1. ANALİZ

  2. İklim değişikliği 3. Dünya Savaşı'na neden olabilir mi?
İklim değişikliği 3. Dünya Savaşı'na neden olabilir mi?

İklim değişikliği 3. Dünya Savaşı'na neden olabilir mi?

"Her yıl 12 milyon hektar toprak kirlilik, kentleşme nedeniyle içerdiği biyoçeşitlilikle birlikte kayboluyor, karbonu saklama süresi azalıyor ama ne haber oluyor ne de siyasilerin dikkatini çekiyor."

Mepa News | Haber Merkezi
A+A-

2014 yılında yapılan COP21 (Conference of Parties) zirvesinde 7 önemli tehlike üzerinde duruldu. Bu tehlikeler; yerel kaynaklara erişim, büyük felaketler, iklimsel göç, gıda fiyatları ve iaşe zorluğu, sınırlarda suları denetleme, denizlerin yükselmesi ve kıyı tahribatı, iklimsel krizin özellikle Kuzey ve Orta Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya’da istenmeyen sonuçları oldu. Bu yazımızda odaklanacağımız konu yedinci nokta yani iklimsel kriz.

Ünlü İktisatçı Joseph E.Stiglitz, “İklimsel bunalım 3. dünya savaşımızdır” der. Bir diğer iktisatçı Nicholas Stern 2006 yılında iklimin dünya savaşı riskini taşıdığını söyler. Kimi iktisatçılar da çevre sorunlarını piyasa düzenekleriyle (karbon piyasası, kirleten öder, vergi ve harçlar) çözeceklerini ileri sürerler. İklim değişikliği ya da bir başka deyişle küresel ısınmanın temel düzenekleri uzun süredir bilinmekte. Konuya dair ciddi uyarılar ise 1970’lerin başından beri sürekli gündemde tutulmakta. Süreçle beraber iklim zirveleriyle bir araya gelen uzmanlar, gelecek için karanlık tablolar çizmeye başlamış ve iklim krizinin derinleşmesiyle beraber bu çıkarımlarına devam etmektedirler. İklim söz konusu olduğunda dikkat edilmesi gereken iki temel nokta var: Genel küresel ısınma ve bunun ekosistemler üzerinde etkileri.

Küresel ısınma söz konusu olduğunda geri dönüşü olmayan bir yola dünya girecek mi yoksa geçmişte olduğu gibi buzul çağına dönüş de olabilir mi?

Farz edelim ki küresel ısınmayı engellemek için, sera etkili gazların (SEG) salınımını azalttık. Etkili bir sonuca ulaşmak için onlarca yıl gerekli. Üstelik bu sonuç birçok parametreye bağlı ve bunun en temel sebeplerinden biri atmosferde SEG’in kalış süresinin farklı oluşu. Mesela karbondioksit okyanusların özümseme kapasitesine bağlıdır ve yaklaşık 100 yıl kalabilir.

Birçok şey varsayıma ve sürecin işleyiş biçimine bağlı. 1990 ve 2017 yılları arasında SEG %60 arttı. Artış ise yüksek oranda gelişmiş ülkelerde gözleniyor. Uzmanlar, sıcaklık artışını 2 derecede tutabilme sınırı 2050 yılında sona erecek diyor. Yani kurgu romanlarının aksine, gezegenimiz bir günde patlamayacak. Bu durumun ekosistemlere etkisini ise bugün değil, daha uzun vadede yani gelecekte göreceğiz. Gulf Stream’in etkilenmesi, ormanların yok olması, hayvan ve bitkilerin göçü, kasırga ve fırtınaların artıp yön ve bölge değiştirmesi, buzulların erimesi, okyanus ve deniz seviyelerinin yükselmesi, kuraklık ve sel baskınlarının artması, ekilebilir toprakların niteliğinin ve niceliğinin azalması, özellikle kuraklık sonucu tarımsal üretimin azalarak açlığın artması, gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi gibi olaylar dünyanın farklı bölgelerinde zamansal ve mekânsal olarak farklı etkiler yaratacaktır. Ekosistemler etkilendiğinde ise küresel fiziki manzara değişecek, jeopolitik etkilenecek ve çoğunluğu az gelişmiş ülkelerde bulunan kimi hassas bölgeler daha fazla etkilenecek ve sonuçta bu bölgelerde yaşayan insanların yaşamları da önemli ölçüde etkilenecek. Bu saydığımız değişkenler daha şimdiden dünyamızdaki canlıları etkilemeye başlamış durumda.

