Aktivistlerden "cuma hutbesinde Doğu Türkistan'ı anlatma" çağrısı

Aktivistlerden "cuma hutbesinde Doğu Türkistan'ı anlatma" çağrısı

Avrupa'da faaliyet gösteren Müslüman aktivist gruplar, Çin'in Doğu Türkistan'daki baskılarına karşı duyarlılık oluşturma çağrısında bulundu.

Avrupa genelinde faaliyet gösteren Müslüman aktivist gruplar, tüm imam ve hatiplere, Doğu Türkistan meselesine dikkat çekme çağrısında bulundu.

"Stand4Uyghurs" kampanyası altında bir araya gelen gruplar, 3 Temmuz Cuma günü Uluslararası Hutbe Kampanyası'na katılım çağrısı yaptı.

Gruplar, imam ve hatipleri, cuma namazında Doğu Türkistan'dan bahseden bir hutbe okumaya davet etti.

Yayınlanan açıklamada, "Çin'in Uygurları Müslüman dünyanın geri kalanından izole etmeye yönelik bilinçli girişimi nedeniyle Uygurların yaşadığı mağduriyetler uzun süredir unutulmuş durumda." ifadelerine yer verildi.

Gruplar ayrıca 5 Temmuz günü Londra'da Çin Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi düzenleyecek.

Yayınlanan hutbenin tam metni şu şekilde:

"Giriş

Son 3 yıldır hepimiz, Gazze'deki kardeşlerimize yönelik Siyonist soykırımın katıksız vahşetini dehşet içinde izliyoruz.

Bu dehşet, birçoğumuzu harekete geçirdi. Kimimiz gösterilere katıldı, kimimiz farklı savunuculuk faaliyetlerinde bulundu, kimimiz de büyük ihtiyaç içindeki kardeşlerimize sadaka ulaştırdı.

Ancak gözlerimiz haklı olarak Gazze'ye çevrilmişken başka bir yerde başka bir soykırım daha günden güne şiddetleniyor. Bu soykırım, Müslüman dünyanın büyük bölümü tarafından büyük ölçüde görülmüyor, duyulmuyor ve karşılık bulmuyor. Bu, öyle büyük, öyle sistematik ve öyle ürpertici bir zulüm ki dağlar kadar delil ve tanıklık olmasa inanılması imkansız görünürdü.

Bu, Doğu Türkistan'daki Uygur kardeşlerimize yönelik soykırımdır. Onlar yıllardır ümmetten dayanışma ve destek bekliyor, ancak çoğu zaman sessizlik ve kayıtsızlıkla karşılaşıyorlar.

Arka plan

Çin tarafından "Sincan" olarak adlandırılan işgal altındaki Doğu Türkistan, Çin rejiminin baskılarının yoğunlaştığı ve orada yaşayan Uygur Müslümanlara karşı fiilen devlet destekli soykırımın uygulandığı bir süreçten geçiyor. Bölge, Holokost'tan bu yana görülen en büyük kitlesel alıkoyma uygulamasına sahne oluyor. Gözlerimizin önünde bütün bir kültür siliniyor, hem de tam şu anda.

- 2 ila 3 milyon Uygur toplama kamplarında tutuluyor.

- Doğu Türkistan'da 10 binden fazla cami yıkıldı.

- 1955'ten bu yana Müslüman nüfusta büyük bir azalma yaşanıyor.

Başörtüsü ve sakaldan namaza kadar İslam'a ait her şey suç sayılıyor. Müslümanlar kitlesel şekilde toplama kamplarına götürülüyor, Müslüman kadınlar ateist Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanıyor, organlar zorla çalınıyor ve tarihi camiler tamamen yıkılıyor.

