İşgal altındaki Batı Şeria'da kanser ve sakat doğumlar neden artıyor?

İşgal altındaki Batı Şeria'da kanser ve sakat doğumlar neden artıyor?

"Batı Şeria'ya dökülen İsrail kaynaklı elektronik atıklardaki artış, çevre ve tarıma verdiği zararın yanı sıra yerel halk için ciddi sağlık sorunlarına da yol açtı."

Nadda Osman | New Arab | Tercüme: Mepa News

İsrail kaynaklı elektronik atıkların işgal altındaki Batı Şeria'da, Filistin beldelerinin yakınlarında ayrıştırılıp yakılmasındaki artış, "çevresel sömürgecilik" olarak nitelendiriliyor. Kanser vakalarının yayılması, bebeklerin anomalilerle dünyaya gelmesi ve tehlikeli maddelerle çalışan işçilerin yaralanması, Filistinli sivillerin sağlığına yönelik risklere ilişkin endişeleri artırıyor.

Filistin Çevre Kalitesi Kurumu Çevre Koruma Genel Müdürü mühendis Behcet Cabarin'e göre Batı Şeria'ya ulaşan elektronik atıkların yüzde 90'ı İsrail kaynaklı. Bu atıkların büyük bölümü, El Halil vilayetinin batı sınırı boyunca yer alan beldeler ve yerleşimler üzerinden kaçak yollarla sokuluyor.

Cabarin, Batı Şeria'ya taşınan elektronik atık miktarının günde yaklaşık 1000 tona ulaştığını tahmin ediyor. Bu atıklar, güç kaynağı bulunan veya pil kullanan her türlü ürünü kapsıyor.

Filistinliler uzun süredir bu uygulamanın, İsrail'in gelecekteki yerleşimler için güvenli ve korunaklı araziler geliştirmesini sağladığını, buna karşılık Filistin topraklarını sömürdüğünü ve artan kirlilik nedeniyle insanları bölgelerinden ayrılmaya zorladığını savunuyor.

Ramallah merkezli Filistinli araştırmacı Nureddin Arec, Batı Şeria'ya elektronik atık dökülmesinin "bilinçli biçimde sürdürülen yapısal bir hukuki boşluktan" kaynaklandığını söyledi. Arec, İsrail'in çevresel şiddeti üzerine çalışmalar yürütüyor.

İsrail'deki şirketler ve kişiler, atıkların toplanması, işlenmesi ve bertaraf edilmesine ilişkin sıkı yasal düzenlemelere tabi tutulurken, İsrail'den Batı Şeria'ya atık transferini açıkça yasaklayan bir İsrail yasası bulunmuyor.

Arec, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "Başka bir ifadeyle fark, bir tarafta var olup diğer tarafta olmayan bir yasaktan kaynaklanmıyor. Fark, Yeşil Hat'ın bir tarafında çevre mevzuatının bulunmamasından, diğer tarafında ise bunun sıkı biçimde uygulanmasından kaynaklanıyor." dedi. Arec, bu boşluğun zaman içinde daha da derinleştiğini belirtti.

İsrail'de 2012 tarihli Elektrikli ve Elektronik Ekipmanlar ve Piller Yasası ile 2008 tarihli Temiz Hava Yasası bulunmasına rağmen Batı Şeria, hava kirliliğine ilişkin herhangi bir yasal çerçeveden fiilen yoksun bırakıldı. Arec'e göre İsrailli yetkililer de bunu açıkça kabul etti.

Arec, bu olgunun "çevresel devlet istisnası" olarak adlandırıldığını söyledi. Buna göre İsrail içinde sıkı çevresel düzenlemeler uygulanırken, yalnızca birkaç kilometre ötede hukuki boşluk bırakılıyor.

Arec'in verdiği örneklerden biri, 1982'de kirlilik ve kimyasal salımlar nedeniyle kapatılan Geshuri pestisit fabrikası. Fabrika daha sonra Tulkarim gibi Filistin şehirlerine taşındı ve burada neredeyse hiçbir çevresel denetim olmadan faaliyet gösterdi.

Arec, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "Atık akışı, yerli topluluklar ile çevreleri arasındaki ilişkiyi bozuyor. Bunu sessiz ama etkili biçimde yapıyor. Toprağın kokusunu dayanılmaz hale getiriyor, ürünler ve hayvanlar hakkında korkuları artırıyor, toprağı ve suyu kirletiyor ve insanları doğrudan sürgün yoluyla değil, günlük hayatı giderek daha zor hale getirerek topraklarından uzaklaştırıyor." dedi.

Atıkların Batı Şeria'ya kaçırılması

Sorun, karaborsa kaçakçılık ağlarının genişlemesiyle daha da ağırlaştı. İsrailliler bu yola ekonomik maliyetlerden ve sıkı düzenlemelerden kaçmak için başvuruyor.

Arec, "15 yılı aşkın süredir El Halil'in güneyindeki İdna, Beyt Avva, Deyr Samet ve Kum gibi beldeler merkezi noktalara dönüştü. İsrailli şirketler Filistinlilerden arazi kiralıyor veya bazıları İsrail kimliği taşıyan Filistinli aracılar ve kamyon şoförleri üzerinden çalışarak her yıl yüz binlerce ton elektronik atığı taşıyor." dedi.