Dünyamızı bekleyen tehlikelerden biri olan, kapitalist sistemin yarattığı iklim değişikliği ağacın ormanı sakladığı gibi kimi diğer olayları saklamakta. Örneğin kirlenme (hava, deniz), biyoçeşitliğin kaybolması, ekilebilir toprakların azalması, çöplerin artması, asit yağmurları (fosil kaynakların yakılmasından kaynaklanan kükürt dioksit ve azot oksit) gibi konular nedense hep arka düzleme atılmakta ve yeterince ele alınmamaktadır. Her yıl hava kirliliği nedeniyle (bronşit, astım, kalp damar rahatsızlıkları) genellikle az gelişmiş ülkelerde olmak üzere 1,5 milyon kişi ölmekte.

Her yıl 12 milyon hektar toprak kirlilik, kentleşme nedeniyle içerdiği biyoçeşitlilikle birlikte kayboluyor, karbonu saklama süresi azalıyor ama ne haber oluyor ne de siyasilerin dikkatini çekiyor.

İklim değişikliği toplumsal ve siyasi açıdan istikrarsız, yönetimi kokuşmuş bölgelerde gerilimi daha da artırabilir ve savaşa yol açabilir mi?

Uzmanlar “Küresel ısınma casus belli (savaş nedeni) olabilir mi?” diye soruyor. Bu konuda yapılan birçok araştırma ve rapor mevcut. Güvenlik birimlerinden NATO’ya kadar, hükümetlerin savunma bakanlıklarından sivil toplum örgütlerine kadar bu konuda yapılan çok sayıda inceleme bulunmakta. ABD’de Pentagon 20 yıldır bu konuda araştırmalara yapıyor. Geleceğin savaşları uzay savaşları değil iklim savaşları olacak diye yazılan kitaplar var. Doğal felaketlerin dünyada yarattığı ve yaratacağı insani ve ekolojik sonuçları göz ardı etmek imkânsız. Ama bu sonuçları ele alıp “benim suçum değil iklimin suçu” diyen siyasi yöneticileri de aklımızdan çıkarmamak gerekir.

“İklim değişikliği dünya savaşına neden olabilir mi?” konusunda iki farklı görüş mevcut:

Birinci görüşe göre giderek hızlanan iklim değişikliği önümüzdeki yıllarda çatışma, savaşlara neden olacak ve/ya da bunları artıracak. Bunun örnekleri bugün olduğu gibi geçmişte de var. Maya İmparatorluğu’nun ve Angkor krallığının çöküşünü iklim değişikliğinin bir sonucu olarak çıkan çatışmalardan kaynaklandığını düşünen bilim insanları var.

İkinci görüşe göre çatışmaların, savaşın nedeni iklim değil daha çok toplumsal-siyasaldır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin kaynaklarına el koyan kapitalist sistemin yarattığı sömürü düzeninin sonucudur. İklim değişikliği yaratılan toplumsal rahatsızlığı az ya da çok tetikleyebilir. İklim savaşları hayali ve karanlık görüşlerin ürünüdür. Birinci görüşe örnekler vererek bir bakalım.