Biz Batı'da konfor ve rahatlık içinde yaşarken Uygur Müslümanların günlük, anlık ve kesintisiz biçimde maruz kaldıkları zulmü kavramamız neredeyse imkansız. Bir Uygur Müslümanın hayatından bir güne kısaca bakacak olsak şunları görürüz:

- Namaz yasak: Namaz kılmak yasak. Bu nedenle Uygur Müslümanlar gizlice, sandalyede otururken ya da hatta tuvalette namaz kılmak zorunda kalıyor.

- Oruç yasak: Müslüman inancının temel bir parçası olan Ramazan orucu, Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanlar için yasak.

- Selam yasak: Müslüman kimliğini silmek için insanların birbirine "selam" diyerek selam vermesi bile yasaklanıyor.

- Bayram kutlamaları yasak: Müslümanlar için önemli bir gün olan bayramlar yasaklanıyor, kutlamalara izin verilmiyor. Hac veya umre ise zaten söz konusu bile değil.

- Uygur dili yasak: Uygurca eğitim yasaklanıyor. Uygurca veya İslami eserler bulunmaları halinde yetkililer tarafından el konuluyor.

- Cami yasak: Camiler sıkı biçimde izleniyor. İmam kalmadı, çünkü hepsi kamplarda tutuluyor. Kaşgar'daki camilerin yüzde 70'inden fazlası yıkıldı.

- "Muhammed" yasak: Ebeveynlerin çocuklarına devlet tarafından "aşırılıkçı" sayılan yaygın İslami isimleri vermesi yasak. Bu yasağa uymamak, çocuğun eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimini kısıtlayabiliyor.

- Helal gıda yasak: Helal gıda veya üzerinde helal işareti bulunan gıdalar Uygur bölgelerinde yasak. İnsanlar neden domuz eti yemediklerini açıklamak zorunda kalıyor, Uygurlara ait dükkanlar ise alkol ve domuz eti bulundurmak zorunda bırakılıyor.

- Zorla yerleştirilen misafirler: Bir milyon komünist "misafir", hükümet muhbiri olarak Uygurların evlerinde yaşıyor. Mahremiyete önem veren Uygur Müslümanlar için aile mahremiyeti uzak bir hayale dönüşmüş durumda.

- Mülklere el konulıyor: Çin makamları Uygur Müslümanların topraklarına ve mülklerine el koyuyor, bunları Çinli komünistlere yeniden dağıtıyor.

Siz ve biz böyle yaşayabilir miydik? Yaşayamazsak onlar neden yaşasınlar? Ümmetin tek bir beden olduğunu gururla söylerken Uygur kardeşlerimizi nasıl bu şartlarda yalnız bırakabiliriz?

Hareketsizlik tuzakları

Sorun şu ki çoğumuz Uygur kardeşlerimizin durumunun farkındayız. Ancak yeterli biçimde harekete geçmemizin önündeki en büyük engellerden biri, şeytanın içimize yerleştirmeye çalıştığı güçsüzlük hissidir: "Büyüyen bir süper güce karşı ne yapabiliriz? Çin'e kim karşı koyabilir?"

Oysa gerçekte zulüm ve adaletsizlik, bizim kayıtsızlığımız ve umutsuzluğumuz sayesinde ayakta kalır ve güçlenir. Buna karşılık, Uygurlar için adalet mücadelesinin önde gelen isimlerinin sürekli hatırlattığı üzere, Batı'da yaşayan bizler değişim meydana getirmek için birçok kişiden daha fazla imkana sahibiz. Bu da üzerimize daha ağır bir sorumluluk yüklüyor. Kayıtsızlık bir seçenek değildir, Allah katında da bir mazeret değildir.

Harekete geçme sorumluluğumuz

Müslümanlar olarak rolümüzü yerine getirmenin ilk adımı, Allah'ın bize somut değişim oluşturabilecek büyük bir potansiyel verdiğini fark etmektir. Sadece bu potansiyeli kullanacak kadar motive olmamız ve onu hikmetli biçimde kullanacak kadar koordineli hareket etmemiz gerekiyor.

