1. YAZARLAR

  2. Benjamin Petrini

  3. Fransa'nın Mali'den çekilmesi ve Barkhane operasyonunun sonu
Benjamin Petrini

Benjamin Petrini

Çatışma bölgeleri araştırmacısıYazarın Tüm Yazıları >

Fransa'nın Mali'den çekilmesi ve Barkhane operasyonunun sonu

A+A-

Sahel bölgesinde on yıldır devam etmekte olan silahlı çatışmalar bir dönüm noktasına geldi. Fransa’nın Mali’den çekilmesi ve bölgedeki stratejisini yeniden tanımlama sürecine girmesi ile birlikte askeri otokrasiler geri döndü ve Rusya bölgesel güvenlik hususunda daha büyük bir rol oynamaya başladı.

Fransa bu yılın başlarında Mali’deki kuvvetlerini çekmeye ve 2014 yılından bu yana birçok ülkeyi kapsayan şekilde devam etmekte olan direniş karşıtı askeri misyonu Barkhane Operasyonunun ayarlarını değiştirmeye başladı. Mali’de konuşlu son Fransız birliği 15 Ağustos tarihinde ülkeden ayrıldı. Sahel bölgesinde kalan diğer Fransız askerleri artık bölgedeki silahlı çatışmalara bizatihi iştirak etmeyi bırakarak bunun yerine yerel kuvvetleri eğiterek bu birlikleri destekleme görevi icra edecek.

Fransa tarafında bunlar yaşanırken Rusya bölgede yeni bir güvenlik aktörü haline geldi. Bu gelişme, başını Tuareg halkının çektiği ve İslam yanlısı devlet dışı silahlı gruplarla birlikte Mali’nin kuzeyinde başlattığı ayrılıkçı ayaklanma neticesinde neredeyse ülkedeki yönetimi devirme noktasına gelinmesi ve bu hareketin komşu ülkeler Burkina Faso ile Nijer’in batısına yayılmasına şahitlik eden 2012 yılından bu yana bölgedeki en geniş kapsamlı jeopolitik değişim oldu.

Afganistan benzerliği

Fransa’nın Mali’deki başarısızlığı tıpkı Afganistan’da 20 yıl devam eden ABD müdahalesi vakasında olduğu gibi Batılı bir gücün kendi sınırları dışında silahlı çatışmalara dahil olmasının ardından güvenlik ve istikrar hususlarında verdiği sözleri tutamadığı ve hedeflerine ulaşamadığı yeni bir misal oldu.

Fransa 2020 yılının ocak ayında aldığı bir karar ile Barkhane bünyesinde yürütülen büyük çoğunluğu özel operasyonlar için sevk edilen askerlerin sayısını 4000’den 5100’e çıkarmış ancak 2021 yılının mayıs ayında Malili askeri bir cuntanın kontrolü ele geçirmesinin ardından kademeli olarak geri çekilmeye başlamıştı. Fransızların Barkhane Operasyonu çerçevesinde elde edilmesi mümkün hedefler belirleme hususunda gevşek davranarak sadece cihat yanlısı liderlere yönelik saldırılar düzenlemek ve Malili kuvvetlere anti-terör hususunda genel destek verip kabiliyet arttırma faaliyetleri yürütmek gibi ucu son derece açık bir ‘amaca’ sahip olması Mali’deki askeri operasyonun yıllar boyunca nereye varacağını bilmeden devam ettirilmesinin önünü açtı.

Ancak yönetimi ele geçiren Malili cunta liderleri, Selefi gruplara karşı verilen savaştaki kayıpların çoğunu oluşturan Mali ordusuna yeterli destek sağlamadıklarını ve gerçekleştirdikleri operasyonlarda çok fazla sivil zayiata neden olduklarını düşündüğü Fransızlar ile ilişkilerini ekşitti.

Cuntanın gücü ele geçirmesi ve Rusya ile güvenlik bağları tesis etmesinin hemen ardından Paris ile Bamako yönetimleri arasındaki uçurum büyüdü ve Kremlin bağlantılı paralı asker şirketi Wagner’in 2021 yılının sonlarına doğru Mali’ye kuvvet sevk etmesinin ardından kalıcı hale geldi. Bu gelişmenin ardından Barkhane Operasyonuna destek amacıyla 2020 yılında birçok Avrupa Birliği ülkesinin iştiraki ile Fransa liderliğinde kurulan çok uluslu Takuba Görev Gücü bünyesindeki birçok devletin askerlerini çekmesinin ardından birlik bir süre sonra lağvedildi.
Fransa eski sömürge dönemindeki güç olduğu için Batı Afrika’daki baskın dış aktör rolünü son yıllara kadar sürdürmekteydi.