Bu nakliyatlar bazen gece, plakalar kapatılarak yapılıyor, bazen de gündüz açık şekilde gerçekleştiriliyor. İsrail makamları çoğu zaman araçları atıkların Batı Şeria'ya dökülmesini engellemek için değil, yalnızca kontrol noktalarında güvenlik denetimi için durduruyor.

Çevre adaleti uzmanları, sınırlı denetim ve atıkların burada ayrıştırılıp bertaraf edilmesinin düşük maliyetli olması nedeniyle Batı Şeria'nın, özellikle C Bölgesi'nin bir "çöp döküm alanına" dönüştürüldüğünü söylüyor.

Uzmanlar uzun süredir bunun uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor. 1992'de yürürlüğe giren Basel Sözleşmesi, tehlikeli atıkların sınır ötesi taşınmasını, atığı ihraç eden ülkenin önceden yazılı onay alması dışında yasaklıyor. İşgal altındaki bir bölge olan Batı Şeria ise böyle bir onay vermedi.

Kanser, radyoaktivite ve doğum kusurları

Batı Şeria'ya dökülen İsrail kaynaklı elektronik atıklardaki artış, çevre ve tarıma verdiği zararın yanı sıra yerel halk için ciddi sağlık sorunlarına da yol açtı.

İdna Belediyesi Halkla İlişkiler ve Medya Müdürü Abdurrahman et Tımeyzi, daha önce The New Arab'a yaptığı açıklamada, ayrıştırma ve söküm işlemi sırasında şüpheli bir cismin patlaması sonucu iki işçinin öldüğünü söylemişti. Tımeyzi, işçilerin çoğu zaman tehlikeli maddeleri ayırt edemediğini belirtmişti.

Arec'e göre Filistin verileri, El Halil vilayetinin güneyindeki İdna kasabasının her gün 200 ila 500 ton elektronik atık aldığını gösteriyor. Atıklar 25'ten fazla büyük atölyede, 60 ila 70 orta ölçekli atölyede, yaklaşık 100 küçük atölyede ve 200'den fazla ev içi işletmede yakılıyor.

Atık tesislerinde çalışanlar, basit ekipman kullandıkları veya parçaları elle ayırdıkları için sık sık yaralanıyor.

Arec, "Sağlık verileri alarm verici. Akciğer kanseri, Batı Şeria'da erkekler arasında en yaygın kanser türü ve erkek kanser vakalarının yüzde 22.8'ini oluşturuyor." dedi.

Elektronik atıkların yakılması dioksinlerin salınmasına da yol açıyor. Krom, manganez, kobalt, nikel, bakır ve kurşun gibi ağır metaller ise toprağı ve yeraltı sularını kirletiyor.

Ancak Arec'e göre Batı Şeria'da elektronik atık yakımındaki artış nedeniyle riskler artık kanserin de ötesine geçiyor.

Arec, "El Halil'in güneyinde yapılan bir toprak analizi çalışması, normalde toprakta bulunmaması gereken radyoaktif sezyum seviyelerinin yükseldiğini tespit etti ve bunu doğum kusurları ile kısırlık oranlarındaki artışla ilişkilendirdi." dedi.

Arec, "Şukba köyünde bir çocuk doktoru ve bir eczacı bana, yalnızca 2021 yılında 21 doğum kusuru vakası görüldüğünü, bunun yanı sıra düşüklerde, kısırlıkla ilgili başvurularda ve solunum spreyi kullanımında belirgin bir artış yaşandığını söyledi." ifadelerini kullandı.

Kum köyünden 50 yaşındaki metin yazarı İyad er Recub, The New Arab'a yaptığı açıklamada 10 yıldır bronş hassasiyeti yaşadığını ve kardeşinin 39 yaşında kanserden öldüğünü söyledi.

Recub, "Hayatımızı düşünün. Başlarda duman yayıldığında pencereleri kapatıyorduk, ancak zamanla buna alıştık ve bu günlük hayatımızın bir parçası haline geldi." dedi.

El Halil Devlet Hastanesi'nde iç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı olarak görev yapan, aynı zamanda İdna'da yaşayan Dr. Muhammed Cemil Feracallah ise son 20 yılda kanser vakalarının iki katına çıktığını, vakaların çoğunun akciğer ve mesanede görüldüğünü söyledi.

Feracallah, "Zamanla daha da kötüleşecek bir sağlık ve çevre felaketiyle karşı karşıyayız. Bana göre İdna, Filistin'de kanser vakalarının en yüksek olduğu beldelerden biri. Neredeyse bir ay bile geçmiyor ki birine kanser teşhisi konulmasın." dedi.

Feracallah, "Toprağa sızan yüksek düzeydeki zehirli kurşun ya da yakımdan havaya yayılan karbonmonoksit dahil emisyonlar, akciğer, mesane, kemik, beyin ve kan kanserlerini artırdı." ifadelerini kullandı.

tg.gif

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.