İsrail Batı Şeria'nın ilhakı için arkeolojiyi silah olarak kullanıyor

İsrail Batı Şeria'nın ilhakı için arkeolojiyi silah olarak kullanıyor

"Türbe, kültürel mirası koruma gerekçesinin topraklara el koymak ve Filistin'in yetki alanını devre dışı bırakmak için kullanıldığı kampanyanın son örneği."

Aseel Mafarjeh | New Arab | Tercüme: Mepa News

İsrail askerleri eylül ayının sonlarında Tulkarim bölgesine baskın düzenledi ve kentin güneyindeki İrtah'ta bulunan Banat Yakub türbesine ilanlar astı.

Roma dönemine ait alt katı ve üstündeki Memlük döneminden kalma ibadet odasıyla iki katlı yapı, bundan böyle İsrail Eski Eserler Kurumunun denetimi altında olacaktı.

Filistinli bir taban örgütü olan Duvar ve Yerleşimlere Karşı Halk Direnişi Komisyonu'ndan Suhail Salman'a göre türbe ve arazisi toplamda 300 metrekareyi geçmiyor. Buna rağmen ilanlarda, çevredeki 10 dönümden fazla arazi üzerinde hak iddia ediliyor ve bu alanın içine insanların yaşadığı onlarca ev de giriyor.

Hak örgütleri ve arkeologlara göre türbe, kültürel mirası koruma gerekçesinin topraklara el koymak ve Filistin'in yetki alanını devre dışı bırakmak için kullanıldığı kampanyanın son örneği.

Doğu Kudüs'teki Silvan'dan Şilo'ya, El Halil'deki Tel Rumeyda'dan Nablus yakınlarındaki Sebastia'ya kadar kazılar; yollar, ziyaretçi merkezleri ve erişim kısıtlamalarıyla birlikte geliyor ve Filistin topraklarını yerleşimcilerin işlettiği turistik alanlara dönüştürüyor.

Bu kampanya bu yıl hız kazandı. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ağustos ayında 70'ten fazla tarihi alanın kontrolünü ele geçirmek için 113 milyon şekel (37 milyon dolar) ayrıldığını açıkladı.

İsrail hükümeti 2023'ten bu yana, aşırı sağcı Yahudi Gücü (Otzma Yehudit) partisinden Miras Bakanı Amichai Eliyahu'nun denetlediği "Yol, Toprak, Miras" adlı program kapsamında Batı Şeria'daki arkeolojik alanlara yaklaşık 82 milyon dolar yatırım yaptı.

Bu alanlarda çalışmış Filistinli araştırmacılar ve arkeologlar, arkeolojik keşiflerin beraberinde getirdiği toplumsal ve siyasi değişimlerin şimdiden görünür olduğunu söylüyor.

Yeni yollar ve turistik tesisler inşa edilirken, yapılaşma ve erişim üzerindeki kısıtlamaların ağırlaşması ve bölgenin çok katmanlı tarihinin çarpıtılması nedeniyle yerel Filistinli toplulukların ödediği bedele dikkat çekiyorlar.

Tarihsel hafızayı yeniden şekillendirmek

Kudüs Üniversitesi'nden araştırmacı Daoud Ghoul, The New Arab'a Batı Şeria'daki kültürel miras alanlarının, özellikle arkeolojik alanların ve geçmişlerinin kamuoyuna sunuluş biçimi üzerinden, "arkeolojinin hafızayı ve mekanı yeniden şekillendirmek için kullanıldığı" başlıca alanlardan biri haline geldiğini söylüyor.

Ghoul, arkeolojik olarak "Davud Şehri" adıyla bilinen alanın birbiriyle yarışan tarih anlatılarının odağına dönüştüğü Doğu Kudüs'teki Silvan'ı örnek vererek şöyle söyledi:

"Silvan'ı ele alalım. Orada yaşananlar, sömürgecilik literatürünün 'ortadan kaldırma mantığı' olarak tanımladığı şeyi yansıtıyor. Bu, hafızanın silinmesi ve Filistinli varlığının mekanın resmi anlatısında daha az görünür hale getirilmesi sürecidir."

Bu kavram, bir halkın varlığının ve tarihinin bir mekanın anlatısından kademeli biçimde çıkarılması sürecini ifade ediyor. Bu, peyzaj ve miras alanlarında yapılan değişiklikler ya da geçmişin bir yorumunun diğerlerinden daha görünür hale getirilmesi yoluyla da gerçekleşebilir.

Silvan'da yaklaşık 2 bin 200 Filistinli zorla yerinden edilme tehdidi altında. Bunların yaklaşık 1500'ü el Bustan, 700'ü ise Batn el Hava mahallelerinde yaşıyor.

İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem, Ekim 2015 ile Nisan 2026 arasında Batn el Hava'da 37'si çocuk olmak üzere 77 kişiden oluşan 33 ailenin evlerinden çıkarıldığını kaydetti. Bu ailelerin 15'i yalnızca Mart 2026'da tahliye edildi. Ekim 2023 ile Nisan 2026 arasında komşu el Bustan'da 48 ev yıkıldı.

Human Rights Watch haziran ayında İsrail makamlarının Silvan genelinde ev yıkımlarını ve zorla tahliyeleri hızlandırdığını bildirdi. Eylül başında ise yerel medya, planlanan bir yıkım operasyonu öncesinde İsrail güçlerinin Bir Eyyub ve el Bustan'ın girişlerini kapattığını aktardı.

Ghoul'a göre bir alan koruma bölgesi ya da milli park ilan edildiğinde, çevresindeki günlük hayat değişmeye başlayabiliyor. İnşaat faaliyetleri kısıtlanabiliyor, yeni yollar ve turistik tesisler, kendi topraklarına ulaşmak için izin almak zorunda kalan yerel Filistinlilerin hareketlerini sınırlayabiliyor.

Ghoul, sorunun Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki Yahudi ya da başka toplulukların tarihsel varlığının incelenmesi ve araştırılması değil, bunun İsrail devleti tarafından bir araç haline getirilmesi olduğunu savunuyor:

"Her zaman belirli bir tarihsel katmanın seçilmesi ve bugünkü mekanın tanımlanmasının temeline dönüştürülmesi söz konusu. Örneğin Silvan'da Vadi Hilve olarak bilinen bölge 'Davud Şehri' olarak sunuluyor ve yalnızca İncil'deki ve Yahudi tarihine odaklanılıyor."

Sebastia örneği

En kapsamlı örnek ise Nablus'un kuzeybatısında, zeytinliklerle çevrili ve Batı Şeria'nın en zengin arkeolojik alanlarından birinin yanında kurulmuş Filistin kasabası Sebastia.

Arkeologlar tepedeki alanı, eski İsrail Krallığı'nın başkenti Samiriye olarak tanımlıyor. Büyük Herod daha sonra burayı Roma kenti olarak yeniden inşa ederek İmparator Augustus'un onuruna Sebaste adını verdi. Hristiyanlar ve Müslümanlar ise burayı Hz. Yahya'nın mezar yeri olarak önemli kabul ediyor.

Sebastia'nın akropolü C Bölgesi'nde bulunuyor ancak köy ile antik alanın bazı bölümleri B Bölgesi'nde yer alıyor. 1995 Oslo II Anlaşması uyarınca Filistin Yönetimi burada eski eserler dahil sivil yetkilere sahip.

Haziran 2024'te İsrail kabinesi, işgal altındaki topraklarda eski eserleri yöneten askerî birim olan Sivil İdare Arkeoloji Personel Sorumlusuna B Bölgesi'nde denetim ve yaptırım yetkileri verdi.

Bir ay sonra askerî bir emirle zirvede gözetleme kulesi kurmak üzere 1,3 dönüm araziye el konuldu. Mayıs 2025'te ise İsrail Miras Bakanlığı, Filistinli eski eser yetkililerine danışmadan yeni kazılar başlattı.

19 Kasım 2025'te Sivil İdare, akropolün ve çevresinin tamamını, yaklaşık 1800 dönümlük alanı kamulaştırma niyetini açıkladı. Bu alana bölge sakinlerine ait özel mülkler de dahildi.

Yerel sakinlerin itirazları reddedildikten sonra 11 Şubat 2026'da ikinci ve daha kesin bir emir çıkarıldı. Bu, 1967'den bu yana işgal altındaki Batı Şeria'da arkeolojik bir proje için gerçekleştirilen en büyük arazi el koyma işlemi olarak değerlendiriliyor.

UNESCO temmuz ayında, İsrail'in itirazlarına rağmen Sebastia'yı hem Dünya Mirası Listesi'ne hem de Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne aldı. Filistin Turizm Bakanı Hani el Hayek, tehlike altındaki miras statüsünün arazi müsadereleri, alanın tarihsel niteliğinin değiştirilmesi ve koruma çalışmalarına getirilen kısıtlamalar gibi tehditleri yansıttığını söyledi. İsrail ise kararı siyasi olarak nitelendirdi.

Ancak Birzeit Üniversitesinden tarihçi ve arkeolog Nazmi el Cube'ye göre bu statünün yaptırım gücü yok. UNESCO'nun 2017'de El Halil'in Eski Şehri'ni listeye alması, İsrail'in yerleşimcileri kentin merkezinde tutmasını ya da yakın zamanda İbrahim Camii'nin idaresini devralmasını engellemedi.