O günkü adıyla Serval Operasyonu bünyesinde 2013 yılında Mali’ye asker sevk eden Fransa, cihat yanlısı ayaklanma karşısında ilk etapta başarılı oldu. Bu askeri misyon 2014 yılında içine Burkina Faso, Çad, Moritanya ve Nijer’i de alacak şekilde genişletildi ve amacın ‘devlet dışı silahlı grupların bastırılması için yerel silahlı kuvvetlerin desteklenmesi ve anti-terör operasyonları icra edilmesi’ olduğu açıklandı. 2021 yılında zirve noktasına ulaşan Fransız askeri personel sayısının sadece 6000 ile sınırlı kaldığı göz önüne alındığında bu ‘amaca’ günün sonunda ulaşılamaması pek de şaşırtıcı olmadı.

"Devlet güçsüzlüğü"

2013 yılından bu yana Mali’de görev yapan MINUSMA Birleşmiş Milletler barış gücü birlikleri ve Takuba Görev Gücü bünyesindeki askeri personelin toplamda 600’ü geçmeyen sayısı nedeniyle Fransa’nın askeri eğitim ve kapasite arttırma hedeflerine hatırı sayılır derecede katkı yapamadığı herkesin malumudur. Buna ilaveten, Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya ve Nijer ordu kuvvetlerinin müşterek sınır operasyonları icra etmesi ve istihbarat paylaşımında bulunması için tesis edilen G5 Sahel bölgesel güvenlik koalisyonundan Mali’nin geçtiğimiz mayıs ayında tek taraflı olarak çekilmesi bu yapıya büyük darbe vurdu.

Sahel bölgesindeki ülkelerdeki güvenlik vaziyetinin sürekli kötüleşmesi ve bu devletlerin genel olarak devlet dışı silahlı gruplar hususunda zaafiyet göstermesinin altında uzun yıllardır devam etmekte olan ‘devlet güçsüzlüğü’ yatmaktadır. Söz konusu silahlı gruplar bu devletlerin idari ve askeri kapasitelerini kuvvetlendirmesini engellediği için aslında tüm durum tam bir kısır döngü halindedir. Bu durum nedeniyle de demokrasi hususunda ilerleme kaydedilememekte ve sürekli geriye gidilmektedir. Sadece son iki yıl içinde hem Burkina Faso hem de Mali’de askeri darbeler yaşandı ve bu her iki ülke de Batı Afrika Devletleri Ekonomik Toplumu tarafından yürürlüğe alınan yaptırımlara maruz kaldı; Çad ve Gine askeri yönetimler tarafından idare edilmeye devam etti; Gine Bissau ve Nijer ise darbe girişimleri atlattı.

Batılı devletler 2010 yılından bu yana bölgedeki güvenlik kuvvetlerine yardım amacıyla milyarca dolar harcamasına rağmen bu faaliyetler çoğunlukla etkisiz kaldı ve hatta bazı olaylarda görüldüğü üzere koordinasyonsuz yardımlar ve gerçekçi olmayan hedefler nedeniyle faydadan çok zarar getirdi. Bölgesel askeri kapasitenin olmaması ve gönderilen yardımların genellikle yozlaşmış idareciler ve yönetimde yapılan hatalar nedeniyle tüketilmesi bu vaziyeti daha da kötüleştirdi.

Gelinen noktada Fransa kendini zor bir pozisyonda bulurken tüm Sahel bölgesi de bir yol ayrımına vardı. Rusya’nın şubat ayında başladığı Ukrayna işgali tam da Moskova yönetiminin Mali’ye paralı asker göndererek Sahel’de daha aktif bir rol oynamaya hazırlandığı döneme denk geldi. Rusya bu hamleyi Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve Sudan benzeri diplomatik nüfuz ve maden hakları dahil ekonomik fırsat elde etmek istediği birçok ülkede daha önce de yaptı.

Fransa ise bölgedeki hırslarını şimdilik dizginleyerek Mali ve diğer Sahel devletleri ile bağlarını kopardı ve yaptırımlar ile Ukrayna’ya silah desteği sağlanması üzerinden Rus saldırganlığını dengelemek için başlatılan Batılı faaliyetlere iştirak etti. Bu nedenle, Rusya’nın Mali ve diğer Sahel ülkelerindeki varlığını arttırması halinde Paris yönetimi bir kez daha bölgedeki siyasi ve güvenlik hedeflerini yeniden tanımlamak zorunda kalabilir.

Sahel devletlerinin sadece kendi olanakları ile sınırları içinde güvenlik tesis etmesi mümkün değildir. Buna ilaveten, bu devletlere yapılan yardımlar, Fransa ile AB arasındaki çatışmalı ilişkiler ve Rusya ile yürütülen diplomasi ile bağlantılı olarak azalıp artacağı için bir öngörülmezlik vaziyeti zuhur edecektir. Tüm bu nedenlerden dolayı, Sahel bölgesi devletlerde güvenliğin sağlanması ve geniş çaplı bir barışa ulaşılması hedefleri son on yılın en umutsuz dönemini geçirmektedir.


IISS için kaleme alınan bu görüş yazısı Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Yazıda yer alan ifadeler Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

 
 

 

 

Bu yazı toplam 696 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.