Hiçbir Müslüman, "Ben sadece bir kişiyim. Ne yapabilirim?" dememelidir. Neden? Öncelikle çünkü bu söz, yeryüzündeki asıl gayemizi, yani imtihan edilme hakikatini göz ardı eder. Sonuç bizim elimizde değildir. Bizim sorumluluğumuz, dünyada adaletsizlik ve zulüm gördüğümüzde bu imtihan karşısında ayağa kalkmaktır.

Allah bize, bir emirle imtihan edilen İsrailoğullarından haber verir. Allah'ın emrine karşı gelenler cezalandırılmış, emre uyanlar ise iki gruba ayrılmıştır. Bir grup diğerine şöyle demiştir:

"Allah'ın helak edeceği veya şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir kavme neden öğüt veriyorsunuz?"

"Bunun ne anlamı var? Allah zalimleri helak edecekken neden boşuna konuşuyorsunuz?" demişlerdi. Onların verdiği cevap kalplerimize kazınmalıdır, çünkü bu cevap birçok alandaki aktivizmimizin ve davetimizin temelidir:

"Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun diye ve belki sakınırlar diye."

Bir adaletsizlik yaşandığında bu yalnızca zulme uğrayanlar için değil, onu izleyen hepimiz için de bir imtihandır. Üzerimizde, bu zulmün kaldırılmasına yardımcı olmak için elimizdeki imkanları kullanma sorumluluğu vardır. Bu yüzden Rasulullah şöyle buyurmuştur:

"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir."

Mümin için dördüncü bir seçenek yoktur. Bir kötülüğü değiştiremeyeceğimiz varsayımıyla onu görmezden gelmek, Müslüman olarak görevimizi terk etmektir. İsrailoğulları kıssasındaki kahramanlar gibi bizim temel hedefimiz de "Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun" diyebilmektir. Böylece kıyamet günü en azından gücümüz yettiğince yapmaya çalıştığımızı söyleyebiliriz.

"Ben sadece bir kişiyim" yanılgısı

Hiçbir Müslümanın "Ne yapabilirim? Ben sadece bir kişiyim." dememesi gerektiğinin ilk sebebi budur. Bu sözdeki ikinci sorun ise açıkça yanlış olmasıdır. Tek bir kişi olsanız bile fark oluşturabilirsiniz.

Sıkça anlatılan meşhur bir örnek vardır. Bir adam sahilde, çekilen gelgit nedeniyle kıyıda kalan ve kuruyup ölmek üzere olan denizyıldızlarını tek tek alıp denize atmaktadır. Adam onları tek tek suya atarken oradan geçen biri yanına gelir ve kaba bir şekilde şöyle der:

"Bunlardan binlerce var. Gerçekten bir fark oluşturacağını mı sanıyorsun ha?"

Adam bir an durur, bir denizyıldızı daha alır, onu adama gösterir ve denize atarak şöyle der:

"Onun için fark oluşturdum, değil mi?"

Şaşkına dönen bu adam, şeytanın ve nefsimizin bizi etkisizleştirmek ve yapabileceğimiz şeyleri yapmaktan alıkoymak için kullandığı bir başka tuzak olan mükemmeliyetçilik yanılgısına düşmüştü.

Başka bir ifadeyle, bir sorunu tamamen çözemiyor olmamız, onun çözümü için çalışmaktan muaf olduğumuz anlamına gelmez. İslam hukuk alimleri bu ilkeyi güçlü bir kaideyle ifade etmiştir:

"Tamamı elde edilemeyen şeyin tamamı terk edilmez."

Başka bir deyişle, Doğu Türkistan, Filistin, Keşmir veya başka herhangi bir meselede bir davanın düzelmesi için bin şey gerekebilir ve bizim yalnızca iki ya da üçüne gücümüz yetebilir. Ancak geri kalanını yapamıyoruz diye o iki ya da üç şeyi terk etmemiz uygun değildir.