El Cube, The New Arab'a, "Şimdi bölgede bulunan her yeni arkeolojik keşfe, bunu destekleyecek kanıt bulunmasa bile İncil'den bir isim veriliyor" dedi.

El Cube, 1967'den bu yana Kudüs'te yürütülen kazıları incelediği çalışmasında bu örüntünün izini sürdü. Ona göre Filistin'de arkeoloji hiçbir zaman siyasetten ayrı olmadı ve "İncil arkeolojisi" geleneğinin önemli bir bölümü Eski Ahit'i coğrafyayla eşleştirmeye çalıştı. Bu çaba, alanları tanımlamak için kullanılan haritalara, isimlere ve terminolojiye de işlendi:

"Sebastia'nın hikâyesi, ismi üzerindeki bir anlaşmazlıktan çok daha karmaşık. Burada tarihin birçok farklı katmanı bulunuyor. Filistin Turizm ve Eski Eserler Bakanlığının kendi belgelerinde bile Erken Tunç Çağı, 2. Demir Çağı, Helenistik, Roma, Bizans, İslam ve Haçlı dönemlerine ait kalıntılar yer alıyor.

Tarihçiler arasında tepenin kuzey krallığının başkenti olduğu konusunda geniş bir fikir birliği var ancak burada ne yaşandığına ve farklı dönemlerin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin farklı yorumlar da bulunuyor."

İsrail, el koyma kararının alanı koruyacağını ve ziyaretçilere açacağını söylüyor. Karar, tepenin İncil'deki kuzey İsrail krallığının başkenti olma tarihine bağlanan ve İsrail'in "Şomron Milli Parkı" adını verdiği yaklaşık 8 milyon dolarlık planın bir parçası.

Filistinli yetkililer ve kararı eleştiren İsrailliler ise el konulan alanın akropolü korumak için gerekenden çok daha geniş olduğunu savunuyor.

Mekansal denetim: Batı Şeria haritasını değiştirmek

Sebastia ve Silvan dışında da aynı örüntü görülüyor.

İncil'deki Şilo kentiyle ilişkilendirilen arkeolojik alan, yakındaki yerleşimin yürüttüğü turizm ve eğitim programlarının bir parçası. Böylece antik alan ile İsrail yerleşimi ziyaretçiler açısından aynı deneyimin parçaları haline getiriliyor.

El Halil'in İsrail kontrolündeki H2 bölgesinde bulunan Filistin mahallesi Tel Rumeyda'da, İsrail Eski Eserler Kurumu ile Ariel Üniversitesinin 2014-2016 yılları arasında yönettiği kazılar, kentin yerleşimci liderliği tarafından işletilecek bir park oluşturmayı amaçlıyordu. İsrail devleti de mahkemede projenin yerleşimi güçlendirmeyi hedeflediğini kabul etti.

Emek Shaveh ve Breaking the Silence tarafından açılan dava bu düzenlemeyi engelledi ancak park 2018'de Sivil İdare yönetiminde açıldı. Park, sakinleri kontrol noktaları ve hareket kısıtlamaları altında yaşayan Filistinlilerin evlerinin arasında bulunuyor.

Büyük Herod'un Beytüllahim yakınlarında inşa ettirdiği saray-kale Herodium ile Ölü Deniz Yazmaları'nın bulunduğu Kumran da 2010 yılında İsrail'in 400 milyon şekellik Ulusal Miras Alanları Projesi'ne dahil edilen işgal altındaki topraklardaki altı alandan ikisiydi.

Filistin Eski Eserler ve Kültürel Miras Dairesinin eski başkanı Hamdan Taha'ya göre bu arkeolojik alanlar, çevre bölgelerin nasıl sunulduğunun ve yönetildiğinin de bir parçası haline geliyor:

"Mirası korumak, bir alanı çevresinde yaşayan topluluktan koparmak anlamına gelmez. Nablus yakınındaki Tel Balata ve Eriha'da yönettiğim Filistin projeleri tarihe çok katmanlı biçimde yaklaştı ve yerel kurumlarla toplulukları alanların yönetimine dahil etti."

Tell Balata'daki ortak Filistin-Hollanda kazılarında tarih öncesi dönemden Roma dönemine kadar uzanan bir yerleşim dizisinin ortaya çıkarıldığını belirten Taha, bunun söz konusu alanın tek bir tarihsel kimliğe indirgenemeyeceğini gösterdiğini söyledi.

"Arkeolojik koruma bölge sakinlerinin kendi topraklarına ulaşmasının engellenmesi, yapılaşmanın kısıtlanması ya da bir alanın bir yerleşime bağlı turizm bölgesine dönüştürülmesiyle birleştiğinde mekansal denetim sistemine dönüşebilir."

wp.png

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.