli siyasi analist Ekrem Atallah, New Arab'a yaptığı açıklamada, "ABD İran'la gerilimi önlemeye odaklanmıştı, İran ise müzakere alanını yönetmeye odaklandı. Böyle bir bağlamda Filistin meselesi anlaşmanın parçası değildi." dedi.
Atallah'a göre Gazze'nin anlaşma dışında bırakılması, mutlaka tek başına dışlanma anlamına gelmiyor, daha çok uluslararası önceliklerin bugün nasıl yapılandırıldığını gösteriyor.
Ancak bu durum Hamas'ı karmaşık bir konumda bırakıyor. Hareket, bölgesel bağlarını korumasına rağmen değişen diplomatik ortamdan somut kazanımlar elde edemiyor.
Ürdün merkezli Filistinli siyasi analist Muhammed Hicazi, New Arab'a yaptığı açıklamada, "Mutabakat Gazze'yi ana bölgesel hattan fiilen izole etti." dedi.
"İran Gazze'yi kendi etki ekseninin parçası olarak görüyor, ancak diğer dosyalarla kıyaslandığında merkezi stratejik alan olarak görmüyor." ifadelerini kullandı.
Washington'ın Tahran'la gerilimi kontrol altına almaya odaklanması, İsrail üzerindeki uluslararası baskının nispeten azalmasına katkı sağladı ve Gazze'de daha geniş bir operasyonel hareket alanı sundu.
Hicazi, bu önceliklendirmenin pratik sonuçları olduğunu belirtti:
"Dikkat ABD-İran müzakerelerine çevrilmişken İsrail diplomatik baskının azalmasından yararlandı. Bu da Gazze'deki askeri operasyonlarında daha fazla hareket serbestliğine dönüştü."
Bu sırada Hamas ile İsrail arasındaki dolaylı müzakereler Mısır ve Katar arabuluculuğunda sürüyor. Ancak bu müzakereler esir takası, insani yardım, yeniden imar, yönetim düzenlemeleri ve silahlı grupların geleceği gibi çözülmemiş temel meselelerle sınırlanıyor.
Filistinli kaynaklar, mevcut aşamayı, kalıcı bir çatışma sonlandırma veya İsrail'in tamamen çekilmesi konusunda güçlü garantilerden yoksun bir "ikinci müzakere kanalı" olarak tanımlıyor.
Filistin Ulusal Girişimi Genel Sekreteri Mustafa Bergusi ise bölgesel ana ilişkin farklı bir okuma sunuyor.
Bergusi, ABD-İran mutabakatının, bölgede tırmanmaya dayalı stratejilerin sınırlarını gösterdiğine inanıyor.
New Arab'a yaptığı açıklamada Bergusi "Gördüğümüz şey yalnızca ikili bir mutabakat değil, askeri tırmanma yoluyla siyasi sonuçlar dayatma girişimlerinin başarısızlığının işareti." dedi.
Bergusi'ye göre bu değişim zamanla Filistin dosyasını da etkileyebilir, ancak bunun için siyasi olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Bergusi, acil önceliğin Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi, insani yardım girişinin sağlanması, geçişlerin yeniden açılması ve yeniden imar çalışmalarının başlatılması olduğunu vurguladı. "Savaşın devamı tali bir mesele değil, krizin özü." dedi.
Gazze'deki Filistinlilerin sürgün edilmesi yeniden İsrail'in gündeminde
Pragmatizm, baskı ve belirsizlik arasında Hamas
Savaş sürerken ve bölgesel diplomasi değişirken Hamas, sahadaki gerçeklikler ve diplomatik sınırlamalarla şekillenen giderek daralan bir seçenekler alanında manevra yapıyor gibi görünüyor.
Analist Ekrem Atallah, 3 muhtemel yolu sıraladı.
Birincisi, ateşkes, esir takası ve insani yardıma odaklanan, tartışmalı siyasi ve güvenlik meselelerini ise erteleyen geçici bir düzenleme.
Atallah bunu en gerçekçi seçenek olarak tanımladı, ancak bunun uzun vadeli çatışmayı çözmediğini söyledi.
İkinci seçenek, tam ateşkes, İsrail'in tamamen çekilmesi ve bağlayıcı yeniden imar garantileri dahil azami taleplere bağlı kalmak. Ancak yeterli uluslararası baskı olmadan bunun zor olacağını kaydetti.
Üçüncü seçenek ise Gazze'nin yönetimi için daha geniş Filistinli veya uluslararası düzenlemeleri içeriyor. Bu, Hamas'ın idari rolünü azaltırken bir şekilde siyasi varlığını korumasını sağlayabilir.
Ancak Atallah, bu senaryonun İsrail'in güçlü reddi ve Filistin içi anlaşmazlıklarla karşı karşıya olduğunu düşünüyor.
Hicazi'ye göre Hamas, dış arabuluculuk ve sahadaki gerçekliklerin seçeneklerini daralttığı, giderek daha sınırlı bir siyasi ve askeri alanda manevra yapıyor.
"İsrail, Gazze'de Hamas için gelecekte herhangi bir yönetim rolünü reddediyor. Bu tutum yalnızca savaşın mevcut aşamasıyla sınırlı değil, savaş sonrası denkleme de uzanıyor." diyen Hicazi, bunun İsrail'in siyasi ve güvenlik kurumlarında geniş bir mutabakatı yansıttığını belirtti.
Hicazi ayrıca İsrail iç siyasetindeki dinamiklerin, özellikle koalisyon siyaseti ve savaş sonrası kamuoyu baskılarının, uzlaşmadan ziyade tırmanmayı daha cazip hale getirebileceğini söyledi. "Böyle bir ortamda, sınırlı taktik açılımları bile Hamas için stratejik kazanımlara dönüştürmek zor." dedi.
Bu baskılara rağmen Hamas, esneklik ve ilke vurgusunu birlikte içeren ikili bir mesaj sunmayı sürdürüyor. Sözcü Hazım Kasım, 17 Haziran'da yaptığı açıklamada hareketin Kahire'de savaşı sona erdirecek ve insani erişimi kolaylaştıracak bir anlaşmaya ulaşmayı amaçlayan müzakerelerde "olumlu ve esnek" davrandığını söyledi.
Yine de daha geniş bölgesel bağlam açık bir değişime işaret ediyor: Gazze artık çatışmanın önceki aşamalarında olduğu gibi bölgesel pazarlığın merkezinde değil.
ABD-İran mutabakatı, bölgesel krizlerin tek bir müzakere çerçevesine entegre edilmekten ziyade giderek ayrı dosyalar halinde ele alındığı daha geniş bir öncelikler yeniden sıralamasını yansıtıyor.
Bu değişen tabloda Hamas, üst düzey bölgesel düzenlemelerin dışında bırakılıyor, ancak bu düzenlemelerin sonuçlarından doğrudan etkileniyor.
Müzakereler kesin bir ilerleme sağlanmadan sürerken Gazze'nin geleceği giderek yalnızca Kahire ve Doha'daki arabuluculuk çabalarına değil, Ortadoğu'nun yapısını yeniden tanımlayan daha geniş jeopolitik düzenlemelere de bağlı hale geliyor.