Aksine, gücümüzün, erişimimizin ve etki alanımızın içinde olan şeylerden sorumluyuz.

Yapabileceğiniz şeyi terk etmeyin

Allah şöyle buyurur:

"Allah, hiçbir kimseyi kendisine verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz."

Allah size, Norbury'deki bir dükkan sahibine ya da Balham'daki bir Uber şoförüne, neden Doğu Türkistan'ı tek başınıza özgürleştirmediniz diye sormayacaktır. Bu sizin gücünüz dahilinde değildir.

Ancak kardeşlerinize karşı işlenen dehşet verici şeyleri gördüğünüzde neden harekete geçmediğinizi sorabilir. Size verdiği sesi, malı, zamanı, bağlantıları ve etki gücünü ne yaptığınızı sorabilir.

Katkımızı küçük görsek bile, bizi yargılayacak olanın katında bu katkı çok büyük olabilir.

Unutmayın: Allah eş-Şekur'dur, yani kullarının samimi çabalarını en çok takdir edendir. Ne kadar küçük görünürse görünsün kullarının samimi gayretlerini takdir eder ve onları asla hayal edemeyeceğimiz şekillerde ödüllendirir.

Bu nedenle soru şu değildir: Her şeyi çözebilir miyiz? Asıl soru şudur: Ne yapabiliriz?

Uygur kardeşlerimizin davasına hizmet etmek ve bunu yaparken yeryüzündeki Müslümanlık sorumluluklarımızdan birini yerine getirmek için pratik olarak ne yapabiliriz? Biiznillah, bundan sonra ele almayı umduğumuz konu budur.

5 Temmuz gösterisi

2021 yılında Stand4Uyghurs kampanyası başlatıldı. Bu kampanya, açık bir misyona sahip taban hareketi niteliğinde bir koalisyondu: Batı'daki Müslüman toplumu Doğu Türkistan'daki Uygur kardeşlerimizle dayanışma içinde harekete geçirmeyi amaçlıyordu.

Mesajı basitti: Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir, onların acısı bizim acımızdır, onların davası bizim davamızdır. Onları terk etmeyeceğiz, unutulmalarına izin vermeyeceğiz ve Allah'ın izniyle adalet sağlanana kadar yanlarında duracağız.

Bir süre faaliyetsiz kaldıktan sonra Stand4Uyghurs, Allah'ın lütfuyla şimdi daha büyük bir hedefle yeniden başlatıldı. Ancak bu hedef birkaç kişinin çabasıyla tek başına gerçekleştirilemez. Müslüman toplumun kolektif gücüne ihtiyaç var: Seslerimize, varlığımıza, platformlarımıza, kurumlarımıza ve birliğimize.

5 Temmuz Pazar günü saat 12.00'den itibaren Londra'daki Çin Büyükelçiliği önünde Stand4Uyghurs gösterisi düzenlenecek. Bu, kaçırmayı göze alamayacağımız bir andır. Bu, davaya bağlılığımızı yenilemek, Uygur kardeşlerimize ümmet tarafından unutulmadıklarını göstermek ve Allah'ın izniyle adalete doğru ilerleyebilecek bir hareketi yeniden inşa etmeye yardımcı olmak için bir fırsattır.

Bu nedenle lütfen katılmak için elinizden gelen her çabayı gösterin. Ailenizi getirin. Arkadaşlarınızı davet edin. Ayrıntıları paylaşın. Camilerinizde, topluluk gruplarınızda ve çevrelerinizde farkındalık oluşturun. Varlığımızla ümmetin Doğu Türkistan'ı unutmadığını gösterelim.

Gösterinin ötesinde Uygur davasına destek için atabileceğimiz başka önemli adımlar da var.

Farkındalık oluşturun

Farkındalık, eyleme giden ilk adımdır. Uygur kardeşlerimizi bilmeliyiz: Kültürlerinin zenginliğini, İslam medeniyetine katkılarını, İslami miraslarının güzelliğini, karşı karşıya oldukları zulmün ağırlığını ve bunu değiştirmek için hepimizin ne yapabileceğini.