İklim değişikliği, gerginlikler, çatışmalar ve savaşlar

Denizlerin yükselmesi Mekong deltasında pirinç ekimini etkileyecek ve insanlar başka yerlerde pirinç ekmek için toprak aramaya koyulacak; Tibet’te buzulların erimesi akarsuların kurumasına yol açacak, kuraklık Tuna ya da Kızılırmak nehrini kurutacak; Peru’nun başkenti La Paz çölün içinde kalacak; Ürdün’ün başkenti Amman kenti suyunu dört yüz metre derinlikten sağlayacak ama yirmi beş yıl sonra su tükenecek; Gobi çölü Pekin’in kuzeyinde iki yüz elli kilometreye kadar gelecek; toprakların aşınması ve niteliğini kaybetmesiyle Sahra daha da ilerleyecek; kimi bölgelerde tayfun, kasırga, aşırı yağmur insanların ekimlerini ve yaşamlarını etkileyecek. Doğanın katledilmesiyle daha çokça sayabileceğimiz felaketler sonucu 2050 yılında 9 milyar insanı beslemek ve yerinde tutmak zor olacak. Denizlerin yükselmesi, kentlerin ve toprakların su altında kalması insanları göçe zorlayacak. Akarsuların kuruması kuraklığa yol açıp insanları açlığa mahkûm edecek. Gıda güvensizliği artacak. Topraklar çölleşecek. İnsanlar yeni toprak arayışında başka bölgelere, komşu ülkelere sığınmaya çalışacak. Sınır aşan akarsular nedeniyle su kavgaları artacak. Tüm bu gerilimler kaynakları paylaşmak ya da kaynaklara erişim için çatışmalara, savaşa neden olacak.

Fosil yakıtların giderek azalması ve ender olması karşısında petrolü daha derinde, daha farklı bölgelerde aramak finansal ve insani riskler almayı gerektirdiği gibi jeopolitik gerilimleri artırıp çatışmalara neden olabilecek.

Ama kimler için? Bir eli yağda bir eli balda olanların küresel ısınma umurlarında değil. Hatta ısındıkça daha çok kazanmanın hesabını yapıyorlar. Darfour’daki savaşın iklimsel savaş olduğu söyleniyor. 300 bin kişinin ölümüne yol açan savaş kuraklığın sonucudur.

Suriye’deki iç savaşın toplumsal temelinde 2006 yıllarında ortaya çıkan kuraklık ve bunun sonucunda kentlere göçün yarattığı sonuçlar da vardır. Kuraklık tarımı vurmuş (özellikle pamuk ekimi ki çok su ister), insanlar kente göçmüş ve işsizlik toplumsal huzursuzluğa neden olmuştu. Somali’de bir zaman denizlerde görülen korsanlık iklim değişikliğiyle ilgilidir. Balıklar azalınca insanlar balıkçılıktan geçinemeyip korsanlığa başlamıştır. Nil nehri havzasında su havzaları nedeniyle var olan gerilimler iyice artabilir. Sahra kıyıya ilerliyor. Kıyı da Avrupa’ya. Göç yoluyla Avrupa’da önlemler artıyor, faşist partiler gerilimi tırmandırıyor. Buzullar eridikçe kuzey kutup yolu giderek daha fazla ulaşıma açılıyor ve kutupta ortak çıkarları olan devletler daha fazla pay almak için çaba sarf ediyorlar. Bu çabalar çatışmalara dönüşüyor.

Asya’da Ganj deltası, Bangladeş kıyılarının sular altına kalması Hindistan’la olan gerilimi artıracak.

Karayipler’deki kasırgalar adaları vuracak, insanlar ABD’ye kaçmaya çalışacaklar. ABD de bunun sonucunca daha fazla duvar örmeye çalışacak. İnsanlar yollarda, duvar önlerinde ölüme terk edilecek; akarsularda denizlerde boğulacaklar. “Yeter artık” deyince çatışmalar başlayacak.