Her birimizin cebinde bir telefon var. Çoğumuz en az bir sosyal medya platformundayız. Zamanımızın nimetlerinden biri de haber gündeminin artık yalnızca büyük medya kuruluşları tarafından kontrol edilmiyor olmasıdır. Sıradan insanlar artık hikayeleri büyütme, adaletsizliği ortaya çıkarma ve aksi halde görmezden gelinecek davalara dikkat çekme imkanına sahip.

Bu yüzden platformlarınızı kullanın. Kampanyayı paylaşın. Eylem çağrılarını paylaşın. Doğu Türkistan hakkında çevrelerinizde, camilerinizde, okullarınızda, üniversitelerinizde, iş yerlerinizde ve aile toplantılarınızda konuşun. Bu davanın gizli kalmasına izin vermeyin.

Boykot

Boykotlar tarih boyunca zalimlere canlarını acıtacak yerden, yani ekonomik olarak karşı koymanın güçlü bir yolu olmuştur. Blood Bargains, Stand4Uyghurs kampanyasının bir parçasıdır ve topluma, işgal altındaki Doğu Türkistan'daki sömürüden ve zorla çalıştırılan Uygur iş gücünden kar elde eden hızlı moda devleri Temu ve Shein'i terk etme çağrısı yapmaktadır.

İslamımız hayatımızın bütün alanlarına, paramızı nerede harcamayı seçtiğimize kadar uzanmalıdır. Temu ve Shein, bize ucuz kıyafetler sunmak için kardeşlerimizi aktif biçimde sömürüyor. Biz talep oluşturmaya devam edersek onlar da zulümden kar etmeye devam edecek.

Dua

En önemlisi de dualarınızda Uygurları unutmayın. Bu, her birimizin yapabileceği bir şeydir ve müminin silahıdır. Bu sembolik bir jest değildir, son çare de değildir. Allah'ın bize verdiği en büyük vesilelerden biridir.

Allah her şeyin sahibidir. Dilediği değişimi dilediği zaman, dilediği şekilde meydana getirebilir. Ancak kimin O'na döneceğini, kimin vesilelere sarılacağını ve kimin O'nun rızası için samimiyetle çabalayacağını görmek için bizi imtihan eder.

Bu yüzden duanızı küçümsemeyin. Onların özgürlüğü için dua edin. Korunmaları için dua edin. Zalimlerinin durdurulması için dua edin. Allah'ın bizi bu davaya hizmette kullanması ve ihmalkarlığımız sebebiyle bizi başkalarıyla değiştirmemesi için dua edin.

Son

Uygur kardeşlerimize unutulmadıklarını gösterme fırsatımız var. Onlar alıkonulurken, gözetlenirken, sömürülürken, dinlerinden koparılırken, ailelerinden ayrılırken ve hayal edilemez bir zulme maruz bırakılırken sessiz kalmayacağız. Başımızı çevirmeyeceğiz.

Aksine, inşallah 5 Temmuz'da kalabalık şekilde bir araya gelerek dayanışmamızı, manevi desteğimizi ve bu davaya bağlılığımızı göstereceğiz. Her şeyden önemlisi, samimi amellerin gücünü asla küçümsememeliyiz. Bir amel insanların gözünde küçük görünebilir, ancak Allah katında büyük olabilir.

Unutmayın: Temel hedefimiz Allah'ı razı etmek, görevimizi yerine getirmek ve O'nun huzuruna çıktığımızda sorumluluktan beri olmaktır. Öyleyse harekete geçelim. Konuşalım. İnfak edelim. Boykot edelim. Dua edelim.

Sözlerimizle ve eylemlerimizle ümmetin Doğu Türkistan'ın asil halkını unutmadığını gösterelim."

Kaynak: Mepa News

x.gif

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.