Amazon ormanları sürekli imha edilerek elde edilen toprakların kâr amacıyla biyoyakıt ve genetiği değiştirilmiş ürün üretimine açılması burada yaşayan yerel halk ile yönetimler arasında gerginlikleri daha da artırarak ve bu durum iç savaşa neden olabilir. Arap Baharı’nın ardındaki bir neden de 2010 yılında yaşanan aşırı sıcaklardır. Sıcaklık, kuraklığı ve yangını getirmiş, tahıl fiyatı arttıkça gösterilerde artmıştı. Gobi çölü her yıl 10 bin kilometrekare genişlemektedir. Çölleşme verimli toprakları azaltarak gerilimlere neden olabilmekte. Bu ve benzeri örnekleri çoğaltabiliriz.

“Çatışmaların nedeni toplumsal-siyasidir, iklim bahane”

Bir de diğer görüşü savunanların kanıtlarına göz atalım. İklim değişikliği-savaş ilişkisine dair yukarıdaki sav “Benim suçum değil, iklimin suçu” diyerek siyasi sorumluluktan kurtulmak isteyen beceriksiz, kokuşmuş yöneticilerin eline verilen bir kozdur. Esas sorun iklim değişikliğinin yaratacağı sonuçları öngörmeyen ve önlem almayan siyasi iktidarların yaratacağı gerilimdir. Kaz Dağları’nda maden aramak, ormanı yok etmek küresel ısınmanın yarattığı bir değişiklik değildir.

Doğal kaynaklar genelde sıcak dönemlerde değil soğuk dönemlerde azalmaktadır. Küresel ısınma ile kaynaklarda bir azalmanın olacağı konusunda kanıtlar yoktur. İklim değişikliği dolaylı yoldan olumsuz etki yaratabilir ama doğrudan bağ olsaydı savaşların artması gerekirdi. Karadeniz’de dereler yağmur azaldığı için kurumuyor ama plansız, programsız, yereli ve insanını dikkate almayan Hidro Elektrik Santrallerin kurulmasıyla kuruyor. Kenya-Somali arasındaki çatışmalar kaynak azlığından değil aksine kaynak bolluğundan (meraların çoğalması) yani kaynak paylaşımından kaynaklanmakta. Somali’de balıkların tükenmesi, endüstriyel balıkçılığının yerel balıkçılığı bitirme noktasına getirmesi nedeniyle, insanlar korsanlığa yöneliyor. Sudan’daki çatışmanın nedeni 30 yıl önceki kuraklık değil. Himalayalar’da buzulların erimesi su kıtlığı yaratıp Hindistan, Tibet, Bengladeş’te tarımda bunalım yaratıp gerginliklere neden olmayacaktır. Bu bölgelerde su kaynağı muson rüzgârlarına ve karın mevsimlik erimesine bağlıdır ve burada bir sorun yoktur. Himalayalar’dan gelen tortular Bangladeş körfezini dolduracak ve kıyılar deniz yükselmesine maruz kalmayacaktır. Su savaşları hep çözüme ulaşmıştır. Bugüne kadar su nedeniyle savaş çıkmadı. Arap Baharı’nın esas nedenlerinden biri tarımda biyoyakıt için ayrılan alanın artmasıydı.

Geçimlik tarımına darbe vurulmuş, tarım ürünleri piyasası spekülasyona mahkûm edilmiş ve kaybedenler hep köylüler olmuştur. Suriye’deki iç savaşın nedeni kuraklık nedeniyle değil emperyalist güçlerin oyunlarıyla siyasi sistemin oyunları arasındaki çatışmanın sonucu olup kaybeden halk kitlesidir. Kongo’daki iç savaş, kaynaklara erişimin (maden) savaşıdır ve kuraklıkla ilgisi yoktur. Maden arayışı çevre sorunlarına yol açıp halkın yaşamını tehlikeye atmaktadır.

Kimi kez doğal felaketler çatışmayı değil barışı da destekleyebilir. Türkiye’de 1999 depremi Yunanistan ile Türkiye arasında yardımı güçlendirmiştir.

2004 yılında Endonezya’da gerçekleşen tsunami, Aceh bölgesinin özerklik düşüncesine geri düzleme itmiş ve yardım esas olmuştur. Kuzey kutup yolları görüşmeler çerçevesinde barış havası içinde kullanılmakta ve çatışmaya yol açmamaktadır. Çöllerin genişlemesini önlemek için ağaç dikilebilir ve insanlar bunu barış içinde kendi yaşamlarını sürdürmek için gerçekleştirebilirler.

***

İklim sığınmacılarının sayısı birden artmayacak. Çünkü iklimle ilgili neden aniden gerçekleşmeyecek ve daha çok geçim zorluğu yaşayan insanların iktisadi fırsatlara göre göç etmesine bağlı kalacak. Bu göç de çoğunlukla ülke sınırları içinde gerçekleşecek. İklim değişikliği yerel alanda kimi değişikliklerin ve çatışmaların tetikleyicisi olabilir ama savaşın nedeni değil.

İnsanlar iklim değişikliğine uyum sağlayabilir. Birlik ve dayanışma içinde sorunlar çözülebilir. Sonuçta daha önceki savaşların kaynak paylaşımı nedeniyle çıktığını unutmadan ve iklim değişikliğinin esas sorumlusunun emperyalist kapitalist sistem olduğunu aklımızdan çıkarmadan bu sistemin varlığını sürdürebilmesi için iklimi bahane ederek kaynaklara el koymasının savaş nedeni olacağını buraya yazalım.

İklim ve kurbanlarını bahane ederek göz koyduğu ülkelere müdahale edecek olan bu sistemle mücadele belki de iklim değişikliğine karşı mücadeleden daha önemli. Kaynaklar tükendikçe paylaşım savaşlarının artması belki de iklim değişikliğini daha da hızlandıracaktır. İklim değişikliği barışa da yol açamaz mı diye de sorabiliriz.

İsmail Kılınç tarafından kaleme alınan bu analiz Sendika.Org'da yayınlanmıştır.


Bir iki kitap:

Harold Welzer: Les guerres du climat, pourqoui on tue au XXI.siècle, Gallimard, 2009

Peter Biddlecombe:The end of the world, little brown book, 2006

Bruno Tertrais: Les guerres climatiques auront-elle lieu? CNRS yay., 2015

Gwynne Dyer: Climate Wars; The fight for survival as the World overheats, Oxford, oneworld boks, 2008-2010.

Kaynaklar:

Jade Lindgaard: je crise climatique, Découverte, 2014.

Antonin Pottier: Comment les Economistes réchauffent la planète, Seuil, anthropose, 2016.

Guillaume Santeny: Le climat qui cache la forêt, écopoche,2015, 2019.

Sebastian Balibar: Climat, y voir clair pour agir, Manifeste le pommier, 2015.

Gilles Eric Seralini: Nous pouvons nous dépolluer, J.Lyon yay., 2009.

Marie Noelle Bertrand: Climat, le pire est-il le plus probable?, Humanité dimanche, 1-7 Ekim 2020.

Jean François Fiorina: La geopolitique au risque des écorefugiés, 27-10-2016(notes-geopolitiques.com)

Bruno Tertrais: Un climat de guerre, Révue de Defense nationale, 2015/8(cairn.info)

Alain Grandjean, Helene le Teno: Miser (vraiment) sur la transition écologique, les edit. De l’Atelier, 2014.

Lester R.Brown:Eco-Economie, Seuil, 2003.

Jean-Michel Valantin: Géopolitique d’une planète déréglée, Seuil, Anthropocene, 2017

lemonde.fr; lefigaro.fr; lesoleil.com; liberation.fr; fr.spoutniknews.com;20minutes.fr; mrmondialisation.fr; monde68.brbeuf.gc.ca; usbeketrica.com; skyfall.fr; fr.unesco.org; notre-plante.info; lareleveetlapeste.fr; nato.int; lesoir.be; planet-info.info.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.